ye Doğru İlk Adım

Serika bizi pazar günü okula çağırdığı için yola koyuldum. Sabahın körüydü ama neyse ki bugün grup provasına başlayacaktık. Trende otururken RINE yazışmalarımızı tekrar okudum. Dün Shinohara-kun grubumuza katıldıktan hemen sonra Serika, grubumuz için bir RINE grubu kurmuştu. Adını da "Benim Grubum" koymuştu.

Demek senin grubun ha? Pekala, öyle olsun bakalım... Ama geçici bir isim olsa bile daha yaratıcı bir şey bulamaz mıydın? Gerçi tam Serika’dan beklenecek bir hareket.

Hondo Serika: Yarın sabah dokuzda ikinci müzik odasında buluşuyoruz

Natsuki: Prova mı yapacağız?

Hondo Serika: Nota kâğıtlarını atıyorum. Birlikte çalmayı deneriz. Yarına kadar ezberleyin

Natsuki: Acımasızsın!

Hondo Serika: Hallederiz ya

Iwano: Bunu sen mi yazdın?

Hondo Serika: Evet. Şimdiye kadar yazdıklarımın en iyisi

Natsuki: Kusura bakmayın ama ben sadece gitar tabı okuyabiliyorum

Hondo Serika: Tamamdır, onu da atarım

Shinohara@animefan: Pazar günü ikinci müzik odasını kullanmak için izin aldın mı peki?

Hondo Serika: Natsuki dışındaki herkes hafif müzik kulübünde zaten, sorun olmaz herhalde?

Shinohara@animefan: Ne olur ne olmaz diye ben yine de kulüp danışmanına bir sorayım.

Iwano: Haibara doğrudan kulübe üye olsa daha hızlı çözülmez mi?

Hondo Serika: Doğru nokta. Yarın onun formlarını da doldururuz

Natsuki: Bana uyar da kulüp başkanından falan izin almamız gerekmiyor mu?

Iwano: Ben ondan izin alırım

Hondo Serika: Sonra diğer kulüp üyelerine bir selam verirsin artık. Seni herkesle tanıştırırım

Iwano: Gerek var mı ki? Hafif müzik kulübü temelde bağımsız gruplar halinde çalışıyor. Diğer üyelerle sadece kulüp odasının kullanım saatlerini ayarlamak için muhatap oluyoruz

Hondo Serika: Iwano-senpai, bunu bir tek sen böyle düşünüyorsun, biliyorsun değil mi? Senin dışındaki herkes birbiriyle gayet sıkı fıkı

Iwano: Demek öyle...

Natsuki: Hey! Lafını hiç esirgemiyorsun bakıyorum

Shinohara@animefan: Sıkıntı yok. Benim varlığımı hatırlayan bile yok zaten.

Natsuki: Bunun neresi sıkıntı yok dedirtecek bir durum ki...?

Grup sohbetimizdeki yazışmaları okumayı bitirdim. Herkesin birbiriyle iyi geçiniyor olması (sanırım) harikaydı. Ortamın buz gibi olmasını hiç istemezdim.

Dün Serika'nın gönderdiği akorları ezberlemek için elimden geleni yapmıştım ama bir gün kesinlikle yeterli bir süre değildi. Giriş ve kıta kısımlarını az çok kıvırmıştım ama nakarat kısmı hâlâ sallantıdaydı. Büyük ihtimalle benim çalacağım kısmı bilerek kolaylaştırmıştı. Onun çaldığı kısımlarla kıyaslandığında benimkinin zorluk seviyesi bariz şekilde düşüktü. Ritim gitar kısmı çoğunlukla power akorlardan oluşuyordu ve neredeyse hep aynı basit riff tekrar ediyordu.

Esnedim. Dün gece geç saatlere kadar pratik yaptığım için uykusuz kalmıştım. Zamanda geriye gittiğimden beri ilk kez hafta sonu okula gidiyordum; lise birinci sınıftayken basketbol kulübünde olduğum günlerden bu yana bir ilkti bu.

Maebashi İstasyonu'na varıp yola koyuldum. Yolda yürümek hem yabancı hem de tazeleyici bir his veriyordu. Normalde bu sokak okula giden öğrencilerle tıklım tıklım olurdu ama şimdi tamamen ıssızdı. Huzurlu sessizlik insanın ruhunu dinlendiriyordu. Tam bunları düşünürken arkamdan aniden iki el uzandı ve gözlerimi kapatarak dünyamı karanlığa gömdü.

"Bil bakalım ben kimim?" dedi neşeli, şarkı söyler gibi bir ses.

"Bunu yapacak tek kişi sensin, Serika," diye yanıtladım. Sesinden kim olduğunu hemen anlamıştım zaten. İnce kollarını kavrayıp ellerini gözlerimden çektim. Arkamı döndüğümde o güzel yüzü tahmin ettiğimden çok daha yakındaydı. Burnuma hafif bir parfüm kokusu çalındı.

Serika kıkırdadı. "Bana aşık olmasan iyi edersin. Zaten kafanı kurcalayan Hikari-chan ve Uta var."

"Amaman, kes sesini. Farkındayım herhalde," dedim. İşte ne kadar çekici olduğunun bilincinde olan insanlar tam da bu yüzden çok sinir bozucu oluyordu.

"Pek hevesli görünmüyorsun. Bizim hikayemiz başlamak üzere, biliyorsun değil mi?" dedi Serika, bir yandan da gölge boksu yapar gibi hareketler sergileyerek.

Ne yapıyor bu kız böyle? "Bakıyorum da bugün enerji dolusun."

"E, herhalde. Dün tam on saat uyudum."

"Sence de bu biraz fazla değil mi?"

"İyi uyuyan çocuk iyi büyür; hem boyu uzar hem de göğüsleri dolgunlaşır. Ben buna inanıyorum."

Bir an durakladıktan sonra, "Erkeklerin yanında böyle şeylerden bahsetmemelisin," dedim. Zaten deniz tatilimizden hatırladığım kadarıyla Serika'nın vücut hatları oldukça... Neyse, o anıları zihnimin derinliklerine gömsem iyi olacaktı.

"Öyle mi?" Serika başını yana eğdi.

Büyük ihtimalle aklına geleni anında ağzından kaçıran tiplerdendi. İçimi çektim.

Hiçbir uyarıda bulunmadan, pat diye akılalmaz bir soru fırlattı bana. "Natsuki, sen büyük göğüsçü müsün yoksa küçük göğüsçü mü?"

"Ne?!" O an zihnimde Hoshimiya ve Uta'nın görüntüleri şimşek gibi çaktı. Dur, saçmalama kendime gel! Hiçbir şey düşünme! Şimdi aklımdan bir şey geçirirsem kesin ayvayı yerim!

"Eee, hangisi?"

"Hiçbiri! İkisiyle de ilgilenmiyorum, tamam mı?!" diyerek panikle başımı iki yana salladım.

"Gerçekten mi?" dedi Serika şüpheyle.

Evet, gerçekten. Eğer illa bir şey söylemem gerekirse, sevdiğim kızın ölçüleri her neyse benim için en doğrusu oydu.

"Ama büyüğün her zaman daha iyi olduğunu düşünmüyorsun yani? Yumuşacık, pofuduk pofuduk sonuçta."

Affedersiniz ama bu bir bakir için kesinlikle çok fazla bilgiydi! Serika ile her konuştuğumda ne kadar afalladığımı gizlemek deveye hendek atlatmaktan zordu. Bitkin bir sesle, "Pek bildiğim işler değil. Küçüklerin de kendine has bir çekiciliği vardır herhalde," dedim.

Mesela kızların küçük olmasını dert etmesi falan sevimli geliyordu... Sadece uydurma bir örnek vermeye çalışmıştım ama zihnimde somut bir senaryo canlanıverdi, üstelik başrolde oynayan kişi de gayet belliydi. Hey, kendime gel dedim sana, yeter artık!

Şüpheyle mırıldandı. "Hayat işte, ne diyelim."

"Hem her şey göğüs ölçüsüne göre belirlenmiyor ki, değil mi?" diye ekledim. Gerçi genel olarak bakarsak, çok büyük olması çok küçük olmasından iyidir herhalde... Az önce söylediğim her şey uçup gitti, değil mi?

Serika ile böyle havadan sudan konuşarak ikinci müzik odasına doğru ilerliyorduk. Tam o sırada arkamızdan ürkek, fısıltı gibi bir ses yükseldi.

"Ş-Şey... Günaydın..."

Şaşkınlıkla arkama döndüm. Shinohara-kun bizimle yürümeye ne ara başlamıştı?! "G-Günaydın... Sen ne zamandır buradasın?"

"Yaklaşık on dakikadır?"

"On dakikadır bizimle mi yürüyordun?!"

"Özür dilerim. Araya girip girmeme konusunda kararsız kaldım da..."

"Tam on dakika boyunca mı?!"

"Genelde insanlar beni fark etmediğinde aniden konuşursam çok korkuyorlar." Boğazından kendiyle alay eden hafif bir gülüş döküldü.

Bana mı öyle geliyordu, yoksa bu çocuk gerçekten de aşırı solgun mu görünüyordu?

"Bir insanın varlığının bu kadar görünmez olabileceği hiç aklıma gelmezdi," dedi Serika, hafifçe geri çekilerek.

Hey! Şu zavallı çocuğa pat pat laf sokmayı kes dememiş miydim ben sana? Gerçi Shinohara-kun kadar arka plana karışıp görünmez olabilen birini bulmak da zordu yani.

"Tek güçlü yönüm bu sanırım... Pek işime yaradığı söylenemez ama. Ha ha ha..." dedi çocuk.

Bizim gibi arka planda kalmaya alışkın tipler varlıklarını gizleme konusunda beceriklidir ama Shinohara-kun tamamen başka bir seviyedeydi. Karanlıkta kalma yeteneğimiz arasındaki uçurumu net bir şekilde görebiliyordum.

"Ayrıca, konuştuğunuz konu da... araya girmemi biraz zorlaştırdı..."

"Yalnız, o konuyu zorla açan Serika'ydı, benim suçum yok!"

"Tabii ki, anlıyorum," dedi Shinohara-kun başını sallayarak ama hemen ardından Serika'nın duyamayacağı bir sesle fısıldadı: "Bir kızın karşısındayken başka türlü cevap veremezdin zaten. Halden anlarım."

İşte bu kısmı bu kadar iyi anlamana gerek yoktu! En sonunda ikinci müzik odasına ulaştığımızda zihinsel olarak iyice yıpranmış durumdaydım.

"Siz orada ne fısıldaşıyorsunuz öyle? Bayağı yakınlaştınız bakıyorum," dedi Serika.

"Yok, canım. Kesinlikle öyle bir durum yok," diye yanıtladı Shinohara-kun aceleyle.

Sence de biraz fazla hızlı reddetmedin mi dostum? Eski bir ezik olarak onun ne düşündüğünü çok iyi biliyordum. Muhtemelen "Haibara-kun benim gibi biriyle yakın sanılmasına bozulabilir" diye geçiriyordu içinden. O yüzden kırılmamıştım... Onu çok iyi okuyabiliyordum. Hatta adeta açık bir kitap gibi! Shinohara-kun'un kafasından geçen her şeyi kelimesi kelimesine anlıyordum!

Gerçi anlasam ne yazardı ki. Nasıl tepki vereceğimi bilemiyordum. Eskiden ben de böyle davrandığımda kimse bana nasıl yaklaşacağını bilemezdi, o yüzden şimdi örnek alabileceğim bir anım yoktu. Eski halim gerçekten de başa belaydı...

Tam o sırada ikinci müzik odasının kapısı açıldı ve gevezeliğimiz yarıda kesildi.

"Hadi acele edin, içeri girip hazırlanın. Okul festivaline çok az zamanımız kaldı," dedi Iwano-senpai. Kollarını göğsünde kavuşturmuştu ve her zamanki gibi yüzü devasa bir kaya parçasını andırıyordu.

"Ö-Özür dilerim." Shinohara-kun neredeyse gözyaşları içinde kalacakmış gibi titremeye başladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.