Gri Dünyanın Kıyısında

O gün eve yalnız döndüm. Normalde Hoshimiya’nın da tek başına döndüğü bir gün olmasına rağmen, ona eşlik etmeyi teklif etmedim.

Hiç kimseyle konuşacak halim yoktu.

Tren, sarsıla sallana beni her zamanki o bitmek bilmeyen yolculuğun sonunda eve taşıdı. En yakın istasyonda indiğimde yağmur başlamıştı.

Hafif çisenti kısa sürede şiddetli bir sağanağa dönüştü. Sabah hava durumunda yağmurdan eser yoktu oysa. Yanımda şemsiye de getirmemiştim. Başka çarem kalmayınca, o sağanağın altında eve kadar koştum. Sırılsıklam olmam pek uzun sürmedi.

Evim istasyona beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Üzerime yapışan ıslak giysilerle ağır adımlarla ilerledim; tıpkı şu anki ruh halim gibi onlar da sırılsıklamdı.

“Gençliğimi baştan yaşıyorum, ha?” diye mırıldandım kendi kendime. Ne büyük şaka ama! Geçmişteki hatam yüzünden bu kadar dikkatli davranmıştım ama bu sefer de fazla kusursuz olduğum için her şeyi yüzüme gözüme bulaştırdığıma inanamıyordum. Benim gibi gri bir çocuğu bekleyen tek şey, yine aynı grilikte bir dünyaydı.

Durup başımı karanlık gökyüzüne kaldırdım. Yağmur üzerime kırbaç gibi iniyordu.

“Ne yapmam gerekiyor?” diye haykırdım. Ama cevap verecek kimse yoktu. Şimdi hangi yola saparsam sapayım, sonu hep çıkmaz sokağa varacakmış gibi hissediyordum.

“Eğer işler bu noktaya varacak idiyse...” dedim ve sesimi iyice alçaltarak fısıldar gibi devam ettim. “O zaman ikinci bir şansım olmasa daha iyiydi.”

Ya da en baştan hiç sapmadan, eskisi gibi o gri yolda yürümeliydim. Ne de olsa herkesin ait olduğu bir yer vardı ve benim ulaşabileceğim tek yer orasıydı.

“Sorun ne, Bay Birinci Harika Çocuk?”

Arkadan gelen bir sesle yağmur aniden kesildi. Hayır, kesilmemişti. Sadece artık üzerime yağmıyordu. Başımı kaldırdığımda tepemde açılmış bir şemsiye gördüm. “Eğer bir şeyler olduysa, çocukluk arkadaşın nezaketinden dolayı seni dinleyebilir.”

Arkamı döndüğümde Miori’nin orada dikildiğini gördüm. Etrafımdan o kadar kopmuştum ki, bu sağanağa rağmen yanıma kadar sokulduğunu fark etmemiştim bile. Kendi halime acıdım.

Miori, omuzlarımız birbirine değecek kadar yakınımdaydı; aynı şemsiyeyi paylaşıyorduk.

“Bırak şunu. Zaten iliğime kadar ıslandım; bu saatten sonra şemsiyenin bir anlamı yok.”

“Aha ha, doğru dedin. O zaman çekiyorum. Moralin yerlerdeyken bile çok mantıklı konuşuyorsun.” Miori hiç tereddüt etmeden yanımdan uzaklaştı ve şiddetli yağmur bir kez daha üzerime boşaldı.

“Ah, en azından çantanı taşıyayım mı? Daha fazla ıslanırsa kitapların mahvolacak. Ne de olsa iyilik meleğiyimdir!” Miori, cevabımı beklemeden çantamı kapıverdi.

Hayır dememe bile fırsat vermezken buna izin istemek denemezdi herhalde.

“Eee? Ne oldu anlat bakalım?” Miori elindeki şemsiyeyi çevirirken gülümsedi.

Hislerimi zerre umursamadan paldır küldür iç dünyama dalması canımı sıkmıştı. “Seni ilgilendiren bir durum yok.”

“Benim için gayet önemli. Ne de olsa senin Gökkuşağı Renkli Gençlik Planı’ndaki suç ortağınım, değil mi?”

Sahi, öyle bir anlaşma yapmıştık. Miori’nin planıma yardım etmesi karşılığında, ben de onun Reita’ya yakınlaşmasını sağlayacaktım. Planın adını koyduğumuz o gün, Miori beni uyarmıştı: “Senin planında büyük bir sorun görüyorum. Şimdiden bir şeyler dönmeye başladı bile.”

O bunları söyledikten hemen sonra tren istasyona varmış, onu almaya ailesi gelmişti. Ama gerçekten bilmek isteseydim onu arayabilir ya da RINE üzerinden mesaj atabilirdim.

Bunun yerine, aşırı iyimser davranıp dediklerini kulak arkası etmiştim. Hatta şimdiye kadar tamamen unutmuştum. Zaten bir sorun çıkmasına imkan yok diye düşünmüştüm.

“Ortaklığımız burada bitti,” dedim donuk bir sesle.

Uyarını dinlemediğim için üzgünüm ama artık çok geç. Bu plan zaten yerle bir oldu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.