Ellie, dağ evinde bir süre dinlenip soluklandı. Flio’nun verdiği iksirin bir dozunu daha içince, çok geçmeden eski enerjisine kavuşup ayağa dikildi.
“Bu iksir gerçekten inanılmaz!” diyerek hayranlığını gizleyemedi. “Sadece yorgunluğum uçup gitmekle kalmadı, kendimi güç ve enerji dolu hissediyorum!” Elindeki boş şişeye bakıp ciddileşerek Flio’ya yanaştı. “Lord Flio, bu iksir ne zaman satışa çıkar lütfen bana haber verin. Şimdiden hatırı sayılır bir miktarda almayı kafama koydum...”
Flio, “Elbette,” dedi. “Hazır olur olmaz sizi bilgilendiririz. Gerçi, deneme aşamasından kalan birkaç dozum daha var.”
Ellie adeta yalvaran gözlerle, “Lütfen! Onları almaya talibim!” diye atıldı.
Flio, dipsiz çantasının derinliklerine uzanıp Ellie’nin kucağını dolduracak kadar iksir çıkardı. “Ah, unutmadan,” dedi ve yanlarında duran Tanya’ya da bir şişe uzattı. “Tanya, evin ve dükkanın işlerine her zaman çok koşturuyorsun. Sen de bir tane almalısın.”
“Ne büyük bir lütuf... Böylesine kıymetli bir hazineyi benim gibi mütevazı bir hizmetçi için mi harcıyorsunuz?” Tanya derin bir reverans yaparak iksiri kabul etti. Ardından şişeyi gömleğinin içine, göğüs dekoltesinin derinliklerine yerleştiriverdi.
Flio şaşkınlıkla, “Şey... Tanya?” dedi. “O-O iksiri tam olarak nereye koydun?”
Tanya gayet doğal bir tavırla, “Ha, burası mı?” diye sordu. “Burası benim boyutlararası depo girişim. Bakın, isterseniz?” Gömleğinin yakasını hafifçe aşağı çekip göğüslerini Flio’ya sergilemekten çekinmedi.
Flio kekeleyerek, “B-Ben... Şey, yani... Madem öyle, ne diyeyim,” dedi. “Ama giriş için o kadar... mahrem bir yer seçmek biraz zahmetli olmuyor mu?”
Tanya masumca gözlerini kırpıştırdı. Göğüslerini Ellie ve Flio’nun önünde sergilemiş olmak zerre umurunda değil gibiydi. Flio ise bir anlığına dengesini kaybedecek gibi olup sendeledi.
◇ ◇ ◇
Akşam çöktüğünde, ev halkı eşyalarını toplayıp bir araya geldi.
Flio, “Herkes tamam mı? Unuttuğunuz bir şey kalmadı, değil mi?” diye sordu.
Elinàsze, “Benim her şeyim tamam, babacık!” diye yanıtladı.
Garyl, “Benim de!” dedi.
Küçük Wyne da neşeyle araya girdi: “Ben de her şeyimi aldım, babacığım!”
Güneş batana dek karlı dağların tadını çıkarmışlardı. Flio, herkesin dönmeye hazır olduğundan emin olduktan sonra dağ evinin girişinde bekleyen Ellie’ye döndü.
“Her şeyi bizim için ayarladığın için teşekkür ederim.”
Ellie büyük bir ciddiyetle, “Lafı bile olmaz,” dedi. “Sizin yaptıklarınız sayesinde dünyanın kurtulduğunu söylesem mübalağa etmiş olmam. Doğrusunu isterseniz, size bundan çok daha görkemli bir ödül borçlu olduğumuzu hissediyorum.” Sadece efsanevi felaket ejderhasını yenmekle kalmamış, ondan muazzam bir iksir de üretmişti.
Konuşma sırasında Garyl, dişlerini göstererek neşeyle yanlarına koştu. “Bugün çok eğlendim, Ellie abla!” diyerek elini uzattı.
Ellie ışıl ışıl bir gülümsemeyle, “Ben de çok eğlendim Garyl!” dedi ve çocuğun elini sıktı.
O sırada Wyne yanlarına koşturup Garyl’e sıkıca sarıldı. “Aha ha!” diye güldü. “Biliyordum işte! Gare-Gare, Eli-Li’den hoşlanıyor! Gare-Gare, Eli-Li’den hoşlanıyor!”
Garyl’in yanakları anında kıpkırmızı oldu. “Benimle uğraşmayı kes! Ellie abla sadece çok nazik ve güzel, o kadar!”
“Ha?” Ellie, eli hâlâ havada, olduğu yerde donup kaldı. Böylesine ansızın bir iltifat almayı beklemiyordu.
Flio, “Pekala Garyl, Wyne...” dedi. “Yola koyulalım mı?”
“Tamamdır babacık!”
“Görüşmek üzere Ellie, kendine iyi bak!”
Çocuklar şakalaşmayı bırakıp el salladılar ve Flio’nun açtığı ışınlanma portalına doğru koştular.
Ellie ise Garyl’in sözlerini zihninde yankılatıp duruyordu. Nazik ve güzel miyim...? diye geçirdi içinden. Portal kapandığında Boralis, MacTaulo ve diğer muhafızlarıyla baş başa kalmıştı.
◇ Altın Saçlı Kahraman Cephesinde ◇
Alips Dağları’nın bir köşesinde Dawkson, tüm gövdesiyle devasa bir kar kütlesini yüklenip bütün gücüyle fırlattı. “Al bakalım!” diye kükredi.
“Yemezler! Sana yenilmeye hiç niyetim yok!” Valentine havaya sıçrayıp Dawkson’ın binbir emekle hazırladığı dev kartopuna uçan tekme attı. Kar kütlesi ikiye bölünerek yere çakıldı; o sırada oradan geçen ve son anda kenara çekilen Altın Saçlı Kahraman’ı teğet geçti.
Altın Saçlı Kahraman, “Yahu!” diye çıkıştı. “Valentine, dağları özlediğini ve heyecanlı olduğunu anlıyorum ama biraz dizginlesen mi kendini?”
Tsuya da ona katıldı: “Eveeet! Az kalsın canımızı yakacaktııın!”
Valentine, pek de pişman olmayan bir ses tonuyla, “Kusura bakmayın! Daha dikkatli olurum!” dedi. “Tamam Dawkson! Şimdi şu tahta parçasının üzerine bineceğim, sen de çekeceksin!”
Dawkson, “H-Hey!” diye itiraz etti. “Neden bütün ağır işleri ben yapıyorum?!”
“Hadi ama, itiraz etme! Buraya gelmeyeli çok uzun zaman oldu, doyasıya eğlenmek istiyorum!” Valentine bir çocuk gibi genişçe sırıtarak tahtanın üzerine kuruldu. Dawkson’ın yakalaması için kara ipliklerinden birini fırlattı.
Dawkson söylenerek, “İyi, iyi... Tamam çekerim. Sıkı tutun bari!” dedi. İpi kavrayıp koşmaya başladı, derme çatma kızağı inanılmaz bir hızla sürüklüyordu.
Valentine, yüzünde alışılmış ayartıcı gülümsemesiyle rüzgarın tadını çıkarırken, “Sizinle dünyayı gezip çok yer gördüm ama en iyisi hâlâ burası!” diye bağırdı. “Kızakla kaymaya bayılıyorum!” Dağlara vardıklarından beri Valentine adeta çocuklaşmış, yerinde duramaz olmuştu.
Aslında Valentine, Klyrode dünyasına İblis Diyarı’ndan burayı yok etmek için gelmişti. Fakat karda oynamanın ne kadar zevkli olduğunu keşfettiğinde, bu dünyanın tadını daha fazla çıkarmak istediğine karar verip iki diyar arasındaki geçidi mühürlemişti.
Burada yaşamayı seçtiğim için çok mutluyum... diye düşündü Valentine, yüzüne vuran soğuk rüzgarın etkisiyle çocuksu bir sevinçle haykırarak.
Altın Saçlı Kahraman onları izlerken gülümsedi. “Gerçekten çok eğleniyor gibi görünüyor,” dedi. “Onu buraya getirdiğimize değdi galiba.”
Tsuya da başıyla onayladı: “Eveeet! Onu izlemek bile çok keyifliii!”
Tam o sırada Riliangiu ormandan koşarak yanlarına geldi. “Altın Saçlı Kahraman...” dedi nefes nefese. “Bize doğru yaklaşan bir şey var.”
“Öyle mi?” Kahraman, Riliangiu’nun geldiği yöne baktığında kendilerine doğru uçan bir uğursuz karga gördü.
Tsuya merakla başını yana eğip, “Aaa? O karganın sırtında bir şey mi vaaar?” diye sordu.
Uğursuz karga kanatlarını çırparak yaklaştı ve yavaşça süzülerek Dawkson’ın önünde yere kondu.
Dawkson çatık kaşlarla, “S-Sen... Phufun musun?” dedi. Karganın sırtından inen kadın, onun önünde diz çöküp başını saygıyla öne eğdi.
“Usta Yuigarde, Karanlık Olan...” dedi Phufun. “Gittiğinizden beri her yerde sizi aradım. Ve sonunda, keskin sezgilerim sayesinde sizi bulmayı başardım...”
Uğursuz karga, gagasıyla Phufun’un kafasına bir tane vurarak itiraz etti. “Gak! Gaaak!” Sanki, “Ben getirmesem ömrün boyunca arayacaktın!” der gibiydi.
Phufun, “A-Ah, acıdı!” diye inledi. “Tamam, tamam, beni onlara sen götürdün ama sana güvenmemi söyleyen de benim sezgilerimdi...”
Karga tekrar kafasını gagaladı. “Gak-gaak! Gaaak!” Bu sefer de, “Pay çıkarmayı kes! Onu ben buldum!” diyordu sanki.
Altın Saçlı Kahraman şaşkınlıkla, “Bu ikisi ne yapıyor böyle?” diye mırıldandı.
Tsuya da aynı şaşkınlıkla, “Hiç bilemiyoruuu m...” dedi.
Yarım saat sonra Phufun, gözlüklerini burnunun üzerine yerleştirip Dawkson’a yaklaştı. “Ustam,” dedi. “Lütfen benimle Karanlık Hisar’a geri dönün.”
Dawkson bir süre sessiz kaldı, söyleyecek söz bulamadı. Sonunda ayağa kalktı. “Pekala. Her şeyi yarıda bırakıp gittim, değil mi? Sanırım telafi etmem gerekiyor.”
“Y-Yani...?”
“Evet. Geri döneceğim.”
Phufun derin bir saygıyla eğildi: “Ç-Çok teşekkür ederim ustam!”
Dawkson, Altın Saçlı Kahraman’a döndü. “Sarı kafa...” dedi. “Bunca zamandır kolladığın için eyvallah.”
“O ne demek?” dedi Kahraman. “Biz hâlâ yoldaşız. Bu bir veda değil.”
Dawkson, Altın Saçlı Kahraman’ın önünde ağlamamak için kendini zor tuttu. “Pekala. Ben gidiyorum o zaman.”
“Kendine dikkat et!”
Bu kısa vedanın ardından Dawkson göğe yükseldi, Phufun ve uğursuz kargayı takip ederek bulutların arasında gözden kayboldu. Altın Saçlı Kahraman, Tsuya, Valentine ve Riliangiu arkalarından baka kaldılar.
Kahraman, “Tamamdır,” dedi. “Biz de yola koyulalım.”
Tsuya merakla sordu: “Acaba nereye gidiyorlaaar...”
“Bilmiyorum,” dedi Kahraman. “Ama içimde kötü bir his var...”
Altın Saçlı Kahraman, Dawkson’ın gözden kaybolduğu yöne doğru koşmaya başladı. Diğerleri de vakit kaybetmeden peşine takıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.