Yaz Tatili Kapıda

Birkaç gün sonra, Miori ve Serika’nın Reita’nın davetini ikiletmeden kabul ettiğini öğrendik. Serika’ya kolaylık olsun diye adıyla hitap ediyordum ama tam adının Hondo Serika olduğunu yeni duydum. O zaman ona Hondo-san demem daha doğru olur. Fırsatını bulursam kendimi ona düzgünce tanıtmak istiyorum.

Ayrıca Nanase’nin de yardımıyla Hoshimiya babasını ikna etmeyi başarmış gibi görünüyordu. Grup sohbetimize bu başarımı haber veren bir mesaj attığında, şimdilik içim rahatladı.

“Hey!”

“Gueh!”

Sabah ders başı yapmadan önce koridorda yürürken, biri aniden arkamdan asıldı. Gömleğimin yakasından tutulduğumu hissettim. Bunu yapacak tek bir kişi vardı: Miori!

“Ne istiyorsun yahu?!” diye bağırdım.

“Senin fikrin miydi?” diye sordu.

Sorumu soruyla yanıtlama! Hem, insan biraz bağlam kurar değil mi? Neyse, neden bahsettiğini bildiğim için boş veriyorum. “Değildi. Fikir Uta ve Reita’dan çıktı. Sonra diğerleri de seninle ve arkadaşınla gitmek istediklerini söyleyerek fikri desteklediler. Gerçi bir diğer sebep de hepsinin Hondo-san ile arkadaş olmasıymış.”

Miori, hala tam ikna olmasa da, “Serika’dan öyle bir şeyler duymuştum...” diye itiraf etti.

“Gelmeyi kabul ettiğini sanıyordum?”

“Yani, evet... Serika gitmeye çok hevesli görünüyordu, benim de reddetmek için bir sebebim yoktu.”

“E o zaman sorun ne? Seninle de takılmış olacağım, bir taşla iki kuş işte.”

Gezi konusunda kafası karışık gibiydi, bu hali beni şaşırttı. Garip bir şekilde keyifsizleşerek nedense parmak uçlarında yükseldi ve yanağımı çimdikledi.

“Ah! Acıdı!” diye inledim. Hey, koridorun ortasında böyle yaparsan millet sevgiliyiz sanacak! Şimdiden birkaç kişinin bize baktığını gördüm bile.

Miori, “Her neyse, diğer beşi Serika ile arkadaş olsa da senin onunla daha önce hiç iletişimin olmadı, değil mi?” dedi.

“Evet ama... Sorun değil. Yeni bir arkadaş edinme fırsatı olarak baksam olmaz mı?”

Bu fikir ağzımdan çıktı ama pek de normalde kuracağım bir mantık gibi gelmiyordu. Kesinlikle bir nebze gelişme kaydetmiştim ama özümde hala utangaç bir içedönük olduğum gerçeği değişmemişti. Arkadaş grubumuzda en az arkadaşı olan kişinin ben olduğuma şüphe yoktu. Ne de olsa yeni birileriyle tanışmaya yeltenemeyecek kadar pısırıktım. Ancak kendimi sonsuza dek aynı altı kişiyle sınırlı bir dünyaya hapsetmek, hayalimdeki gençliğe ulaştırmazdı beni. Dünyamı genişletmek için, her seferinde biraz bile olsa, cesaretimi toplamam gerekiyordu.

“Hmm.” Miori yüzüme dik dik baktı ve sonra, “Peki, sen razıysan ben de razıyım,” dedi. Konuşmamız bitince arkasını döndü.

“Günaydın Miori,” diye biri seslendi.

Aynı anda kim olduğuna bakmak için döndük. İyi insan lafın üstüne gelirmiş. İşte orada! Konuşmamızın öznesi Hondo-san bize el sallıyordu.

“Selam Serika. Günaydın!”

Miori gayet normal bir karşılık verdi ama ben burada ne halt edecektim? Miori sayesinde birbirimizin adını biliyorduk ama daha önce hiç konuşmamıştık. Selam verecek kadar yakın olduğumuzu sanmıyordum ama beraber geziye gidecektik. Hem Miori’nin tam yanında dikilirken ve onlar selamlaşırken benim hiçbir şey dememem tuhaf kaçmaz mıydı? Sosyal kaygı dolu bu düşünceler kafamın içinde dönüp duruyordu.

Derken Serika bana baktı ve “Günaydın Haibara-kun,” dedi.

Bir saliselik tereddütten sonra, “G-Günaydın,” diye cevap verdim. Bu da gayet normal bir diyalogdu. Ah, doğru ya. Sadece normal bir insan gibi günaydın demem gerekiyordu... Neden bunun üzerine bu kadar debelenmiştim ki?

İçimde gizemli bir yenilgi hissi vardı ama Miori ve Hondo-san buna hiç aldırış etmeden sohbete daldılar. Sonra ikisi de bakışlarını bana dikti.

“Haibara-kun da geziye geliyor, değil mi?” diye sordu Hondo-san.

Miori, “Evet! Kötü biri değildir, ona iyi davran!” diye cevap verdi.

“Tanıştığımıza memnun oldum Haibara-kun,” dedi kız.

“E-Evet. Ben de memnun oldum Hondo-san,” dedim, başımla onaylayarak.

“Pekala, ben sınıfa geçiyorum,” dedi Hondo-san sakince ve sınıfına doğru yürüdü.

Oh be... Nedense acayip gerildim!

Rahatlamayla içimi çektiğimi gören Miori, kuru bir tebessümle gülümsedi. “Serika biraz düşük enerjilidir. Her zaman böyledir, o yüzden fazla kafa yorma.”

“Öyle mi? Sabah olduğu için falan değil mi yani?” diye şaşkınlıkla sordum. Nanase’nin sabahları beti benzi atar, enerjisi yerlerde sürünürdü; Hondo-san’ın da öyle olduğunu varsaymıştım.

Miori dudaklarını büzerek, “Hı-hı. Bu yüzden pek dışadönük görünmeyebilir. Oysa o kadar tatlı ki, yazık oluyor,” dedi. “Resmen israf.”

Kesinlikle şık giyiniyor ama pek duygularını belli etmiyor. Sanırım dışarıdan bakınca sosyal bir kız gibi duruyor sadece. “Sence onunla arkadaş olabilir miyim?”

“Endişelenme. Halledersin. O kız kimseden pek nefret etmez, kimseye bayılmaz da. Yabancılardan da çekinmez. Korkutucu görünebilir ama aslında oldukça rahattır.”

“Şey, ama ben yabancılarla pek iyi değilim...”

“O senin sorunun, bir şekilde aşman gerekecek. Az önce yeni bir arkadaş edinmek için fırsat demiyor muydun?”

“Kanlı canlı karşımda görünce birden bütün özgüvenim uçup gitti...”

“Bana bak sen,” dedi Miori. Bıkkın bir ifadeyle parmaklarını alnına bastırdı. O sırada sabah ders zili çaldı. Etrafımıza baktığımızda koridorda sadece ikimizin kaldığını fark ettik. “Eyvah! Kaçmam lazım. Sonra görüşürüz!”

“Görüşürüz.”

Miori’nin koşturarak sınıfına girişini izledim ve sonra onun yanındaki sınıfın kapısını açtım.

Reita, “Geç kaldın Natsuki,” diye seslendi.

Yerime otururken, “Miori ile gezi hakkında konuşuyordum,” diye açıkladım.

Tam o sırada sınıf öğretmenimiz içeri süzüldü. “Pekala çocuklar. Yarın yaz tatili başlıyor ama bu okulun öğrencileri olduğunuzu unutmayın, itibarımıza yakışır şekilde hareket etseniz iyi olur. Ayrıca yaz için size yeterince ödev verildiğine eminim ama her gün düzenli çalışırsanız bitecek miktarda bunlar. Son ana bırakmayın. Anlaşıldı mı? Evet, tatil ama...”

Öğretmenimiz uzun tatilde odağımızı kaybetmememiz hakkında nutuk çekmeye başladı ancak sınıfın atmosferi çoktan sabırsızlanmaya başlamıştı bile. Hoca kurallar ve kaideler hakkında uzattıkça uzatıyordu ama sınıftaki tüm öğrenciler birbirlerine fısıldayıp kısık sesle gülüşmeye başlamışlardı.

Etrafı süzürken Hoshimiya ile göz göze geldim. Telaşla gözlerini kaçırdı ama anlamadığım bir sebeple bana bir kez daha baktı. Dudaklarını oynatarak, “Sabırsızlanıyorum,” dedi ve yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

Bir an için zihnim bomboş kaldı. Neee?! Neydi o öyle?! İnanılmaz derecede tatlıydı! Kalbimi bu kadar kolay çalma be kızım! İçimdeki bu çalkantıyı dindirmeye çalışırken ders bitiş zili çaldı.

“Pekala. Disiplinli davranmayı sakın ihmal etmeyin!” Aynı şeyi defalarca tekrarlayan öğretmenimiz, sonunda o bitmek bilmeyen konuşmasını bitirdi.

Her zamanki gibi başımızı şişirdi! Bugün dönem sonu törenimiz var, yani spor salonunun kavurucu sıcağında müdürün o aşırı uzun konuşmasına da mahkum kalacağız. Keşke bu çilenin hatırına sınıf içi toplantımız kısa ve öz olsaydı!

Öğretmen çıkar çıkmaz sınıfta tekrar yüksek sesli bir gürültü koptu. Çoğu kişi yaz ödevlerinden, yani ne kadar çok olduklarından yakınıyordu. Ama araya başka konular da karışıyordu: Bir öğrencinin arkadaşlarıyla havuza gitmek istediğini, bir diğerinin havai fişek gösterisi için sabırsızlandığını duydum. Bir başkası arkadaşının evinde Smash Bros. turnuvası düzenleyecekti, bir diğeri ise ailesiyle yurt dışına gidecekti. Biri her gün kulüp faaliyetleri olduğunu söyleyip daha fazla izin günü diledi. Birkaç şikayet olsa da herkesin keyfi yerinde görünüyordu.

Pencereden parlak bir güneş ışığı süzülüyordu. Klima açıktı ve odayı soğutuyor olmalıydı ama buna rağmen tenimde yanan bir his vardı. Bugün ilk dönemin kapanış töreniydi. Görünüşe bakılırsa bugün hava yine otuz derecenin üzerinde olacaktı.

Yarınla beraber, yaz tatilimiz başlıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.