Üç gün sonra, cumartesi günü öğle vaktinde, Namika oturma odasında bir Bump of Chicken konser DVD'si izliyordu. Ben de yanına gidip kanepeye kuruldum. Derken cebimdeki akıllı telefon aniden titredi. Çıkarıp baktım; kilit ekranında bir bildirim belirmişti. Uta'dan gelen bir RINE mesajıydı.
“Selam, şimdi müsait misin?” yazıyordu.
Üzgünüm ama şu an hiç de müsait değildim. Tam konserin ortasındaydım, okumak istediğim mangalar vardı, arkasından da yeni çıkan yabancı bir aksiyon filmine gömülecektim. Bir de... Şey, yürüyüşe çıkacaktım. Yani çok işim vardı!
“Aşırı meşgulüm,” diye yazdım.
Hemen cevap verdi: “Yani acayip boşsun!”
Bu kızı anlamak gerçekten imkansızdı.
“Antrenman yeni bitti. Miorin ve Seri ile karaoke yapmaya gidiyoruz. Gelmek ister misin?” diye bir mesaj daha geldi.
Karaoke mi? Severdim sevmesine de, bu ekiple gitmek nereden çıkmıştı şimdi?
“Seri senin şarkı söylemeni duymak istiyor!” diye ekledi.
Anlaşıldı. Yine de birinin beni dinlemek için heyecanlanacağı kadar iyi olduğumu pek sanmıyordum. Klavyeye dokunup cevap yazdım: “Lütfen beklentiyi çok yükseltmeyin~”
“Merak etme! Gerçekten o kadar iyisin!”
Hmm... Reddetmek için mantıklı bir bahanem de yoktu, o yüzden neden olmasın diye düşündüm. Hem Serika ile müzik zevkimiz de aynıydı ve beni dinlemek istiyordu. Gerçi Miori seçeceğimiz şarkıları beğenir miydi, orası meçhuldü. Bir an düşündükten sonra kabul ettiğimi belirten bir çıkartma gönderip üzerimi değiştirdim.
“Abiciğim, bir yere mi gidiyorsun?” diye sordu Namika, elindeki pirinç krakerini kıtırdatarak.
“Evet, arkadaşlar dışarı çağırdı. Kaçta döneceğimi sonra haber veririm,” dedim.
Gözlerini televizyona dikip umursamaz bir tavırla, “Tamamdır,” diye mırıldandı.
Evden çıkıp istasyona doğru yöneldim. Havanın ne yapacağı belli olmuyordu; tek yapabileceğim yağmur yağmaması için dua etmekti.
Önce bir yerlerde öğle yemeği yesem iyi olacaktı. Bayağıdır dışarıda yemiyordum... Bu da demek oluyordu ki istikamet ramen dükkanı! İstasyona geçmeden önce hemen bir kase ramen mideye indirdim. Yaklaşık bir saat sonra, turnikelerden geçip çıkışa yöneldiğimde kapının önünde bekleyen kızlar beni fark etti.
“A, Natsu! Buradayız!” diye seslendi Uta, yerinde zıplayıp el sallayarak.
Çocuk musun sen? Eteğin havalanacak şimdi, yapma lütfen. İstemeden gözüm kayacak! Uta’nın eteği de Serika’nınki kadar kısa olsaydı, o üçgen kumaş parçasını çoktan görmüş olacağıma şüphe yoktu. Uta, üzerlerinde Ryomei üniforması olan Serika ve Miori'nin arasında duruyordu.
“Kusura bakmayın, çok beklettim mi?” diye sordum.
“Evet, bayağı bekledik. Sıkıntıdan patladım,” dedi Serika, biraz fazla dürüst bir şekilde.
Uta hemen araya girdi: “Aşk olsun Seri! Natsu’yu biz çağırdık ya zaten!”
“Biliyorum. Hadi gidelim artık, canım karaoke çekiyor.” Serika kendi kendine bir melodi mırıldanarak önden yürümeye başladı.
Yine kendi dünyasındaydı. Miori de onun bu rahat tavırlarına alışkın olduğundan çoktan yanına varmış, birlikte ilerliyorlardı. Uta ile göz göze gelip güldük. Biz de arkalarından yan yana yürümeye başladık.
Karaoke salonu istasyondan yürüyerek üç dakika mesafeydi. Buranın gediklisi olduğu her halinden belli olan Serika, resepsiyondaki görevliyle konuşup bizi dördümüz için fazlasıyla geniş olan kocaman bir odaya götürdü.
“Bugün pek müşteri yok galiba?” dedi Uta, kafasını hafifçe yana eğerek.
“Ondan değil, geniş bir oda istediğimi söyledim. Ferah yerlerde şarkı söylemek daha keyifli oluyor,” diye cevap verdi Serika, elleriyle dokunmatik ekranlı seçim cihazını kurcalarken.
“Doğru, daracık bir odadansa böylesi çok daha iyi,” diyerek onayladı Miori.
Kendi adıma konuşacak olursam, küçük ve dar alanları tercih ederdim. Öyle yerlerde kendimi daha rahat hissediyor, bir yere ait olduğumu daha çok duyumsuyordum. Masanın bir tarafına Serika ile Miori, karşı tarafına ise ben ve Uta geçip oturduk.
Şimdi düşününce, ortam acayip gericiydi. Aralarındaki tek erkek bendim. Eskiden kızlarla karaoke yapmanın hayalini kurardım ama iş gerçeğe dönünce kendimi acayip rahatsız hissetmiştim. Yalan yok, keşke Tatsuya ve Reita da burada olsaydı. Kızların heyecanla cıvıldayarak şarkı seçmelerini izledim.
“Pekala! İlk ben başlıyorum!” Miori şarkısını seçti ve isim dev ekranda belirdi. Son zamanlarda popüler olan bir idol grubunun parçasıydı. Hızlı temposu ve neşeli melodisiyle ortamı hareketlendirmek için biçilmiş kaftandı. İki mikrofon birden kaptı. “Bunu söylemeyi çok istiyordum. Uta, bana katılsana?”
Uta heyecanla, “Olur!” diyerek ayağa fırladı ve birlikte şarkı söylemeye başladılar.
Oh be... Biri şarkı söylerken konuşmak zorunda kalmıyordum, bu da beni rahatlatıyordu. Üstelik Miori gerçekten çok iyiydi. Zaten elini attığı her işte başarılı olurdu. Serika ise ciddi bir ifadeyle ekrana baka kalmış, kendi kendine mırıldanıyordu. Neyse, onu kendi haline bıraksam daha iyiydi.
Şarkı bittiği an Miori'nin aklında bir şimşek çaktı ve hemen puanlama sistemini açtı. “Buldum! Puan yarışı yapalım. Kaybeden kazanana dondurma ısmarlasın!” dedi muzip bir gülümsemeyle.
Uta kollarını göğsünde çapraz yapıp hayali bir çarpı işareti çizdi. “Olamaz, imkanı yok. Kesin ben kaybederim! Beni dahil etmeyin!”
“Hadi ama, eğlenceli olur! Sesin çok güzel Uta.”
“Natsu ve Seri bambaşka bir seviyede yalnız. Miorin, senin de kazanma şansın yok, bilesin.”
“Bak şimdi iyice hırs yaptım işte! Böyle söyleyince gaza geliyorum,” dedi Miori, rekabetçi ruhunu ortaya koyarak.
Serika araya girdi: “Bana uyar. Oturduğum yerden bedava dondurma kazanmış olurum.”
“Bak sen şuna! İyice tepeme çıktın ha. Beni hafife alma seni gidi!” Miori öfkeyle Serika’nın üzerine atlayıp koltuk altlarını gıdıklamaya başladı.
“Dur, yapma. Gıdıklanıyorum... Ahaha...!” Serika, nadir görülen bir panik anıyla sağa sola kaçışmaya çalışıyordu ki bu hali oldukça sevimliydi.
Onların bu şakalaşmasını izlerken birden Uta'nın gözlerini üzerimde hissettim. Hemen telefonumu çıkarıp müzik uygulamasına bakıyormuş gibi yaptım, masum rolü oynadım. Ben hiçbir şey görmedim, tamam mı?
“Eee, sen katılıyor musun?” diye sordu Miori bana dönerek.
“Şey... Olur, kabul,” dedim. Böyle anlarda davetini geri çevirirsem kesin surat asardı.
Ama kesinlikle kaybetmeye niyetim yoktu. Az önce şarkı söyleyişini dinledikten sonra, puanının en fazla seksen sekiz civarında kalacağını tahmin edebiliyordum. Eskiden tek başıma karaoke salonlarında az antrenman yapmamıştım, benimle aşık atamazdı. Hehe! Doksan beşin üzerinde puan alabileceğim geniş bir şarkı repertuvarım vardı. Tek sorun, bu şarkıların yarısından fazlasının henüz piyasaya çıkmamış olmasıydı. Zamanda geriye gitmenin dezavantajlarından biri de buydu işte.
“O zaman ben başlıyorum?” diyen Serika, daha kimse cevap vermeden şarkıyı seçti bile.
Ekranda My First Story grubunun Missing You parçası belirdi. Grubun sert enstrümantal melodisi odada yankılanmaya başladı. Karaoke yarışmasında hard rock mı söylüyordu yani? Rock şarkıları genel olarak zordur ve yüksek puan almak neredeyse imkansızdır. Kazanmayı umursamadığı için mi sadece sevdiği bir şarkıyı seçmişti? Yoksa... Kendine o kadar güveniyor muydu?
Şarkıya başladığı an cevabı aldım. Serika’nın sesi ortalama bir kıza göre daha kalındı ve tiz sesli erkek vokaliyle bilinen bu şarkıya mükemmel bir şekilde oturmuştu. Ekranın üst kısmındaki nota barı, o tek bir detone bile olmadan akıp gidiyordu.
Affedersiniz ama... Bu da neydi böyle? İnanılmaz iyi söylüyordu! Şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı.
“Seri grupta vokalliği de üstleniyor genelde,” diye fısıldadı Uta kulağıma.
Müthişti gerçekten! Hem gitar çalıyor hem de şarkı söylüyordu. Resmen rock grubunun parlayan yıldızıydı!
Şarkının nakarat kısmındaki en can alıcı noktada Serika sesini bir tık daha yükseltti; tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Miori ritme ayak uydurarak coşkuyla alkış tutuyor, Uta ise müziğin ritmiyle sallanıyordu. Bense büyülenmiş bir halde, yerimden bile kıpırdayamadan öylece baka kalmıştım.
Nihayet ekran beliren puan şarkının bittiğini haber verdi: doksan dört. Harika bir skordu ama dürüst olmak gerekirse ben daha yüksek bekliyordum. Yine de karaokedeki puanlama sisteminin, birinin gerçekte ne kadar iyi şarkı söylediğiyle doğrudan bir alakası yoktu tabii.
“Eh, aşağı yukarı böyle bir şey bekliyordum zaten,” dedi Serika her zamanki sakin ve umursamaz tavrıyla. İstemsizce alkışlamaya başladığımda kafasını iki yana salladı. “O kadar da iyi değildi.”
“Tamam, sıra sende Natsu!” dedi Uta.
Eyvah, ben henüz şarkı seçmemiştim! Serika’yı dinlemeye öyle bir dalmıştım ki sıranın bana geldiğini tamamen unutmuştum.
“Hay aksi, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ne söylesem acaba?” diye mırıldandım kendi kendime.
“Kararsız kaldıysan, benim çok sevdiğim ve senin sesinden duymak istediğim bir şarkı var!” diye öneride bulundu Uta.
“Tamam, olur.”
“Yaşasın!” diyerek mutlu bir şekilde gülümsedi.
Seçim cihazına şarkıyı girdi ve alet hemen onay sesi çıkararak isteği sisteme gönderdi. Ekranda Alexandros’un city şarkısı belirdi. Benim de eskiden beri çok sevdiğim bir parçaydı bu.
Yumuşak bir intro melodisiyle başlıyor, davullar devreye girdiğinde ise daha keskin bir hal alıyordu. Tam şarkı duruldu derken, solo gitarist melodiyi coşturuyordu. Şarkının ismini sonuna kadar hissettiren o derin ve canlı tınıları çok seviyordum.
“Güzel seçim. Üstelik orijinal klibi de var. Harika,” diyerek ıslık çaldı Serika.
“Değil mi!” diye onayladı Uta.
“Ses, deneme,” diyerek mikrofona hafifçe mırıldandım; ses düzeyini ve mikrofona olan mesafemi ayarladım.
Kendimi bildim bileli müziğe aşıktım, bu yüzden şarkı söylemeyi de doğal olarak çok sevmiştim. Beni dinleyecek tek bir arkadaşım bile yokken tek başıma karaokeye gitmeye devam etmiştim. Bunun sonucunda da cihazdan yüksek puan alma konusunda adeta bir uzman haline gelmiştim. Sürekli yüksek puan almanın pek çok püf noktası vardı. Örneğin, şarkının orijinal yapısını değiştirmeye çalışmayacak, tona kesinlikle sadık kalacak, belirli yerlerde vurguyu bilerek artıracak ve ekstra puan kapmak için bolca vibrato yapacaktınız.
Yine de o kadar saat boyunca yaptığım pratikler tamamen boşa gitmişti. Benim istediğim bir makineden yüksek puan almak değildi ki. Sadece sevdiğim şarkıları içimden geldiği gibi, hayal ettiğim tonda söylemek istiyordum. Bu gerçeği hatırlayınca, puan kaybedecek olsam bile kendimi akışa bırakmaya karar verdim. Pişman da değildim.
Normalden çok daha iyi söylediğimi hissediyordum. Herkesle ilk kez karaokeye gittiğim o günden sonra kendime olan güvenim yerine gelmişti. Sırf yüksek puan almak için kendimi kısıtlayarak söyleseydim, beni bu kadar çok öveceklerini sanmıyordum. O pratikleri birilerinden övgü almak için yapmamıştım elbette ama o kadar uzun süre yalnız kalmıştım ki, hepsinin önünde şarkı söylemek ruhuma gerçekten iyi gelmişti. Bu yüzden bugün de her zamanki gibi, kendim olarak söyledim.
Ben şarkıya başlar başlamaz Miori'nin gözleri yuvalarından fırladı. "Hadi canım? Gerçekten bu kadar iyi mi yani?" diye mırıldandı.
Hemen yanımdaki Uta, büyük bir keyifle omuzlarını oynatıyordu. Serika ise son derece ciddi bir ifadeyle gözlerini bana dikmişti, adeta bakışlarıyla beni delip geçiyordu. Bana böyle dik dik bakarken şarkı söylemek biraz zordu doğrusu. Yine de bunu pek kafaya takmayarak şarkının sonunu getirmeyi başardım.
Şarkı bittiğinde, cihazın puanı hesaplamasını beklerken odada kısa bir an sessizlik oldu. Sonunda ekranda sayılar belirdi: Doksan üç puan.
"Hay aksi, Serika'ya kaybettim," dedim.
Serika saçını parmağına dolayıp kısa bir duraksamadan sonra, "Ama ben hiç kazanmış gibi hissetmiyorum," dedi. Kendine has o umursamaz tavrından uzak, huzursuz bir hali vardı. Bana doğru kaçamak bir bakış attı, gözlerini kaçırdı, sonra kafasını hafifçe eğip aşağıdan yukarıya doğru süzdü. Ardından, bomba etkisi yaratacak o cümleyi kurdu. "Galiba sana aşık oluyorum, Natsuki."
Uta çığlığı bastı. "N-Nee?!"
"Yanlış söyledim. Galiba Natsuki'nin sesine aşık oluyorum."
Bu nasıl bir dil sürçmesiydi böyle! Yapma şunu! Yine de bunu duymak insanı mutlu etmiyor değildi hani. Ama baksana, Uta şaşkınlıktan koltuktan yuvarlanacaktı neredeyse! Miori ise tam da kendinden bekleneceği üzere, elindeki boş bardağı ters çevirmiş şaşkın şaşkın bakıyordu. İçinde içecek olsaydı tam bir felaket yaşanacaktı! Hiçbir şey olmamış gibi bardağı masaya bırakıp boğazını temizledi.
"O-Oh... Çok şükür..." Uta derin, rahatlamış bir nefes verdi. Bu kadar açık tepki vermesi beni biraz utandırmıştı. Kendini ne kadar ele verdiğini fark edince irkilip bana baktı. Göz göze geldiğimiz an yüzü kıpkırmızı kesildi.
"Natsuki, sesini daha çok duymak istiyorum," dedi Serika.
"Tabii, zaten şu an karaoke yapıyoruz."
"Sana gönderdiğim 'Neşelenme Şarkıları' çalma listesini dinledin mi? Oradan söyle."
"Ama orada neredeyse otuz şarkı var!" Tam o sırada bir yarışmanın ortasında olduğumuzu hatırladım. "Affedersiniz, şimdi sıra Miori'de."
Serika mikrofonu arkadaşına uzatırken, "Doğru, sıra onda. Al bakalım Miori, mikrofon sende. Söyleyebilirsin artık," dedi.
Miori bize sitemkar bir bakış fırlattı. "S-Siz ikiniz... Kazanamayacağımı biliyorsunuz, değil mi?"
"Ahaha! Sana daha başlamadan vazgeçmeni söylemiştim. Hem bu yarışma fikrini ortaya atan sendin, Miorin!" diye güldü Uta.
"Biliyorum herhalde! Of! Bana mantık fırlatıp durmayın! Alt tarafı birine dondurma ısmarlayacağım, değil mi?!" Miori, biraz da çaresizlikten, hüzünlü bir aşk şarkısı söylemeye başladı.
Neden ayrılık şarkısı seçtin ki şimdi?
Seksen yedi puan alarak sonunculuğu garantiledi. Ondan sonra her zamanki gibi eğlenerek karaoke yapmaya devam ettik. Serika ve Uta ile rock şarkıları söyledik, eski nostaljik şarkılarda hep beraber koro halinde eşlik ettik. Şarkı aralarındaki sololarda Serika hayali gitar çaldı, Uta ise yerinde duramayarak dans etti; gerçekten harika bir vakit geçirdik.
Süre sınırı olmayan maraton paketini seçtiğimiz için hepimiz doyasıya söyleyene kadar mekandan çıkmadık. İşimiz bittiğinde dışarısı tamamen kararmıştı. Somurtkan bir Miori, keyifle dondurmasını yiyen Serika'nın yanında yürüyordu.
Uta, çatallı bir ses tonuyla, "Sesim tamamen kısıldı!" dedi. Aramızda en coşkulu şekilde şarkı söyleyen oydu zaten.
Kısılır tabii. Her şarkıda enerjini yüzde yüz kullandın. Neyse ki bir güne kalmaz düzelirsin.
Bana dönüp, "Çok eğlenceliydi, değil mi Natsu?" diye sordu.
"Evet, gerçekten çok eğlenceliydi," diye dürüstçe cevap verdim.
Kısık sesiyle konuşmaya devam etti. "Uzun zamandır böyle birlikte takılmamıştık sanki."
Sırtımdan aşağı soğuk bir ürpertinin indiğini hissettim. Uta ile baş başa vakit geçirmeyeli gerçekten de çok uzun zaman olmuştu. Onu en son yaz tatilinde, doğum günümde görmüştüm. Bu uzun aranın sebebi belliydi: Onunla baş başa kalmaktan köşe bucak kaçıyordum. Uta'nın bu tavırlarımı fark etmemiş olmasına imkan yoktu.
Sonbaharın yaklaştığını haber veren gece rüzgarı teni ürpertiyordu. Artık tek bir tişörtle gezme zamanı geçmişti. Günler kısalıyordu ve loş ışıkta, yürüdüğümüz yola saçılmış kurumuş yaprakları görebiliyordum.
O her zamanki neşeli Uta'ya hiç yakıştıramayacağım kadar cılız ve uçucu bir fısıltıyla, "Eğer... hislerim sana yük oluyorsa, bana söyle, tamam mı?" diye mırıldandı.
Onun hakkında hiçbir zaman böyle hissetmemiştim, bir kez bile.
Konuşmasını sürdürdü. "Seni kendime aşık edeceğimi söylemiştim ama senin mutluluğuna gölge düşürmek istemem."
Kafamı iki yana salladım. "Uta, sen beni her zaman neşelendiriyorsun. Gerçekten."
Yüzünde belli belirsiz, gelip geçici bir tebessüm belirdi. O ifadenin ardında hangi duyguların gizlendiğini çözemedim.
Kısa bir sessizlikten sonra, "Üzgünüm," dedi. "Bu aralar biraz keyifsizim galiba. Ahaha. Hiç bana göre değil, değil mi?" Cevap vermeme fırsat kalmadan öne doğru atıldı ve Miori'ye arkasından sarıldı. "Miorin! Daha ne kadar somurtacaksın?!"
Miori şaşkınlıkla çığlık attı. "Ah! Yahu Uta! Bana böyle aniden sarılman yasak demedim mi!"
Uta, onun şikayetlerine hiç aldırmadan yüzüne o alışıldık gülümsemesini yerleştirdi. "Ahaha! Az önce nasıl da sıçradın ama!"
O an orada bir şey söylemem, bir tepki vermem gerekiyordu sanki... ama yapamadım. Kararımı sürekli erteliyordum ve bu durum Uta'yı incitiyordu. Olayları ne kadar da hafife almıştım. Bana gösterdiği o hüzünlü, soluk gülümseme, benim sevdiğim o güneş gibi parıldayan neşeli halinden fersah fersah uzaktı.
Yine de kesin olarak bildiğim tek bir şey vardı: Sakura Uta'nın yüzünde bu ifadenin belirmesine sebep olan kişi, hiç şüphe yok ki bendim. Olduğum yerde kalıp Uta ve Miori'nin şakalaşmasını izledim.
Serika sırtımdan hafifçe dürttü. "Hadi, gidelim artık," dedi.
"A-Ah, evet... Kusura bakma."
"Uta'nın şu an çok endişeli olduğuna eminim. Yaz tatili boyunca seninle Hikari-chan'ın yakınlaşmasını izledi. Muhtemelen hiç şansı olmadığını düşünüyor." Oldukça kısık sesle konuşmuş olmamıza rağmen Serika aramızdaki konuşmayı duymuş olmalıydı. "Başkası tarafından sevilmek de karmaşık bir iş, değil mi?"
Şu an onun bu sözlerine verecek hiçbir cevabım yoktu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.