Reita’nın ağzından dökülen o sarsıcı cümleyi henüz duymuştum. Şaşkınlıkla bir kez daha yüzüne baktım ama şaka yapıyor gibi durmuyordu, gayet ciddiydi.
“Ha? Miori’den mi hoşlanıyorsun?” diye sordum.
“Hmm, son zamanlarda gerçekten ilgimi çekmeye başladı. Üstelik benimle sık sık konuşuyor.”
Nasıl yani? Bu, Miori’nin hedefine ulaştığı anlamına geliyordu. Neler oluyordu böyle? Kızın tarafı için bu kadar dertlenmeme gerek yok muydu yani? Belki de o çift randevu planına hiç ihtiyacımız kalmamıştı.
“Ee, cevabın ne? Sence bir sakıncası var mı?”
“Şey, benden izin almana gerek yok ki... Aksine, buna çok sevindim!”
Reita’nın gözleri, şaşkınlıktan donup kalmış ifademe kilitlendi. Sonunda rahatlamış görünüyordu, omuzlarını silkti. “Sen Miori’nin çocukluk arkadaşısın, ne olur ne olmaz diye sormak istedim, anlarsın ya?”
“Anlıyorum. Ama çocukluk arkadaşı dediğin de sonuçta sadece normal bir arkadaştır...”
Bu hiç beklemediğim bir gelişmeydi ve zihnim yeni bilgileri sindirmekte zorlanıyordu. Yine de Miori ve Reita’nın birbirlerine karşı boş olmadığını teyit etmiştim. Artık tek yapmaları gereken zamanla birbirlerini daha iyi tanımaktı. Sanırım bu, Miori’nin kesinlikle mutlu sona ulaşacağı anlamına geliyordu. Onun adına gerçekten mutluydum. Suç ortağı olarak, doğal olarak aşkının meyve vermesini istiyordum.
“Seni de Miori’yi de destekleyeceğim,” dedim.
“Bunu duyduğuma sevindim. Bu konuda endişeliydim.”
“Ne demek istiyorsun? Karşı çıkacağımı mı sandın?” diye sordum gülerek. Elbette hayır! Görünüşe göre Reita bazen bir köstebek kadar kör olabiliyordu. Bu durum nedense içimi rahatlattı.
“Hmm, kim bilir?” Dudaklarında ince bir gülümseme belirdi ve sırtıma hafifçe vurdu. “Tatsuya’yı çatıdan çağırmaya gidiyorum. Sınıf öğretmeninin gelmesine az kaldı,” diyerek sınıftan çıktı.
Yalnız kalınca gözlerim Hoshimiya ve diğerlerine kaydı. Üç kız da dik dik bana bakıyordu. Nanase gelmem için işaret edince usulca yanlarına gittim.
“Ne oldu Nanase?”
“Aman tanrım. Seni yanıma çağırmak için bir sebebe mi ihtiyacım var? Arkadaşız, değil mi Uta?”
“E-Evet... Arkadaşız, o yüzden sorun yok,” diyerek onayladı Uta.
Başımı sallamaktan başka yapacak bir şey bulamadım. Aramızda bir sessizlik hakim oldu. Affedersiniz ama... Herkesin önünde bu tuhaf atmosferde kalmak gerçekten çok yıpratıcı! Uta’yı eski haline döndürecek bir şeyler yapmalıydım. Yoksa onun bu kasvetli enerjisi bana da bulaşacaktı.
“Ş-Şey... Yaz tatili planlarımız hakkında konuşmak ister misiniz?” diye bir öneri sundu.
“A-Ah, doğru! Dağa ya da denize gitmenin güzel olacağını düşünmüştük!” diye atıldı Uta. Bir şekilde, biraz tutuk olsa da normal bir sohbete başlamıştık.
“Evet. Şahsen ben denize gitmeyi tercih ederim,” diye cevap verdim.
“Ooo, deniz kulağa harika geliyor! Ben de uzun zamandır yüzmeye gitmemiştim!”
Konuşma devam ettikçe yavaş yavaş normal iletişim becerilerimize geri döndük. Tam sohbet koyulaşmaya başlamıştı ki sınıf öğretmeni içeri girdi.
“Hey, herkes yerlerine geçsin. Bu kadar heyecanlanacak ne buldunuz bilmiyorum ama final sınavları haftaya başlıyor. Boş boş çene çalacak vaktiniz varsa ders çalışın!”
Öğretmenin bu nutku üzerine herkes homurdanmaya başladı. Sınıftaki o neşeli uğultu bir anda sönüverdi. Ben de tatilin gelmesini dört gözle bekliyordum ama bu fırça beni gerçek dünyaya döndürmüştü. Ara sınavlarda birinci olduğum için muhtemelen herkesin benden beklentisi çok yüksekti...
Sırama dönmek üzereyken Hoshimiya seslendi. “Natsuki-kun.”
Ona doğru döndüm ama bir şey söylemedi. Ne diyeceği konusunda kararsız kaldığı belliydi.
“Ben de denize gitmek istiyorum,” dedi en sonunda ve kendi sırasına doğru ilerledi.
“G-Güzel...”
Acaba söylemek istediği başka bir şey mi vardı? Yine de üzerinde düşünecek vaktim yoktu, aceleyle sırama geçtim. Sınıf öğretmeniyle geçen o kısa sürenin ardından ilk dersimiz olan matematik başladı. Sıkıcı okul günlerinden biri daha böylece start almıştı.
Yağmur mevsimi bitti ve yaz resmi olarak başladı. Genelde gençliğin mevsimi olarak kabul edilirdi (yaptığım araştırmalara göre). Ve elbette yaz tatilimin tıpkı ilk seferindeki gibi olaysız bitip gitmesine izin vermeye hiç niyetim yoktu!
Sonunda, dünyanın bütün boş vaktine sahip olduğum o şanlı yaz tatili geliyordu. Dağlar, denizler, havai fişek gösterileri... Gençlik enerjisiyle dolu sayısız etkinlik canlanıyordu zihnimde. Henüz ne yapacağıma tam karar vermemiştim ama kesinlikle muhteşem geçeceğine dair inancım tamdı. Ne de olsa günlerimi birlikte geçireceğim arkadaşlarım vardı artık. Hepsi hayatımı canlı renklerle boyuyordu.
Bu yaz bir daha asla geri gelmeyecekti ve emindim ki unutulmaz bir yaz olacaktı.
2. Cilt Sonu
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.