“Eee, Natsuki. Şu dedikodular doğru mu?”
Sınıf öğretmeninin konuşması bittikten sonra hâlâ sınıftaydık. Bugünlük dersler sona ermişti ve yakında herkes kendi kulübüne dağılacaktı. Reita ile Tatsuya sıramın başına üşüşüp fısıltıyla beni sorguya çekmeye başladılar.
“Daha sadece birkaç saat oldu... Dedikodu ne ara bu kadar yayıldı?” diye inledim. Bu ikisiyle yan yana geldiğimizde zaten her halükarda dikkat çekiyorduk ama bugün üzerimizdeki bakışların sayısı her zamankinden fazlaydı. “Hem o iş tamamen bir yanlış anlaşılma. Siz niye inanıyorsunuz ki buna?”
“Ne bileyim oğlum, Serika herkesin ortasında ‘Seninle olmak istiyorum Natsuki!’ diye tutkulu bir konuşma yapınca... İster istemez düşündük işte,” dedi Tatsuya.
Şey... Doğru, öyle bir şey olmuştu! Koridorun ortasında konuşmamamız gerekirdi.
“Ayrıca öğle arasında da baş başa konuştuğunuzu kesin olarak biliyoruz,” diye ekledi Reita.
Nanase, Hoshimiya ve Uta da yanımıza geldi. Bizim her zamanki altılı gruptuk işte ama kızların üzerinde bugün gizemli ve tehditkâr bir hava vardı. Görünüşte Uta ve Hoshimiya normal duruyordu; ne gülümsüyorlardı ne de kızgın gibiydiler. Akıllarından ne geçtiğini bir türlü kestiremiyordum.
“Asılsız bir dedikodu, değil mi?” diye sordu Nanase.
“Evet,” diyerek başımı salladım. “Tabii ki öyle bir şey olamaz.”
“Kim bilir? Değil mi Uta-chan?” dedi Hoshimiya.
“Natsu ile Seri yeni tanıştı ama hemen kaynaştılar,” diyerek onayladı Uta. İki kız birbirlerine bakarak başlarını salladılar.
Bunu hangi duygularla söylüyorlar acaba? Korkmaya başlıyordum. Ama sorun yoktu. Ne olduğunu anlattığımda beni anlayacaklardı.
Tam ağzımı açıp her şeyi açıklayacakken sınıfta bir gürültü koptu. Herkesin bakışları kapıya yöneldi. Dedikoduların başrolü kapıda durmuş, etrafa bakınıyordu. Serika, arkadaşlarımla çevrili olan beni fark edince el salladı.
“Hey, Natsuki. Hadi gidelim,” dedi.
O anda sınıftaki tüm gözler bana çevrildi.
“Natsu?” dedi Uta.
“Natsuki-kun?” dedi Hoshimiya.
“Haibara-kun?” dedi Nanase.
Neden soğuk ter döküyordum ki şimdi? Yanlış bir şey yapmamıştım... Sıramda öylece donakaldım.
Serika kafasını yana eğip merakla yanıma geldi. “Ne oldu çocuklar? Niye öyle toplandınız oraya?”
“Asıl bizim sormamız lazım. Seri, Natsu ile ne işin var?” diye sordu Uta.
“Çünkü o artık benim ortağım.”
“Ortağın mı?” Serika’ya şaşkın gözlerle bakan tek kişi Uta değildi. Herkes öylece kalakalmıştı.
Ortalık epey karışmıştı ama onun da gelmesiyle durumu açıklamak kolaylaşacaktı.
“Serika ile birlikte bir grup kuruyoruz.” Dün okul çıkışında ve bugün öğle arasında olanları kısaca herkese anlattım.
“Demek olay bundan ibaret. Vay be, şaşırttın beni,” dedi Reita, pek de şaşırmış gibi görünmeyen bir tavırla.
“Serika-chan hep böyle kafa karıştırıcı şeyler söylediği için oluyor bunlar,” diyen Hoshimiya elini göğsüne koyup hafifçe içini çekti.
“Onu bunu geçtim de bu çok ani oldu. Daha önce hiç grup kuracağından bahsetmemiştin,” dedi Nanase, hoşnutsuz bir ifadeyle.
“Müzik grubu mu! Kulağa harika geliyor! Demek mesele buydu! Natsu şarkı mı söyleyecek?!” Uta, gözleri parıldayarak bizi soru yağmuruna tuttu.
“Evet, vokalist olacak. Bir de gitar çalacak. Ben de solo gitarist olacağım, Natsuki de bana eşlik edecek,” diyerek rolümü bana hiç sormadan belirleyiverdi Serika.
Zaten böyle olacağını tahmin ediyordum. Rock gruplarında gitar partisyonu genelde ikiye bölünürdü. Solo gitar ana melodiyi çalarken, ritim gitar eşlik etmeye odaklanırdı. Hangi rolün daha zor olduğunu söyleyemezdim ama solo gitaristin şarkının yıldızı olduğu kesin bir gerçekti.
“Bir dakika, yani hafif müzik kulübüne mi katılacaksın?” diye sordu Tatsuya, durumu yeni kavrayarak.
Serika bana baktı. “Onu sonra düşünürüz. Önce grubun diğer üyelerini bulmak istiyorum.”
Doğru söylüyordu. Hafif müzik kulübünde zaten iki grup vardı ve geriye pek kimse kalmamıştı. Belki de kulüp dışından birilerini bulma şansımız daha yüksekti.
“Henüz tüm üyeleri bulamadınız mı?” diye sordu Reita.
Serika başını salladı. “Evet. Sadece bu işi Natsuki ile yapmak istedim.”
Tatsuya ıslık çaldı ve dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Serika ona kafasını kararsızca yana eğerek baktı ama Tatsuya omuz silkti. “Önemli bir şey değil.”
“Ah, doğru ya. Natsuki-kun, gezimizde gitar çalabildiğinden bahsetmiştin,” diye araya girdi Hoshimiya.
“Çalabiliyorum diyecek kadar iyi değilim ama yapabilene kadar sıkı çalışacağım,” dedim.
“Güzel kanka. Eğlenceli görünüyor! Şans seninle olsun Natsuki,” dedi Tatsuya kendi kendine kıkırdayarak ve omzuma vurdu.
“Konser verirseniz beni de çağırın! Kesin gelirim!” diye haykırdı Uta, şimdiden gaza gelmişti.
“Hemen heyecanlanma. Henüz kesinleşmiş bir şey yok,” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım.
Reita imdadıma yetişti ve konuyu tekrar asıl mecrasına soktu. “Her halükarda, mevzu sadece grup kurmaktan ibaretse, ben şu dedikoduları sustururum.”
Sana her zaman güvenebilirim Reita. Her zamanki gibi çok güvenilirdi. Bir dakika, bir dedikoduyu susturmak o kadar kolay mıydı gerçekten? İçimi bir an şüphe kapladı. Ama bahsettiğimiz kişi Reita’ydı, o yüzden bir çaresine bakacağından emindim!
“Kulüp faaliyetleri başlamak üzere. Bize detayları yarın anlatırsınız,” dedi Reita. Bunun üzerine dağıldık ve herkes kendi kulübüne gitti.
“Eee,” diye söze başladım, “bugün ne yapıyoruz?” Her zamanki rutinim darmadağın olmuştu, içimde bir endişe ve beklenti fırtınası kopuyordu. Nedense etrafımdaki dünya her zamankinden daha parlak görünüyor gibiydi.
“Bir strateji toplantısıyla başlayalım,” diye yanıtladı Serika, keyifli görünüyordu.
Birlikte ikinci müzik odasına yöneldik. Hafif müzik kulübünün odası bahsettiğim o iki grup tarafından işgal edildiği için Serika neredeyse her zaman ikinci müzik odasında çalışıyordu. Şu anda yan odada bando kulübü prova yapıyordu. Ancak normal bir sınıfa benzeyen ikinci müzik odasının aksine, ana müzik odasının tavanları yüksek ve duvarları ses yalıtımlıydı, bu yüzden çaldıklarını neredeyse hiç duymuyorduk. Hafif müzik kulübü muhtemelen o odayı kullanabilmeyi çok isterdi.
“Öncelikle aşmamız gereken bir sorun var,” dedi Serika.
“Grup arkadaşı arayışı, değil mi? Sanırım kime ihtiyacımız olduğu, ne tür şarkılar çalmak istediğimize de bağlı.”
Serika’nın zevkini bildiğim için muhtemelen hard rock yapmak istiyordu. O solo gitarist olacaktı, ben de vokalist ve ritim gitarist. Bu durumda bize gereken...
“Bir basçı ve bir davulcu, değil mi?” dedim.
Bu iki enstrüman grubun temelini, yani ritim bölümünü oluşturuyordu. Davulun ritmi noktalarla yarattığını, bas gitarın ise bu ritmi bir çizgiyle ayakta tuttuğunu düşünmeyi severdim. Bas gitar bir şarkının pes seslerinden sorumluyken, davul tempoyu tutardı. Her iki enstrüman da her melodi için hayati roller üstlenirdi; onlar olmadan şarkının ritmi kayardı.
“Aslında, sıfırdan bas çalmayı öğrenebilirim,” diye önerdim.
Şarkı söylerken davul çalmak çok zor görünüyordu ama bas çalıp aynı zamanda vokalistlik yapan pek çok grup olduğunu biliyordum. Bir enstrüman çalıp aynı anda şarkı söylemeye gücüm yeter miydi emin değildim ama bunu sonra düşünürdüm.
“Kimseyi bulamazsak bunu değerlendirebiliriz. Natsuki, sen gitarı tercih ediyorsun, değil mi?”
Evet, çünkü şimdiye kadar satın aldığım tek enstrüman oydu. Ayrıca ne zaman rock konserleri izlesem gözüm hep gitariste kayardı; elektro gitarın tınısını çok seviyordum.
“Ben de bas çalabiliyorum ama gitarı kesinlikle daha çok seviyorum,” dedi Serika açıkça.
Zaten gitarda inanılmaz iyiydi, bir de üstüne bas gitar mı çalabiliyordu? Benzer enstrümanlar gibi görünseler de tamamen farklı teknikler gerektiriyorlardı! Serika cidden başka bir seviyedeydi.
“Pekâlâ o zaman, somut bir önerin var mı?” diye sordum.
“Hafif müzik kulübünde birlikte çalmak istediğim biri var.”
“Kim?” Duraksadım. “Gerçi adını söylesen de kim olduğunu bilmem herhalde.”
“Yok, dün onu gördün. İkinci sınıflardan Iwano-senpai. Davulculuğu harikadır.”
Iwano-senpai mi? Ah, şu çocuk. Çok korkutucu görünüyordu... Yalan söylemeye gerek yok, ondan biraz çekiniyordum, hatta tırsıyordum. Pek kolay kaynaşılacak birine benzemiyordu. Ama Serika onu bu kadar övdüğüne göre çalmasını dinlemeyi isterdim.
“Sorun şu ki beni zaten bir kez reddetti.”
“O zaman o iş yaş.”
“Onu tekrar davet etmeyi deneyeceğim. Artık yanımda sen varsın, o yüzden bu sefer işe yarayabilir gibi hissediyorum.”
“Sadece ben buradayım diye bir şeyin değişeceğini sanmıyorum...”
“Sorun yok. Denemeden bilemezsin. Sadece cesaret bile dünyayı değiştirmeye yeter.” Serika bana başparmağıyla onay işareti verdi. “Ben Iwano-senpai’yi ikna ederim, sen de bize bir basçı bul.”
“Ne? Aklında kimse yok mu yani?”
“Tanıdığım herkes zaten bir grupta. Başka gruptan birini ödünç alabilirdik ama ben sıkı çalışmak istiyorum, bu yüzden sadece bizim grubumuza sadık kalacak biri olsun. İstekli bir basçı istiyorum.”
Bu epey zor bir istekti. En başta, öyle çok arkadaşı olan biri değildim. Lisedeki ilk hayatıma kıyasla çok daha fazla arkadaşım vardı ama çevremin Serika’nınkinden çok daha dar olduğu kesin bir gerçekti. Aklıma kimse gelmiyordu. İstekli, boşta olan ve bize katılmaya can atan bir basçı...
“Yok artık. Bu şartlar biraz ağır oldu. Öyle tam aradığımız gibi biri—”
Hmm? Bir dakika. İşe yeni giren şu çocuk... Shinohara-kun. Hafif müzik kulübünde olduğunu söylememiş miydi?
“Hafif müzik kulübü mü? Güzelmiş. Hangi enstrümanı çalıyorsun?”
“Bas gitar. Pek iyi değilim gerçi... Ah, bas gitarın ne olduğunu biliyor musun?”
V-Varmış! Tam da aradığımız gibi boşta kalan bir basçı varmış! İstekli olduğunu ama hiç arkadaşı olmadığı için bir gruba katılamadığını söylemişti. Şu an bizim için biçilmiş kaftandı. Shinohara-kun, iyi ki yalnızsın...
“H-Hayır. Dur. Sakin ol. Serika’nın onu davet etmemesinin kesin bir sebebi vardır,” diye mırıldandım.
“Kendi kendine ne mırıldanıyorsun öyle?”
“Serika. Shinohara-kun hafif müzik kulübünde, değil mi?” diye sordum.
Hemen arkasından, “Aynı kulüpteki diğer birinci sınıflardan biri, basçı ve herhangi bir grupta da çalmıyor, o halde neden onu hiç aday olarak düşünmedin?” diye ekleyecektim ki Serika kaşlarını çattı.
“O kim?”
Heyhat, daha en başından Shinohara-kun’un varlığından bile haberi yoktu. Ona çocuktan bahsettiğimde yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.
“Şey, şimdi düşününce, kulüp odasında bazen tanımadığım birinin takıldığını hayal meyal hatırlıyor gibiyim.”
Ciddi bir tonla, “Bunu ona kesinlikle söylememelisin, tamam mı?” dedim.
Bu sözler beni bile yaralamıştı. Ah... Geçmişteki anılarım yeniden canlanıyordu. Her halükarda, onunla bir sonraki ortak vardiyamızda bizim gruba katılması için teklifte bulunacaktım.
“Tamamdır. Ben Iwano-senpai ile ilgilenirim, sen de Shinohara-kun işini halledersin.”
Kalan üyeleri nasıl tamamlayacağımız konusunda anlaştıktan sonra, gerisini akışına bırakmaya karar verdik.
“Harika, bugünlük bu kadar yeter. Umarım herkesi çabucak toplayabiliriz.”
Serika ile yumruklarımızı tokuşturup eşyalarımızı topladık.
Tam ayrılmak üzereyken, “Ah, bir saniye Serika,” dedim. “Bana bir gitar seçmemde yardımcı olabilir misin?”
Üniversite yıllarımdan beri gitar pratiği yapmamıştım. En sevdiğim Stratocaster’ımı üniversite birinci sınıfın sonbaharında satın almıştım. Yani şu an bir gitarım yoktu ve diğer ekipmanları da almam gerekiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.