Okul festivali hazırlıkları son sürat başlamıştı. Etkinlik gününden dört gün önce start verilmişti ve bu süre boyunca sınıflarımızı dekore etmemize, ortamı havaya sokmamıza izin vardı. Bizim sınıf, yani 1-2, bir kafe açıyordu. Yiyecek içecek servisiyle ilgili kurallar epey katı olduğundan, mutfaktan sorumlu tayin edilenler ev ekonomisi öğretmeninin gözetiminde sıkı bir eğitimden geçmek zorundaydı. Ben servis tarafındaydım; tek işim süslemelere yardım etmek ve temel hazırlıklara el atmaktı. Bütün okul bir anda canlanmış, arı kovanına dönmüştü.
Kulüp provası çıkışı okul sonrasına denk geldiği ve gruptakilerle çok yoğun çalıştığımız için ben öğle aralarında gönüllü olarak sınıfın işlerine yardım ediyordum.
"Yazık gerçekten. Sana güvenmiştim Haibara-kun," diye sitem etti Fujiwara. Sınıfın organizasyon komitesindeydi.
Yüzüme eğreti bir gülümseme yerleştirdim. "Gerçekten çok üzgünüm."
"Hepsi pat diye hafif müzik kulübüne girmen yüzünden."
"İşte ben de sırf bu yüzden öğle aralarında eşek gibi çalışıp telafi etmeye çalışıyorum ya."
"Kulüpte olan herkes öyle diyor ama kulübü olmayanlar ya da kültür kulübündekiler okul çıkışında saatlerce kalıp yardım ediyor, biliyorsun değil mi? Sınıfın tüm bu ufak tefek işleri hallolduysa onların sayesinde oldu," diye üsteledi Fujiwara.
"Üzgünüm dedim ya! Lütfen biraz insaf et," diye yalvardım.
Yüzüme uzun uzun, ters ters baktı, sonra derin bir iç çekti. "İyi bakalım. Konser sırasında hayatının performansını sergilersen seni affederim."
"Sizinkilerin haberi oldu mu bile?"
"Bayağı ünlüsün sonuçta. Eminim herkes seni izlemeye gelecek, o yüzden üzerindeki baskı seni ezmesin, tamam mı?"
"Hiç merak etme. Gözyaşları içinde kalacaksınız, Hino'yu da kap gel, birlikte izleyin."
"Ne?!" Fujiwara'nın suratı bir anda domatese döndü.
Utancını gizlemek için krizlere girmesini izlemek yerine, "Hemen bir tuvalete koşup geliyorum," diyerek sınıftan tüydüm.
Koridor da en az sınıfın içi kadar curcunalıydı. Sınıf etkinliklerine hazırlanan sürüyle öğrenci bir o yana bir bu yana koşturuyordu. Hazırlık günlerinde bazen beşinci ve altıncı ders saatlerini bu işlere ayırmamıza izin veriliyordu ama yine de hiçbir şey yetişmiyordu. Ne de olsa bizim okulun festivali bu civardaki en büyük organizasyondu.
"Natsuki, iki numaralı sınıf ne durumda?" diye sordu Miori.
"Kötü sayılmaz. Kafe açacağımız için önceden yapılacak çok fazla bir şey yok," diye yanıtladım. "Pek yardım ettiğim söylenemez ama neyse. Sizde durumlar nasıl? Korku evi yapıyordunuz, değil mi?"
"Küçük süslemeleri ve ıvır zıvırı hazırlamak tam bir işkence. Üstelik festivalden önceki son öğleden sonraya kadar sınıfın düzenini değiştirmemize izin vermiyorlar. O zamana kadar planlamayı bitirip her şeyi hazırlamamız lazım. Bak şuna, böö, hayalet!" Miori üzerine beyaz bir elbise geçirip kafasına siyah bir peruk takmış, beni korkutmaya çalışıyordu. Bir lise korku evi için fena sayılmazdı hani.
"Lise seviyesindeki bir korku evi için bayağı kaliteli duruyor," dedim.
"Değil mi? Bizim organizasyon komitesi bu konularda acayip titiz."
Sınıftan bir kız ona seslenince sohbetimiz yarıda kesildi. "Mioriii! Kaytarmayı bırak da gel yardım et!"
"Öf, iyi beee," diye söylendi Miori. "Sonra görüşürüz Natsuki."
"Dur bir dakika Miori. Festivalde Reita ile mi gezeceksiniz?" diye sordum.
Bir an duraksadı. "Plan o yönde. Niye sordun ki?"
"Bizim grubu izlemeye gelsenize."
"Söylemene gerek bile yoktu, zaten gelecektim. Serika çalıyor sonuçta." Omuzlarını silkip sınıfına doğru yürüdü.
Onun gelecek olması içimi rahatlatmıştı. Bendeki değişime kendi gözleriyle şahit olmasını istiyordum.
"A, selam Natsuki." Serika sanki Miori ile yer değiştirmiş gibi pat diye yanımda bitti. "Sahne programını asmışlar. Hafif müzik kulübü ikinci günün son dilimini kapmış. Üç grubuz, yani her birine on beşer dakika düşüyor."
"On beş dakika mı? Tam tahmin ettiğimiz gibiymiş," dedim.
"Aynen öyle. Üç şarkıyı da tereyağından kıl çeker gibi çalarız."
"Kulüp içindeki sıra nasıl peki?"
"Başkanla konuştum, 'Sizden sonra sahneye çıkarsak ortam cehenneme döner' gibisinden bir şeyler geveledi. O yüzden üçüncü sıradayız. Bizim için daha iyi oldu zaten, hiç şikayetim yok."
Adamı anlıyordum aslında. Bizim gruptakiler zaten yetenekliydi ama üzerine bir de deliler gibi prova yapmıştık. Grubun seviyesi bambaşka bir boyuta atlamıştı... Yani, benim dışımdakiler için durum buydu tabii, ne yazık ki. "Bu durumda tüm festivalin kapanışını biz yapıyoruz demek değil mi?"
"Evet. En harika sıra bizimki değil mi?"
"Bir an aşırı gerildim yalnız."
"Seni tanıyorsam halledersin. Ben daha çok Shinohara-kun için endişeleniyorum."
"Doğru, Mei canlı performansta eli ayağı titreyecek tiplerden," diye mırıldandım. Provalarda tek bir nota bile sektirmeden çalıyordu ama sahne öncesinde gözümüzü üzerinden ayırmamamız lazımdı. Yine de başkası için endişelenecek lüksüm yoktu, kendi derdim bana yetiyordu. Zaten şimdiden eldiven gibi soğumaya başlamıştı ellerim.
Serika tedirginliğimi sezmiş gibi elini omzuma koydu. "Zaman yaklaştıkça stresin artması normal," dedi. "Ama merak etme. Yapabileceğimize inancım tam."
Şu an ihtiyacım olan şey tam olarak bu dayanaksız özgüvendi.
"Natsu!"
Arkamdan biri omzuma hafifçe vurdu. Arkamı döndüğümde kafasında iblis maskesiyle bana yukarıdan aşağı bakan Uta'yı gördüm.
"Ahaha! Korktun mu?"
"Önce adımı seslendin, korkutma amacın baştan yalan olmadı mı?" diye sordum.
"D-Doğru ya! Aptalın tekiyim galiba!"
"'Galiba' mı? Katıksız aptalsın demek istedi herhalde," diye araya girdi Serika.
"Serika, bir laf etmeden önce ortamın nabzını tutmayı öğrensen iyi edersin," diye çıkıştım.
"Natsuki, sen de sesine biraz daha detone olmadan yön vermeyi öğrensen iyi edersin," diye yapıştırdı cevabı.
"Laf sokmasan ölürsün değil mi?" dedim. Güya komiklik yapıyordu aklınca.
Serika ile girdiğimiz bu saçma atışma Uta'yı kahkahaya boğdu, kız gülmekten karnını tutuyordu. "Ahaha! Siz ikiniz bayağı kaynaşmışsınız ya!"
"Şu an bu tespitine katılmak gelmiyor içimden," diye homurdandım.
"Harika, ben her zaman varım," dedi Serika.
"Ne diyorsun sen ya? Bir kere şu yaşadığımız şeye düzgün bir sohbet bile denemez."
Komik olan neydi hiç anlamıyordum ama Uta bizim bu didişmemize gülmeye devam ediyordu. Sonra aniden bir şey hatırlamış gibi yüzü aydınlandı. "A, doğru ya! Dün dinledim onu! Şarkınızı yani!" Etek cebini karıştırıp telefonunu çıkardı. Twister uygulamasını açıp hesabımda paylaştığım videoya tıkladı.
"Kalan artık yemekleri 'black witch' ile çöpe atıyoruz! Bu şarkıyı okul festivali konserinde canlı çalacağız! Lütfen bir kulak verin. Tam versiyonunu buradan dinleyebilirsiniz →" Hazırlık dönemine girdiğimiz için dün grubun reklamını yapan bir gönderi paylaşmıştım. Bundan sonra sosyal medyada tam teşekküllü bir tanıtım kampanyası başlatmayı planlıyordum.
Ekranda, repertuarımızın ilk şarkısı olan 'black witch'in kaydı oynuyordu. Mei bizim için miksajını ve mastering'ini halletmişti. Müzik, stüdyodaki prova görüntülerimizle tam senkronizeydi. Mei'in zevkine uyarak, ortamın gizemli havası bozulmasın diye ışıkları bilerek loş tutmuştuk. Bayağı karizmatik bir iş çıkmıştı ortaya.
"İnanılmaz havalıydınız!" dedi Uta, gözleri parıldayarak. "Seri'nin gitarı da Natsu'nun vokali de yıkılıyordu! Açıkçası sizden bu kadarını beklemiyordum!"
"Son cümleyi katmasan da olurdu," dedim.
"Ahaha! O kadar etkilendim ki tutamadım kendimi işte!"
Video şimdiden beş yüzün üzerinde izlenmiş, gönderim otuz kez yeniden paylaşılmıştı. Bir sürü de yorum gelmişti. Çoğu sınıf arkadaşlarımdı ama sadece yüzlerini ya da isimlerini bildiğim kişiler bile "Konseri iple çekiyorum!" veya "Bu şarkı bir harika!" tarzında şeyler yazmıştı.
İlgi görmesi sevindiriciydi. Yine de videoyu normal bir şekilde yüklemenin bile patlamasına yeteceğinden emindim, çünkü gerçekten çok kaliteli bir işti. Serika da aynı anda kendi hesabından paylaşım yapmıştı ve onunki adeta uçuşa geçmişti. Sadece bir gün olmasına rağmen kulaktan kulağa yayılarak daha da büyüyeceği kesindi.
"black witch"in gitar introsu vurucu bir etkiye sahipti, bu yüzden reklam için en uygun şarkı olduğunu düşünmüştüm. Sözler bolca İngilizce içerdiği için anlamak zordu ama video, şarkıyla eşzamanlı olarak Türkçe çevirisini ekrana getirerek büyük bir incelik sunuyordu. Mei cidden çok yetenekliydi. Hiçbirimiz böyle bir şey talep etmemişken o her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştü.
Bu arada gönderi, Serika'nın kendi YouTube kanalına yüklediği videoya bağlantı veriyordu. O video şimdiden on bin izlenmeyi devirmişti bile. Bu kadar çabuk olması akıl almazdı!
"Ayrıca bu orijinal bir şarkı, değil mi?!" diye haykırdı Uta.
"Evet. Hepsi benim beynimin eseri," dedi Serika, kasıla kasıla böbürlenerek.
"Vay canına! Seri, sen harikasın! Demek sadece tuhaf bir kaçıktan ibaret değilmişsin!"
"Biraz kaba olmadı mı sanki?" diye araya girdim.
"Uta'nın dilinin bu kadar sivri olduğunu hiç bilmiyordum." Serika, Uta'yı kafasından tutup bir o yana bir bu yana sallamaya başladı.
Kızın boyu kısa diye elinin altında oyuncak etme ama!
"Yine de 'Tatlı Liseli Kız Serika'nın Kanalı ♡' ismi hala çok sorgulatıyor kendini," diye devam etti Uta.
Ben onu tamamen unutmuştum. Bu demek oluyordu ki bütün okul onun kanal adını görecekti. Neyse, çok da umurumdaydı sanki.
"Belki de festival sırasında ismi değiştirsem iyi olacak," diye mırıldandı Serika.
Belli ki utanç duygusunun ne olduğunu biliyordu fakat çizgisini nereye çektiği hala büyük bir gizem konusuydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.