Yaz Planları ve Gece Yarısı Sırları

Eve vardığımda ilk işim duşa girmek oldu. Akşam yemeğini zaten Café Mares’te yediğim için doğrudan odama çekildim. Yatmak için hazırlandım ve Miori’ye kısa bir mesaj attım: "Şimdi müsait misin?" Birkaç dakika bekledim ama mesajı okumadı. Zaten uyudu mu acaba? Tam bunu düşünürken telefonum çalmaya başladı.

“Harika! Hala ayaktaymışsın,” dedim telefonu açar açmaz.

“Banyodan yeni çıktım. Bir şey mi oldu?” diye sordu.

“Yaz tatili planlarını kararlaştırmak için yardımını isteyecektim.”

Bugünlerde Miori ile telefonda epey sık görüşüyorduk. Eskiden yakındaki parkta buluşup konuşurduk ama hava çok sıcaktı, üstelik ailesi de gece vakti dışarıda dolaşmasına pek sıcak bakmıyordu.

“Ah, doğru ya. Sizinkiler dağa ya da denize gitmek istiyordu, değil mi?”

“Aynen öyle. Daha çok deniz kıyısında konaklamalı bir şeyler düşünüyoruz,” diye cevap verdim. Hoshimiya denize gitmek istediğini söylemişti. Zaten yaz denince insanın aklına ilk gelen şey kumsallar oluyordu. Diğerlerine fikirlerini sorduğumda, çoğunluk dağın aksine denizden yana oy kullanmıştı.

“Sen sadece Uta ve Hikari-chan’ı mayoyla görmek istiyorsun, değil mi?” dedi Miori, beni suçlayan bir tonda.

“H-Hayır... Pek sayılmaz,” diye geçiştirdim.

“Cevap verirken bir an duraksadın sanki, duymadım sanma.”

“Kes sesini! Beni böyle köşeye sıkıştırmana hiç gerek yoktu!” Eğer biri sorarsa, aklımdan bir kez bile geçmediğini söylersem yalan olurdu. Ve evet, birisi onları mayoyla görmek isteyip istemediğimi sorarsa, tabii ki canıgönülden isterdim. Hatta Nanase’yi de mayoyla görmek istiyorum, oldu mu?!

Zihnimden geçen bu tuhaf düşünceleri okumuş gibi kıkırdadı Miori. “Hmm? Öyle mi? Eh, ne de olsa erkeksin işte.”

“Sus artık, üzerime gelme. Asıl sebebim tabii ki kumsalda eğlenmek!”

“Bu arada, banyodan yeni çıktım demiştim ya, şu an sadece iç çamaşırlarımlayım. Oda çok sıcak da.”

“Şu gereksiz bilgileri araya sıkıştırmayı bırak!”

Hayal etmemek elde miydi?! Kesinlikle amacı buydu. Çocukluk arkadaşımı böyle şüpheli şekillerde hayal etmem... Keşke bunu kendimden emin bir şekilde söyleyebilseydim. Ama Miori artık onu karşı cins olarak fark etmemem için fazla çekiciydi. Tabii ki bunu ona asla söylemezdim. Söylersem kesin dünyalar onun olur, iyice tepeme çıkardı!

“Neyse, konaklamalı bir geziye kesin karar verdiniz mi?” Beni kışkırttıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi konuya döndü.

“Evet. Sonuçta Gunma’dan deniz kıyısına gitmek epey vakit alıyor.” Eğer kumsalda doya doya vakit geçirmek istiyorsak, orada kalmak en mantıklısıydı. Günübirlik bir geziyle zaman çok kısıtlı olurdu.

“Haklısın ama masraflı olacak.”

“Nanase ve ben yarı zamanlı işlerimizden para biriktiriyoruz, asıl mesele diğer dördü.”

“Uta’nın söylediğine göre, ailesinin okonomiyaki dükkanına yardım ettiği için biraz harçlık alıyormuş.”

“Öyle mi? O zaman en büyük problem... Tatsuya olacak,” dedim kesin bir tavırla. Reita para biriktirdiğinden bahsetmişti, o yüzden onun için endişelenmiyordum. Diğer yandan Tatsuya, marketten abur cubur alma huyu yüzünden sürekli parasızlıktan yakınıp duruyordu. “Belki sadece bir gece kalırsak bir şeyler denkleştirebilir.”

Ucuz bir otelde bir gece kalmak yaklaşık on bin yen tutardı. Yol masrafları da birkaç bin yen... Hayır, bu gideceğimiz plaja göre değişirdi. Bir de orada harcayacağımız nakit paraya ihtiyacımız olacaktı. En iyimser tahminle tüm gezi kişi başı yirmi-otuz bin yene patlardı. Öğğ! Para mevzuları her zaman baş ağrısıydı zaten.

Benim için bile büyük paraydı bu. Üniversite öğrencisiyken derslere girmek ya da çalışmak arasında seçim yapabildiğim için bütçem daha genişti ama şu an pek birikmişim yoktu. İşe başlayalı topu topu üç ay olmuştu.

“Evet, iki gece kalmak fazla gelir. Lojistik olarak da herkesin üst üste üç gün boş kalması zor zaten,” dedi Miori.

“Doğru. Diğerlerinin kulüp faaliyetleri var sonuçta.”

Nanase ve ben vardiyalarımızı ayarlayabilirdik ama Uta, Reita ve Tatsuya antrenmanları ekemezdi. Hoshimiya muhtemelen rahattı çünkü onun kulübünün uzun tatillerde zorunlu toplantıları olmuyordu. Her halükarda, herkesin kulüpten izinli olduğu bir günü kollamamız gerekiyordu.

“Bence Obon tatili civarında herkesin boş olduğu bir zaman yakalanabilir. Bak, kızlar basketbol kulübünün programı şöyle.” Miori bana RINE üzerinden bir görsel gönderdi. Yaz tatili antrenman programının çıktısını çekmişti. Gerçekten de kız takımının belirli aralıklarla tatil günleri vardı. Fakat antrenman programları ve hazırlık maçlarıyla takvim resmen tıka basa doluydu. “Daha da önemlisi, artık bir yer seçseniz iyi olur. Bence herkesle konuşup karar verin ama önce birkaç aday belirlemelisin. Ne de olsa en çok boş vakti olan sensin.”

“Hadi oradan. İşimle ve spor yapmamla yeterince meşgulüm bir kere.”

“Ooo? Hala her gün spora devam mı ediyorsun? Artık pek ihtiyacın kalmadı bence ama sen bilirsin.”

“İhtiyaç duyup duymamakla alakası yok bunun. Spor yapmak harika bir şey, bilmiş ol! İnsanın her derdine derman oluyor.” Neden daha önce başlamadım ki? Hiç bilmiyorum. Spor yapınca dünya değişiyor. Egzersiz adalettir!

“Iyy, iğrençsin...”

“Hey! Gerçekten tiksinmiş gibi konuşma!” Cam gibi hassas olan moralim şimdi tuzla buz olacaktı. Spor yapmanın bir amacı da vardı: Bir kulüpte olmadığım için fiziğimi korumam şarttı, ayrıca zaman öldürmek için de iyi bir yoldu.

“Ah, gerçi kumsalda boy göstereceksen kaslar epey önemli tabii! Fit vücutlar gerçekten çekici oluyor. Bir dakika—yoksa hedefin bu mu?”

Kısa bir sessizlikten sonra, “Bunu daha önce hiç düşünmemiştim,” dedim. Doğru ya. Mayo giymek demek, aynı zamanda başkaları tarafından o halde görülmek demekti. İnsanların bana bakması umurumda değildi ama... Karın kaslarımı biraz daha belirginleştirsem iyi olabilirdi... Evet, sadece birazcık. Yoksa o kadar da dert ettiğimden falan değil.

“Madem spor yapmak hobin haline geldi, kasların için endişelenmene gerek yok o zaman,” dedi Miori, uykulu bir tavırla esneyerek.

“Neyse, konumuz gideceğimiz yer değil miydi?” diye sordum.

“Hı-hı. Sanırım gidilecek en klasik yer Niigata, değil mi? Ya da Pasifik Okyanusu kıyısında olmak isterseniz Ibaraki,” diye önerdi.

Evet. Gunma’dan olan mesafe düşünüldüğünde bu iki şehirden biri olmak zorundaydı.

“Bak, buralardan biri güzel görünmüyor mu?” diye devam etti.

Miori’nin gönderdiği bağlantıya tıkladım. Niigata’daki bir sürü plajın listelendiği bir siteye yönlendirdi. Uzun zamandır deniz fotoğrafı görmemiştim; güzellikleri karşısında büyülenmiştim, bu da gitme isteğimi iyice kamçıladı. Küçükken Niigata’ya gitmiştim; orada tonla plaj vardı ve hangisini seçersek seçelim güzel ve huzurlu olacağına emindim. Oraya tekrar gitmek hoş olabilirdi.

Seçenekleri araştırırken ikimiz de sohbete devam ettik. Saate baktığımda, yelkovan ve akrebin tam tepede birleştiğini fark ettim. Konuşmamıza kısa bir sessizlik çöktü ve Miori bir kez daha esnedi.

“Artık uyumalıyız,” dedim.

“Evet... Kesin bir şeye karar vermedik ama seçenekleri kabaca belirledik sanırım. Artık tek yapman gereken onlarla konuşup karar vermek. Merak ediyorum, neyi seçtiğinizi bana da haber ver tamam mı?” Yumuşacık sesi telefonun ahizesinden süzülüp bana ulaştı.

Sesindeki o hafif yalnızlık hissini fark edince, istemsizce sordum: “Senin de gelmen zor olur mu dersin?”

Miori, hoşlandığı erkeğin peşinden tutkuyla koşan bir tipti. Reita gidiyorsa onun da bizimle gelmek isteyeceğini söylemesini beklerdim. Ancak sesi hiç de öyle bir şey düşünüyormuş gibi gelmiyordu.

“Altı kişilik grubunuzun arasına öylece dalmak benim için epey zor olur,” diye cevapladı.

“Ama bahsettiğimiz kişi sensin. Hepimizle aran gayet iyi değil mi?”

“Öyle tabii ama ben hala farklı bir sınıftayım, yani normal arkadaş grubunuzun tam bir parçası sayılmam. Sadece altınız bir aradayken kendinize has bir havanız oluyordur, değil mi? Zorla araya girip ortamı germek istemem.”

Miori’nin duruma yaklaşımı her yönüyle mantıklıydı. Bu kadar sağlam bir mantığa karşı ne diyeceğimi bilemedim ve Sessizlik çöktü.

Kıkırdadı. “Ooo, bu ne şimdi? Ben yanınızda olmayınca huzursuz mu olacaksın yoksa?”

“Hayır, sadece sen de gelirsen daha eğlenceli olur diye düşündüm.” Çocukluk hatıralarım zihnimde canlandı. Miori yanımızdayken her zaman eğlenceli olurdu çünkü dizginleri hep o ele alırdı. Bu yüzden bu fikir aklıma yatmıştı: Bizim mutat altılıya Miori’yi de eklersek, kesinlikle hayalimdeki o ideal gençlik deneyimine en yakın şeyi yaşardık.

“A-Ah, öyle mi? Ama bu sonuçta sadece senin temennin.”

Haklıydı. Benim onun gelmesini istemem, herkesin buna sıcak bakacağı anlamına gelmiyordu. Gerçi Reita kesin onay verirdi. Onun Miori hakkında ne hissettiğini artık biliyordum sonuçta... Vay be, kim derdi ki Reita çoktan Miori’ye abayı yakmış! Kendinden pek bahsetmediği için hiç fark etmemiştim. Bana anlattığında gerçekten şaşırmıştım. Ama bu, sırrını ona hemen yumurtlayabileceğim anlamına gelmiyordu. İkisinin de hislerini bildiğim için hemen söylersem çok daha çabuk bir araya gelirlerdi belki ama buna karar verecek olan ben değildim. Üstelik Reita, aramızda kalacağına güvendiği için bana anlatmıştı.

Zihnimin derinliklerine dalmıştım ki Miori aramızdaki sessizliği bozdu. “N-Neyse, ben artık yatıyorum, tamam mı? İyi geceler,” dedi.

“Evet, saat epey geç oldu zaten. Fikir yürüttüğün için teşekkürler,” diye karşılık verip telefonu kapattım. Bana mı öyle geldi yoksa birden hızla konuşmaya başlayıp biraz telaşlı mı göründü? Bir şey mi oldu acaba? Biraz şüpheliydi ama sormak için artık çok geçti. Aman neyse ne. Yarın okul var, ben de artık kafayı vursam iyi olacak.

Yazın uyurken klimayı açık mı yoksa kapalı mı bırakmam gerektiği konusunda hep kararsız kalırdım. Açık bırakırsam boğazım genelde tahriş olur ve ağrırdı, ama kapatırsam da kan ter içinde kalıp gece yarısı uyanırdım. İkisinin de kötü yanları vardı, bu yüzden genelde o günkü sıcaklığa göre karar verirdim.

Bu gece klimayı açık bıraktım ve gözlerimi yumdum. Bilincim anında derin bir uykuya daldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.