Bir Kareye Sığan Dostluk

"Evet, bugün pek müşteri yok."

"Teşekkürler! Fazla uzatmayacağım." Hafifçe eğilip selam verdim ve Uta ile diğerlerinin oturduğu masaya doğru yürüdim.

"Selam! Bize yine iş çıkarmaya mı geldiniz?" dedim.

"Ne? Bu çok kaba oldu! Natsu, bizi gördüğüne hiç mi sevinmedin?" diye sızlandı Uta.

"Pek sayılmaz. Zaten bütün gün okulda beraberdik," diye ciddi bir tonla karşılık verdim.

"Grrr!" Uta hoşnutsuz bir hırıltı çıkarıp yanaklarını şişirdi. "Natsu, şu an mutlu musun peki?!"

"E-Evet?" diye kekeledim. Neden bu kadar baskı yapıyor ki? Hem yüzüme de fazla yakın duruyor. Bir adım geri çekildim.

"Benimle arkadaş olduğun için mutlu musun?" diye üsteledi.

Beni bu kadar açık bir şekilde sorguya çekmesi karşısında afalladım, gayriihtiyari gözlerimi kaçırdım. Hafifçe başımı salladım. "Ş-Şey... Yani, sayılır."

"Okulda bizimle eğleniyor musun?"

"Evet, eğlenceli."

"O zaman şu an da eğleniyorsun, değil mi?! Beni gördüğün için mutlusun, öyle değil mi?!"

Şaşkınlıkla ona baktım. "Hı-hı...?" Bu mantığın pek tutar tarafı yoktu ama bunu ona söyleyemezdim! Söylersem o ışıldayan gülümsemesi sönüp giderdi. Gözlerinin içi o kadar parlıyordu ki sanki içlerinde yıldızlar vardı. Onun bu mutluluğunu nasıl yerle bir edebilirdim? Ne kadar iradesiz bir adamım ben böyle. "Evet, sanırım öyle. Haklısın. Öyle diyelim gitsin!"

"Yaşasın!" diye neşeyle bağırdı ve beşlik çakmak için elini kaldırdı.

"Y-Yaşasın!" Iska geçmeden eline vurmayı başardım. Bu kötü işte. Onun enerjisine yetişmem imkansız! İşte popüler çocukların o bitmek bilmeyen hiperaktif muhabbetleri!

Kısa bir sessizliğin ardından Nanase araya girdi: "Siz ikiniz bayağı yakınsınız."

"Tabii ki öyleyiz! Natsu'yla biz çooook yakınız!" Uta ayağa kalkıp kolunu omzuma atmaya çalıştı.

Hey, daha demin çok yaklaşma dememiş miydim?! İçimden böyle geçirsem de akışa bıraktım ve kolunu rahatça atabilsin diye hafifçe eğildim.

Uta çok yakınımdaydı. Yumuşacıktı. Göğüslerinin tahta gibi düz olduğunu sanıyordum ama yanılmışım. Kesinlikle bir kız olduğunu o an idrak ettim. Hem, neden bu kadar güzel kokuyordu? Buraya antrenmandan gelmemiş miydi bu kız?

Uta, içimde fırtınalar koptuğundan tamamen bihaber, Nanase'ye zafer işareti yaptı. "Vay canına! Yui-Yui, bir fotoğrafımızı çek!"

"Hey, bekle—" Ben daha ikisini de durduramadan Nanase'nin telefonundan o klik sesi geldi; fotoğrafı çoktan çekmişti. Pekala, pek umurumda değil aslında! Ama kalbim bu tempoya ayak uyduramıyor, bazen dinlenmem lazım! Ayrıca Nanase, sen de amma hazırlıklıymışsın. Kamera uygulamasını önceden açmış mıydın yoksa?

Nanase ona attığım suçlayıcı bakışı fark edip gülümsedi. "Minsta için güzel bir kare olur diye düşündüm."

"Normal bir fotoğraf kullanamaz mısın? Bu biraz..." Sesim kısıldı.

"Biraz ne?" diye sordu Nanase, şeytani bir gülümsemeyle.

Şey, bilirsin işte, ııı... Sanki sevgiliymişiz gibi görünmüyor mu? Yoksa çok mu kuruntu yapıyorum? Dışadönüklerin dünyasında bu normal mi?

"Şey, hey, Yui-Yui," diye başladı Uta. "Başka bir fotoğraf kullansak olur mu? Ah, buldum! Hadi hep beraber çekinelim!"

"Öyle mi? Sen nasıl istersen, Sakura-san." Benim iç dünyamdaki karmaşa sürerken Nanase, Uta’nın önerisini hemen kabul etti.

Uta muhtemelen benim gibi küçük hesaplar yapmıyordu. Sadece herkesle beraber bir hatırası olsun istiyordu.

"Hadi ama millet! Yaklaşın!" Uta heyecanla bağırdı, telefonunu özçekim moduna alıp havaya kaldırdı. Kameranın açısı dar olduğu için yine ona yaklaşmaktan başka çarem kalmamıştı. Beşimiz de kadraja girebilmek için birbirimize sokulduk. Uta fotoğrafı çektikten sonra RINE grubumuza gönderdi.

Telefonumun bildirim sesini duyunca açıp fotoğrafa baktım. Gerçekten de beşimiz de çok güzel çıkmıştık. İçten içe... İçten içe mutlu hissettim. İster istemez yüzümde bir gülümseme belirdi. Sanki güzel bir anı bu tek kareye kazınmıştı. Eskiden fotoğraf çekinmenin anlamsız olduğunu düşünürdüm... Ama yanılmışım!

"Amanın, bakın, bakın! Hikarin mesaj atmış!" dedi Uta. Fotoğrafı kapatıp grup sohbetine döndüm.

Hoshimiya gruba, "Haksızlık bu ama!" yazmış, yanına da sinirli bir ifade çıkartması eklemişti.

"Ha? Sahi, Hoshimiya neden sizinle değil?" diye sordum.

"Onu da davet ettik ama eve giriş saati yüzünden geç saate kalamadı. Bir de edebiyat kulübü spor kulüplerinden daha erken bitiyor, o yüzden saatlerimiz uymadı," diye açıkladı Reita.

"Anladım, kötü olmuş."

Uta, Hoshimiya'ya "Değil mi ya!" diye cevap yazdı.

Ne kadar samimi bir manzara, diye düşündüm.

"Bunu kendi Minsta hesabımda da paylaşmak istiyorum. Sakıncası var mı?" Nanase izin istedi. Ben de dahil herkes başını sallayarak onayladı.

"Sahi Nanase, biz Minsta'da takipleşmiyoruz. Kullanıcı adın ne?" diye sordum.

"A? Senin Minsta kullandığını bilmiyordum," dedi.

"Daha yeni açtım, o yüzden hiç takipçim falan yok."

"Ne kadar acıklı! Pekala, yapacak bir şey yok; ben seni takip ederim."

"Ah! Ben de! Beni de ekle!" Uta hemen araya girdi.

"Ben de ekliyorum. Tatsuya, sen kullanmıyorsun değil mi?" diye sordu Reita.

"Yoo, bir hesabım var ama sadece neler olup bittiğine bakmak için. Bir şeyler paylaşmak tam bir baş belası," diye cevapladı Tatsuya.

Ve böylece, bir anda herkesle Minsta'dan bağlandım. Diğerlerinin orada olduğunu konuşmalarından biliyordum, kendimi dışlanmış ve üzgün hissetmiştim. Bu yüzden birkaç gün önce kendi hesabımı açmıştım.

Sadece birazcık üzülmüştüm! Gerçekten, minicik. Hem zaten bugünlerde bütün popüler çocuklar Minsta'da. Eskiden sadece Twister'daki otaku hesaplarını takip ederdim...

Neyse, sonunda ben de bu eğlencenin bir parçası olduğuma göre Nanase'nin az önce çektiğimiz fotoğrafı paylaştığı gönderiyi açtım. Beşimizin olduğu fotoğrafın altında kısa bir açıklama vardı: "İş yerimde beni ziyarete geldiler ♡ teşekkürler~~! #KafeMares"

Bir an öylece bakakaldım ve "Bunu kim yazdı lan?!" diye çıkıştım.

"N-Ne var? Bir sorun mu var?" Nanase omuz silkip yüzünü başka yöne çevirdi, yanakları hafifçe kızarmıştı.

"Ha ha ha! Yui-Yui, Minsta'da bambaşka birine dönüşüyor! Çok komik değil mi?" diye takıldı Uta.

"Ben alıştım artık ama onun Minsta profilini ilk gördüğümde şok olmuştum," dedi Reita, çarpık bir gülümseme ile.

"Ah! Hey, hey, Yui-Yui! Natsu mutfakta çalışmıyor mu?" diye sordu Uta aniden.

"Evet," diyerek onayladı Nanase.

"Yani şimdi bir şeyler sipariş edersek, bizim için Natsu mu pişirecek?"

"Aynen öyle."

"Oooo, bana durduk yere iş çıkarmayın," diye itiraz ettim.

"Senin için üzücü ama anneme akşam yemeğini dışarıda yiyeceğimi çoktan söyledim," dedi Reita. "Eğer benim için bir şeyler pişirmezsen aç kalırım Natsuki. Canım makarna çekiyor, kendine en güvendiğin hangisiyse ondan yap."

"Benim yemeğim evde bekliyor, o yüzden hafif bir şeyler istiyorum. Natsu, sen ne önerirsen o!" diye ünledi Uta.

"Miktarı bol olduğu sürece bana her şey uyar," diye talimat verdi Tatsuya.

"Bir kafeye gelip de dev porsiyonlar beklemeyin..." Eğer kafede bunu istiyorsan Komeda'ya git. Yine de yüzümde bir gülümsemeyle mutfağa döndüm.

Müdüre doğru baktığımda, dostane bir şekilde başıyla onayladı. Ne soracağımı zaten anlamıştı. Sanki bana, "Onlar senin arkadaşların; ne istersen onu yap!" diyordu.

Şahıs işletmelerinin bu kadar esnek olması çok güzel. Bu eğlenceli olacak!

"Pekala, ne yapsam acaba..." diye mırıldandım. Arkadaşlarım buraya kadar gelmişken onlara lezzetli bir şeyler hazırlamak istiyordum. Of be, resmen heyecanlandım. Daha önce müşteriler için yemek yapmıştım ama hiç arkadaşlarım için yapmamıştım. Çünkü yemek yapacak hiç arkadaşım olmamıştı. Evet, biliyorum, çok acıklı.

"Ne pişireceksin?" diye sordu Nanase.

"İzle ve gör! Sana şimdi gerçek ustalığımı göstereceğim."

"Bana uyar ama ayarı fazla kaçırma da başın belaya girmesin, tamam mı?"

Haklıydı. Menüden çok fazla dışarı çıkmak iyi olmazdı. Ayrıca maliyeti de düşünmem gerekiyordu. Başka müşteriler de vardı, o yüzden çok uzun sürmemeliydi.

Hmm. Tamamdır, başlamak için can atıyorum.

Nanase, az önce pişirdiğim tabakları masaya taşıdı.

"Vay canına! Harika görünüyor!" dedi Uta neşeyle. Her zamanki gibi sesi çok çıkıyordu ama ben yemek yaparken diğer müşteriler gittiği için sorun olmaz diye düşündüm.

Reita için, makarna istediği için deniz mahsullü bir makarna çorbası yapmıştım. Uta tatlıları sevdiği için üzerine bolca krem şanti koyduğum pankekler hazırladım. Tatsuya içinse, tek derdi doyurucu olması olduğu için bol porsiyonlu bir omurice yaptım.

Yaptığım tek şey mevcut menüdeki yemeklere kendi dokunuşumu katmaktı ama hepsi tam benim sevdiğim tarzda olmuştu. Acaba onlar da beğenecek miydi? Ben... Resmen geriliyorum! Nefesimi tutup herkese dik dik bakmaya başladım. Uta ilk lokmayı aldı ve kelimelere dökemediği bir şaşkınlıkla birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. İkinci lokmayı yedi, sonra üçüncüyü ve sessizce yemeye devam etti. Ne düşünüyorsun?! diye içimden endişeyle haykırdım. Tatsuya ve Reita da yemeklerine yumuldular.

Cesaretimi toplayıp fikirlerini sordum. "N-Nasıl olmuş?" Ancak nedense hiçbiri cevap vermedi. Eyvah, kötü mü oldu yoksa?

"Bu..." diye söze başladı Uta.

"Bu?" diye tekrarladım, devam etmesi için üsteleyerek.

"Bu süper lezzetli!" diye sevinçle bağırdı.

Reita, kafede bu kadar heyecanlandığı için Uta'yı sakince azarladı. "Uta, buradaki diğer insanları rahatsız ediyorsun. Biraz sessiz ol." Bir an duraksadı ve bana döndü. "Ama ona katılıyorum. Bu kadar lezzetli bir şey pişirebileceğin kimin aklına gelirdi! Buraya daha önce de gelmiştim, o yüzden bunların tariflerin senin yorumun olduğunu tahmin ediyorum?"

"Evet. Bu sefer işletmenin tarifini boş verdim ve yemekleri kendi usulümce yaptım. Aramızda kalsın," diye cevap verdim ve parmağımı dudaklarıma götürerek sust işareti yaptım. Gerçi müdürün kızacağını pek sanmıyordum.

"Enfes olmuş! Gerçekten, çok ama çok lezzetli! Natsu, sen harikasın!" Uta, Reita'nın uyarısı üzerine bu kez daha kısık bir sesle yemeğin başında adeta kendinden geçti.

Yemeği dünyanın en güzel şeyiymiş gibi yemeniz beni mutlu ediyor. İyi ki sizin için pişirmişim! diye düşündüm.

Tatsuya ağzına omurice tıkıştırmakla meşguldü ama lokmalarının arasından bir "enfes" mırıldanmayı ihmal etmedi.

"Seninkinden de tatmak istiyorum! Tatsu, bir çatal versene!" dedi Uta, gözlerini onun tabağına dikerek. Ağzını açtı.

Tatsuya'nın onu beslemesini mi bekliyordu? Toplum içinde, diğer insanların önünde, tam bir dışadönük gibi mi? Ah, doğru ya, o zaten bir dışadönük. Sanırım burada sosyal olmayan tek kişi benim, diye geçirdim içimden. Gerçi, dışadönüklüğün de çeşitleri vardı tabii.

Beklenenin aksine Tatsuya sağduyulu bir insan gibi tepki verdi. Şaşkınlıktan dili tutulmuş bir halde, "Ha?" diye mırıldandı ve belki de utandığından kafasını çevirdi. "Kim böyle utanç verici bir şey yapar be? Denemek istiyorsan kendin al," diyerek kaşığını masaya bıraktı.

Uta hiç istifini bozmadan kaşığı kaptı. "Pekala, madem öyle diyorsun!" diyerek koca bir lokma aldı. "Vay canına! Bu da harikaymış!"

Üçü yemeklerini paylaşıp neşeyle mideye indirmeye başladılar. Pankekin diğer yemeklerle pek uyumlu olduğunu sanmıyorum ama neyse... Uta mutlu görünüyor ya, önemli olan da bu zaten. O sırada yanımda Nanase'nin yutkunduğunu fark ettim. Kesin o da tatmak istiyordu. Aslında benim de karnım acıkmıştı. Hadi onu biraz zorlayayım. Tamamdır... Başlıyoruz!

Nanase'nin omzuna hafifçe dokundum ve dişlerimi göstererek gülümseyip sordum: "Sen de ister misin?"

"Ş-şey..." Bir an duraksadı. "Vardiyadayım ama... Buldum, bugün yemeğimi sana hazırlatacağım."

"Tabii, sorun değil. O iş bende!" diyerek yumruğumu göğsüme vurdum. Güzel, onunla gayet neşeli bir şekilde konuşabildim! Üstelik hiç de tuhaf kaçmayacak bir şekilde ona dokunmayı başardım. Dışadönük insanların bunu nefes almak kadar doğal bir şekilde yapabilmesi gerçekten inanılmaz.

Ben ise birine ne zaman dokunabilecek kadar yakınlaştığımı kestirme konusunda berbattım. Nanase ile aramız iyi olsa bile (gerçi bu benim kendi hüsnükuruntum da olabilir) onun omzuna dokunmak büyük bir cesaret istemişti. Aramızdaki samimiyeti yanlış hesaplayıp onu rahatsız etmek berbat olurdu. En iyisi her zaman temkinli davranmak.

Nanase ile olan bu kısa konuşmamızdan sonra aniden bir şeyi fark ettim. Bana mı öyle geliyor yoksa Tatsuya bugün tuhaf bir şekilde sessiz mi?

Ancak onunla konuşamadan Kirishima arkadan kafama hafifçe vurarak araya girdi: "Hey, fazla gürültü yapıyorsunuz! Müşteri olmasa bile yapılacak işler var."

Haklıydı, burada sadece biz olsak bile biraz fazla ses çıkarmıştık.

Nanase ile birlikte isteksizce, "Peki efendim," diye yanıt verdik ve gönülsüzce işimizin başına döndük.

Ben arkamı dönmüşken Tatsuya soğuk bir sesle, "Hey, sen burada işe başlayalı çok olmadı, değil mi?" diye sordu.

"Hm? Evet, doğru."

"Ama şimdiden tamamen alışmışsın bile..."

"Ah, şey, ailem daha önce bana yemek yapmayı öğretmişti de ondan," diyerek omuz silktim.

Tatsuya yemeğini hızla midesine indirmeye devam ederken, "Yine de harikasın. Her şey elinden geliyor, Natsuki," dedi. Bu övgüsü beni fazlasıyla mutlu etmişti.

Tam o sırada kapı zili çaldı ve içeri yeni bir müşteri girdi. Nanase ile masadan uzaklaştık. Kısa süre sonra kafe kalabalıklaşınca Uta ve yanındakiler de kalkıp gittiler.

Vardiyam bitip eve vardığımda saat gece on bire geliyordu. Tam banyoya girip sonra da yatacaktım ki telefonum titredi. Kontrol ettiğimde Hoshimiya’dan bir mesaj geldiğini gördüm. Bir an grup sohbetinden yazdığını sanmıştım ama hayır, bana özel mesaj göndermişti.

Hoshimiya Hikari: Herkes için yemek yaptığın doğru mu?!

Ah, doğru ya, Hoshimiya bugün gelememişti ve RINE üzerinden somurtuyordu. Her neyse, önce bir doğrulayayım. Hem yemek yapmıştım ama sonuçta alt tarafı standart restoran yemeğiydi.

Natsuki: Eveeeet.

Hoshimiya Hikari: Ya, haksızlık bu! Ben de senin yaptıklarından yemek istiyorum!

Natsuki: Kafeye gelirsen sana istediğin her şeyi yaparım lol.

Hoshimiya Hikari: Bir dahaki sefere kesinlikle geliyorum!

Natsuki: Öyle özel bir şey değil, beklentini çok yüksek tutma lol.

Hoshimiya Hikari: Ehh, yalaaan. Uta-chan'ın hikayesinde paylaştığı fotoğrafı gördüm, gayet lezzetli görünüyordu biliyor musun?

Minsta'yı açıp kontrol ettiğimde Uta'nın yemeğin fotoğrafını paylaştığını gördüm. Bunu ne ara çekmişti? Vay canına, fotoğraf da harika çıkmış! Yemeği gerçekten çok iştah açıcı göstermiş.

Natsuki: Vay be, gördüm şimdi. Bunu ne ara çekti ki?

Hoshimiya Hikari: Tekrar baktığım için acıktım şu an.

Natsuki: Haklısın lol, gidip bir kase ramen falan yesem mi acaba?

Hoshimiya Hikari: Hop, ayıp oluyor ama! Şu an diyetteyim!

Natsuki: Öyle mi? Hiç ihtiyacın varmış gibi durmuyor ama.

Hoshimiya Hikari: Görünmeyen yerler için endişeleniyorum ben!

Natsuki: Gece yarısı rameni gibisi yoktur, biliyorsun değil mi?

Gerçi yedikten sonra insanı biraz bozuyor... Neyse, şaka yapmıştım zaten, gerçekten yiyecek halim yoktu. Sonunda gurur duyduğum bir vücut yapmışken boş yere yağlanmak istemiyordum.

Hoshimiya Hikari: Natsuki-kun, sana da yasak!

Natsuki: Çok anlayışsızsın.

Hoshimiya Hikari: Sağlığın için kötü.

Natsuki: Tamam tamam, başka çarem yok sanırım.

Birkaç dakika geçti ama cevap gelmedi. Gerilmeye başlamıştım. Bir hata mı yapmıştım? Başka bir konuya mı girmeliydim? Sonunda Hoshimiya’dan bir RINE mesajı almıştım ve bu konuşmayı mümkün olduğunca uzatmak istiyordum. Mesaj yazarken üzerine bu kadar çok kafa yormuştum ama o muhtemelen sadece lafın gelişi cevap veriyordu.

Biraz daha bekledikten sonra Hoshimiya’nın mesajı sonunda okuduğunu gördüm. "Yatış vakti geldi! Yarın görüşürüz!" diye cevap yazdı ve sohbetimiz sona erdi. Geç olduğu için gitmesi gerektiğini biliyordum ama yine de kendimi biraz buruk hissetmekten alıkoyamadım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.