O gün öğle arasında, yaz tatili planlarımızı enine boyuna tartışmak için herkesi okul yemekhanesinde topladım. Aslında bir aile restoranında veya kafede buluşmayı düşünmüştüm ama okul çıkışı kulüp tayfası çok yoğun oluyordu. Üstelik tatilde paraya kıymak istiyorsak, dışarıda yemek yiyerek bütçemizi şimdiden çarçur etmemeliydik.
Reita kakiage udonunu höpürdeterek içip suyunu da bitirdikten sonra konuştu. "Natsuki haklı. Artık planın detaylarını netleştirme vakti geldi."
"Denize gidiyoruz, değil mi?" diye sordu Uta, sanki yeni hatırlamış gibi. Önünde, minyon fiziğiyle hiç uyuşmayan devasa bir shoyu ramen duruyordu.
"Ama benim pek param kalmadı," diye mırıldandı Tatsuya, büyük boy körisini kaşık kaşık ağzına tıkıştırırken.
Uta bir öneride bulundu. "Tatsu, annene tatile gideceğini söylersen sana biraz harçlık vermez mi?"
"Belki biraz koklatır ama kim bilir? Yine de gitmeyi çok istiyorum," diye yanıtladı.
Beklediğim gibi, ilk engel duygusal meselelerdi, yani para. "Tatsuya’yı bir kenara bırakırsak, geri kalanınızın maddi durumu nasıl?" diye sordum. Gruptakiler onaylarcasına kafa salladı.
Reita, "Kenara iyi kötü bir miktar atmıştım," dedi.
"Ben de bizim dükkanda ara sıra yardım ediyorum, o yüzden ben de okeyim!" diye atıldı Uta.
Nanase, "Ben de senin gibi Haibara-kun, epey sıkı çalıştım. Yeterli fonum var," diye cevap verdi.
Hoshimiya ise, "Bana da harçlığım yeter diye düşünüyorum," dedi.
Aşağı yukarı Miori ile tahmin ettiğimiz gibiydi. Bu durumda tek sorun Tatsuya kalıyordu.
Tatsuya cüzdanının içine bakarken sordu: "Bu gezi bize kaça patlayacak? Konaklamalı gidiyoruz, değil mi?" Suratı asılmış, iyice kararmıştı.
"Nereye gideceğimize ve nerede kalacağımıza göre değişir. Tüm gezi için otuz bin yen muhtemelen yeterli olur," diye cevapladım. Bu tahmini, ucuz bir otelde kalacağımızı varsayarak yapmıştım ama hızlı tren kullanmamız gerekeceği için yol masrafları bütçemizi epey sarsacaktı.
Nanase de bana katıldı. "Makul bir tahmin."
Tatsuya kaşlarını çatıp alçak sesle homurdandı. "Sizinle yapmak istediğim bir sürü şey var ama..."
"Bir çaresine bak da hep beraber gidelim! Bir düşünsene: Yaz günü, deniz kenarı! Kesin harika olacak!" Uta büyük bir hevesle onu gaza getirmeye çalışıyordu. Sonra sanki aklına bir şey gelmiş gibi gözleri parladı. "Buldum! Tatsu, tatilde neden bizim dükkanda çalışmıyorsun? Eskiden de bazen yardım ederdin!"
Tatsuya boş gözlerle ona bakarak, "Ah, doğru ya, yapmıştım öyle bir şeyler," dedi. "Gündüzleri antrenmanım var, o yüzden sadece akşamları çalışabilirim. Sorun olur mu?"
Uta yüzünde olağanüstü parlak bir gülümsemeyle, "Olmaz tabii! Zaten yeni bir yarı zamanlı çalışan arıyorduk, zamanlama harika! Annemlere soracağım!" dedi.
Reita sakin bir tavırla araya girdi. "Tatsuya’nın sürekli antrenmanı varken yeni bir işe girmesi zor olurdu, Uta’ların yerindeki bu geçici yaz işi kesinlikle iyi fikir. Fena değil."
Uta, mutluluk saçan bir ifadeyle, "Tatsu daha önce birkaç kez bizde çalışmıştı, yani tecrübeli. Bu bizim için de harika!" dedi.
Tam bir kazan-kazan durumu, hatta bir taşla iki kuş vurmak gibiydi. Meğer harika çözüm bunca zamandır burnumuzun dibindeymiş! Bu tarz sorunları herkesle tartışmak gerçekten en iyisi... Ancak Uta ile Tatsuya’nın birlikte çalışacağını hayal etmek kalbimi biraz huzursuz etti.
Aniden, Tanabata festivali gecesi zihnimde canlandı. Uta’nın dudaklarının yanağımdaki hissini hâlâ canlı bir şekilde hatırlayabiliyordum.
"Ben böyle hissediyorum."
Onun bu sözlerine karşılık hiçbir şey diyememiştim. Cevap vermememi söylemişti; kuşkusuz kararsızlığımı fark ettiği içindi. Şu an Uta’nın nezaketinden faydalanıyordum. Uta ile Tatsuya’nın bir arada olması hakkında böyle hissetmemeliydim... Anlıyorum. Şu an hissettiğim şey düpedüz kıskançlık. Bana karşı ne hissettiğini biliyorum ama cevabımı hep erteledim. Şimdiyse onun başka erkeklerle yakınlaşmasını istemiyorum.
Böyle hissetmeye hakkım yok. Bu düşüncelerden kurtulmak için kafamı iki yana salladım ve konuşmaya tekrar dahil olmadan önce zihinsel bir vites değişikliği yaptım. "Güzel. Görünüşe göre para meselesi halloldu."
Tatsuya ise hâlâ dertliydi. "Yani, çok fazla mesaiye kalamam, o yüzden benim için yine de zorlu geçecek."
Reita ekledi: "Benim için de öyle olacak. Bu geziyi mümkün olduğunca ucuza getirmeliyiz." Konuşmamızda kısa bir sessizlik olunca bir sonraki sorunu ortaya attı. "Başlamadan önce programlarımızı uydurmamız lazım. Eminim herkesin kulüp faaliyetleri ya da başka işleri vardır, ona göre plan yapmalıyız."
Bunun üzerine herkes yaz programlarını kontrol etmek için akıllı telefonlarını veya not defterlerini çıkardı. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda 6 ve 7 Ağustos tarihlerinin hepimize uyduğunu gördük. Herkesin müsait olduğu birkaç münferit tarih daha vardı ama iki günü üst üste denk getirmek oldukça zordu.
Obon tatili sırasında herkesin kulüp faaliyetlerine ara veriliyordu ama çoğu kişi o dönemde büyükanne ve büyükbabasını ziyaret etmeyi planlıyordu. Bu yüzden altıncı ve yedinci günlerde karar kıldık. Kimlerin hangi günlerde boş olduğunu öğrenmem de büyük kazançtı. Sonuçta uzun tatil boyunca ödev çalışma seansları düzenlemeyi planlıyordum. Ayrıca bu bilgi, insanları bir yerlere davet etmeyi de kolaylaştıracaktı.
Reita, muhtemelen olası seçeneklere bakmak için telefonuna dik dik bakarken, "Tarihleri netleştirdiğimize göre geriye bir tek... yer kalıyor," dedi.
Eğer birinin aklına anında bir yer gelseydi dizginleri ona bırakırdım ama düşünceli yüz ifadelerine bakılırsa kimsenin aklında bir şey yok gibiydi. Ben de Miori ile bulduğumuz seçenekleri sundum. "Birkaç seçeneğim var. Niigata taraflarına ne dersiniz?"
Telefonumu masanın üzerine koydum ve bir sürü plajın listelendiği web sitesini herkese göstererek her yer hakkında detaylı bilgi verdim. Telefonumun ekranına bakmak için iyice yaklaştılar ve sonunda hepimiz birbirimize sokulduk. Özellikle Hoshimiya’nın farkındaydım; o kadar yakındı ki omzu resmen omzuma yapışmıştı.
Kızların her zaman güzel kokmasını sağlayan bir şeyler var. O-olamaz... Bu gidişle anlatacaklarım kafamdan uçup gidecek! Şu an tartışmanın merkezindeki kişi benim, kendimi toplamalıyım...
"Vay canına! Burası süüüper güzel görünüyor!" diye bağırdı Uta. Hoshimiya ile omuz omuza temas etmemize tuhaf bir ifadeyle bakıyordu.
Bakışını fark etmemiş gibi yaptım. "E-evet. Aslında buraya daha önce gitmiştim. Güzel bir yer."
Reita, "Evet, burası iyi değil mi? Hem Gunma’ya en yakın plaj da burası," dedi. Grubun otorite sesi oydu ve kimse itiraz etmeyince, Miori ile belirlediğimiz bir numaralı adayda karar kıldık.
Uta da gözleri parlayarak heyecanla onayladı. "Buraya gidelim! Kesinlikle çok eğlenceli olacak!"
"Eğer burayı seçersek birkaç seçeneğim daha var. Bu fırsatı değerlendirip bir kır evinde kalsak güzel olur diye düşündüm." Onlara Miori ile incelediğimiz evlerin listelendiği bir siteyi gösterdim. "Siz ne dersiniz? Şöyle görünüyorlar."
Uta merakla başını yana eğdi. "Kır evi mi?"
"Aslında kiralayabileceğimiz villalar bunlar. Müstakil bir ev tutmak gibi düşün." Ona telefonumdan bir fotoğraf gösterdim. Kırsal kesimde, bir dağ yolunun kıyısında sessizce duran ahşap bir binaydı. Mutfağı, yemek odası, oturma odası ve hatta geniş bir terası vardı. İkinci katta ise yan yana odalar diziliydi.
"Ooo! Harika görünüyor!" diye ünledi Uta.
Reita web sitesini incelerken, "Hey, terasta barbekü yapabiliriz. Burada kalalım," dedi.
Bu yorum Tatsuya’dan büyük bir tepki aldı. "Ne?! Et mi yiyeceğiz? Tamamdır, buna gidelim!"
Nanase bıkkın bir tonda araya girdi. "Kır evinde kalırsak etimizi kendimiz alıp kendimiz pişirmemiz gerekeceğini biliyorsun, değil mi?"
"Ne olmuş yani? Bunun bir tür... Neydi o kelime?" Tatsuya düşünmek için bir an başını yana eğdi ve sonra iyimser bir cevap verdi. "Bir havası yok mu sence de?"
"Ah ha ha! Tatsu zor kelimeler kullanıyor!" diye kahkahayı patlattı Uta.
Tatsuya duygularıyla yüzü buruşmuş bir halde bağırdı. "Bunda komik olan ne?!"
O kadar tuhaf havadan sonra bu ikisi doğal şakalaşma hallerine dönmeyi gerçekten iyi başarmıştı.
Nanase, "Ama böyle bir yer pahalı olmaz mı?" diye sorguladı.
Ancak ben bu endişeye hazırlıklıydım. "Aslında oldukça ucuz. Bu bir gecelik konaklama bedeli ama..." Telefonumdaki hesap makinesini açıp hızlıca rakamları girdim. "Maliyeti altı kişi arasında paylaşırsak şu fiyata düşüyor. Bakın."
Herkes etkilenmiş bir şekilde, "Oooo!" dedi.
Reita, "Aynı bölgedeki bir otelde kalmaktan daha ucuz değil mi bu?" diye yorum yaptı.
"Evet, bence de öyle. İlk bakışta pahalı görünüyor ama fiyatı altı kişiye bölüyoruz. Daha fazla kişiyle gitseydik daha da ucuz olurdu; gerçi kapasite olarak bu ev en fazla sekiz ya da dokuz kişi alıyor," diye açıkladım.
Bu konaklama yerinde barbekü yapabilirdik ve bolca alanı vardı. Bu, yemeklerimizi ve banyomuzu kendimiz hazırlamamız gerektiği anlamına geliyordu ama sadece bir gece kalacağımız için çok fazla iş çıkaracağını sanmıyordum. Bu bilgileri paylaştıktan sonra herkesin tepkisi oldukça olumluydu.
Uta’nın ifadesi aniden yumuşadı. "Teşekkürler Natsu. Bunun üzerine epey kafa yormuşsun, değil mi?"
Omuz silktim. "E, ne de olsa en çok boş vakti olan benim. Öyle rastgele gezi sitelerine baktım işte."
Tatsuya kollarını kavuşturdu. "Natsuki her zamanki gibi hızır gibi yetişiyor. Senin gibi bir cin fikirli bunu düşündüyse, iş bitmiştir."
Reita da bana katıldı. "Evet, Natsuki’nin önerisi her açıdan sağlam görünüyor."
Gizlice rahatlayarak içimi çektim. Miori ile beyin fırtınası yapmak için geç saatlere kadar uyanık kalmama değmişti.
Aklı fikri parada olan Tatsuya, "Peki, madem daha ucuz olacak, neden birkaç kişiyi daha davet etmiyoruz?" diye bir öneri sundu.
“Aynen öyle! Kişi sayısı artarsa çok daha eğlenceli olur!” Uta, Tatsuya’nın önerisine tamamen farklı nedenlerle, canıgönülden katıldı.
“Mantığını anlıyorum ama grubumuza dışarıdan birilerinin aniden dahil olması ortamı biraz germez mi?” Nanase, yüzündeki ciddi ifadeyle bu fikre itiraz etti.
“Öyle mi düşünüyorsun? Sınıfımızdan herhangi biri bize gayet iyi uyum sağlar bence.” Uta, kafasını yana eğerek şaşkınlıkla sordu.
Uta’nın bizim grubumuz dışındaki insanlarla da arası çok iyiydi ve onlara da tıpkı bize davrandığı gibi davranırdı. Sadece o da değil aslında; grubumuzda benim dışımdaki herkes başkalarıyla gayet kolay anlaşıyordu.
“Haklısın ama biz normalde altı kişilik sabit bir grup olarak takılıyoruz. Tek bir yabancı, aramıza girerken kendini biraz baskı altında hissedebilir. Hem muhtemelen onların da kendi arkadaş grupları vardır,” dedi Reita, kararlı bir bakışla.
Ben de onunla aynı fikirdeydim, bu yüzden bir soruyla ona destek verdim. “Peki, aklınızda özel olarak biri var mı?”
Şu an için kimsenin aklında belirli bir isim yoktu. Eğer spesifik birini önerebilseydik harika olurdu ama öneremiyorsak da birilerini dahil etmek için kendimizi zorlamamıza gerek yoktu. Sırf boşluk dolsun diye davet edildiğini hisseden birinin de bu durumdan pek hoşlanacağını sanmıyordum. Bu özel yaz etkinliğindeki tek amacım, mümkün olduğunca eğlenmekti. Kimseyi zorla getirmesek bile, bu gezinin altı kişiyle de yeterince keyifli geçeceğine inanıyordum.
“Aramıza uyum sağlayacak, bizim tempomuza ayak uydurabilecek biri... Hmm...” Tatsuya, gerekli şartları kendi kendine mırıldandı.
Tahmin ettiğim gibi kimsenin aklına bir isim gelmemişti; ancak biri bu tahminimi yerle bir etti.
“Ben Miorin ve Seri ile gitmek isterim!” dedi Uta neşeyle.
Miorin’in Miori olduğunu biliyordum ama Seri de kimdi?
“Aa, harika fikir! İkisi de hepimizle gayet iyi anlaşıyor!” Hoshimiya da onay vererek söze karıştı.
Hoshimiya’nın o ana kadar sessiz kalması beni biraz düşündürmüştü ama ses tonunda en ufak bir huzursuzluk emaresi yoktu. Sessiz kalmasının altında bir sebep mi vardı diye merak etmiştim ama sanırım bu sessizliğin altında özel bir anlam aramaya gerek yoktu. Bir de, “hepimizle iyi anlaşıyorlar” mı demişti? Ben Seri diye birini tanımıyordum bile!
Reita bana bir bakış attıktan sonra hafifçe gülümseyerek onayladı. “Benim için de uygun. O ikisi gelirse kesinlikle çok eğlenceli olur.”
Neden bana öyle baktığını benim gibi kalın kafalı biri bile anlayabilirdi. Benim de onay vermemi bekliyordu. Sonuçta Reita’nın Miori’ye ilgi duyduğunu biliyordum. Muhtemelen Miori de gelirse onunla yakınlaşmak için mükemmel bir fırsat yakalayacağını düşünüyordu. Gerçi bu kadar derine inmesem bile, sadece onunla vakit geçirmek istiyor da olabilirdi. Çok eğleneceğimizi söylerken yalan söylüyor gibi bir hali de yoktu zaten.
“Yani masrafları sekize mi böleceğiz?” Hâlâ aklı fikri parada olan Tatsuya, telefonunun hesap makinesine sayılar girmeye başladı. Bir anda yüzü gülücüklerle doldu ve hevesle onay verdi. “Vay canına, şimdi bayağı ucuza geliyor. Hemen davet edelim!”
Bunun adı neydi...? Konu para olunca gerçekten de çok hesapçı bir adam oluyordu.
“Miori-san zaten Haibara-kun’un çocukluk arkadaşı, o yüzden her açıdan mükemmel bir seçim olmaz mı?” diye yorum yaptı Nanase.
Herkes başıyla onayladı. Bir dakika, en temel soruyu hepimiz görmezden mi geliyoruz? “Şey... Seri kim?” diye çekinerek sordum.
Çok basit bir soru sorduğumu sanmıştım ama herkes şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Ne? Neden hepiniz cevap çok barizmiş gibi bakıyorsunuz? Sırf lakabı yüzünden mi konuya Fransız kaldım? Ama o lakaba sahip olabilecek tanıdığım kimse yoktu ki...
“Ne? Natsu, sen daha önce Seri ile hiç takılmadın mı?” Uta şaşkınlık içinde sordu.
Ben cevap veremeden Reita söze girdi. “Düşününce, Natsuki onunla konuşmayan tek kişi olabilir... Hayır, dur bir dakika, kafedeki çalışma grubumuzda onunla tanıştığına eminim. Belki çok konuşmamış olabilirsiniz ama.”
Bu sözlerle birlikte hafızamda şimşekler çaktı. Tamam şimdi hatırladım. Miori’nin karşısında oturan o sarışın, tarz kız! “Ha, tamam ya, Miori ondan birkaç kez bahsetmişti. İkisinin çok yakın olduğunu biliyorum.” Yanlış hatırlamıyorsam adı Serika’ydı. Demek Uta, Serika’dan “Seri” lakabını türetmişti. “Bir dakika, hepiniz Serika ile arkadaş mısınız yani?”
Birbirlerine şöyle bir baktılar, sonra Nanase cevap verdi. “Hikari ve benimle aynı ortaokula gitmişti.”
“Tatsuya ve ben de onunla aynı ilkokuldaydık,” dedi Reita. “Sadece Uta farklı bir okuldaydı.”
Anlıyorum... Aralarında böyle bir bağ olacağını hiç tahmin etmemiştim.
“Miorin ile çok yakınız, o yüzden bu aralar Seri ile sık sık konuşuyorum!” diye ekledi Uta.
Demek benden başka herkes bu Serika ile bayağı samimiydi... Madem herkes Miori ve Serika ile zaten arkadaştı, davet edilecek en doğru ikili kesinlikle onlardı.
“Eğer Natsuki daha önce onunla hiç konuşmadıysa belki de onları çağırmamalıyız?” dedi Reita beni düşünerek.
“Yok canım...” diyerek refleksle başımı salladım. Reita, Miori ile gitmek istiyordu. Zaten Miori gelirse ben de çok eğleneceğimizi düşünüyordum. Sırf daha önce konuşmadığım biri daha gelecek diye buna engel olacak değildim. Aksine, bu benim için arkadaş çevremi genişletme şansıydı. “Sorun değil. Hadi davet edelim onları.”
Dün gece Miori ile yaptığım konuşma aklıma geldi.
“Ooo, bu da ne? Ben yanında olmazsam huzursuz mu olacaksın?”
“Hayır, sadece sen de gelirsen daha eğlenceli olur diye düşündüm.”
Teklifimi reddetmişti ama şimdi Serika’nın da dahil olması Miori’nin evet demesi için iyi bir neden olabilirdi. Ve en önemlisi, herkes benim hiçbir yönlendirmem olmadan ikisinin de gelmesini önermişti. Bu sefer kesin fikrini değiştirecekti...
“Natsuki-kun için de uygunsa onlara bir soralım bakalım ne diyecekler. Eğer reddederlerse zaten altı kişi gideriz,” diye bir teklif sundu Hoshimiya.
“Hemen davet ediyorum. Cevap verir vermez RINE üzerinden size haber veririm,” diyerek konuyu noktaladı Reita.
Fikir alışverişinde bulunmaya ve küçük detayları tartışmaya devam ediyorduk ki Hoshimiya aniden araya girdi. “Şey... Aslında, bu gezi için henüz babamdan izin almadım,” dedi çekinerek. Az önceki halinden eser yoktu; ses tonu bir anda kararmıştı. “Gelmeyebilirim. Üzgünüm.”
Nanase’den duymuş olacaklar ki herkes bu durumu zaten tahmin ediyor gibiydi. Kimse şaşırmadı ama ortamın havası bir anda dağıldı, herkesin yüzü düştü. Söyleyecek bir şeyler ararken Uta, o neşeli sesiyle atmosferi anında değiştirdi.
“Hiç dert etme, aileler bazen böyle yapabiliyor. Yine de beraber gidebiliriz umarım Hikarin!”
Beklenmedik bir şekilde, onu destekleyen bir sonraki kişi Tatsuya oldu. “Bunun için bir şeyler yapamaz mıyız? Sen gelmezsen tadı tuzu olmaz gezinin.”
Tatsuya’nın Hoshimiya’ya böyle bir şey söylemesi hiç alışıldık değildi. Herkes aynı şeyi düşünerek birbirine bakmaya başladı. Hoshimiya şaşkınlıktan gözlerini fal taşı gibi açıp ona baktı.
“N-Ne oldu be? Benden böyle bir şey duymak o kadar mı tuhaf?” diye sordu Tatsuya.
“Aa, hayır, h-hiç de bile! Sadece bunu duyduğuma çok sevindim! Te-Teşekkürler!” Hoshimiya panikle inkar etse de, kafasının fena halde karıştığı her halinden belliydi.
“Hoshimiya-san, resmen elin ayağına dolaştı.” Reita onun bu telaşlı halini görünce karnını tutarak kahkahayı bastı.
Tatsuya bana garip bir bakış attı ama ben de ne diyeceğimi bilemiyordum.
“H-Her neyse, gelebilmek için elimden geleni yapacağım!” diye ilan etti Hoshimiya.
“Ben de yardım etmek için ne gerekiyorsa yapıp size yakında haber veririm. O yüzden biraz daha bekleyebilir misiniz?” diyen Nanase, Hoshimiya’nın başını şefkatle okşadı.
Herkes neşeyle başını sallarken tam o anda öğle arasının bittiğini haber veren zil çaldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.