Yaz Festivali ve Beklenmedik Sessizlik

Günler hızla akıp geçti ve sonunda o cumartesi gelip çattı. Uta ile festival için sözleştiğimiz gündü bu. Daha önce hiç bir kızla randevuya çıkmamıştım. İçimi öyle bir heyecan sarmıştı ki hafta sonu olmasına rağmen sabahın köründe uyandım. Uta’nın basketbol antrenmanı olduğu için akşamüstü buluşacaktık.

Yatağa uzanıp RINE üzerinden yaptığımız yazışmalara daldım. Festival alanına yakın bir mahalledeki marketin önünde buluşmaya karar vermiştik. Randevu saatini geçici olarak 17:00 diye belirlesek de aslında her şey Uta’nın antrenmandan sonra bana haber vermesine bağlıydı.

Ah, yok! Yerimde duramıyorum. Böyle zamanlarda kafede çalışmak beni sakinleştirirdi ama bugün vardiyam yok. Final sınavları yaklaşıyor, en iyisi ders çalışmak herhalde... Bir dakika, ben ne giyeceğim? Uta muhtemelen bir yukata ile gelecek. Ben de festival ruhuna uyup jinbei gibi geleneksel bir şeyler mi giysem? Yoksa çok mu abartılı durur? Bugünlerde Tanabata festivallerine çoğu kişi modern kıyafetlerle gidiyor gerçi.

Dur bir dakika, kendine gel ve mantıklı düşün! Zaten bir jinbei’m bile yok. Ne kadar Japon festivali olsa da Batı tarzı kıyafetlerden şaşmamak lazım. Yine de kıyafet meselesi kafamı kurcalıyor... Miori’nin benim için seçtikleri var ama onlar zaten sahip olduğum tek düzgün parçalar ve Uta hepsini gördü! Eski paspal halime dönüp rüküş olduğumu düşünmesini istemiyorum ama her gün aynı şeyleri giyen biri gibi görünmek de istemem...

Tamam, Takasaki merkeze gidip biraz alışveriş yapacağım. Zaten akşama kadar öldürmem gereken koca bir vaktim var. Moda duyum sıfırdı ama son zamanlarda moda kanallarını izleyerek kendimi eğitiyordum. Aklımda birkaç kombin adayı vardı bile. Şimdiye kadar almamış olmamın tek sebebi paraydı ama geçen ayın maaşını daha yeni aldığım için o sorun çözülmüştü.

Böylece sabah sınavlara biraz çalıştıktan sonra Takasaki trenine atladım. Takasaki için Gunma’nın tek gerçek şehri desek mübalağa olmazdı. Prefektörlüğün diğer yerlerine kıyasla çok daha fazla binaya ve imkana sahipti; şehrin sokaklarından insan seli eksik olmazdı. Bizim kasabaya da oldukça yakındı, bu yüzden işime geliyordu.

Büyük bir mağazaya girip reyonlar arasında dolanmaya başladım. Ürünlere bakarken, "Hmm... Pek emin değilim," diye geçirdim içimden.

O sırada bir satış danışmanı yanıma yaklaştı. "Size yardımcı olabilir miyim?"

Eyvah! Utangaç ve içedönük biri olduğum için mağaza çalışanlarıyla konuşmaktan hiç haz etmem. Yine de bir profesyonelin moda anlayışına güvenmek kendi zevkime güvenmekten daha mantıklıydı. Aradığım tarzı kabaca tarif ettim.

"Tamamdır! Lütfen bir an bekleyin!" Kadın, hevesli bir gülümsemeyle kıyafet seçmeye başladı. Öyle pozitif bir tepki vermişti ki aksine kendimi huzursuz hissettim. Birkaç kombin hazırladıktan sonra beni deneme kabinine yönlendirdi. "Beyefendi, boyunuz çok uzun, bunların size çok yakışacağından eminim!"

Kadın kıyafetleri elime tutuştururken kendimi giydirilen bir oyuncak bebek gibi hissettim. Hmm... Bu gayet iyi duruyor. Havalı görünüyorum... ama biraz pahalı sanki. Ne?! On bin yen mi?! Bir lise öğrencisi için bu çok fazla! Bunu almamalıyım. Almamam gerektiğini biliyorum, gerçekten biliyorum ama...

"Bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz! Yine bekleriz!"

Sonuçta satış danışmanının gazına gelip kucağımda bir sürü paketle mağazadan çıktım. Alın terimle kazandığım maaşım sadece otuz dakika içinde buhar olup uçmuştu ama garip bir şekilde hiç pişmanlık duymuyordum. Sonrasında birkaç mağazaya daha baktım ve bir başka satış elemanının ısrarına yenik düşüp bir parça daha bir şey aldım.

Öğle vakti gelmişti ve acıkmıştım. Yemek yemek için mağazanın altıncı katına, restoranlar bölümüne çıktım. Bir Japon restoranına oturup tonkatsu menüsüyle karnımı doyurduktan sonra saate baktım. Henüz 13:00’tü. Uta ile buluşmamıza daha çok vakit olduğu için kitapçıya uğradım. Hoshimiya’nın önerdiği gizem romanını alıp mağazadan ayrıldım. Yakınlarda şık bir kafe vardı, mola vermek için oraya saptım.

Ah, kahve harika! Zaman sıçramasından beri param kısıtlı olduğu için konserve kahvelerle idare ediyordum ama gerçek bir dükkan kahvesinin yerini hiçbir şey tutamazdı. Taze kahvenin tadını çıkarırken telefonum titredi.

Ekranı kontrol ettim. Hoshimiya’dan bir RINE mesajı gelmişti. Grup sohbetine değil, doğrudan bana özel mesaj atmıştı. Hayırdır acaba?

Mesajı açtım. "Yokohama'da alışveriş yapıyorum!" yazmıştı. Yanına da Yokohama'daki bir alışveriş merkezinin önünde çekilmiş bir fotoğrafını eklemişti. Günlük kıyafetler içindeydi, başına bir şapka takmış, saçlarını arkadan bağlamıştı. Şen bir gülümsemeyle zafer işareti yapıyordu.

Hoshimiya bugün de çok tatlı! Saf biri olduğu için muhtemelen farkında değil ama bu tavırları biraz kur yapıyor gibi hissettiriyor. Karşılık olarak "Harika!" yazan bir çıkartma gönderdim. Sadece bunu gönderirsem fazla mı soğuk görünürüm diye endişelenip arkasına bir de "Kıskandım doğrusu lol" ekledim.

Sırıtarak, o cevap verene kadar fotoğrafa bakıp durdum.

Hoshimiya Hikari: Sana hatıra olarak ne getirmemi istersin?

Natsuki: Her şey olur, fark etmez!

Hoshimiya Hikari: Ne yaniii? Bu işimi zorlaştırıyor ama! lol

Natsuki: O zaman tatlı bir şeylere ne dersin?

Hoshimiya Hikari: Tabii ki, Natsuki-kun, ne tür tatlıları seversin?

Natsuki: Kurabiye ya da çikolata sanırım?

Hoshimiya Hikari: Tamamdır!

Natsuki: Teşekkürler! Dört gözle bekliyorum!

Konuşmanın sonuna üzerinde "Bana bırak!" yazan bir anime çıkartması yolladı. Olamaz, Hoshimiya da mı anime izliyor? Eskiden olsa bunu şaşırtıcı bulurdum ama onu tanıdıkça bu durum kişiliğine gayet uygun gelmeye başladı. İçinde bir otaku cevheri taşıdığını anlamıştım. Yazışmamız burada biter sanıyordum ama...

Hoshimiya Hikari: Natsuki-kun, Tanabata festivaline gidecek misin?

Son çıkartmadan hemen sonra bu mesaj geldi. Sorması gayet doğaldı; kendi ne yaptığını söylemişti, şimdi de bana soruyordu, bu kadar basit. Sohbetin buraya geleceği belliydi ama ellerim klavyede donakaldı. Uta ile festivale gideceğimi Hoshimiya'ya pek söylemek istemiyordum... Ama söylersem dürüstlükten ödün vermiş olurdum. Gitmeyi ben seçmiştim, bu yüzden gizlememeliydim. Zaten pazartesi günü herkesin haberi olacaktı.

Natsuki: Uta ile gidiyorum!

Dürüstçe cevap verdim. Mesajı anında okudu ama bir sonraki cevabı gelene kadar huzursuz edici bir sessizlik oldu. Boğazım nedense kurumuştu, kahvemden bir yudum aldım. Zaten soğumuştu ve tadı her zamankinden daha acı geliyordu.

Hoshimiya Hikari: İyi eğlenceler!

Tüm gerginliğime rağmen sadece bu basit kelimeleri gönderdi.

Pekâlâ, birinin mesajı okuduktan sonra cevap yazmak için beklemesi pek de bir şey ifade etmez. Saçma sapan beklentilere girmeyi kes... Hoshimiya’nın, Uta ve benim baş başa bir yerlere gitmemize karşı bir şey hissetmesine imkan yok. Sonuçta beni bir arkadaştan öte görmüyor.

Soğumuş kahvemi bitirip az önce aldığım kitabı çıkardım. Kendimi garip bir şekilde bitkin hissediyordum, modumu düzeltmek için okumaya başladım. Etraftaki insanların gürültüsünü duyabiliyordum ama bu arka plan sesi hoşuma gidiyordu. Kelimeleri gözlerimle takip ederken kendimi hemen kitabın dünyasına bıraktım.

Bir süre sonra, kafeye giren yeni bir müşterinin ayak sesleriyle gerçek dünyaya döndüm. Kendime geldiğimde Uta ile buluşma vaktim neredeyse gelmişti. Hesabı ödeyip dükkandan çıktım.

Güzel vakit geçirdim doğrusu! Hoshimiya’nın önerileri hiç sektirmiyor, bazen kendi başıma böyle dolanmak da iyi geliyor. Sakinleştiğimi hissediyorum, yeni kıyafetlerimin içinde olmak da özgüven veriyor. Artık randevuma zihnim berrak bir şekilde gidebilirim. Kendi kendimi gaza getirirken Uta’dan bir mesaj geldi: "Vaktinde orada olabilirim!"

Ben hazırım. Tamamdır, festivalde Uta ile harika vakit geçireceğiz!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.