“Madem kimse sınıfta kalmadı, o zaman bunu kutlayalım... Şerefe!” Uta, neşeyle ağzına kadar kola dolu bardağını havaya kaldırdı.
Saat akşam sekiz sularıydı ve Café Mares’teydik. Uta, Reita ve Tatsuya; Nanase ile benim vardiyamız sırasında bizi ziyarete gelmişlerdi. Herkesin sınav sonuçları iyi gelince biz de küçük bir kutlama yapalım demiştik.
Reita, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle omuz silkerken, “Şu ‘sınıfta kalmamak’ kısmını vurgulaman şart mıydı? Sınavlar bitti diye normal bir kutlama yapsak olmaz mıydı?” diye sordu.
Nanase kıkırdadı. Uta’ya takılarak, “Sadece kalmamış olmak pek de kutlanacak bir başarı sayılmaz aslında,” dedi.
“K-Kesin sesinizi! Sınavlar bizim için ölüm kalım meselesi!” Uta, yanaklarını şişirerek itiraz etti. Hemen yanında oturan Tatsuya’ya dönüp omuzlarından sertçe sarsmaya başladı. “Değil mi Tatsu?!”
Tatsuya, bir o yana bir bu yana sarsılırken sinirli bir ses tonuyla, “Amma gürültü yaptın be! Ayrıca beni kendinle bir tutma. Bu sefer senin gibi ucu ucuna geçmedim,” diye tersledi.
Tatsuya’nın dediği gibi, notları bu sefer hiç de fena değildi. Muhtemelen tüm derslerden elli civarı bir ortalama tutturmuştu. Ara sınavlara kıyasla bu muazzam bir gelişmeydi. Uta ise tüm derslerden kıl payı geçmişti; bu yüzden ikisini aynı kefeye koymak pek adil olmazdı.
“Öğğ... Doğru ya. Bana ihanet ettin!”
“Hayır, sen yerinde saydın sadece. Ben geçen seferden dersimi aldım ve senin aksine her gün adamakıllı çalıştım.”
“Ha?! Bu sözler Tatsu’dan çıkmış olamaz! Sana ne oldu böyle?!”
Uta’nın paniklemiş yüz ifadesinin aksine, Tatsuya’nın yüzünde kurumundan geçilmeyen bir gülümseme vardı.
Reita lafa girip, “Valla o kadar çalışıp alabildiğin not buysa, pek de övünülecek bir tarafı yok bence,” dedi gayet rahat bir tavırla.
Reita’nın bu haşlayıcı sözleri karşısında ağır yara alan Tatsuya, başını ellerinin arasına aldı. “Bazen laflarının ne kadar ağır kaçtığının farkında mısın?”
“Pardon, pardon. Bu kadar böbürlenmen biraz sinirimi bozdu da,” dedi Reita, o her zamanki nazik gülümsemesini takınarak.
Şey, Reita-san? Şu an biraz korkutucu olduğunun farkında mısın? Tatsuya, başını kollarının arasına gömmüş acınası bir halde görünce elimi omzuna koydum. “Moralini bozma. Notların geçen seferkinden kat kat iyi.”
“Bir tek senden teselli almak istemiyorum! Kesin yine dönem birincisi olmuşsundur.” Tatsuya bana sert bir bakış atıp elimi omzundan itti.
Öğğ, gerçekten anlaşılmaz biri!
Reita, az önceki sözünü geri alarak, “Natsuki haklı aslında. Bu sefer gerçekten iyi emek verdin Tatsuya,” dedi.
Tatsuya surat asarak, “Öyle mi diyorsun?” diye mırıldandı ama halinden biraz mutlu olduğu belliydi.
Tatsuya’nın moralini bozan zaten Reita’ydı ama tek bir lafıyla hakaretini unutturup onu tekrar neşelendirmeyi başarmıştı. Reita’nın sıkça kullandığı bir taktikti bu. Kızlar arasında neden bu kadar popüler olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı.
Nanase merakla, “Shiratori-kun, o kadar konuştun ama senin notlar nasıl?” diye sordu.
“Her zamanki gibi işte. Muhtemelen senden düşük almışımdır Nanase-san.” Reita çantasından şeffaf bir dosya çıkarıp masaya koydu. İçinde öğretmenlerin geri verdiği sınav kağıtları vardı. Şöyle hızlıca bir göz ucuyla hesapladığımda ortalamasının seksen civarında olduğunu tahmin ettim.
“Heh. Shiratori-kun’u geçmişim. Buna sevindim işte!” Nanase, tişörtümün kolunu çekiştirip bana gülümsedi.
Ha? Bunu neden yaptın ki şimdi? Neden bana öyle mutlulukla bakıyorsun?! Ah, çok tatlısın! diye içimden haykırdım. Keşke Nanase ne kadar güzel olduğunun biraz daha farkında olsaydı. Sürekli güzel yüzlü kızları sevdiğini söylüyor ama kendisi de onlardan biri! İçimdeki bu fırtınanın aksine, gayet yumuşak ve sıcak bir sesle cevap verdim. “Evet, evet. Aferin sana.”
Kaşlarını çattı. “Ama hiç de iyi değil. Sana yenildim Haibara-kun.”
Hadi ama! Şimdi buna ne cevap verilir ki?! diye düşündüm biraz somurtarak.
Kısık sesle kıkırdadı. “Özür dilerim. Son zamanlarda seninle uğraşmak çok eğlenceli gelmeye başladı!”
“Hı-hı, öyle mi?” Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Sen eğlendiğin sürece ben her şeye razıyım!
Bir süre daha sınavlar hakkında konuşmaya devam ettik. Matematik sınavının zorluğu, dünya tarihinin tuhaf şekilde kolay olması, fizikteki o sorunun nasıl çözüleceği veya İngilizce öğretmenimizin ne kadar acımasız olduğu gibi üzerine konuşacak bir sürü mevzumuz vardı. Ancak Nanase ve ben hâlâ mesaideydik. Bu saatlerde pek müşteri olmazdı ama ortalıkta fazla oyalanırsak müdürden fırçayı yerdik.
“Pekâlâ millet, size afiyet olsun. Bizim mesaimiz bitmek üzere,” dedim.
Uta, “Tamamdır! Bizim de zaten yakında kalkmamız lazım,” diye karşılık verdi.
Nanase ile muhabbeti orada kesip işlerimize döndük. Son zamanlarda Uta, Reita ve Tatsuya, kulüp faaliyetleri bittikten sonra düzenli olarak Café Mares’e uğramaya başlamışlardı. Genelde Nanase ile benim beraber çalıştığımız günleri seçiyorlardı. Akşamın bu geç saatlerinde onlara az da olsa eşlik edebildiğimiz için güzel oluyordu. Üstelik akşam yemeği vakti geçtiği için dükkan oldukça sakindi.
Yakınlarda temizlik yapan Nanase’ye, “Aklıma gelmişken, Hoshimiya nerede? Sıkı sokağa çıkma yasağı yüzünden mi gelemedi?” diye sordum.
“Ailesi pek esnek değil. Bu kadar geç saate kadar dışarıda kalması imkânsız,” diye cevap verdi.
“Anladım... Demek öyle.”
Nanase, Hoshimiya’nın ailesini oldukça iyi tanıyor gibiydi. Ortaokuldan beri arkadaştılar, bu yüzden bu gayet normaldi. Hoshimiya’nın ev ortamını merak ediyordum ama kaba bir soru sormaktan çekindiğim için kararsız kaldım.
Nanase takılarak, “Hikari burada olsaydı daha mı mutlu olurdun?” diye sordu.
Omuz silktim. “Yok ondan değil, sadece böyle günlerde herkesin bir arada olması daha eğlenceli olurdu diye düşündüm.”
Son zamanlarda Nanase ve Reita bana takıldığında artık soğukkanlılığımı kaybetmiyor, gayet sakin cevaplar veriyordum. Eskiden birisi benimle konuştuğunda hemen şüphe çeken hareketler yapan o çocuktan eser kalmamıştı. Olgunlaştım mı ne? Tamam, kabul, sadece doğruyu söyledim... Tabii ki Hoshimiya ile daha fazla vakit geçirmek istiyorum!
“Doğru. Hikari de biz gece vakti toplandığımızda acayip kıskanıyor.”
“Evet, RINE üzerinden sürekli ağlıyor zaten. ‘Ben de gelmek istiyorum!’ diye.” Gruptaki mesajlarını taklit ederek konuştum.
Nanase temizliği bırakıp Uta ve diğerlerinin sohbet ettiği masaya doğru baktı. “Onun için bir şeyler yapabilmeyi isterdim,” diye mırıldandı.
“Hoshimiya için mi?” diye üsteledim.
Başını salladı ve düşüncelerini anlatmaya devam etti. “Sokağa çıkma yasağını anlıyorum ama bunun dışında Hikari’nin kısıtlandığı başka şeyler de var. Babası biraz fazla sert.” Nanase’nin şikayet eder gibi konuştuğu pek görülmezdi. Hoshimiya’nın çocukluk arkadaşı olduğu için muhtemelen tüm dertlerini ilk ağızdan dinlemişti.
“Durumun öyle olduğunu az çok tahmin ediyordum.”
“Çok inatçıdır. Hikari’nin fikirlerini asla dinlemez.” Nanase pencereden dışarı bakıp geçmişten bir şeyler hatırlayarak içini çekti.
Zor bir durum. Başkalarının aile hayatına pek müdahale edemezsiniz. Birinin yetiştirilme tarzının sıkı olması, ailesinin mutlaka hatalı olduğu anlamına gelmez. Biz sadece Hoshimiya’nın arkadaşlarıyız, bu yüzden araya girip yapabileceğimiz pek bir şey yok... Zaten kendisi bizden böyle bir şey istiyor mu, o da meçhul. Bunun gerçekten bir sorun olup olmadığını bile bilmiyorum. Ama merakımı kurcalayan bir nokta vardı.
“Hoshimiya’nın herkesle beraber geziye gelmesi zor olur mu dersin?” diye sordum.
Yaz tatiline bir hafta kalmıştı. Hepimizin heyecanla beklediği o uzun tatil kapıdaydı. Henüz detaylara karar vermemiştik ama altımız beraber bir yerlere gitme planları yapıyorduk. Son zamanlarda sınavlardan başka bir şey konuşmamıştık ama artık bu planları netleştirmenin vakti gelmişti. Her şeyden öte, bu benim için muazzam bir gençlik etkinliğiydi. Eğer Hoshimiya gelemezse... çok üzülürdüm. Gerçi kendisi de denize gitmeyi çok istediğini söylemişti.
Nanase, “Hmm... Hikari’nin bizimle gelmek istediğine eminim ama gelebilir mi, orası meçhul. Belki günübirlik bir gezi olsa izin koparabilir ama sizin konuştuğunuz planlar konaklamalı bir şeyler, değil mi?” dedi.
“Yani... Evet, öyle sayılır. Henüz kesin bir planımız yok ama.”
“Erkeklerin de olacağı yatılı bir geziye gitmesi bence çok zor. Ben de orada olacağım için sorun olmayacağını söyleyerek ailesini ikna etmeye çalışabilirim ama bu yeterli olur mu bilmem.”
“Anlıyorum...” diye mırıldandım.
Hoshimiya çok tatlı bir kız. Ailesi muhtemelen dışarıdaki tiplerin onu rahatsız etmesinden korkuyordur, o yüzden yapacak bir şey yok. Ben bile onun gece vakti tek başına yürümesine pek razı olmazdım. Benim ailem de kız kardeşim konusunda fazla korumacıdır ama bana her konuda izin verirler. Kızlar ve erkekler bu tür konularda farklı risklerle karşılaşıyor sonuçta.
Nanase, “Sonuç olarak, sormadan bilemeyiz. Önce planları bir yapalım da,” diyerek konuşmayı noktaladı.
Haklıydı. Şu aşamada aileden izin alıp alamayacağımızı dert etmenin alemi yoktu. Planı ailesine sunduğumuzda Hoshimiya gelemezse... o zaman yapacak bir şey kalmazdı. Onunla gitmeyi çok istiyordum ama şimdilik bu sadece bir temenniydi.
“Gidebileceğimiz birkaç yer düşüneceğim,” dedim. Hoshimiya meselesini bir kenara bıraksak bile para, tarihler, mekan gibi düşünülmesi gereken bir sürü detay vardı. Herkesle fikir alışverişinde bulunmadan önce Miori’ye ne düşündüğünü sorsam iyi olacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.