Kafeye bugün her zamankinden çok daha fazla müşteri akın ediyordu. Shinohara-kun ders çalışma konusunda pek parlak sayılmazdı ama onun bu dürüst kişiliğini ve çalışırken elinden gelenin en iyisini yapmasını seviyordum. Yine de eline bir not defteri alıp her şeyi tek tek not etmeye başladığında hafifçe gülmeden edemedim.
Dinlenme odasında okul üniformalarımızı geri giyerken, bitkin haldeki Shinohara-kun'a döndüm. "Bugünü de kazasız belasız atlattık," dedim.
"Ç-Çok yoruldum..." diye inledi.
Kıkırdadım. "İlk zamanlar öyle olur, alışık olmadığın için yorar."
O sırada kapı aniden hızla açıldı. Kirishima-san, bizim üstümüzü değiştiğimize hiç aldırmadan, büyük bir coşkuyla bağırdı: "Ben kaçar!"
"Mesaisi yeni bitmiş birine göre fazla enerjiksin," diye takıldım.
"Hıhıhı! Anladın değil mi? Erkek arkadaşım beni almaya geldi!" diye şakıdı.
"Tamam, tamam, anladık. Senin bu aşk sarhoşu hallerinden gına geldi zaten."
Mutluluktan uçan bir aura ile sarmalanmış Kirishima-san'ın gidişini izledikten sonra Shinohara-kun ile dükkanı kilitledik.
"Yahu, geceleri hava bayağı serinlemeye başladı," dedim.
Saat gece ondu ve gökyüzü zifiri karanlığa bürünmüştü. Shinohara-kun ile istasyona doğru yan yana yürüyorduk. Esen hafif rüzgar insanı ferahlatıyordu. Dışarıda rahatça dolaşılacak havalar gelmişti artık; sonbahar yüzünü göstermişti.
Epey uzun bir duraksamadan sonra, "E-Evet, öyle," diye karşılık verdi.
Kendi kendime mi konuştuğumu yoksa ona mı laf attığımı kestirememiş, uzun uzun düşündükten sonra en güvenli cevabı vermeyi seçmişti herhalde. Bu ruh halini gerçekten çok iyi anlıyordum.
Shinohara-kun ile aramda güçlü bir yakınlık hissettiğim için ona kanım ısınmıştı. Aynı yerde yarı zamanlı iş yapan biriyle iyi geçinmekten daha güzel bir şey olamazdı; eğer iyi arkadaş olursak buna çok sevinirdim.
İstasyona yaklaşırken Shinohara-kun kısık bir sesle, "Şey," dedi ve hafifçe eğildi. "Bugün için teşekkür ederim."
"Rica ederim, ne demek. Sana bana karşı böyle resmi davranmana gerek olmadığını söylemiştim."
"Ama size çok yük oldum..."
"Daha yeni başladın, bu çok normal. Ben de ilk başladığımda Nanase ve Kirishima-san'a az çektirmemiştim." Bunu ağzımdan kaçırmıştım ama dürüst olmak gerekirse geçmişte böyle bir şey yaşandığını hiç hatırlamıyordum. Doğrusu, bu hayattaki ikinci turum olduğu için çalışma konusunda illegal denebilecek düzeyde bir tecrübe birikimine sahiptim. Yine de ömrümdeki o ilk işimde kesin ben de birilerine ayak bağı olmuşumdur.
"Gerçekten mi? Kirishima-san bana senin her şeyi çok çabuk kaptığını söylemişti. Hatta senin sıra dışı bir örnek olduğunu, bu yüzden kendimi seninle kıyaslamamam gerektiğini eklemişti."
Yenilir yutulur cinsten konuşmuyor ki Kirishima-san da... Her zamanki gibi çenesi düşük işte. Eğer bu konuyu deşmeye devam edersek çocuk kendini daha da kötü hissedecekti, bu yüzden hemen konuyu değiştirdim. "Shinohara-kun, sen neden çalışmaya başladın?"
"Para lazım," dedi mahzun bir sesle. "Enstrümanlar ve ekipman çok pahalı."
"Enstrüman mı?"
"Ah, ben... Hafif müzik kulübündeyim galiba. Bana hiç yakışmıyor ama."
Beklenmedik bir durum olduğu doğruydu ama kendini bu kadar yerersen ben de ne diyeceğimi bilemem ki. Yine de kimse seninle dalga geçmesin diye önce kendi kendini baltalama psikolojisini çok iyi biliyordum. "Hafif müzik kulübü mü? Çok havalı. Hangi enstrümanı çalıyorsun?"
"Bas gitar. Ama pek iyi değilim," dedi. "Şey, bas gitarın ne olduğunu biliyor musun?"
"Evet, bilmez miyim. Rock gruplarını dinlemeyi severim. Şu en pes ses çıkaran gitar, değil mi?"
Bas gitar, bir grubun kalbidir. Spot ışıkları genelde vokal veya elektro gitarın üzerinde olsa da bas gitar sunduğu o güçlü, tok tonlarla grubun sound'unu birbirine bağlar, şarkının havasını ve ritmini düzene sokar. Ben sadece elektro gitar çalmıştım ama yetenekli basçılara hep hayran kalmışımdır. Dışarıya son derece havalı ve kusursuz bir profesyonellik saçarlar.
"Evet, aynen öyle. Rock müzik sever misin?" diye sordu.
"Evet, oldukça severim. Popüler grupların hemen hepsini takip ederim." Aslında bu grupların hepsi benim için yedi yıl öncesine aitti, bu yüzden güncel trendleri kovalamama gerek kalmadan hepsini zaten ezbere biliyordum.
"Ben de öyle. Sırf bu yüzden bir grupta çalmak istiyordum," dedi Shinohara-kun tüm samimiyetiyle. Şu an içindeki o filtresiz düşünceleri paylaştığını hissedebiliyordum. "Şimdiye kadar bası hep tek başıma çaldım ama lisede cesaretimi toplayıp hafif müzik kulübüne girdim. Gerçi, oraya pek ayak uydurabildiğim söylenemez." Güçsüzce güldü.
"Y-Yok canım... Bu arada, hafif müzik kulübünde kaç kişi var?"
"Ş-Şey, sanırım on iki kişi. Üçüncü sınıflar zaten bıraktı."
"Vay canına, bayağı kalabalıkmış. İki üç grup çıkar herhalde buradan."
"İkinci sınıflardan dört kişilik bir grup, birinci sınıflardan üç kişilik bir grup, bir de ikinci sınıflardan bir ikili var. Benim hiç arkadaşım olmadığı için... Bir gruba giremeyip açıkta kaldım." Shinohara-kun kendiyle alay eden o zayıf gülüşünü tekrar koyverdi ve gözle görülür şekilde çöktü.
İşte bu hassas bir konuydu! "Ama on iki kişi olduğunu söyledin. Bu durumda geriye üç kişi kalıyor olması lazım, değil mi? Üç kişilik bir grup kurabilirsiniz."
"Benim varlığımı bile unutmuş durumdalar," diye yanıtladı. "Zaten diğer ikisinin bir grupta çalmak isteyip istemediğini bile bilmiyorum."
Bu kötü oldu! Ne dersem diyeyim muhabbet çakılıyordu. Şöyle havayı yumuşatacak, daha olumlu bir konu yok muydu? Ha, doğru ya, Serika da hafif müzik kulübünde değil miydi? "Hondo Serika'yı tanıyor musun?"
"Ah, evet... Az önce bahsettiğim, açıkta kalan diğer iki kişiden biri o."
"Hadi ya, gerçekten mi? Serika benim arkadaşımdır."
"Hondo-san'ın durumu biraz farklı, o fazla iyi olduğu için herkesin gözünü korkutuyor. Çalarken sergilediği teknik ve motivasyonu diğerlerinden çok başka seviyede. Bu yüzden çoğu kişi onunla çalmaya cesaret edemiyor. Gerçi ilk başlarda çok popülerdi."
Shinohara-kun'un kulüp hakkındaki bu analizi, Serika'nın öğle arasında yüzüne yerleşen o hüzünlü ifadeyi aklıma getirdi. Acaba hafif müzik kulübünde yaşananlar, onun o an ağlayacak gibi görünmesinin sebebi olabilir miydi? "Serika o kadar iyi mi yani?"
"Çalarkenki duruşu, çıkardığı sesler... Yaptığı her şey bambaşka bir boyutta. İkimiz de açıkta kalmış olabiliriz ama benim gibi birinin onunla aynı grupta çalmayı hayal etmesi bile büyük bir hadsizlik olur." Shinohara-kun kafasını önüne eğmiş yürürken, ses tonu adeta kendi değerini yerle bir ediyordu. "İmkansız yani."
"Ama sen bir grupta çalmak istemiyor musun?"
"Tabii ki istiyorum... Ama benim gibi biri için bu çok zor."
"Yine de enstrümanın ve ekipmanın parasını çıkarabilmek için kendine yarı zamanlı bir iş bulmuşsun. Bu, henüz pes etmediğin anlamına gelmez mi?"
Tam can evinden vurmuş olmalıyım ki, Shinohara-kun yüzünü ekşiterek derin bir sessizliğe gömüldü. Üniversitedeyken ilk gitarımı aldığım zamanlar ben de tıpkı onun gibi hissediyordum. İnsanlara adım atacak cesaretim yoktu; birinin gelip beni grubuna davet etmesini bekliyordum. Ama zaten en başta hiç arkadaşım yoktu, dolayısıyla sadece bekleyerek hayalini kurduğum o geleceğe ulaşmam imkansızdı.
Onun da benim gibi pişmanlıklar yaşamasını istemiyordum. Fakat bizzat kendisi Serika tarafından pişmanlık duymamaya çağrılmış biri olarak, ona akıl verecek haddi kendimde bulamıyordum. Bu yüzden Shinohara-kun'a teselli verecek kelimeleri seçmekte çaresiz kaldım.
İstasyona vardığımızda, "Peki o zaman, sonra görüşürüz," dedim.
"E-Evet. Bir dahaki sefere görüşmek üzere." Eğilerek selam verdi ve turnikelerden geçip gözden kayboldu.
Onun bu rüküş tarzına, çekingen tavırlarına ve her şeye karamsar yaklaşan bu haline hiç yabancı değildim. Sanki lisenin ilk günlerindeki o başarısız, eski halime bakıyor gibiydim.
Peronda trenimi beklerken yağmur çiselemeye başladı. Sonbaharın havasına gerçekten güven olmuyordu; oysa hava durumu tüm günün güneşli geçeceğini tahmin etmişti. Yağmur damlaları, toprakta hafif tıpırtılar bırakarak süzülüyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.