Uta ve ekibinin, Nanase ile çalıştığımız yarı zamanlı iş yerimize gelmesinin üzerinden iki hafta geçmişti.
"—ve böylece bugünden itibaren tüm kulüp faaliyetleri durdurulmuştur. Herkes derslerine iyi çalışsın." Öğretmenimiz sonunda o uzun ve sıkıcı nutuğunu bitirip sınıf öğretmenliği saatini sonlandırdı. Ara sınavlar yaklaşıyordu, tam bir haftamız kalmıştı.
Ryomei Lisesi, Japonya'nın genel eğitim müfredatını takip ediyor ve öğrencilerini üniversiteye hazırlamayı hedefliyordu. Bu yüzden dokuz zorunlu dersten sınava girecektik: Edebiyat, klasik Japonca, dünya tarihi, Japon tarihi, matematik, İngilizce, fizik, biyoloji ve kimya. Sıradışı bir durum yoktu. Dönem sonu sınavlarında bilişim, ev ekonomisi, sağlık ve beden eğitimi derslerinden de sorumlu olacaktık ama onlar sonraki dertlerdi.
Dokuz ders, pazartesiden çarşambaya kadar günde üç sınav olacak şekilde paylaştırılmıştı. Sınavlar sabah yapılacaktı ve biter bitmez öğleden sonraları eve gitmekte özgür olacaktık. Eskiden olsa neşeyle eve gider, light novel okurdum.
Sınav dönemlerinde başıma gelenleri anımsadım. Kendi kendime, "Vaktim bol, birazını kitap okuyarak geçirsem bir şey olmaz," der ve gece geç saatlere kadar okumaya devam ederdim. Sonunda her seferinde hiç çalışmadan sınavlara girer ve haliyle çakılırdım. Ama etrafımdaki herkes, "Ah be, hiç çalışmadım!" veya "Aynen, ben de!" gibi şeyler söylediği için sahte bir rahatlama hissine kapılırdım. Karanlık günlerdi. O zamanlar pek ihanete uğramış gibi hissetmiyordum. Gerçi beni aldatmış sayılmazlardı; zaten en başta arkadaş bile değildik. Ha ha ha.
"Öğğ, sınavlardan nefret ediyorum. Tek bir kelime bile anlamıyorum! Hiçbir şey!" Uta, önümdeki sıradan söyleniyordu.
"Endişelenme, önünde koca bir hafta var," diyerek onu teselli etmeye çalıştım.
"Dersleri hiç dinlemedim ki, bir haftada her şeyi öğrenmemin olanağı yok!"
"Bununla gurur duymasan iyi edersin..." diye uyardım onu.
Reita arkamdan lafa girdi. "Uta, bu okulun sınavlarının epey zor olduğunu biliyorsun, değil mi? Eğer derste dinlemeyeceksen, kendi başına adamakıllı çalışman lazım. Yoksa bütün derslerden sınıfta kalacaksın."
"Aaah, aaah! Duymuyorum ki!" Uta elleriyle kulaklarını kapatıp başını salladı.
Hayır, gerçekten de Reita haklıydı. Eskiden ben de çok zorlanmıştım. Ama hey, bunu daha önce bir kez tecrübe ettiğim için işim onlardan daha kolay olmalıydı. Diğerlerine destek olsam iyi olacaktı.
"Sonunda o cehennem azabı antrenmanlardan kurtuldum!" Tatsuya yumruğunu havaya kaldırarak yanımıza geldi.
"Ne? Ben antrenman yapmayı sınavlara girmeye bin kat tercih ederim! Tatsu, sende basketbol aşkı hiç mi yok? Şu mutlu halini bir kes!" diye azarladı onu Uta.
"Aptal, sen sadece kızların antrenmanını bildiğin için böyle rahat konuşabiliyorsun. Erkeklerin idmanını görsen aklın çıkar! Koca bir yıl boyunca nasıl pestilimin çıkacağını düşündükçe..." Tatsuya ürperdi. "Kahretsin, sadece düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor."
"Şey, bu artık travma boyutuna ulaşmamış mı?" diye araya girdim.
Tatsuya kollarını kendine sarmış, solgun bir yüzle, "Şaka yapmıyorum, ciddiyim," dedi.
"Yandaki sahada olduğunuz için görüyorum ama kızların antrenmanı da en az sizinkiler kadar sert, biliyorsun değil mi?" diye üsteledi Uta.
"Hah. Gerçekten mi? Onlar çocuk oyuncağı kalır."
"Ne dedin sen?! Bunu duymazdan gelemem!"
"Tamam, tamam, kesin şunu ikiniz de." Reita, her zamanki gibi arabuluculuk yapmak için araya girdi.
Bazen birbirlerine o kadar öfkeyle bakıyorlardı ki, iyi mi anlaşıyorlar yoksa kötü mü, gerçekten emin olamıyordum.
Tatsuya konuyu değiştirmek için ellerini çırptı ve neşeyle, "Pekala millet! Hadi gidip eğlenelim!" dedi. Sesi, duruma göre fazla cıvıl cıvıldı.
Hepimiz sessizlik içinde ona bakarken Tatsuya sırıtıyordu. Uta bile ona donuk bir gülümsemeyle bakıyordu. Reita, sorumluluk alıp hepimizin adına konuşması gerektiğini hissederek acı haberi Tatsuya'ya verdi. "Şey, hayır, gidemeyiz."
"Ha?! Aptal mısın? Sence bu kadar boş vakit ne için var?!"
"Ders... çalışmak için?" Hoshimiya bir anda, çekingen bir sesle araya girdi.
"Ders çalışmak mı?" Tatsuya bu kelimeyi sanki ilk kez duyuyormuş gibi tekrar etti ama ifadesi tamamen ciddiydi.
Neden dünyanın en saçma önerisini duymuşsun gibi tepki veriyorsun ki?
"Tatsuya, sakın bana hiç çalışmadan sınavlara girmeyi düşündüğünü söyleme," dedi Reita.
"Yapma Reita! Beni o kadar mı küçümsüyorsun?" diye hıhladı Tatsuya. Hepimiz rahatlayarak derin bir iç çektik ama o devam etti. "Sınav sabahı ders kitaplarına şöyle bir göz gezdirecektim."
B-bu çocuk ümitsiz vaka... Hemen bir şeyler yapmam lazım, yoksa... Bir dakika, Tatsuya geçen sefer de böyle değil miydi? Notları nasıldı—hayır, hatırlamamam daha iyi.
"Çocuklar." Reita son derece ciddi bir ifadeyle hepimize baktı. "Bir çalışma grubu kuralım. Hayır, lütfen bana yardım edin. Size yalvarıyorum. Lütfen." Daha önce hiç kimsenin bu kadar vahim bir tonda rica minnet ettiğini duymamıştım.
Reita'nın sesindeki o karanlık tondan biraz ürken Hoshimiya, Nanase ve ben, sadece başımızı sallayarak onaylayabildik.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.