DANG, DANG, DÜÜÜM, GÜÜÜM. BUM, BUM, BUM. DIRRR, CAAAAN!
Üsse dönüştürdüğümüz ikinci müzik odası, akort yaparken ortalığa saçılan seslerle inliyordu. Sanki enstrümanlarımızla derin bir sohbete dalmıştık. İşimi bitirdikten sonra ses ayarını yapmaya koyuldum. Sesi ne kadar açmalıydım? Daha önce hiç başkalarıyla birlikte çalmadığım için ne yapacağımı kestiremiyordum.
"Natsuki, sesini biraz kıs. Shinohara-kun, sen de çok uzakta duruyorsun," dedi Serika.
Dediğini yapıp amfimi ve efekt pedalımı ayarladım. Bu iş gerçekten zordu. Serika-sensei neredeyse her şeyimle tek tek ilgileniyordu. Benim durumumda ise gitardan çok daha fazla kafaya takacak şey vardı.
"Ses, bir, iki," diye mırıldandım Serika'nın hafif müzik kulübünün odasından aşırdığı mikrofona doğru. "Böyle iyi mi?" Bir yandan mikrofon sehpasını ayarlıyor, bir yandan da ses tellerimin durumunu yokluyordum.
"Tamamdır, gayet iyi." Serika başparmağıyla işaret parmağını birleştirip tamam işareti yaptı.
Boğazımın durumu fena sayılmazdı. Karaoke dışında hiç mikrofon kullanmadığım için bu benim adıma tamamen yepyeni bir deneyimdi!
Herkes hazırlığını bitirince Serika sordu: "Natsuki, şarkı söyleyebilir misin?"
"Sözleri ezberledim sayılır. Şöyle üstünkörü," diye cevap verdim.
"İngilizce dolu bir şarkıyı bir günde ezberlemek kolay iş değil, tebrikler."
"Madem mantıksız olduğunu biliyorsun, neden benden bir günde koca bir şarkıyı ezberlememi istiyorsun?" Sadece gitar akorlarını aklımda tutmak için bile ne kadar debelendiğimden haberi yoktu tabii!
"Şarkı benim olduğu için ilk seferinde ben söyleyeceğim. Kendi yorumunu katarsın ama önce beni örnek al."
"Anlaşıldı." Mikrofon sehpasından geriye doğru çekildim ve yerimi Serika aldı. Melodinin ana hatlarını tablardan kavramıştım ama şarkıyı daha önce çıplak sesle dinlemediğim için Serika'nın kafasındaki o tınıyı yakalayıp yakalayamayacağımdan emin değildim. Onu bir kez dinlemek işimi kolaylaştıracaktı.
"Tamam, en baştan alıyoruz. Dört sayınca gireceğiz," dedi.
Eyvah, gevşemenin sırası değildi. Buradaki tek amatör bendim, bu yüzden tamamen odaklanmam gerekiyordu.
Bir, iki, üç, dört... Bagetlerin çıkardığı ritmin ardından, Serika'nın parmaklarından dökülen uykulu ve uçucu bir arpejle giriş başladı. Iwano-senpai bu sakin açılışı desteklemek ister gibi sade bir ritim tuttu. Shinohara-kun da sakince onlara katıldı; bas gitarının yeri sarsan ağır ve tok tınısı, havada serbestçe süzülen huzurlu bir melodiye dönüştü.
İlk ölçü biter bitmez Iwano-senpai hi-hat zilini güçlü bir şekilde inletti. Davulun ritmi aniden hızlandığı an, Serika da gitarının tellerine olanca gücüyle yüklendi. Şarkının havası bir anda yüz seksen derece dönerek hırçın bir hal aldı, gitarın tınısı havayı bir bıçak gibi yardı.
Serika'nın gitar solosu burada... bitiyor! Davulun vuruşlarına ayak uydurarak ritim gitarımla mekanik bir şekilde eşlik etmeye başladım. Benim kısmımda zor akorlar yoktu, bu yüzden dikkatimi dağıtmadığım sürece hata yapmam imkansızdı; en azından teoride öyle olması gerekiyordu. Gözlerimi gitarıma dikmiştim ki, ne ara sözlerin gireceği yere geldiğimizi fark edemedim. Neyse ki bu sefer şarkıyı ben söylemiyordum.
Serika'nın pürüzlü, buğulu sesi şarkıyla bütünleşti. Kıta boyunca basit bir melodi tekrar edip duruyordu. Iwano-senpai'nin milimetrik ritmi insana güven veriyor, Shinohara-kun'un derinden gelen basları ise arkamda sağlam bir duvar gibi yükseliyordu.
Ben ne kadar hata yaparsam yapayım, arkadaki o sarsılmaz ritim grubu çizgisini hiç bozmadı; Serika da bu sayede nakarata tam zamanında, kusursuzca giriş yapabildi. Efekt pedalına basıp gitarın tellerini inlettiğinde, o sade melodi bir anda muazzam bir renk cümbüşüne dönüştü. Sanki çığlık atıyormuş gibi şarkı söylüyor, zaten hareketli olan nakaratı iyice coşturuyordu.
Harikuladeydi! Demek Serika'nın gerçek yüzü buydu. Benim gibi bir çaylak bile onun ne kadar muazzam olduğunu görebiliyordu. Iwano-senpai ve Shinohara-kun da fazlasıyla yetenekliydi, kendimi onlarla kıyaslayamazdım bile. Fakat Serika'nın ellerinden çıkan her bir nota, tamamen farklı bir seviyede ışıldıyordu. Vay canına, her şey o kadar netti ki; bu şarkının nasıl patlama yapacağını şimdi çok iyi anlıyordum.
Serika bu şarkının ışığıydı. Sesi ve gitarı, eserin tüm ruhunu belirliyordu. Biz üçümüz ise sadece birer gölgeydik. Tek yapmamız gereken, onun daha da parlaması için arkasında durup destek olmaktı.
Daha fazla konuşmamıza gerek kalmadı; üçümüzün de hedefi aynıydı. Enstrümanlarımızdan çıkan seslerin değişmesi, verdiğimiz ortak cevaptı. Kurduğumuz o müzikal temelin üzerinde Serika'nın gitarı, havaya saçılan hırçın kıvılcımlar gibi çılgınca savruluyordu. Şarkı büyük bir coşkuyla ilerledi ve son nakarata ulaştı.
Serika'nın buğulu sesi sert olduğu kadar hüzünlüydü de; gitarını adeta yaşayarak çalıyordu. Iwano-senpai onun ritmine ayak uydurarak zillere son kez vurdu ve şarkıyı noktaladı. Gitarımın üzerine bir damla su süzüldüğünde, sırtımdan aşağı harıl harıl ter döküldüğünü ancak fark edebildim. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki.
Mükemmel bir performanstı! Bir sürü hata yapmıştım ama ilk deneme için fazlasıyla iyiydi. Üstelik tabları daha dün çalışmıştım, şarkıda kafamı karıştıran çok yer vardı. Fakat artık yapbozun tüm parçaları birleştiğine göre, bir sonrakinde çok daha iyi çalabilirdim.
"Bu çaldığımız şarkı 'black witch'. Yazdığım ilk şarkıdır," dedi Serika.
"İnanılmaz havalı ve güzeldi! Bunu senin yazdığına inanamıyorum," dedim şaşkınlıkla.
"Değil mi? Bence de fena sayılmaz. Ben de severim kendisini."
Bu şarkıya hard rock demek gerçekten cuk oturuyordu. Elektro gitar, vokalle yarışacak kadar ön plandaydı. Melodik hardcore tarzına göz kırpan sert ve ağır enstrümantal bölümlerin ardından, nakarat adeta dört nala koşuyordu. Biri bana bu şarkının profesyonel bir müzisyene ait olduğunu söylese hiç düşünmeden inanırdım.
"Sizin de beğenmenize çok sevindim." Gözlerimi gitarımdan ayırıp Shinohara-kun'a çevirdim; yüzünde kocaman bir tebessüm vardı.
"Ş-Şarkı gerçekten harikaydı! Bayıldım," dedi heyecanla.
Başımı salladım. "Bunu kaydedip bir dinlemek lazım. Kesinlikle çok havalı duyulacaktır."
"Aaa, bak bunu tamamen unuttuk. Bir dahakine telefonumla kaydederim," dedi.
Iwano-senpai ve Serika ise ikimizin bu çocuksu heyecanına kıyasla son derece soğukkanlı duruyorlardı.
"Ben bunu daha önce dinlemiştim. İlk çaldığın grupla sahneye koymuştunuz," dedi Iwano-senpai.
"Sahi, öyle bir şeyler olmuştu," diye geçiştirdi Serika.
"Hondo. Sence nasıldı, bu provaya kaç puan verirsin?"
"Hmm, şey..." Serika bir an düşündü. "Birlikte ilk kez çaldığımızı hesaba katarsak... Otuz puan?"
Bu düşük puan beni adeta şoke etti. "O kadar az mı?!"
"Yüz puan benim hayalimdeki zirveyse, evet. Hepiniz kendinizi çok fazla sıkıyorsunuz."
"Ben... Sadece sana ayak uydurmaya çalışıyordum..." dedi Shinohara-kun çekingen bir tavırla, gözlerini odada kaçırarak. "Sana ayak uydurursam şarkının daha güzel tınlayacağını düşünmüştüm, Hondo-san."
"Bu düşünce tarzından pek hoşlanmıyorum," diye mırıldandı Serika kısa bir sessizliğin ardından. Shinohara-kun'un omuzları aldığı bu darbeyle sarsıldı. "Shinohara-kun, bas gitarda gerçekten iyisin. Şaşırdım doğrusu. O yüzden daha ciddi çal."
"T-Tamam... Elimden geleni yapacağım."
"Iwano-senpai, bu senin için de geçerli. Benim hayran kaldığım o davul tonları bu kadar sönük değildi."
"Farkındayım." Iwano-senpai bu sert eleştiri karşısında başını vakur bir şekilde salladı.
Serika ellerini çırparak odadaki o kasvetli havayı dağıttı. "Pekala, şarkıyı kavradınız değil mi? Bir dahakine şarkıyı Natsuki söyleyecek. Asıl prova şimdi başlıyor."
"Güzel de... Peki ya ben? Benim için bir tavsiyen yok mu?" diye sordum.
Serika, alışılmadık bir şekilde yüzünü ekşiterek acı bir tebessüm kondurdu dudaklarına. "Natsuki... Sen aynen devam et. Sadece çalışalım."
Demek henüz bana özel bir tavsiye verecek seviyede bile değildim, öyle mi?! Kendimi acıların kurbanı ilan etmeye fırsat bile bulamadan, Serika mikrofon sehpasını önüme doğru çekti.
"Girişte tempo biraz yavaştı," dedi.
"Anlaşıldı," diye onayladı Iwano-senpai ve bagetlerini yeniden birbirine vurarak dört saydı.
Şarkıya artık aşina olmamız gerekirdi ama ikinci deneme ilki kadar pürüzsüz gitmedi. Asıl sorun sözler başlayıp hem çalıp hem söylemek zorunda kaldığım an patlak verdi. Şarkı söylemeye odaklansam akorları kaçırıyor, gitara odaklansam sesimin tonunu ve yüksekliğini sabit tutamıyordum.
Zor olacağını biliyordum ama... Yapabildiğim tek şey bu muydu yani? Alnımdan süzülen ter damlaları gözüme girip görüşümü bulandırıyordu. Nakarata girerken ritmi kaçırdım, bu yüzden Shinohara-kun yavaşlamak zorunda kaldı; Iwano-senpai ise o milimetrik temposunu bozmadan devam edince bas ve davulun ritmi tamamen koptu. Bu karmaşa yüzünden Serika da melodiye girerken şaşırdı. Az önce kulaklarımızın pasını silen o harika şarkı, ritimlerin birbiriyle çarpışması sonucu tam bir gürültü kirliliğine dönüştü.
Birden parmaklarım kilitlendi, hareket ettiremedim.
"Bir dakika duralım. Ritimden tamamen saptık." Serika elini kaldırınca herkes çalmayı kesti.
Benim yüzümdendi... Grubu aşağı çeken bendim. Bu halimle bir grubun vitrini olan o gitarist-vokal rolünün altından kalkabilir miydim gerçekten?
"Shinohara-kun, kafanı biraz daha kaldırır mısın? Göz temasıyla iletişim kurmamız lazım," dedi.
"Evet. Ritmimizin biraz daha oturması gerekiyor," diyerek destekledi Iwano-senpai.
"Ah," dedi Shinohara-kun suçlulukla eğilerek. "Ç-Çok özür dilerim."
Serika hemen ardından bana döndü. Şimdi ne diyecekti? Beni gruba davet ettiği için pişman olduğunu söylese gıkımı bile çıkaramazdım. Diğerlerinin seviyesinin çok altında kaldığım gün gibi ortadaydı.
"Natsuki, fena değildin. Sesini gerçekten çok beğeniyorum." Gülümseyerek elinin tersiyle göğsüme hafifçe vurdu.
"Bunu mu beğendin? Resmen dökülüyordum," dedim.
"Gerçekten mi? Bence gayet iyiydi. Ayrıca ritmin kaçması senin suçun değil."
"Evet... Hepsi benim hatamdı." Shinohara-kun gözleri dolu dolu bir şekilde olduğu yerde sendeledi.
Bu çocuk iyi miydi gerçekten?
"Aynı anda hem gitar çalıp hem şarkı söylemeye alışmak zaman alır. Pratik yapmaktan başka çaren yok," dedi Serika.
Kararsızca sordum. "Belki şu an için geç kaldık ama... Şarkıyı senin söylemen daha iyi olmaz mıydı?"
"Yani, belki şu an için öyle görünebilir. Ama benim senden beklentim büyük."
Beklenti, demek öyle. Haklıydı. Daha yolun başındaydık; şikayet etmek için henüz çok erkendi.
"Şarkı da söylemezsen geriye sadece vasat bir gitarist kalıyor zaten," dedi Iwano-senpai lafı gediğine koyarak.
"Ihh. Evet, çok haklısın," diyebildim sadece.
Sözleri ağırdı ama acı da olsa gerçek buydu. Solistliği bırakırsam grupta kalmamın pek bir anlamı yoktu. Ritim gitaristliği bırakıp kendimi tamamen şarkı söylemeye adamam çok daha gerçekçi bir seçenekti. Bu durum Serika'nın omuzlarındaki yükü artıracaktı belki ama yeteneği sayesinde bunun da üstesinden kolayca gelirdi.
Shinohara-kun araya girdi. "O-o kadar da yüklenmene gerek yoktu. Benim gibi birine kıyasla katbekat daha iyi çalıyor."
Beni savunmaya çalıştığını biliyordum ama bu kendini baltalayan tavrı beni pek de mutlu etmedi. Aşırı alçakgönüllülüğü, aslında kendi değerini ne kadar acımasızca hiçe saydığını gösteriyordu. Oysa Shinohara-kun harika bir basçıydı. Bugün birlikte çaldıktan sonra bunu çok net görebilmiştim. Kendini bu kadar küçük görmesine hiç gerek yoktu.
Serika haklı bir noktaya parmak bastı. "Her neyse, haydi çalışalım. Henüz endişelenecek zaman değil."
"Evet," diyerek onayladım.
"E-evet!" diye kekeledi Shinohara-kun.
Iwano-senpai de kafasını salladı. "Haklısın."
Hepimiz onaylarcasına başımızı salladık ve enstrümanlarımızın başına geçip tekrar çalmaya başladık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.