Akşam, Edebiyat Kulübü'nün karşı karşıya kaldığı tehdidi Sunao'ya anlattım.
Eskiden anlattıklarımı dinlemekten nefret ederdi ama son zamanlarda eve döndüğümde odasının kapısının kilidini açar, beni sessizce karşılardı.
Ben okuldayken Sunao odasında ders çalışıyordu. Çalışma masası soru bankaları ve notlarla o kadar doluydu ki ellerini koyacak yer kalmıyordu. Masanın tam ortasında bir dizüstü bilgisayar duruyordu. Babamın çalışma odasından getirmişti; bazen orada videolar izliyordu. Eğlence için değil, neredeyse hepsi evde ders çalışmaya yönelik eğitim videolarıydı. Gerçi arada bir sevimli hayvan videolarına da göz atmıyor değildi. Telefonunu okula götürdüğüm için mecburen dizüstü bilgisayarı kullanıyordu.
O akşam Sunao masasında oturmuş, yüzünü benden tarafa çevirmeden ve anlattıklarıma hiçbir tepki vermeden duruyordu. Yine de kalemini elinden bırakmıştı, bu yüzden beni dinlediğini biliyordum.
Bu beni mutlu etti. Aslında konuyu uzatmaya niyetim yoktu ama bazen ipin ucunu kaçırıp başka şeylerden bahsetmeye başlıyordum.
Öğrenci birliğinin verdiği son ihtarı anlatmayı bitirdiğimde, Sunao tekerlekli sandalyesini bana doğru döndürdü, o güzel kaşlarını çattı.
"Yani kulüp tehlikede mi? Halledebilir misin?"
"Iıı..." diye mırıldandım. "Pek emin değilim ama... Ricchan yanımızda."
"Doğru. O gerçekten büyük bir koz." Sunao başıyla onayladı.
Üstünde üniforma vardı, bense halının üzerindeki mindere oturmuştum. Ben de kafamı salladım.
Yarın annem muhtemelen halıları değiştirmek için ondan yardım isteyecekti. Yazlık halılar inceydi ve havalar soğuyordu; artık sonbaharlık olanları serme vakti gelmişti.
Annem bu tür işler için başının etini yediğinde Sunao dudak büker, söylenip dururdu ama odasına döndüğünde de yazlık halıları titizlikle temizleyip kaldırırdı.
Ben sık sık gökyüzüne bakıp mevsimlerin değişimini izlerken, annem de her işi yeni ayın başında halletmeyi severdi. Takvimin yaprağını koparmak ona yapılması gereken tüm işleri hatırlatıyor olmalıydı.
Sunao ise bunların hiçbirini yapmazdı. Her zaman sadece anlık dürtüleriyle hareket ederdi, tıpkı şimdi olduğu gibi.
"Aslında bu durum tam zamanına denk geldi."
"Efendim?"
Hemen cevap vermedi. Gözlerindeki aksimi izledim.
Başını yana eğdi, parlak saçları narin omuzlarından aşağı döküldü. Saçlarının ipeksi süzülüşünü neredeyse duyabiliyordum. Fakat bu sesin yerine, çok daha şaşırtıcı bir şey işittim.
"Bir süreliğine okulda yerime geçer misin?"
Donakaldım.
Ne diyeceğimi bilemediğim için sessiz kaldım. Sözleri zihnimde yankılanıyordu.
Bir süreliğine okulda yerime geçer misin?
Yanlış duymamıştım, gerçekten bunu söylemişti.
"Neden?" diye sordum.
Bunu sormak büyük bir cesaret gerektiriyordu. Benim görevim onun dediklerini kabul etmekti. Zaten bu yüzden buradaydım ama vize sınavları bitmişti. Gelecek haftadan itibaren Seiryou Festivali hazırlıkları başlayacaktı. Sunao regl ağrısı da çekmiyordu. Onun yerine okula gitmem için hiçbir sebep yoktu.
Ne kadar şaşırdığımı anladığına emindim. Uzun saçlarını kulağının arkasına itti, kelimelerini özenle seçti.
"Sana henüz her şeyi anlatamam. Ama bu durum aslında çok iyi bir fırsat. Nao, Edebiyat Kulübü'nü kurtarmak için acele etmen gerek. Benim ise okula gitmekten çok daha önemli işlerim var." Sonra her şeyi kısaca özetledi: "İkimizin de işine gelir."
"Ama..." diye başlayıp sustum. Reddedecekmişim gibi tınlamış olmalıydı.
Doğru kelimeleri bulamıyordum. Düşüncelerimi toparlayamıyordum.
Sunao'nun gözlerinin kısıldığını gördüm. Tepemizdeki LED ampulün ışığı altında parıldıyor gibiydiler. Çok güzeller, diye düşündüm gayriihtiyari.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.