Her Şey Kaldığı Yerden

Yalan söylemeyeceğim, bayağı gergindim. Pazartesi sabahıydı ve elim sınıf kapısının kolundaydı. Derin bir nefes aldım. Pekala, hadi bakalım. Bugün zihin berraklığımı yanıma almayı unutmamıştım. O dostum tam burada, yerli yerinde!

Sınıfa girer girmez Nanase beni fark etti ve hafifçe elini kaldırdı. "Günaydın, Haibara-kun."

"Selam, günaydın," diye karşılık verdim göz ucuyla etrafı süzerek.

"Ooo, Natsuki-kun, günaydın!" dedi Hoshimiya enerjik bir şekilde el sallayarak.

"Selamlar, günaydın."

Uta, tam Hoshimiya'nın yanında duruyordu. Göz göze geldik ve Uta’nın yüzü anında elma gibi kızardı. Bana karşı böyle ulu orta tepki verdiğinde utanman bana da bulaşıyor, yüzüm alev almaya başlıyor. Lütfen, yapma şunu!

"Gün... aydın, Natsu," dedi.

"G-günaydın."

Aramızda o kekremsi selamlaşma faslı bittikten sonra gözlerimi kaçırıp sırama yöneldim. Hoshimiya ve Nanase’nin bakışlarından şüphe aktığı belliydi ama açıklama kısmını Uta’ya bıraktım. Az önce güvendiğim o zihin berraklığı çoktan bir yerlere kaçıp gitmişti. Ne kadar da hızlı koşuyor mübarek!

Sırama oturdum ve tam kalbimi sakinleştirmeyi başarmıştım ki Reita ile Tatsuya başıma dikildi.

Reita’nın yüzünde her zamankinden daha muzip, alaycı bir gülümseme asılıydı. "Geldin demek Natsuki. Ee, anlat bakalım... Festivalde neler oldu? Bize anlatacaksın, değil mi?" diye sordu.

"Nereden bildin? Festivale gitmediğini sanıyordum," dedim bir anlık tereddütten sonra.

"Çevrem geniştir. Uta ile orada yalnız başınıza olduğunuzu duydum."

Haklıydı. Fujiwara ve Hino dışında okuldan başka insanları da görmüştük. Reita’nın bağlantıları kuvvetliydi, duyması kaçınılmazdı.

"Uta yukata giymiş diye duydum. Fotoğraf çektin mi? Onunla ne kadar ileri gittiniz?" İşin garibi, Reita bu soruları makineli tüfek gibi art arda sıralıyordu.

Bu herif sadece başkalarının aşk hayatından konuşunca heyecanlanıyor!

"Yukata giydiği doğru ama fotoğraf çekmedik. Ayrıca öyle ileri gidilecek bir durum falan da yok!" Bunları söylerken, Uta’nın yukatalı bir fotoğrafını çekmediğim için içten içe bin pişman oldum zaten.

"Anlıyorum," dedi sadece.

Tatsuya ise bizi son derece ciddi bir ifadeyle dinliyordu.

"Tatsuya, ne duyarsan duy sonunda canın yanacak, o yüzden ikile koçum." Reita onu bir köpek kovalar gibi başından savdı.

Bu adam gerçekten zalim! Hani nerede benim ideal erkek figürüm? Görünüşe bakılırsa o tamamen hayal gücümün bir ürünüydü.

"Ha?! Kafa mı buluyorsun benimle; canım falan yanmayacak!" Tatsuya, her zamanki Tatsuya’ydı işte; Reita’nın bu tavrına gaza gelmiş, hikayenin tamamını dinlemek için iyice yerleşmişti.

Bu çok garip bir durum! Keşke şunu kesseler. Bu konulardan bahsederken nasıl bir yüz ifadesi takınmam gerekiyor ki?! Göz ucuyla Uta’ya baktım; o da tıpkı benim gibi Nanase tarafından soru yağmuruna tutuluyordu. Ne konuştuklarını tam duyamıyordum ama Uta’nın yüzü kıpkırmızı olduğuna göre aşağı yukarı tahmin edebiliyordum.

Hoshimiya bana okunması güç bir ifadeyle bakıyordu. Göz göze geldiğimizde bakışlarını kaçırdı ve hemen Nanase ile Uta’nın konuşmasına dahil oldu. Bir sorun mu var diye düşündüm ama hareketindeki doğallığa bakılırsa sadece bir tesadüf eseri göz göze gelmiştik. Yine de onu daha önce hiç böyle bir ifadeyle görmediğim için irkildim.

"Natsuki? İnsanları görmezden gelmemelisin, biliyorsun değil mi?" Reita kolunu omzuma attı. Keyfine diyecek yoktu.

"Özel bir şey olmadı. Herkes gibi festivalde öylece dolaştık işte," diyerek durumu netleştirdim.

Tatsuya’nın parmak eklemlerini çıtlattığını duydum. "Öyle mi? Sana bir tane çakabilir miyim?" diye sordu.

"Hey! Onunla gitmemin sorun olmayacağını söyleyen sendin!" diye itiraz ettim.

"Öyle dedim ama seni haşat etmeyeceğim demedim. Eğer dayak yemek istemiyorsan her şeyi bir bir dökül!"

Pek seçeneğim yoktu, ben de Uta ile randevumuzu baştan sona anlattım.

Tatsuya anlattıkça sarardıkça sarardı, en sonunda "Ben çatıya çıkıyorum," diyip gitti.

Gerçeği kaldıramayacaksan neden bana her şeyi anlattırıyorsun ki?! Üstelik el ele tutuştuğumuzdan bahsetmedim bile... Ve tabii ki yanaktan öpücük kısmını da sansürledim! Öyle bir şeyin yaşandığını nasıl itiraf edebilirim ki zaten?!

"Tatsuya gittiğine göre artık işin can alıcı kısımlarına gelebiliriz, değil mi?" diye sıkıştırdı Reita.

"Lütfen, merhamet et..." diye inledim.

Maalesef Tatsuya’yı saf dışı bırakmış olsam da Reita geri adım atmaya niyetli değildi. Ayrıca Fujiwara ve Hino’nun da sınıfta Uta ve benim hakkımda konuştuklarını duyabiliyordum. Sanki spot ışıkları doğrudan üzerime çevrilmiş gibiydi. Demek sözde "cıvıl cıvıl" bir festival randevusuna çıkmanın bedeli buydu. Epey ağır bir bedel...

"Size söyledim ya, Natsu ile çıkmıyoruz!" Uta’nın sesi sınıfın içinde yankılandı.

Bağırmıyordu, daha çok herkesi bilgilendirmeye çalışıyordu. Muhtemelen hakkımızda dedikodu yayılmasını önlemek istiyordu. Onun yerinde olsam insanların bizim için böyle bir atmosfer hazırlamasına minnettar olurdum ama o özüne kadar dürüst biriydi.

Nanase bir Uta’ya, bir de bana baktı. "Eee? Neden çıkmıyorsunuz ki? Değil mi Hikari?"

Hoshimiya konu kendisine yönelince bir an tereddüt eder gibi oldu ama ellerini göğsünün önünde yumruk yaptı. "Ha? Şey, evet, doğru... Tabii ki sizi destekliyorum."

Bunu duyunca zoraki gülümsedim. Demek öyle... Bizi destekliyor... Yapacak bir şey yok o zaman.

Gergin halimi gören Reita bana doğru eğildi ve kulağıma fısıldadı. "Dürüst olmak gerekirse, Uta’nın davetini kabul edeceğini düşünmemiştim."

"Beklenmedik bir durum. Demek senin bile tahmin edemediğin şeyler varmış," dedim.

"Natsuki, sen beni ne sanıyorsun Allah aşkına? Kimse her şeyi tahmin edemez!"

Makul bir cevaptı ama eğer bunu yapabilecek biri varsa o da Reita’ydı diye hissediyordum.

"Hoshimiya-san’dan hoşlanıyorsun ve dürüst bir kişiliğin var. Sevmediğin birine umut verip onunla randevuya çıkmayacağını düşünmüştüm... Ah, anladım." Sırıttı ve cevabını zaten bildiği o soruyu sordu. "Tahminimce Uta’dan da en az Hoshimiya-san kadar hoşlanmaya başladın?"

"Zaten biliyorsan lütfen yüksek sesle söyleme..." Alnımı ovuşturdum. Vardığı sonucu ben de hayal meyal fark etmiştim ama inkar etmeye çalışıyordum. Şimdi o bunu kelimelere dökünce, kendimle yüzleşmek zorunda kalmıştım. Reita gerçekten tekinsiz bir adam!

"Neyse, kimi seçersen seç seni destekleyeceğim."

"Gerçekten mi? Senin sözlerine pek güvenemiyorum Reita."

"Sence de son zamanlarda bana karşı biraz fazla sert davranmıyor musun?"

Hey, senin ne düşündüğünü kestirmenin bu kadar zor olması benim suçum değil!

"Ciddiyim. Uta ile Hoshimiya-san arasında kimi seçersen seç, arkandayım. Gerçi Hoshimiya’nın iç kalesini düşürmek için çok daha fazla zamana ihtiyacın olacak gibi görünüyor. Ama..."

Ah, Reita da böyle düşünüyor demek? Yolum uzun diye geçirdim içimden safça.

"Bu durumda Miori bana kalıyor, değil mi?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.