Ertesi gün öğle arasında, koridorda Tatsuya ve Reita ile laklak ederken Serika beni kenara çekti.
“Natsuki, sana biraz ihtiyacım var, gelebilir misin?”
“Serika? Ne oldu?” Kafamı hafifçe yana eğdim. Üzerinden yayılan aura, benimle kesinlikle yalnız konuşmak istediğini bas bas bağırıyordu.
Ortamdaki havayı hemen sezen Reita, “Pekala Natsuki, biz sınıfa geçiyoruz o zaman,” diyerek Tatsuya’yı kolundan tuttuğu gibi götürdü. Koridorda sadece ben ve Serika kalmıştık.
Acaba ne istiyordu? Bu hiç ona göre bir davranış değildi. Serika genelde lafı hiç dolandırmaz, doğrudan konuya girerdi.
Yüzündeki o her zamanki ifadesiz halini bozmadan, son derece umursamaz bir tavırla sordu: “Benimle grup kurmak ister misin?”
Her şeyi beklerdim ama bu o kadar hazırlıksız yakalamıştı ki. “N-Nasıl yani?”
Ben mi? Bir... grupta? Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Dün birlikte gitar çalmıştık ama hepsi buydu, ötesi yoktu. Yanlış duyduğuma kanaat getirmek üzereydim.
Ancak Serika doğrudan gözlerimin içine baktı ve son derece ciddi bir sesle, “Şaka yapmıyorum. Müziğimizle dünyayı değiştirelim,” dedi.
Şaşkınlıktan tek bir kelime bile edemedim. Müziğimizle... dünyayı değiştirmek mi? Tamam, müziği çok seviyordum ve hayatımın bir döneminde bir grupta yer almayı ben de çok istemiştim ama bu çok ani olmuştu! Serika’nın fevri çıkışları ve tuhaf davranışları zaten hep dikkat çekerdi ama bu teklifinin arkasında mantıklı hiçbir bağ yoktu. Yine de konuşurken o kadar samimiydi ki şaka yapıyor gibi durmuyordu.
“Neden ben?” diye sordum.
“Bunu seninle birlikte yapmak istiyorum, Natsuki.”
“Peki ama neden özellikle benimle?”
“Nedeni...” Serika saçının uçlarını parmağına doladı, ardından derin bir nefes aldı. “Zaten dün karaoke yaparken de söylemiştim, sesini çok seviyorum. Benim şarkılarımı senin söylemeni istiyorum.”
“Yani vokalist olmamı mı istiyorsun? Ama sen benden daha yüksek puan almıştın.”
“Puanlar her şey demek değil, hem ben sadece karaoke konusunda iyiyim. Benim durumum seninkinden farklı.”
Benim için de durum aynıydı. Sürekli tek başıma karaoke yapmaya giderek kendimi geliştirmiştim. Kendi sesimin gerçekten çok iyi olduğunu düşünecek kadar kibirli biri değildim. “Ben de senin şarkı söylemeni beğeniyorum.”
“Ben olmaz. Benim sesim insanların kalbine dokunamaz. Bu yüzden... Natsuki, şarkıları sen söylemelisiniz.”
Serika’nın ne kadar ciddi olduğunu görebiliyor süzebiliyordum, ayrıca böyle övülmek beni mutlu etmişti. Elini tutmam için bana doğru uzattı. Neredeyse gayriihtiyari o eli kavrayacaktım ama son anda kendimi durdurup kafamı iki yana salladım.
“Hayır, yapamam.”
“Neden?”
“Neden mi? Şey...”
“İstememen için bir sebep mi var?”
“Yarı zamanlı işim var, dersler var, hem ikinci dönemde bir kulübe katılmak biraz—” Tam o esnada duraksadım; zihnimde bir şimşek çakmıştı. Reddetmek için köşe bucak bahane arıyordum. Neden? Neden hayır demek için sebep yaratmaya çalışıyordum? Çünkü zorlamazsam, elimde reddetmek için hiçbir gerçek sebep kalmayacaktı.
Aslında beni engelleyen hiçbir şey yoktu. Yani, gerçekten bir grupta yer almak istiyordum. Güvendiğim arkadaşlarımla müzik yapmayı her şeyden çok istemiştim. Gitar çalmayı bırakmamın tek sebebi, ne kadar çalışırsam çalışayım, birlikte grup kurabileceğim tek bir arkadaşımın bile olmamasıydı. Sonunda bu hayalimi gerçekleştirmek için ayağıma bir fırsat gelmişti, öyleyse neden onu geri tepmeye çalışıyordum?
Kararsızlığımı gören Serika üzerime gelmeye devam etti. “Tek sebep bu değil. Sana güvenebileceğimi hissediyorum. İçimden bir ses, ben ne kadar sıkı çalışırsam çalışayım senin de bana ayak uydurabileceğini söylüyor. Müzik zevkin ve ona olan sevgin... Bana çok benziyorsun. Bunu anlayabiliyorum. Natsuki, içten içe sen de müzik yapmak istiyorsun, değil mi?”
Tam olarak dediği gibiydi. Zaten beni korkutan da buydu. Bir gruba girersem, yabancılarla muhatap olmak zorunda kalacaktım. Ya Serika’nın yeteneğine yetişemezsem? Kendi sesime de hiç güvenmiyordum. İçimdeki tüm bu korkular beni esir almıştı.
Teklifi reddetmek en kolayı, en zahmetsiz yoluydu. Ama bu kadarı bana yetecek miydi? Onu burada geri çevirmek beni gerçekten de hayal ettiğim o harika gençliğe ulaştıracak mıydı? Pişman olmayacağım bir gençlik yaşayacağıma dair kendime söz vermemiş miydim?
“Hadi yapalım. Seninle olmak istiyorum, Natsuki,” dedi Serika, elini biraz daha uzatarak. Parmak uçlarında, gitara verdiği o amansız emeğin izleri açıkça görünüyordu.
Dün şahit olduğum o an zihnimde canlandı: İkinci müzik odasında gitar çalan Serika, onun tınılarına nasıl hayran kaldığım, onu ne kadar havalı bulduğum ve içimi kaplayan o saf takdir duygusu...
Her şeyden pişman olabilirsin ama şimdi değil. Son zamanlarda kendi duygularımı bile çözemiyordum fakat şu an, hayatta ne istediğimi ilk kez bu kadar net biliyordum.
“Beni davet ettiğin için teşekkür ederim.” Kendime karşı dürüst olmak istiyordum; Serika ile birlikte müzik yapmak istiyordum. “Eğer senin için de uygunsa, Serika... Bir şansımı denemek isterim.”
“Elbette. Aramıza hoş geldin. Çok mutluyum. Gerçekten çok mutluyum.”
Serika’nın elini tuttuğum anda ders zili çaldı.
“Harika, detayları sonra konuşuruz,” dedi. Yüzündeki ifade pek değişmemişti ama içinin neşeyle dolup taştığı her halinden belli oluyordu.
Sınıfına doğru koşan Serika’nın arkasından bakıp kendi sınıfıma yöneldim. Tam o sırada, üzerimde biriken bakışların ağırlığını hissettim. Etrafıma baktığımda herkesin gözünü bana diktiğini fark ettim.
“N-Ne var?” diye mırıldandım şaşkınlıkla.
Yan sınıftan bir kız yanıma yaklaştı. “Şey, Haibara-kun! Tebrik ederim!”
“N-Neyi?”
“Serika-chan’ın kıymetini bilsen iyi edersin!”
“Ha? Şey, tamam...”
Bir grup kız kıkırdayarak ve hararetli bir şekilde fısıldaşarak sınıflarına girdi.
Neler oluyordu yahu? Serika ile artık grup arkadaşıydık, tabii ki onun kıymetini bilecektim. Derken, dışarıdan bakan birinin bizi nasıl görmüş olabileceğini nihayet idrak ettim. “Yok artık... Başım belaya mı girecek şimdi?”
O gün, Serika’nın bana ilan-ı aşk ettiği ve benim de bunu kabul ettiğim dedikodusu tüm dönemde ışık hızıyla yayıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.