Bizim kasabada tek bir kafe ya da aile restoranı bile yoktu, bu yüzden trene atlayıp Takasaki'ye gittik. Hoshimiya-san'ın en sevdiği kafeye, daha dün geldiğimiz o yere geçtik.
Sessiz sakin dükkan sahibi bizi karşılayıp masamıza buyur etti.
Yine dün oturduğumuz pencere kenarındaki köşeye geçtik. Hoshimiya-san dizüstü bilgisayarını açtı, ciddi bir ifadeyle derin düşüncelere daldığını gösteren mırıltılar çıkarmaya başladı. Ben de bir yandan yaz ödevimi yaparken bir yandan da arada sırada ona göz kulak oluyum dedim. Yoksa sıkıntıdan patlardım.
Klavyede tıkırdatmayı bırakıp kahvesinden bir yudum aldı. "Babam aslında roman okumayı çok sever," dedi. "Benim de okumaya başlamama o vesile oldu. Çalışma odasında bir sürü kitabı vardı."
"O zaman hayalini onaylaması için hala bir umut var demektir."
"Evet. Üzerinde biraz daha düşündüm de, savaşmak için bir silaha ihtiyacım olacak galiba."
"Silah mı?"
"Onunla sadece konuşmaya çalışsam bile beni dinleyeceğini hiç sanmıyorum. Bu yüzden yeteneğimi kanıtlayacak bir şeye ihtiyacım var. Yazabildiğimi, bu konuda kabiliyetim olduğunu ona gösterecek bir şeye. Yazdığım romanın ilgi çekici olduğunu ona kabul ettirmeliyim." Kararlı bir şekilde başını salladı. "Evet, öyle yapacağım!"
Haklıydı. Sei-san'ın onun bu hayaline karşı çıkmasının sebeplerinden biri de yazar olmanın kesin bir yolunun bulunmamasıydı. Hatta kızının bunu asla başaramayacağını düşünüyor bile olabilirdi. Hoshimiya-san'ın bahsettiği bu silah, işte tam bu noktada işe yarayabilirdi. Kızının içindeki yeteneği bir kez fark ederse, belki o da fikrini değiştirirdi.
"Bunu başardığımda, nihayet onunla aynı seviye üzerinden konuşabileceğiz."
Kızının yeteneğini kendi gözleriyle görmesi, onun yapabileceklerine inanmasını ve kararlarına, sanatsal duyusuna güvenmesini sağlardı. "Bence çok iyi bir fikir," diyerek başını salladım.
Hoshimiya-san sırt çantasını karıştırıp bir deste kağıt çıkardı. Dün bana gösterdiği taslağın aynısıydı. Elindeki kağıtlara hafifçe vurdu.
"Babama bunu göstereceğim. Şimdiye kadar yazdığım en iyi şey bu! Senin belirttiğin yerleri de düzeltirsem kesinlikle harika olduğunu düşünecektir. Ne de olsa o da benim gibi hikayeleri çok seviyor."
Aslında onun gibi hikayeleri seven sensin demek istiyorsun herhalde, diye geçirdim içimden ama bunu dile getirmedim. "Sana yardım ederim. Gerçi elimden gelen tek şey okuyup fikrimi söylemek."
"Teşekkürler. Gerçekten çok minnettarım ama bence şimdiden fazlasıyla yardım ettin. Zaten sana çok yük oldum," diye karşılık verdi. "Bana o kadar iyi davranıyorsun ki beni şımartıyorsun."
"Bunu kendim için yapıyorum, o yüzden hiç dert etme."
Yalan söylemiyordum. Sırf canım istediği için ona yardım ediyordum. Buradaydım çünkü onun hakkında daha çok şey öğrenmek istiyordum. Üstelik romanını gerçekten ilgi çekici bulmuştum ve bu eserin çok daha iyi yerlere gelmesini arzuluyordum. Yani her şeyi kendi çıkarlarım için yapıyordum... Bir de tabii Sei-san beni fena halde gıcık ediyordu, bu yüzden Hoshimiya-san'ın ona karşı kazanmasını istiyordum. Yoksa adama karşı kişisel bir düşmanlığım falan olduğundan değil! Kesinlikle değil.
Hoshimiya-san, gözlerinde çok güzel bir şeye bakıyormuş gibi bir ışıltıyla, "Bütün iyi insanlar böyle söyler zaten," diye mırıldandı. Sonra kendini gaza getirmek ister gibi ellerini göğsünün önünde yumruk yaptı. "Pekala! Şimdi canımı dişime takıp çalışma zamanı!"
Ve böylece taslağını düzeltmeye girişti. Ben de yaz ödevime biraz ara verip romanını bir kez daha okumaya koyuldum. Bu mücadelede, azıcık da olsa Hoshimiya Hikari'nin arkasındaki güç olmak istiyordum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.