Tuvalin Ardındaki Sır

Mori’nin gözleri benimkilerle buluştu. Sanki hayatı önem taşıyan bir gerçeği teyit etmek ister gibi, "Sana gerçekten de öyle mi görünüyor, Aikawa?" diye sordu.

"Evet," diyerek başımı salladım. Dudakları yumuşak bir tebessümle kıvrıldı, ben de ona aynı şekilde gülümsedim.

Kalbimi bu resim kadar derinden sarsacak başka bir tablo bulabileceğimi sanmıyordum. Mori ile burada karşılaşmış olmamız kesinlikle kaderin bir oyunuydu. Bunu dile getirmek kulağa fazla basmakalıp, hatta kibirli geliyordu ama yine de hissettiğim tam olarak buydu.

Eğer bu anı öylece kaçırırsam, hayatım boyunca pişman olacağımdan emindim.

Elim boş dönecek olsam bile sormalıydım. Hayır derse, üstelemezdim. Mori’nin zaten yapacak bir sürü işi olduğunu biliydim.

"Mori, bizim dergi için kapak resmini çizer misin?"

Hemen cevap vermedi. "Ha? Ben mi? Edebiyat Kulübü için mi?" Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırıp parmağıyla kendini işaret etti.

"Evet," dedim üzerine basarak.

"Hım," diyerek elini ensesine götürdü, saçlarını karıştırdı. "Teklifin için teşekkür ederim ama bunu Güzel Sanatlar Kulübü’nden birine sorman daha doğru olur. Ben ne yaptığımı pek bildiğimi söyleyemem."

"Ama ben tam olarak bunu çizen kızın yapmasını istiyorum," dedim.

Zaman o an durdu sanki. Mori öne doğru eğildi, gözlerini gözlerime dikip yüzüme baktı.

"Bana asılıyor musun yoksa?" diye takıldı.

"Şey..."

Böyle bir teklif o anlama gelir miydi? Belki de gelirdi.

Hafifçe paniklediğimi görünce neşeli bir kahkaha attı. "Pekala, yardım edeceğime söz vermiştim zaten. Bir deneyeyim bakalım."

"Çok teşekkür ederim!" Sevinçle eğilerek selam verdim. İçim içime sığmıyordu. Bunu sadece kibarlık olsun diye kabul etmediğini anlayabiliyordum.

"Peki, ne çizeceğim?" diye sordu.

"Bambu Kesicisinin Masalı."

Ricchan kapakta hangi karakterin olması gerektiğine ya da nasıl bir görsel istediğine dair detay vermemişti. Bunu tamamen çizerin hayal gücüne bırakıp bırakamayacağımızı henüz ona sormam, teyit etmem gerekiyordu.

"Ha... Derginin teması bu mu?"

Şaşkınlığını görünce durumu biraz daha açmaya karar verdim. "Derginin... ve oyunun."

"Oyun mu? Edebiyat Kulübü oyun da mı sergileyecek?"

Bir şeyler ters gidiyordu. Mochizuki ona bundan bahsetmemiş miydi? Bu çok tuhaftı. Kulüplerimizin nasıl bir iş birliği yaptığını kısaca özetledim. Yüzünde şaşkınlık ve memnuniyet karışımı bir ifade belirdi.

"Vay canına! Yani Kaguya’yı sen mi oynuyorsun?" diye sordu.

Bir anda dilimi yutmuş gibi oldum. Oyun sergileyeceğimizden bile haberi yoksa, kendisinin de o oyuna cast olarak seçildiğini nasıl bilebilirdi?

Bu işte bir yanlışlık vardı. Kızın adı listenin en başında yazıyordu!

Bunu ona nasıl söyleyecektim? Hem bunu söylemek bana mı düşerdi? Mochizuki’nin durumu açıklamasına engel olan bir aksilik mi çıkmıştı acaba?

Zaman kazanmaya çalıştım ama onu sonsuza kadar bekletemezdim. Zaten posteri çizmesini istemiştim, artık bunu ondan gizleyemezdim.

"Kaguya’yı sen oynuyorsun," dedim.

Yüzündeki oyuncu tebessüm bir anda silindi. "Bir dakika, ne? Neden ben?"

Sohbetimizin havası aniden değişmişti. Mori’nin bu fikre tamamen karşı olduğu her halinden belliydi. Sonraki kelimelerimi çok dikkatli seçmeliydim.

"Mochizuki imparator rolünü oynamak istediğini, seni de Kaguya olarak seçtiğini söyledi. Anaokulundayken birbirinize bir gün birlikte prens ve prenses rolü oynayacağınıza dair söz verdiğinizi, bunun da bu sözü tutmak için son şansınız olduğunu anlattı."

Ben konuştukça Mori’nin kaşları daha da çatılıyordu.

Böyle öfkeli ifadeler beni hep korkuturdu. Nabzımın kulaklarımda ve bileklerimde hızla attığını hissedebiliyordum, sanki kalbim göğsümden çıkıp vücudumun içinde koşturuyordu.

Söylediğim her kelime onu daha da germiş gibi görünüyordu. Bir dakikayı bile bulmadan sesim kısıldı ve tamamen sustum.

Mori’nin odayı dolduran derin iç çekişi duyuldu.

"Shun da bir şeyleri kendi haline bırakmayı hiç beceremez..." Dudaklarını ısırdı ve yüzündeki ifadeyi gizlemek ister gibi başını yana çevirdi. "Kötü üvey anne rolünü oynamak için zorlanmamıştım ben. Kimse o rolü üstlenmek istemedi, ben de öne atıldım. Herkes Pamuk Prenses olmak için direnseydi hiçbir işi bitiremezdik diye düşündüm."

Derin nefesler alıp vermeye devam etti. Sanki o nefesleri bir konserve kutusuna dizip onlardan gökyüzünde hafif bulutlar yapabilirdim.

"Her hikayenin bir kötü karaktere ihtiyacı vardır. Üvey anne olmasaydı, Pamuk Prenses asla o ormana kaçmaz, yedi cücelerle karşılaşmazdı. Zehirli elma olmasaydı, cücelerle sonsuza dek mutlu yaşar ve prensle hiç tanışamazdı. Ortada bir hikaye kalmazdı."

Kendi kendine konuşuyor gibi bir hali vardı, bu yüzden onaylamak ya da karşı çıkmak yerine sessiz kalmayı tercih ettim.

"Kaguya olmaktansa kötü karakteri oynamayı tercih ederim," dedi en sonunda.

Mori, onun için seçtiğimiz rolü kesinlikle üstlenmek istemiyordu.

"Şey, ben Mochizuki ile senin yerine konuşurum," diyebildim sonunda zoraki bir sesle.

Biz bu kararları alırken o yanımızda değildi. Mochizuki’nin anlattığı hikaye herkesi ikna etmişti ama bu durum ona zorla bir şey yaptıracağımız anlamına gelmezdi.

Çok endişeli görünüyor olmalıydım ki, Mori saçlarını geriye doğru tarayıp yüzüne hafif bir tebessüm yerleştirdi.

"Merak etme, üzerime düşeni yaparım. Ne de olsa ben öğrenci konseyi başkanıyım. Yani, eskiden öyleydim," diye ekledi, sesindeki hafif iğneleyici tonla. "Birinci sınıflar altıncı ders için bu odayı kullanacak. Biz artık çıksak iyi olur."

Söyleyecek başka hiçbir şey bulamadım, sadece arkasından sessizce yürümekle yetindim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.