Beyaz Elbise ve Gerçekler

Kendime geldim. Ü-Üzgünüm!

Alelacele arkamı dönüp kapıdan dışarı fırladım ve arkamdan kapattım. Kalbim davul gibi güm güm vuruyordu. Odadan kıyafet hışırtıları geliyordu. Hoshimiya-san'ın iç çamaşırlı hali gözlerimin önüne gelip gitmiyor, zihnimden bir türlü silinmiyordu. Ama ne vücutmuş be! Kıyafetlerin içinde narin görünüyordu ama sandığımdan çok daha endamlıymış...

İçeriden, Girebilirsin, diye seslendi.

Tekrar içeri girmeden önce derin bir nefes aldım. Hoshimiya-san beyaz, çok şık bir elbise giymişti.

Şey... Az önceki şey için özür dilerim.

Ben de özür dilerim. Sen yokken hemen üstümü değiştiririm sanmıştım. Kızgın görünmemesi içimi rahatlattı ama hoşnutsuz bir tavırla dudak büktü. Ama öyle uzun uzun dik dik bakmana gerek yoktu!

Evet. Sonuna kadar haklıydı... Hiçbir bahanem yoktu.

Sapık, diye fısıldadı Hoshimiya-san.

Duymamış gibi yapıp konuyu değiştirdim. Ee, bugün ne yapıyoruz?

Yüz ifadesi ciddileşti. Dün gece çok düşündüm. Yatağıma ilişti, ben de yanına oturdum. Kaçıp gitmekle hiçbir şey değişmeyecek.

Doğru... Kararından öyle kolay kolay vazgeçeceğini sanmıyorum, diyerek ona katıldım. Benim fikrime pek ihtiyacı yoktu gerçi, Sei-san'ı benden çok daha iyi tanıyordu.

Hoshimiya-san başını salladı. Bu yüzden bu fırsatı onu ikna etmek için kullanmalıyım. Direnmenin faydasız olduğu düşüncesinden kurtulmam gerek.

Onu ikna edebilirsen harika olur... Ama aklında net bir plan var mı?

Hoshimiya-san kararsız bir ifadeyle içini çekti.

Öyleyse durumu bir özetleyelim, diyerek bir parmağımı kaldırdım. Sei-san'a isyan etmek için evden kaçtın. Bunu yaptı çünkü hobini ve hayalini onaylamıyordu. Üstelik arkadaşlarınla arana mesafe koymanı söyledi. Hepsi doğru mu?

Başını salladı.

Çözülmesi gereken sorunları dört ana başlığa ayırabilirdik: Sei-san onun uzun zamandır en büyük hobisi olan roman yazmayı bırakmasını istiyordu. Yazar olmasından vazgeçmesini istiyordu. Arkadaşlarıyla görüşmesini yasaklamıştı. Ve son olarak, genel olarak hayatına çok ağır kısıtlamalar getiriyordu. Mevcut durumunu özetlerken her bir sorun için bir parmağımı kaldırdım, o da her seferinde başıyla beni onayladı.

Sei-san, zamanını ders çalışmak veya spor yapmak gibi daha faydalı şeylere harcaması gerektiğini düşündüğünden roman yazmayı bırakmasını istemişti. Aynı şekilde, yazar olmasını da istemiyordu çünkü bu meslek kafasındaki ideal kız evlat imajına uymuyordu. Onun gözünde yayıncılık dünyasında her şey ters gidebilirdi ve başarılı olacağının hiçbir garantisi yoktu.

Bence öncelikle bu iki sorun için gerçekçi bir çözüm bulmalıyız, dedim. Hoshimiya-san ne demek istediğimi anlamayarak şaşkın şaşkın yüzüme baktı. Mesela yazar olmak istiyorsun ama bu diğer seçenekleri tamamen göz ardı etmen gerektiği anlamına gelmez. Bir yandan üniversiteye gidip normal bir iş bulma ihtimalini açık tutarken, diğer yandan kitaplarını yayımlatabilirsin.

Bize hayalperestlik değil, gerçekçi bir plan lazımdı. Sei-san ne kadar inatçı olsa da günün birinde büyük bir şirketin başına geçecek kadar yetenekli ve zeki bir adamdı. Onu duygusal konuşmalarla yumuşatmaya çalışmak işe yaramazdı. Mantıklı argümanlarla karşısına çıkarsak bizi dinleme ihtimali daha yüksekti.

Ben de hep böyle yapmayı düşünüyordum zaten. Kendim de biraz araştırdım; yazarlık, satmadığın sürece ayakta kalamayacağın çok acımasız bir sektör. Kitaplarım yayımlansa bile muhtemelen ek bir işte çalışmam gerekecek.

Bu da çoklu işleri aynı anda idare etmen gerektiği anlamına gelir... Peki Sei-san bu konuda ne düşünüyor?

Ona söylemedim. Dün ilk defa yazar olmanın benim hayalim olduğundan bahsettim. Daha önce roman yazdığımı söylemiştim ama bunu sadece geçici bir hobi olarak gördüğünü sanıyorum.

O zaman ne düşündüğünü açıkça anlatırsak belki de hayalini kabul eder.

Sei-san insanları satranç tahtasındaki piyonlar gibi oynatmayı seven bir tipti ama bunu, herkes onun dediklerini yaparsa sonucun herkes için daha iyi olacağına inandığından yapıyordu. En azından onunla yaptığım mülakattan çıkardığım sonuç buydu. Ama iş arayan bir öğrenciye böyle şeyler söylemek için bir şirket başkanının kafayı biraz sıyırmış olması gerekirdi. Eski kuyruk acılarını bir kenara bırakırsak, Hoshimiya-san'ın kendine güvenmesi gerçekten önemliydi.

Hoshimiya-san'ı bu kadar katı kurallarla kısıtlamasının ve ona bir oyuncak bebek gibi davranmasının sebebi de muhtemelen benzer bir düşünce yapısıydı: Kendi kararlarının, kızının kararlarından her zaman daha üstün olduğuna inanıyordu. Durum buysa, ona yanıldığını kanıtlamamız gerekiyordu. Hoshimiya-san kendi kararlarını verebilen, düşünebilen bir birey olduğunu babasına göstermek zorundaydı. Mülakatımın detaylarına girmeden bu fikrimi ona açıkladım.

Yüzünü astı. Bunu yapabilir miyim acaba?

Sei-san'ın kızını sevdiğine emindim. Sevgisini gösterme şekli biraz hastalıklıydı ama ona sürekli emirler yağdırıyordu çünkü onu gerçekten önemsiyordu. Önemsemese davranışlarına karışma zahmetine bile girmezdi. Eğer Hoshimiya-san onun bu baskısından kurtulmak istiyorsa, babasının ona olan sevgisini bir çıkış yolu olarak kullanmalıydı.

Tamam, babamın bana inanmasını sağlayacağım, diyerek hedefini net bir şekilde belirledi.

Bunu başarabilirsen, üçüncü ve dördüncü sorunlar da kendiliğinden çözülebilir, diye ekledim. Eğer kızının kendi kararlarını verebileceğine güvenirse, arkadaşları konusunda da üstüne gelmeyi bırakırdı. Ayrıca kuralları da biraz gevşetebilirdi. Gerçi eve dönüş saati konusunda esneklik göstereceğini pek sanmıyordum.

Natsuki-kun, sen gerçekten çok zekisin. Sınıf birincisi olmana şaşmamalı.

Yok canım, sadece sorunu somut kelimelerle ifade ettim o kadar. Belirsiz olan bir sorunu çözemeyiz.

Sorunu tanımla, sonra bir plan yap; üniversitedeki araştırmalarım boyunca bu yöntemi defalarca kullanmıştım. Sadece şikayet etmek hiçbir şeyi değiştirmezdi. Çözüme ulaşmak için her şeye mantık çerçevesinde yaklaşmak önemliydi. Çocukları karşılarına geçip böyle yetişkin mantığıyla konuşunca ebeveynler ne hissediyor acaba?

Pekala o zaman. Babamın bana güvenmesini sağlayacak yollar düşünmeye başlıyorum, diyen Hoshimiya-san, yumruklarını göğsünün önünde sıkarak kararlı bir şekilde ilan etti.

Bunun yolunu kendi kendine bulması en doğrusuydu. Tavsiye verebilirdim ama çok fazla müdahale edersem bu benim fikrim olurdu ve bu da ona bir fayda sağlamazdı.

Hmm... Hemen kollarını kavuşturdu ve ciddi bir ifadeyle derin düşüncelere daldı.

Düşünmek için iyi bir başlangıç ama daha rahat edeceğimiz bir yere mi gitsek? Namika hâlâ evdeydi ve buraya burnunu sokarsa çok sinir bozucu olurdu. O kızın boş vakti çok fazlaydı!

A, evet. Doğru dedin. Hadi çıkalım o zaman.

Ben de dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. Gardırobumu açtığımda Hoshimiya-san içindekilere hayranlıkla baktı. Ooo! Erkek kıyafetleri!

Yeni aldıklarım dışındaki kıyafetlerimin hepsi rüküştü, bu yüzden lütfen çok yakından bakma diye içimden yalvardım. Şey, ben üstümü değiştireceğim de.

Ama ben üstümü değiştirirken sen beni dik dik süzmüştün, Natsuki-kun.

Buna hâlâ kızgın mısın? diye ürkekçe sordum.

Neşeyle güldü ve odamdan çıktı. Lütfen anlayamayacağım böyle şakalar yapmayı bırak! Gerçi iç çamaşırlı halin hala gözümün önünden gitmiyordu. Hızlıca üstümü değiştirdim, Namika'ya çıkacağımızı söyleyip evden ayrıldık.

Bulutlar güneşi kapatmış olsa da dışarıda yapış yapış bir nem vardı. Bugün de hava amma sıcak!

Hoshimiya-san, sanki aklına aniden bir şey gelmiş gibi, Babamı çok iyi tanıyor gibisin, dedi.

Şey... Şirketinin internet sitesindeki profilini incelemiştim.

Kötü bir bahaneydi ama neyse ki Hoshimiya-san sadece hafifçe onaylayan bir ses çıkarmakla yetindi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.