Sonsöz

"İşte bu kadar, bitti!" dedi Rys, yıkanan çarşafları kurutma askısına asarken. "Son zamanlarda çamaşır yükümüz ne kadar da arttı." Ortaya koyduğu işe gururla bakıp başını salladı.

"Hanımefendi Rys!" diye bağırdı Tanya, ikinci katın penceresinden aşağı atlayarak. Koridoru temizlemek için kullandığı paspası havada bir tırpan gibi savurdu ve omuzuna yasladı. Tam o esnada kanatları belirdi ve düşüşünü yavaşlatarak Rys’in yanına güvenle inmesini sağladı. "Eğer yıkanacak çamaşır varsa, lütfen izin verin ben ilgileneyim!"

"Teşekkürler Tanya ama bu kadarını kendim de halledebilirim." Rys, hizmetçiye nazikçe gülümsedi. "Sana defalarca dinlenmen gerektiğini söylemedim mi? Alacakaranlıktan şafağa kadar her gün çalışıyorsun..."

"Düşünceniz için teşekkür ederim," diye karşılık verdi Tanya. "Fakat ben en çok çalışırken mutlu oluyorum."

"Olmaz öyle şey Tanya! Daha geçen gün efendim kocam bile büyüsünü fazla zorladığı için yataklara düştü! Fırsat buldukça dinlenmeye bakmalısın!" Flio’nun karısı olarak Rys, evde yaşayan herkesin esenliğinden kendini sorumlu hissediyordu.

"Anlıyorum..." dedi Tanya, her ne kadar gönülsüz olsa da. "Eğer ısrar ediyorsanız Hanımefendi Rys, tüm gücümle dinleneceğim."

"Teşekkür ederim. İşte şimdi oldu," dedi Rys. Ama bir an duraksadı. "Tüm gücüyle dinlenmek mi?" diye geçirdi içinden. "Bu işte bir tuhaflık var sanki..." Yine de üzerinde durmadı.

Tam o sırada Flio’nun evinin girişinde bir büyü çemberi belirdi ve içinden bir geçit yükseldi. Rys’in gözleri bu manzarayla parıldadı. "Ah! Efendim kocam!" Çamaşır sepetini bir kenara bırakıp büyü çemberine doğru koşturdu. Tam kapı açılıp Flio dışarı adım attığında yanına varmıştı. "Efendim kocam, hoş geldin!"

"Selam Rys. Beni her seferinde böyle karşılaman ne büyük incelik." Flio, o her zamanki uysal gülümsemelerinden birini sundu. Büyü çemberi gözden kaybolurken ön kapıya doğru yöneldi.

Rys, sevgiyle yanına sokuldu. "Görüşmen nasıl geçti?"

"Bildiğin gibi işte. Klyrode ordusuyla barış antlaşması hakkında ne yapacağımızı konuşacaktık ama Karanlık Olan Dawkson, antlaşmanın uzatıldığını onaylayan belgeleri çoktan göndermiş bile. Tartışacak pek bir şey kalmamıştı."

"Anladım," dedi Rys. "Bu yüzden bu kadar yakında döndün demek."

"Öyle sayılır," diye onayladı Flio. "Her ne kadar Büyü Krallığı için konsey üyesi olmak epey sorumluluk getirse de..."

Flio aslında bu dünyaya kahraman adayı olarak çağrılmıştı ancak yetersiz bulunarak sürgün edilmişti. Sonrasında tahta geçen Bakire Kraliçe, kahraman unvanına sadece Flio’nun layık olduğuna inanıyordu. Ne var ki babası olan önceki kral çoktan başka birini atadığı için, yasalar gereği Flio’yu yeni kahraman ilan edememişti. Yine de Büyü Krallığı’na barış getirmek için perde arkasında verdiği emeklerin karşılığında ona bir paye vermek istemişti. Sonunda Flio için tamamen yeni bir makam yaratmıştı: Büyü Krallığı Konsey Üyesi.

Rys ona hayranlıkla gülümserken, Flio mahcup bir tavırla ensesini kaşıdı. "Şey, Rys," dedi. "Bugün için bir planın var mıydı?"

"Bugün mü?" diye sordu Rys. "Aslında Sybe ile ava çıkmayı düşünüyorduk. Pek acelesi olan bir şey değil."

"Öyleyse, doğuya biraz mal götürürken bana eşlik etmek ister misin? Hatırlarsan bir ara ışınlanma ile gidebileceğim yerlerin sayısını artırmak için acelesi olmayan teslimatlar yapıyordum. O işe geri dönmek istiyorum."

"Ah!" Rys hevesle başını salladı. "Bebekler falan derken o kadar çok şey yaşandı ki... Tamamen aklımdan çıkmış!"

"Acelesi yok ama bir ara teslim etmem gerekiyor," dedi Flio. "Ayrıca seninle şöyle tadını çıkara çıkara, ağır ağır yolculuk etme fikri hoşuma gidiyor." Yine o huzurlu gülümsemesiyle baktı karısına. Rys mutlulukla onayladı.

Boynuzlu tavşan formundaki Sybe, ikilinin yanına koşarak geldi. Durduğu anda dev ayı formuna dönüşmeye başladı.

"Şekil değiştirme konusunda gerçekten ustalaştın Sybe," dedi Flio. "Dürüst olmak gerekirse muazzam bir yetenek."

Sybe, aldığı övgü karşısında memnuniyetle homurdanarak iki ayağı üzerine kalktı ve göğsüne vurdu.

"Peki efendim kocam..." dedi Rys. "Yola koyulalım mı?"

"Evet! Bekle, at arabasını dipsiz çantamda bırakmıştım..." Flio arabayı çıkardı, araç bir anda önlerinde belirdi. Sybe hemen koşup koşumlara geçti.

"Sen de bizimle bu yolculuğa çıkacağın için mutlu görünüyorsun Sybe!" dedi Rys.

Sybe başını salladı. "Gvof!"

"O zaman yola çıkalım!" dedi Flio. "Ben hazırım." Sağ kolunu kaldırmasıyla devasa bir geçidin takip ettiği bir büyü çemberi belirdi. Bu, Klyrode Kalesi’nden dönerken kullandığından farklıydı; bir kaleye aitmiş gibi duran büyük, çift kanatlı bir kapıydı. "Tamamdır. En son kaldığımız yere gidelim." Flio sürücü koltuğuna yerleşip parmağını şıklattı. Kapı ardına kadar açıldı ve Felaket Ejderhası’nın saldırısına uğramadan önce ulaştıkları o yol uzandı.

Sybe at arabasını yol boyunca sakince çekerken, ağaçların arasından süzülen güneş ışığı etrafı aydınlatıyordu. Dev bedeni sayesinde, Sybe’nin sıradan yürüyüşü bile aslında epey hızlı yol almalarını sağlıyordu.

"Bazen böyle ağır ağır seyahat edebildiğimiz için çok mutluyum," dedi Rys gülümseyerek. "Çok huzurlu."

"Evet," dedi Flio, kolunu Rys’in omzuna atıp onu kendine çekerek. "Ben de öyle düşünüyorum."

Ve at arabası, ormanın derinliklerine doğru yoluna devam etti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.