Ders çıkışı pratik yapmak için ikinci müzik odasına geçtiğimde, Serika’yı kapının önünde buldum. Uzun boylu, çelimsiz bir öğrenciyle derin bir sohbetin ortasındaydı. Gözlüklü çocuk, sıcak gülümsemesiyle etrafa oldukça hoş bir hava saçıyordu.
“Selam Natsuki,” dedi Serika.
“A, yeni üye bu arkadaş mı?” diye sordu çocuk.
“Evet. Adı Haibara Natsuki. Bizim grubun gitaristi ve vokalisti.”
Çocuk elini uzattı. “Ben Shikano Tsubasa, hafif müzik kulübünün başkanıyım. Tanıştığımıza memnun oldum.”
Biraz çekinerek, “Ben de Haibara. Kendimi daha önce tanıtmadığım için kusura bakmayın,” dedim.
“Hiç sorun değil. Farklı gruplardayız, o yüzden pek denk gelemiyoruz zaten.”
Ne kadar cana yakın ve konuşması rahat biri! Ama neden buradaydı ki?
“Biliyorsun, okul festivali yaklaşıyor,” diyerek durumunu açıkladı kulüp başkanı. “Benim grubun biraz daha pratik yapması lazım. Kullanabileceğimiz yerler sadece kulüp odası ile ikinci müzik odası olunca ben de çalışma programını biraz ayarlayabilir miyiz diye sorayım dedim.”
Serika araya girdi. “Son zamanlarda odayı tek başımıza kapattığımız için yani.”
“Aynen öyle. Diğer grupla benimki önceden haftada sadece iki gün pratik yapıyordu, o yüzden kulüp odası yetiyordu. Ama konser için bu kadarı imkanı yok kurtarmaz. Haksız mıyım?”
Kulüp başkanı gelip böyle mantıklı bir ricada bulunmuşken reddetmek olmazdı. Adam haklıydı, odayı sadece kendimize parsellememiz doğru değildi.
“Harika, yarından itibaren programı RINE üzerinden hallederiz. Çok teşekkürler,” deyip yanımızdan ayrıldı.
Gerçekten kafa bir adamdı! İletişim kurması bu kadar kolay biri olmasına sevinmiştim.
“Başkanımız işte,” diyerek omuz silkti Serika ve ikinci müzik odasına doğru adımladı. Buranın tamamen bize ait olduğu son gündü bugün. “Diğerleri de pratik yapmaya başladığına göre okul festivali gerçekten iyice yaklaşmış demektir.”
“Gerçekten o kadar isteksizler mi?” diye sordum.
“Genelde kulüp odasında toplanıp mahjong ya da kart oynarlar. Yine de fena değillerdir ama. Özellikle başkanın grubunun potansiyeli yüksek. Boşa harcıyorlar yeteneklerini.”
Eğer pratik dedikleri şey buysa, Serika’nın kendini orada yabancı hissetmesine şaşmamak gerekirdi. Yine de kötü insanlara benzemiyorlardı. İnsanların içindeki heves seninkiyle bir olmayınca elden bir şey gelmiyordu işte.
Serika, “Bu demek oluyor ki yarından itibaren pratik yapacak daha az günümüz olacak,” dedi.
“Ne yapacağız peki?”
“Sık sık gittiğim bir stüdyoyu kiralayacağız. Gerçi biraz paraya kıymamız gerekecek.”
“O kadar olsun artık.” Stüdyo mu? Aslında ikinci müzik odasına fazla alışmıştık, belki de bu mekan değişimi bize iyi gelirdi.
“Kendi kanalımdan gelen gelirle part-time işimden kazandıklarım var, bir şekilde hallederim.”
“Her şeyi senin üstüne yıkmak istemiyorum. İşimden biriktirdiğim biraz para var benim de. Ben de katkıda bulunurum,” dedim.
Serika bana baktı. “Emin misin? Gitarı ve ekipmanları daha yeni aldın.”
“Halledebilirim, hiç dert etme.” Serika’nın maddi durumu muhtemelen hepimizden iyiydi ama ona tamamen sırt dayamak doğru olmazdı. Para meselelerini aramızda adil bir şekilde çözmezsek ileride illa ki sorun çıkardı. Geçmiş tecrübelerimden kulağıma küpe yaptığım bir kuraldı bu.
“Şarkı sözleri nasıl gidiyor bu arada?” diye sordu.
“Taslak olarak bitirdim sayılır.” Bu yüzden gözüme uyku girmemişti ya zaten. Hoshimiya’nın verdiği tavsiyelerden sonra bütün geceyi yazarak geçirmiştim. Çıkan sonuç içime sinmişti sinmesine ama Serika’nın ne düşüneceğini merak ediyordum.
Cebimden çıkardığım kağıdı ona uzattım. O kağıdı okurken kalbimin göğsümde güm güm çarptığını hissedebiliyordum. Birinin yaptığın işi değerlendirmesini beklemek tam bir işkenceydi!
Çok geçmeden Serika bana başparmağını kaldırarak onay verdi. “Vay canına, bayağı iyi olmuş bu. Sana güvendiğime sevindim.”
“Harbi mi?”
“Evet. Sözler tam seni anlatıyor. Demek aktarmak istediğin mesaj buydu.” Kağıda bakıp başını birkaç kez salladı. “Yine de tam bir hafta geçince içime bir kurt düşmeye başlamıştı hani.”
“Onun için üzgünüm.”
“Ortaya harika sözler çıkardığına göre önemi yok. Bu arada, şarkıya bir isim düşündün mü?”
“Evet. ‘Monochrome’a ne dersin?” diye bir teklifte bulundum.
“Hmm... Bayağı derin bir isimmiş,” dedi. Derin olan tarafı neydi en ufak bir fikrim yoktu ama halinden memnun bir şekilde onaylarca başını salladı.
Odaya giren Iwano-senpai, “İkinci şarkı bitti mi sonunda?” diye sordu.
Hafifçe başımı eğerek, “Üzgünüm,” dedim.
“Bitti bitti. Hem de çok iyi oldu,” dedi Serika. “Ah, ama sözlere daha iyi uyması için enstrüman kısımlarını biraz rötuşlamak istiyorum.”
“Anladım, tamamdır. Vaktimiz var nasıl olsa, Shinohara gelsin üzerine konuşuruz,” dedi Iwano-senpai.
“Şey, özür dilerim... Ben zaten buradayım.”
Aniden boşluktan gelen Shinohara-kun’un sesiyle gözlerimiz şaşkınlıkla açıldı. Artık onun bu aniden beliriverişlerine alışmamız gerekiyordu sanırım...
“Eee Serika, üçüncü şarkı için ne yapıyoruz?” diye sordum.
“Doğru ya, ikinciyi hallettiğimize göre sıra ona geldi... Hmm, emin değilim ki,” diye yanıtladı.
“Aklında henüz bir şey yoksa, onun sözlerini de ben yazabilir miyim?”
Bu teklifim üzerine Serika’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Doğrusu bu sözlerin kendi ağzımdan çıkacağına ben bile ihtimal vermezdim. Ama “Monochrome”un sözlerini yazarken, aslında ifade etmek istediğim ne çok şey olduğunu fark etmiştim. O hislerin çoğunu “Monochrome”a tıkıştırmıştım tıkıştırmasına... ama içimde hala aktarmak istediğim bir şeyler vardı.
Bir anlık sessizliğin ardından, “Tamamdır,” dedi. “Zaten ortaya harika bir iş çıkardın, sana bir kez daha güveneceğim.”
Iwano-senpai, “Ben beste işlerinden hiç anlamam. Hondo neye karar verirse ona uyarım,” diye konuştu.
Shinohara-kun da heyecanla katıldı. “B-Ben de Haibara-kun’a güveniyorum!”
Henüz bir acemi olmama rağmen bana bu kadar inanıp güvenmeleri içimi sıcacık yapmıştı.
“Pekala, haydi pratiğe başlayalım.” Serika ellerini birbirine vurdu ve ekipmanları kurmaya başladı.
Okul festivali yaklaştıkça herkesin içinin kıpır kıpır olduğunu, o enerjinin yükseldiğini hissedebiliyordum.
Önce “black witch”i, ardından “Monochrome”u çaldık. Vahşi ve şiddetli bir fırtına bir anda yerini soğuk ve ağır bir atmosfere bıraktı. Iwano-senpai’nin davulları ve Shinohara-kun’un bas gitarı, durgunluk ile hareketlilik arasındaki o geçişi Serika’nın bilgisayar kayıtlarına kıyasla çok daha belirgin ve kulağa hoş gelen bir hale getiriyordu. Canlı müziğin bambaşka bir derinliği vardı, özellikle de işin içinde Serika’nın yeteneği olunca. Efekt pedalına basıp gitarın tonunu kırdığı o anlar... Üçümüzün ritimle kurduğu o sağlam temelin üzerinde adeta fırtınalar kopartıyordu.
Şarkı zirve noktasına ulaştığında hi-hat görkemli bir şekilde çınladı ve sonra tüm gürültü bir anda bıçak gibi kesildi. Son kıta benim tamamen enstrümansız, tek başıma söylediğim bir kısımdı. Son nakaratın eli kulağındayken davul, bas ve benim gitarım aynı anda devreye girdi. Bir an sonra Serika’nın gitarı yarattığımız o ses bulutunun etrafına sarmaşık gibi dolandı ve ben yazdığım sözleri tüm gücümle haykırdım. Müzik adeta tüm dünyayı kaplamıştı.
Vay canına, bu gerçekten inanılmaz eğlenceliydi. Kendimi buraya o kadar ait hissediyordum ki... Gözlerime ter damlamasına, durmaksızın ritim tutmaktan kollarımın sızlamasına ve sesimin kısılmaya başlamasına rağmen çalmaya devam ettim. O an dördümüzün de aynı şeyleri hissettiğinden emindim. Şu anki uyumumuz, daha önceki hiçbir provada olmadığı kadar mükemmeldi.
Bu an sonsuza kadar sürsün istiyordum... Ama her müziğin bir sonu vardı. Şarkı bittiğinde uzun süre kimseden ses çıkmadı.
Serika en sonunda sessizliği bozdu. “Konserde de tam olarak bu kalitede çalmamız lazım, tamam mı?”
Hepimiz onaylarca başımızı salladık. Aynı anda hem şarkı söyleyip hem gitar çalma konusunda kendimi bayağı geliştirmiştim. Ama henüz yeterli değildi. Halen diğerlerinin gerisinde kalıyordum. Daha da gelişmem lazımdı. Çok az kalmıştı. Hayalimdeki performansa sanki ramak kalmış gibi hissediyordum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.