BAŞLIK: Annenin Gözünden
İlkin Yuuko utangaçça Kotone'nin kolunu çekiştirdi.
"Anne, şurada bekler misin?"
"Ay, kızım asi bir ergenliğe mi giriyor yoksa?"
"Anne!"
İlk başta şaşırmıştım ama sonra düşününce, onun bu masum aurasının Yuuko'nunkiyle tıpatıp aynı olduğunu fark ettim ve bu yüzümde bir gülümseme belirmesine neden oldu. Hem, bu bana biraz geçmişi hatırlattı. Benim de ailemde böyle biri vardı sanki.
Kotone, Yuuko'nun gerildiğinden habersizmiş gibi devam etti: "Tamam, hepimiz Starbucks'a gidelim. Chitose, bu yaz tatilinde boş boş takılıyorsun, değil mi?"
"Anne, kaba olma!"
"Ah, biliyorum. Zaten akşam yemeği vakti, genç bir çocuk doyurucu bir yemek ister, değil mi? O zaman Hachiban'a gidelim. Tamam mı?"
"Hey, bana sormadan öyle kafana göre karar verme!"
Ben de araya tek kelime bile sokamadan peşlerinden sürüklenmiştim.
Kotone ve Yuuko arabayla giderken, ben de dağ bisikletimle yakındaki Hachiban'a doğru yol aldım. Sonra beni tekrar Ten Thousand Volts'a bırakmayı teklif etmişlerdi ama kabul edersem annesinin "Dur, manzara değişikliği iyi gider. Tojinbo'ya kadar sürelim!" diyeceğini hissettiğimden nazikçe reddettim.
ramen lokantasına girdiğimde, Kotone zaten yerine yerleşmişti ve bana el sallayarak "Buraya, Chitose!" diye bağırdı. İkisi dört kişilik bir masada karşılıklı oturuyorlardı, ben de Yuuko'nun yanına oturdum. Gerçekten de sanki ailesiyle tanışan bir erkek arkadaş gibi hissetmeye başlamıştım. Öte yandan, ikisi de karşıma otursaydı, kızlarına kötü bir şey yapmışım da fırça yiyormuşum gibi görünürdü.
"…Şey, üzgünüm, Saku. Annem bazen böyle olur…"
"Evet, kesinlikle akrabasınız."
"Dur, bu ne demek şimdi?!"
Yuuko ile ben karşılıklı konuşurken, Kotone bana menüyü uzattı.
"Al bakalım, ne istersen ye. Elbette, ben ısmarlıyorum."
"Hayır, hayır, buna gerek yok ki…"
Bunu söylediğimde, karşılığında anlam yüklü bir gülümseme aldım.
"E tabii ki, sevimli kızıma puan kazandırmak istiyorum."
Ben tepki veremeden, Yuuko öne doğru eğildi.
"Şu anki puanım daha kötü olamazdı! İlk tanıştıkları anda arkadaşının annesi tarafından yemeğe sürüklenmek hangi erkeğin hoşuna gider ki?!"
"Eh, Chitose seninle çıkıyorsa bu tür şeylere alışkın olmalı, Yuuko."
"Sana söyledim anne, henüz çıkmıyoruz!"
"Hadi ama, sakin ol. Arkadaş olarak demek istedim."
"—Nnng!"
Kotone, ağır bir şekilde yerine oturup menüye dik dik bakmaya başlayan kızına yan gözle bakarak devam etti.
"Sanırım verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilemeliyim."
"En azından farkındasın yani."
"Ah, evet, o alaycı yanıt. Hakkında anlattıklarından tam da beklediğim gibi!"
"…Şey, Yuuko?"
"Anne!!!"
Kendimi tutmak anlamsız geldi, bu yüzden acılı ramen, bol taze soğan ve bir tabak gyoza sipariş ettim. Yuuko büyük bir miso sebzeli ramen, Kotone ise sebzeli soya ramen (eriştesiz) ve kızarmış pilav almıştı. Sebzeli ramenin eriştesiz versiyonunun diyet seçeneği olduğunu düşünürdüm hep ama kızarmış pilav kafamı karıştırmıştı.
***
Yemek siparişlerimizi verdikten sonra Yuuko tuvalete gitti. Elbette, ilk tanışmada beni annesiyle yalnız bırakmamasını tercih ederdim ama Yuuko o kadar mahcup görünüyordu ki kızamadım.
"Üzgünüm, Chitose." Kotone sanki içimden geçenleri okumuş gibi konuştu.
"Sorun değil, en azından akşam yemeği param cebimde kaldı."
"Yalnız yaşadığını duydum? Zor olmalı."
"Hayır, fazlasıyla param var ve alışınca bu şekilde yaşamak oldukça kolay aslında. Ailem hiçbir zaman çok sıkı fıkı değildi zaten."
"Erkekler ne kadar da metanetli. Yuuko bir gün bile ev özlemiyle yıkılmadan duramazdı."
"Öyle der ama üniversite için şehirden ayrılsa, bir daha geri dönmeyen çocuklardan olurdu."
"Ay, öyle deme! Bu düşünce beni üzüyor!"
Aşırı tepkisine hazırlıksız yakalanmış, burnumdan solumuştum. Benim ailem hep yalnız kalmaktan hoşlanırdı, bu yüzden ayrı şehirlerde yaşasak da pek sık görüşmezdik. Bu tür bir ebeveyn-çocuk ilişkisi aslında oldukça hoş, diye düşündüm. Ferahlatıcı.
"Ben sadece yirmi yaşındayken doğdu, biliyor musun?" Kotone mırıldandı.
Nasıl yanıt vereceğimi bilememiştim ama o hızla elini sallayıp konuyu geçiştirdi.
"Şimdi, şimdi, korkunç bir hikâye değil bu. Normal, sevgi dolu bir evlilik. Şimdi nasıldır bilmem ama o zamanlar benim gibi liseden sonra hemen işe girmek pek de sıra dışı değildi. On dokuzumda eşimle evlendim ve ertesi yıl Yuuko'yu dünyaya getirdim."
Doğru, bu yüzden bu kadar genç görünüyordu. Yani yirmi yaşında doğum yaptıysa…
"Tamam, hesaplamayı bırak!"
Tahmin etmiştim. Bu karşılıklı atışma bana Yuuko'yu da hatırlattı. Gereksiz şaka repertuvarımı yutkunarak susturdum ve sessizce devam etmesini bekledim.
"Şimdi," diye devam etti Kotone, "Hayal etmesi zor olabilir Chitose ama yirmi yaş hâlâ çocukluk sayılır. Artık reşit olmasan da içinde hâlâ bir liseli gibi hissedersin."
Çok uzak bir dünyadan bir hikâye dinliyormuş gibi hissettim ama düşününce, benim de önümde sadece üç yıl kaldığını fark ettim. Kendimi onun yerine koysam, bu, gelecek yıldan sonraki yıl evlenmek anlamına gelirdi. Gerçekçi gelmiyordu. İçimde sadece belirsiz bir "vay canına" hissi vardı.
"Bu yüzden, dürüst olmak gerekirse, Yuuko'yu ilk başlarda kendi çocuğumdan çok küçük kız kardeşim gibi gördüm. Ah, o kadar tatlıydı ki! Elbette, bir anne olarak bilmem gereken birçok şeyi öğrendim ve onu dürüst, iyi kalpli bir çocuk olarak yetiştirmek istediğim için elimden gelenin en iyisini yaptım."
"Öyle de zaten."
Kotone gözlerini biraz utangaçça indirdi. "Teşekkür ederim. Sana rahatsızlık vermiyor, değil mi Chitose? Randevu için falan sıkıştırmıyor?"
"Sanmıyorum. Çocuğunuzu harika yetiştiriyorsunuz gibi görünüyor."
"İnanılmaz! Ne kadar da çekici birisin!"
"Kızınızla olan tanışıklığım varlığımı zenginleştiriyor."
"Ah, ne güzel! Daha, daha."
"Neden frene basıp ciddiyete dönmüyoruz?"
Kotone olgun bir şekilde güldü. "Devam etsem olur mu? Kendimden bahsediyordum gençken. Aslında, kızımdan."
"Elbette," dedim. "Yirmi yaşın hâlâ çocukluk olduğunu söylemiştiniz, değil mi?"
Kotone hafifçe başını salladı. "Bir çocuğun başka bir çocuğu yetiştirmesi gibi, değil mi? Bu yüzden uzun süre özellikle bir şey için çok endişelendim."
Odanın karşısındaki tuvalet yönüne baktım. Zaten meşgul olmalıydı. Yuuko hâlâ sırasını bekliyor gibiydi.
"Biliyorum, bir ebeveynin söylememesi gereken bir şey ama güzel değil mi? Ve bazı güzel kızlarda olan o dikenli hali de yok. Bu onun kişiliğinin bir parçası değil. Onun bir arkadaşıyla tartıştığını hiç duymadım."
Ve bu yüzden, Kotone dedi ki…
"—Herkes, ben de dahil, ona fazlasıyla özel davranıyor."
Bunun anlamını bir an düşündüm, sonra yanıtladım.
"E, o zaman büyüleyici bir hayatı olur. Sorun ne ki…?"
Yuuko, herkes tarafından sevildiği için kibirlenecek ya da konumunu kötüye kullanacak biri değildi. Ama önümdeki kadın hafifçe başını salladı.
"Böyle düşünebilmen, senin de biraz özel olmandan kaynaklanıyor."
"Bana gençliğimden beri nefret besliyorlar, haberin olsun."
"Muhtemelen ondan çok daha zeki, güçlü ve biraz daha nazik olduğun içindir."
"O kadar da ileri gitmezdim…"
"Mesela," diye devam etti Kotone. "Bir grup insanla takıldığınızı varsayalım ve benim Yuuko'm 'Şunu yapmak istiyorum!' demeye başlasın. Acaba diğer insanlar kendi isteklerini onunkiyle uyumlu hale getirmek için bastırıyorlar mı…?"
Buna hiç doğruluk payı yok diyemezdim kesinlikle. Gerçekten de genelde böyle olurdu. Elbette, Yuuko sadece arzularını açıkça ifade ediyor olurdu. Onun tarafında hiçbir kötülük yoktu. Ama böylesine muhteşem ve çekici bir insan, sadece kendisi olarak çevresi üzerinde güçlü bir etki yaratabilir. Düşünürseniz, erkek ya da kadın fark etmeksizin herkese eşit davranma alışkanlığı, zaten birçok erkeğin yanlış anlamasına ve ona çıkma teklif etmesine neden olmuştu.
"Bu soğuk gelebilir ama eğer diğer çocuklar Yuuko yüzünden kendilerini frenlemek zorunda kalıyorlarsa ya da onun yüzünden üzülüyorlarsa, bırak olsun. Hayatta böyle şeyler olur."
Pek de soğuk olduğunu düşünmedim. Kötü niyetli taciz bir sorun ama bence bir ebeveynin sana kabuğuna çekilmeni ve sadece kendin olmanın başkalarına zarar vereceğinden endişelenmeni söylemesi çok daha kötü.
Kotone dudaklarını zar zor ıslatarak bir yudum su içti. "Benim endişem, bunu kendisi fark ettiğinde nasıl hissedeceği. Onu tamamen dürüst olması için büyüttüm ama sanırım bu, dünyanın işleyişine karşı kör olmasına neden olabilir."
Ben de sessizce bardağımı dudaklarıma götürdüm.
***
"Ama sonra," dedi Kotone, sesi biraz yükselerek. "Seninle tanıştığından beri, Chitose, Yuuko biraz değişti. Başkalarının duygularını düşünmeye başladı. Genel olarak değil, o kadar ileri gitmeyeceğim ama en azından özel gördüğü kişilerin duygularını.
"—Bu yüzden teşekkür ederim," dedi arkadaşımın annesi. "Aslında, bugün sana söylemek istediğim buydu. Seni yemeğe sürüklediğim için üzgünüm."
"Yuuko'nun ne söylediğini ya da benim hakkımda ne kadar abarttığını bilmiyorum ama minnettar olmayı gerektirecek hiçbir şey yapmadım."
"Öyle mi? Çok şey duydum. Yua ve Kenta hakkında da."
"…Yok, hiçbir şey yapmadım."
Kotone kıkırdadı, omuzları titriyordu. Gülüşü o kadar tanıdıktı ki. Göğsüm hafifçe sızladı.
"Senin gibi biri etrafında olduğu için çok mutluyum, Chitose. Bu beni gerçekten rahatlatıyor. Seninle açıkça konuştuktan sonra daha da çok."
"İstendiğim sürece etrafta olurum. Sonuçta o ve ben arkadaşız."
"Ah, ne demek istediğimi anlıyorsun ama sadece konuyu geçiştiriyorsun! Yuuko'ya söylerim bak!"
"Sanırım boşuna kendini üzüyorsun, Kotone."
"Hmm, aslında bana 'Anne' diyebilirsin sonuçta. Ya da belki 'Valide'."
"Anne mi dedin, yoksa 'dert' mi?"
İkimiz de birbirimize baktık, sonra kahkahalara boğulduk.
O anlık bu kadının oğlu oluvermiş gibi hissettim.
Bir süre sonra Kotone başka bir şeyler mırıldandı. "Bir şey daha var, üzgünüm."
"Hâlâ bana sorun çıkarmaya mı çalışıyorsun?"
Umursamazca yanıtladığımda, "Hayır, onu zaten yaptım," dedi.
Hafif, kendini küçümseyen bir gülümseme.
"—Az önce konuştuklarımız... Sana az önce söylediklerim..."
Neye varmaya çalıştığını anlamaya çalışırken, siparişlerimiz birbiri ardına masaya geldi.
Tam o sırada Yuuko da hızlı adımlarla geri dönünce, ben de daha fazla düşünmemeye karar verdim.
"Anne, Saku'ya az önce garip bir şey mi söyledin?"
"Hiçbir şey. Sadece kızını bir kenara bırakıp benimle bir şans denemesini önerdim, biliyorsun işte?"
"Anne! Utandırma beni. Buna nasıl tepki vermesini bekliyorsun? Kes şunu artık!"
"Utanç verici mi?! Gerçekten öyle demek istiyormuşsun gibi konuşuyorsun bir de!"
"Ben zaten utanıyorum, hadi yiyelim de eve gidelim."
"Hadi bakalım, öyle deme. Yoksa ekstra bir porsiyon kızarmış tavuk ve patates kızartması söylerim."
"Hayır, lütfen!"
Gerçekten çok güzeldi bu.
Ramen'in buharı ikisini de sıcacık sardı.
Ramen lokantasının arka plan gürültüsü... Gündelik hayatın renkleri.
Onların atışmalarını izlerken, bu mutlu aile sahnesine biraz daha karışmak istediğimi düşündüm.
***
Ramenlerimizi bitirdikten sonra Yuuko ile markete uğrayıp yakındaki parka yürüdük.
Sık sık gittiğimiz vuruş merkezi ile 8 numaralı Devlet Karayolu arasında yer alıyordu ve okuldan eve yürürken ikimizin de düzenli mola yeriydi.
Bir yerleşim alanı için oyun alanı oldukça genişti; paralel barlar, kaydıraklar, salıncaklar ve tahterevalliler gibi standart oyun ekipmanlarıyla donatılmıştı. Arka tarafta yerden yaklaşık bir metre yüksekliğinde küçük bir tepe vardı ve biz genellikle onun bir ucunda bulunan merdivenlere otururduk.
Her zamanki gibi, ben oturup buzlu kahvemi yudumlarken Yuuko da Garigari-kun dondurmasının ambalajını soyuyordu.
Farkına bile varmadan hava zifiri karanlık olmuş, gündüzden biraz daha serinlemişti.
Etrafa baksak da bizden başka kimse yoktu ve soluk renkli salıncaklar esintide gıcırdıyordu.
Hoş bir histi. Bacaklarımı uzattım.
Ayrılırken Kotone'nin hâlâ söylemek istediği bir şeyler varmış gibi görünüyordu ama Yuuko, "Saku'yla eve yürüyorum!" diyerek annesiyle ifadesiz bir yüzle vedalaştı.
Kotone'nin tek söylediği, "Pekâlâ, eve acele etmene gerek yok, canım!" olmuştu. Gerçekten bir liselinin annesi olduğuna inanmak zordu.
"Vay canına, annen tam bir alem."
Bunu söylediğimde Yuuko güldü. "Bugün en formundaydı. Evde de hep böyledir gerçi. Pek anne gibi gelmez, daha çok abla gibi."
"Kotone de benzer bir şey söylemişti."
"Ben yokken ne konuşuyordunuz?"
"Hmm, yirmi yaşındayken seni doğurduğunu falan mı?"
Yuuko'nun duymasını istemediği diğer şeyleri gizlemek daha iyi olacaktı, bu yüzden zararsız bir konu seçmiştim.
"Ah, evet! Genellikle hallerinden dolayı ona özellikle söylemem ama ona gerçekten saygı duyar ve takdir ederim."
Çıtır çıtır. Yuuko dondurmasını ısırdı, sonra devam etti.
"Yani, inanılmaz değil mi?! Liseyi bitiriyor, tüm arkadaşları üniversitede eğleniyor. Bazı insanlar için hayatlarının en özgür ve eğlenceli zamanıdır. Elbette, evlilik ve çocuk doğurmak kendi seçimiydi. Ama hayatının o zamanını bana harcadı."
"Evet, inanılmaz," dedim. Önceki konuşmamızı hatırladım.
Nasıl bir şey olduğunu bildiğimi iddia edemezdim ama eminim ki Yuuko'nun hayal bile edemeyeceği, sahne arkasında zorluklar yaşanmıştı.
Yine de, Kotone'nin inanılmaz havalı olduğunu düşündüm. Kızıyla o kadar rahat şakalaşması...
"Biliyor musun, annem..." dedi Yuuko, sesi biraz boğuklaşan bir tonda. "Senden bahsettiğimde hep çok mutlu görünür, Saku. Hep aynı hikâyeler; camı kırıp Kentacchi'yi odasından çıkardığın zaman ya da Starbucks'ta onun için sinirlendiğin zaman gibi. Aynı hikâyeleri kaç kez anlattım bilmiyorum."
"İkincisinin derhal kamu yayınından yasaklanmasını istiyorum."
"Ah, ama o zaman o kadar havalıydın ki! 'Kendini geliştirmeye çalışmayan, sadece yiyip nefes alan biri...'"
"—Alıntı yapmayı kes!"
Kahretsin, tüm konuşmamı ezberlemiş miydi?
Sadece üç ay önceydi. Bir sonsuzluk gibi geliyor.
Aslında, Yuuko'nun o zaman bana seslendiğini duyduğumda gerçekten şaşırmıştım. "Şimdi düşününce," dedim, "Teşekkür ederim, Yuuko."
"Ha?" Bana boş gözlerle baktı.
"Yani, olan biten onca şeyle o zaman sana düzgünce teşekkür edemedim."
"Ama ben temelde sadece durup izledim sonuna kadar, değil mi?"
"Bunun için de teşekkür ederim."
"Ah, Saku, sen bir tuhafsın."
Kendimi açıklamaya zorlamayacaktım ama Yuuko o zaman orada olmasaydı, belki de gerçekten işin üstüne gitme şansını kaybetmiş olabilirdim.
Ayrıca, tüm zaman boyunca beni sadece izlemesi beni mutlu etmişti.
Gerçi en başta böyle bir sahne yaratmak, belki de en gurur duyduğum anım değildi.
Ama Yuuko konuyu kapattı. "Annemle ilgili olan şey..." dedi. "Tüm bunları duyunca senin bir hayranın oldu sanki, bu yüzden bugün bu kadar heyecanlıydı sanırım. Üzgünüm, biliyorum sinir bozucuydu."
Başımı yavaşça salladım. "Hiç de değil. Eğlenceliydi. Onunla tanışmak gerçekten güzeldi."
"Gerçekten mi? Dürüst olmak gerekirse, seni hep annemle tanıştırmak istemiştim ama ne olacağını biliyordum."
"Yani ne zaman biri seni almaya gelse, bana veda etmeye gelmememi hep bu yüzden mi söyledin?"
"Heh heh," dedi Yuuko, sevimli bir şekilde dilini çıkararak. "Hey, Saku, bir dahaki sefere benim eve gelmek ister misin? Bahse girerim Annem elinden gelenin en iyisini yapar ve güzel bir şeyler pişirir..."
Sözleri kesildi ve ardından garip bir sessizlik çöktü.
***
"—Belki başka bir gün, zamanlama... özel olduğunda."
Baharın sona erdiği o eve dönüş yürüyüşü. Gündelik söylenen o sözler. Bu anda çok dokundu.
Yuuko'nun da bunu hissettiğinden emindim.
Damla damla. Dondurması yavaş yavaş eriyor, gözyaşları gibi yere düşüyordu.
Fark etmemiş gibi yap.
Her zamanki gibi şakaya vur.
"Kulağa hoş geliyor," de ve her şey normale döner.
Ama beceremedim.
İlk kez ağzımdan esprili bir yorum çıkmıyordu.
"Şey... Bir isteğim var."
Bir an sonra Yuuko çekingen bir şekilde elini uzattı, tam bana dokunacakken sıkıca yumruk yapıp geri çekti.
Gözleri amaçsızca dolaşıyordu, kararlılıkla doluydu; bir şeye karar verdiğinin işaretiydi bu.
"—Saku, hep sevdiğim Saku gibi olmanı istiyorum."
Sonra nazikçe gülümsedi.
Sözleri bağlamdan yoksundu. Onları anlamlandıramadım, istemiyordum da.
Ama Yuuko ile er ya da geç anlayabilmek için yeterince zaman geçirmiştim.
Ve bir kez yanıtladığımda, artık buraya birlikte geri dönemeyecektik.
Bu olduğunda, canım yanacak gibi geliyor.
Yine de düşündüm.
Şimdilik, gözlerimi kaçırmadan...
"Elbette. Saku Chitose sonuçta bir kahraman."
Gülümsemek için elimden geleni yaptım.
"Kesinlikle doğru!"
Yuuko da hemen karşılık verdi.
"Yuuko, dondurma pantolonuna damlıyor."
"Ne? Daha önce söyleyebilirdin, Saku!"
"Tch, en azından önüne damlatabilirdin."
"Tuhaf davranmanın sırası değil!"
Biraz fazla çabalayarak atıştık.
Sanki bu an sonsuza dek sürebilirmiş gibi.
Böyle olmayacağını ikimiz de bilsek de.
Keşke bunu daha iyi yapabilseydim.
Keşke daha akıllı olsaydım.
Yine de, böylece, beceriksizce birbirimize karşı durmaya devam ettik.
—Diğer kişinin duyguları. Ve kendi duygularımız da.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.