Mola sırasında dışarı çıktığımda yakınlarda birinin varlığını hissettim. “Shinohara-kun?”
“Harikasın,” dedi. “Arkanda olduğumu anladığına inanamıyorum.”
“Suikastçı falan mı olmaya çalışıyorsun?”
“Gelecekteki mesleğim için düşündüğüm seçeneklerden biri.”
Aramız biraz daha samimileştiği için artık benimle rahatça şakalaşabiliyordu. Şaka yapıyor... değil mi?! Sırtımı duvara yasladım, o da yanıma geldi. Belli ki söyleyecek bir şeyleri vardı ama karakterini bildiğimden üzerine gitmedim, ters tepebilirdi. Sessizce bekledim, derken birden önümde eğildi.
“Şey... Benim gibi silik birini grubunuza davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim,” dedi.
“Sezon finalinde falan mıyız?” diye takıldım. “Daha okul festivali hazırlıkları bile başlamadı.”
“Ü-üzgünüm. Ama gerçekten minnettarım. Beni davet etmeseydin sonsuza dek tek başıma kalacaktım. Her günüm bu kadar eğlenceli geçmeyecekti.”
Araya giren kısa bir sessizlikten sonra, “Güzel,” dedim. Aslında Shinohara-kun’un grup ve beraberinde getirdiği ağır çalışma temposu hakkında ne düşündüğünü merak edip huzursuz oluyordum. Serika ile ben, Iwano-senpai’nin aksine net bir hedefi olmayan Shinohara-kun’u peşimizden zorla sürüklüyoruz diye korkuyordum. Eğer rahatsız hissediyorsa bu yükü olabildiğince hafifletmek istiyordum.
“Sizlerle burada olabilmem tam bir mucize,” dedi.
Gerçekten iyi bir çocuktu.
“Bu yüzden bu iyiliğin karşılığını sana, Hondo-san’a ve Iwano-senpai’ye ödemek istiyorum. Konser sırasında elimden gelenin en iyisini yapıp dileklerinizi gerçekleştirmek niyetindeyim. Karşılık olarak yapabileceğimin en fazlası bu.”
“Zaten isteyebileceğimiz tek şey bu,” dedim. Shinohara-kun’un bas gitarı hepimizi ayakta tutuyordu. Serika’nın dizginlenemez taşkınlıklarını ve benim kontrolsüz gitarımı gölgeden sessizce dengeliyordu. Öne çıkmazdı ama yetenekli olduğunu biliyordum. Tam da onun kişiliğine uyan bir tarzdı. “Hey, bana artık ‘Haibara-kun’ demeyi bıraksan nasıl olur?”
“Ha? Ne diyeyim peki?”
“Doğrudan Natsuki de. Ben de sana Mei diyebilir miyim?”
“Ne?! İlk adımı hatırlıyor musun?”
“Şaşırdığın şey bu mu? Tabii ki biliyorum Mei,” diyerek güldüm.
Shinohara-kun’un yüzü yumuşadı. “Peki, Natsuki olsun o zaman. Emin misin? Ailem dışındaki birine ilk defa adıyla sesleniyorum. Birinin bana adımla hitap etmesi de bir ilk. Biraz garip hissettiriyor.”
“Kötü bir anlamda değil ama, değil mi?”
“Değil. Gerçekten bir arkadaş edindiğimi hissediyorum.”
“Ne diyorsun sen? Biz zaten çoktan beri arkadaşız.”
“Nasıl?! Arkadaş mıyız?!”
“Ah be dostum, bu biraz incitti işte.” Ruh halimin cam kadar hassas olduğunu bilsen iyi edersin!
“Ö-özür dilerim... Benim gibi birinin seninle arkadaş olamayacağını düşünmüştüm Haibara-kun. Yani... Natsuki demek istedim. Bu düşünceden hoşlanmadığımı söylemek istemedim.”
“İyi bari. Camdan kalbim az kalsın tuzla buz oluyordu.”
Shinohara-kun’dan, yani Mei’den cılız bir kahkaha yükseldi.
“Teşekkürler,” dedim.
“Ne için?”
“Seni pat diye gruba çağırdık, deli gibi pratik yapıyoruz ama yine de bizden kopmadın. Bizimle aynı azmi paylaştığın için hiç tereddüt etmeden çalabiliyoruz.” Minnettarlık dediğin karşılıklı olurdu. “Ayrıca birlikte harika bir şarkı yaptık.” Elinde tuttuğu ve içinde bitmiş kaydımızın bulunduğu dizüstü bilgisayarı işaret ettim.
Mei başını iki yana salladı. “Bu henüz geçici bir miks. Onu daha da iyi hale getireceğim.”
“Ciddi misin? O zaman aklımızı başımızdan alacak desene.”
“Şarkı zaten tek başına çok güzeldi. Hondo-san’ın gitarı, senin sesin ve Iwano-senpai’nin davulu mükemmel. Şarkının bu kadar havalı duyulmasının sebebi bu. Basımla sizi desteklemenin bir anlam ifade etmesine sevindim.” Mei başını kaldırıp gökyüzüne baktı. “Okul festivalinden sonra bunun bitecek olması ne üzücü.”
Önümüzde duran ve yıkmamızın imkansız olduğu devasa bir duvar vardı: Üniversite giriş sınavları. Üçümüz devam etmek istesek bile Iwano-senpai’nin gruptan ayrılması kaçınılmazdı.
“Ama belki de tam olarak bu yüzden, hiç tereddüt etmeden tüm varlığımı okul festivaline aktarabiliyorum,” diyerek konuyu değiştirdi.
“Mei, bas çalmaya neden başladın?” diye sordum.
“Gülmeyeceğine söz verir misin?”
“Ne olursa olsun gülmem. Benim sebebim de öyle ahım şahım bir şey değildi zaten.”
“Öne çıkmak istiyordum.” Huzur dolu sesi sonbahar gecesinin içinde eriyip gitti. “Böyle içe kapanık biri olmama rağmen ş ışıldayabileceğim bir yerde bulunmak istedim. En büyük arzum buydu. Bir gün tesadüfen bir rock grubu konserinin videosuna denk geldim ve ben de onlar gibi ışıldayabilirim diye düşündüm.”
“Sebebin buysa neden bas gitarı seçtin ki?” diye sordum.
Mei hafifçe güldü. “En çok bas gitarı sevdim. Sanırım kendi doğamdan kaçamadım ama sorun değil. Diğer enstrümanlara kıyasla bası duymanın daha zor olduğu ve amatörlerin onun ne işe yaradığını anlamadığı doğru. Ama sahneye çıktığımızda en iyi müziği ortaya koyabildiğimiz sürece yeterince parlak bir şekilde ışıldayacağıma inanıyorum.”
“Harika dostum. Hadi gidip ışıldayalım. Bas gitardaki yeteneğini gördüklerinde herkesin aklını başından alacaksın.” Yumruğumu ona doğru kaldırdım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.