Tatsuya öğle yemeğini tek başına yedi ve okul çıkış zili çalar çalmaz antrenman yapmak için fırlayıp gitti.
Geri kalanımız da kendi yolumuza dağıldık. Hoshimiya ve Nanase her zamanki gibi birbirlerinden ayrılmadı, Uta ise sınıftaki diğer arkadaşlarıyla laflamak için bir süre daha oralarda oyalandı. Reita ile bense Tatsuya’yı gözlemlemek üzere peşine düştük.
Haftanın geri kalanı, hafta sonu kapıya dayanana kadar hep böyle geçti. Günler sıkıcı ve cansızdı. Etrafımdaki o hayat dolu dünyanın solmaya başladığını hissedebiliyordum. Aşina olduğum o eski manzaraya dönmüştüm; griye boyanmış günler beni yeniden kendine çağırıyordu.
“Harikasın, Natsu!” diye haykırdı Uta yüzünde bir gülümsemeyle. Koridorda ara sınav sıralamalarının asıldığı postere bakıyorduk. Onun böyle içten gülümsediğini görmeyeli sanki asırlar olmuştu. Yine de sesindeki o bildik neşeli tını eksikti; sanki kendini zorluyormuş gibi bir hali vardı.
“Ah, teşekkürler,” dedim geçiştirerek. Sınıf genelinde, ikinci sıradakiyle aramda uçurum denecek bir farkla birinci olmuştum.
Nanase üçüncü, Reita on birinci sıradaydı; Hoshimiya ise kırk dokuzuncu sırayla yüksek puan alanlar listesine ucu ucuna girebilmişti. Listeye tekrar göz gezdirdiğimde Miori’nin sekizinci sıraya yerleştiğini gördüm. Uta ve Tatsuya’nın isimleri ise tahmin ettiğim üzere listede yoktu.
“Sen ne yaptın Uta?” diye sordum.
“Heh heh! Senin sayende tam yüzüncü oldum!” dedi Uta, göğsünü gururla kabartarak. Dönemimizde 240 öğrenci olduğu düşünülürse, yarısından fazlasını geride bırakmıştı.
Eskiden içinde bulunduğu o felaket tabloyla kıyaslandığında bu muazzam bir başarıydı. En azından benim ilk seferimdeki halimden çok daha iyi bir iş çıkarmıştı.
“Şu çocuğa baksana...”
“Ha? Yüzü tam benim tipim...”
“Üstelik çok da zeki...”
Koridorda dururken diğer öğrencilerin bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Muhtemelen notlarım yüzünden epey dikkat çekiyordum.
Kibirli davranmak istemem ama bakışlarında ya bir hayranlık ya da bir kıskançlık vardı. Özellikle kızların çoğu gözlerini benden alamıyordu.
Bana kalırsa, liseyi ikinci kez okuduğum için bu kadar yüksek puan almam gayet doğaldı; ancak etrafımdakiler zamanda geri gittiğimi bilmedikleri için bunu olağan karşılamıyorlardı. Bunu şimdiye dek pek kavrayamamıştım.
Kusursuz bir insan, ha? Bu unvanın bana yakıştığını hiç sanmıyorum. Zaten gerçekten kusursuz olsaydım, o devasa hatayı asla yapmazdım. İşler bu noktaya gelmezdi ve ben de bu kadar pişmanlık duymazdım. En başında gençliğimi yeniden yaşamayı asla dilemezdim.
“Natsu? Cumartesi günü hep beraber bir şeyler yapalım mı? Öğleden sonra müsaitim,” dedi Uta nihayet, kolumu çekiştirerek. Sesi davetkârdı.
Fakat artık bazı şeyleri çözmüştüm. Uta muhtemelen benden hoşlanıyordu. Tatsuya’nın beni bu kadar kıskanmasının temel sebebi de buydu. Ama bu benim kontrol edebileceğim bir şey değildi. Aynı zamanda duygusal bir meseleydi, yani Tatsuya da hislerine hükmedemiyordu. Muhtemelen benden bu yüzden uzak duruyordu.
Öyleyse, diye düşündüm, bu Tatsuya’nın sorunuydu, benim değil. Bunun için endişelenmeme gerek olmamalıydı.
Eğer hafta sonu hep birlikte vakit geçirirsek, yeniden o eski eğlenceli havayı yakalayabilirdik. Pazartesi okula geldiğimizde de o gergin atmosfer yavaş yavaş dağılırdı. Tatsuya orada olmasa bile, sadece birbirimizin eşliğinden keyif alarak her şeyi çözebilirdik.
Neticede insanoğlu çevre şartları değiştiğinde uyum sağlama konusunda ustadır. Uta’nın teklifi, bu geleceğe giden yolun ilk adımıydı.
Bir an tereddüt ettim ve sonra, “Üzgünüm Uta,” dedim. “Bu hafta sonu yalnız kalmak istiyorum.” En kolay çözümün bu olduğunu bilsem de başımı iki yana sallayarak reddettim.
Öyle bir geleceği asla kabul etmeyeceğim. Elbette, bu yoldan gidersem, geçmişte yaptığım hataları bir kenara bırakıp çok daha mutlu bir gençlik yakalayabilirim. Ama bu hata telafisi olmayan bir hata. Buna izin vermek demek, planımın başarısız olduğu anlamına gelir. Bunu göze alamam!
Sonuçta ben bu zamana Tatsuya ile arkadaş olabilmek için döndüm.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.