Sıcak Suların Ardındaki Gölgeler

"Folmina giriyorsa ben de girerim..." Ghoro da ona uyup elbiselerini çıkarmaya başladı.

Balirossa olan biteni izlerken kıpkırmızı kesildi. "Şey, yani... Sanırım, ben de... Şey...!" diye kekeledi, sesi heyecandan incelirken ellerini telaşla havada sallıyordu.

Uliminas başını yavaşça suyun altından çıkarıp onlara baktı. "Aynı adamın karılarıyız, biliyorsun ya miyav," dedi. "Beni burada yalnız bırakmayın!" Balirossa'ya yanına gelmesi için işaret etti.

"D-doğru söylüyorsun..." diye itiraf etti Balirossa. "T-tamam! Ama... lütfen bana dik dik bakmayın..." Kaderine razı olup utançtan kıpkırmızı bir halde verandaya çıktı. Dışarıda elbiselerinden kurtulup kendini sıcak suyun kollarına bıraktı.

Böylece Ghozal’ın tüm ailesi verandadaki havuzu doldurmuş oldu.

Flio, Ghozal’ın ailesinin keyifli seslerini duyunca gülümsedi. "Sleip," dedi. "Dışarıdaki sıcak su kaynağının dışında, içeride de aile hamamı var. Bugün tüm bina, hamam dahil bize ait. Bizimle yıkanmak ister misin?"

Sleip hevesle başını salladı. "Harika fikir! Madem bu kadar nazikçe davet ettin, bize de size katılmak düşer!"

Rislei’nin yüzü anında kızardı. "Eeeh?! Ben de mi baba?"

"Neden olmasın Rislei? Sırtını keselemeyeli epey zaman oldu! Ha ha ha!"

"H-hayır, kalsın. Çok utanırım..."

"Öyle deme! Hadi bakalım! Demir tavında dövülür!"

"B-bekle! Baba!"

Sleip, Rislei’yi omuzlarına aldığı gibi hamama doğru yöneldi. Byleri de yanına yedek kıyafetleri alarak peşlerinden gitti.

"Baba, biz de gelebilir miyiz?" diye sordu Elinàsze, Flio’nun elini tutarak.

"Baba! Banyo! Banyo!" diye bağırdı Wyne, Flio’nun diğer eline yapışarak. Ancak tam o sırada...

"W-Wyne!" Flio, panço tarzı ceketini çıkarmaya yeltenen kızı durdurarak azarladı. "Hamama girene kadar sakın elbiselerini çıkarma!"

"Aman ya... Tamam. Bekleyeceğim! Bekleyeceğim işte!" Wyne üstünü başını düzeltti ve tekrar Flio’nun elini tuttu. Rys, herkes için temiz kıyafetleri taşıyarak arkalarından geliyordu.

"Hey, baba," dedi Garyl. "Sybe da bizimle banyoya girebilir mi?"

"Neden olmasın!" diye yanıtladı Flio gülümseyerek. "Sonuçta Sybe tertemiz."

"Yaşasın! Hadi gel Sybe!" Tek boynuzlu tavşan formundaki Sybe, Garyl’ın kollarında mutlu mutlu burnunu çekti.

Böylece Flio ve Sleip’in aileleri hep birlikte banyoya giderken, Ghozal ve ailesi sıcak suyun keyfini çıkarmaya devam etti.

"Yine birinciyim!" Wyne soyunma odasına varır varmaz kıyafetlerini bir kenara fırlattı. Dosdoğru banyoya koşup büyük bir gürültüyle suyun içine atladı; etrafa sular saçarak dibe daldı. Sonra büyük bir "Pfuiaaa!" nidasıyla suyun yüzeyine fırladı. Kanatlarını, kollarını ve bacaklarını iyice gererek yükseldi ve sonra yine devasa bir şapırtıyla sıcak suya geri döndü. Halinden gayet memnun görünüyordu.

"Ben de! Ben de!" Garyl, Wyne’ın peşinden koştu ama tam suyun kenarında zınk diye durdu. "B-bekle! Hayır! Önce bir durulanmam lazım!" Kovayla hamamdan su alıp üzerine boşalttı.

Wyne yüzerek Garyl’ın yanına geldi. "Uslu bir çocuksun, değil mi Gare-Gare!"

"Öyle dediğin için teşekkürler Wyne abla..." dedi Garyl. "Ama senin de önce bir durulanman gerekiyordu, biliyorsun..."

"Ehe hee!" Wyne dilini çıkarıp Garyl’a sıkıca sarıldı. "Bir dahaki sefere yaparım!"

Wyne, ailesini küçük yaşta kaybetmiş bir ejderhaydı. Küçüklüğünden beri Karanlık Ordu’nun en seçkin birliğinde öncü olarak savaşmıştı. Flio ve Rys onu yanlarına alıp öz çocukları gibi büyütüne kadar aile nedir bilmemişti. Onu canıgönülden seviyorlardı ve Wyne da onlara çok bağlanmıştı. Elinàsze ve Garyl doğduktan sonra ise küçük kardeşlerinin üzerine titremeye başlamıştı.

"Hey, baksana Gare-Gare!" dedi.

"Ne oldu Wyne abla?"

"Gare-Gare, Eli-Li'yi seviyor musun? Onu seviyor musun?"

"Eli-Li mi?" diye sordu Garyl. "Kardeşimiz Elinàsze'yi mi kastediyorsun? Tabii ki! Onu çok seviyorum!"

"I-ıh! O değil! Canım, hani şu gözlerinin altı mor olan uzun saçlı hanım..."

"Göz altları mor mu...? Ah! Ellie Hanım'ı mı diyorsun?!"

Bazen Ellie adını kullanan Bakire Kraliçe, her gün o kadar çok ve uzun süre çalışıyordu ki asla yeterince uyuyamıyordu. Bu yüzden gözlerinin altında hep mor halkalar olurdu. Genelde bunu makyajla kapatmaya çalışsa da Wyne ve Garyl gibi keskin gözleri kandırması imkansızdı.

"Ama..." Garyl’ın sesi inceldi, yüzü de domates gibi kızardı. "N-neden durup dururken bunu soruyorsun?"

"Ha ha ha!" Wyne dişlerini göstererek genişçe sırıttı. "Ben Eli-Li’yi seviyorum! Birlikte çok tatlısınız! Çok tatlı! Bebekleriniz olmalı!"

"Vaay?! B-bebek mi!" Garyl’ın yüzü daha da kızardı. "W-Wyne abla, bunun için henüz çok ama çok erken!"

Flio biraz uzaktan onları izliyordu. "Garyl’ın çocukları ha..." dedi. "Epey büyüdü aslında. Belki o günler de o kadar uzak değildir..."

Rys, banyoda kocasına sokuldu. "O zaman sen dede olacaksın, ben de büyükanne."

"Nedense gözümde canlandıramıyorum. Dede ve büyükanne olmak..." Flio karısına baktı; gözleri kazara suyun yüzeyinde belli olan göğüslerine takıldı.

"Ben de canlandıramıyorum..." dedi Rys gülümseyerek ve Flio’nun koluna girdi. "Ama biliyorsun, ben usta kocamla çocuk yapma işini henüz bitirmedim..."

Flio, Rys’in göğüslerinin koluna baskı yaptığını hissetti. Yanakları yandı. Tam aralarındaki hava ısınmaya başlamıştı ki Sleip büyük bir şapırtıyla yanlarına daldı.

"Ha ha ha! Şu bizim gözü pek erkek fatma ve kocasıyla banyo yaptığıma inanamıyorum! Sanırım gerçekten yaşlanıyorum..."

"Sana defalarca söyledim... Lütfen o günlerden bahsetme!" Rys dudaklarını büzdü ve ortamın büyüsünü bozmaya cüret eden Sleip’e dik dik baktı.

"Öyle yapma Rys! Burada eski Karanlık Hükümdar Ghozal ve ortağı Uliminas var, tabii bir de Cehennem Dörtlüsü'nden bendeniz! Bir zamanlar beşinci cehennem dedikleri seni de unutmamak lazım... İşler karışık olabilir ama Karanlık Ordu’dan ayrıldıktan sonra Flio Bey’in çatısı altında tekrar bir araya gelmemizi sağlayan şey herhalde o gizemli kader bağıdır. Öyle değil mi?"

"Eh, buna itiraz edemem herhalde..." Rys başını salladı ve tekrar kocasının koluna sarıldı. Flio ise her zamanki sakin gülümsemesiyle yetindi.

Tam o anda Wyne yüzerek yanlarına geldi. "Baba! Bırak sırtını ben yıkayayım!"

"Ah, sağ ol Wyne ama kendim yapabilirim."

"Hadi ama! Hadi! Sen de anne!"

"Aa? Ben de mi?"

Wyne, Flio ve Rys’in ellerinden tutup onları yıkanma alanına çekti. İkisi ahşap taburelere otururken Wyne, her iki elinde birer kese ile büyük bir güçle onları keselemeye başladı. "Sürt sürt! Kesele kesele!" diye tempo tutarak sırtlarını yıkadı.

"Aaa!" Elinàsze, Rislei ile olan sohbetini bırakıp hemen yanlarına koştu. "Haksızlık bu Wyne abla! Ben de yardım edeceğim!"

"Ben annemin sırtını yıkayacağım!" dedi Wyne.

"Tamam, o zaman ben de babamınkini yıkarım!" Elinàsze, Wyne’dan keselerden birini aldı ve Wyne ile aynı tempoda "Sürt sürt! Kesele kesele!" diyerek Flio’nun sırtını yıkamaya koyuldu. Çok geçmeden ikisi de kendilerini işe kaptırmıştı. Flio, Elinàsze sırtını yıkarken gülümsedi.

Rys güldü. "Görünüşe göre bu sefer de sırtını ben yıkayamayacağım usta kocam."

"Sağlık olsun," dedi Flio. "Böyle de fena değil."

Sonra Garyl koşarak geldi. "Tamamdır! O zaman ben de babamın saçlarını yıkayacağım!"

"B-bekle Garyl!" diye itiraz etti Flio. "Onu gerçekten kendim yapsam daha iyi olur..."

"Bir şey olmaz! Bırak ben yapayım!" Garyl, Flio’nun saçlarına bolca şampuan döküp masaj yapmaya başladı. Miktar o kadar fazlaydı ki Flio’nun saçları kısa sürede köpük denizinde kayboldu.

Flio, şampuanın gözlerine kaçmaması için koruyucu bir büyü yaptı ve yüzünü ekşitti. Sahi, geçen sefer de aynısı olmamış mıydı...?

Sleip, Flio’nun ailesini izledikten sonra yavaşça Rislei’ye döndü. Az öncesine kadar Elinàsze ile banyoda sohbet eden kız, şimdi annesi Byleri’nin yanına sığınmış, sanki ondan saklanıyormuş gibi suyun dibine iyice gömülmüştü.

Sleip, Rislei’ye yaklaştı. "Riiisleiii... Biz de birbirimizin sırtını yıkayalım mı?"

"H-hayır, istemem... Çok utanıyorum..."

"Hadi ama! Son zamanlarda evde bütün çocuklar birlikte yıkanıyor... Kendimi yalnız hissediyorum! Arada sırada bunu birlikte yapamaz mıyız?" Rislei’yi omuzlarına alıp yıkanma alanına taşıdı.

"F-fuah?! S-sana beni suyun içinde kucağına almamanı söylemiştim!" diye haykırdı Rislei. "N-ne yapıyorsun baba? İndir beni! Çok utanç verici!"

Sleip, Rislei’nin yalvarışlarına kulak asmadan onu yıkama alanındaki ahşap taburelerden birine oturttu. "Hadi Rislei! Sırtını ben yıkayacağım!"

"D-dur! Kendi sırtımı yıkayabilirim diyorum!"

"Ha ha ha! Mızmızlanma hemen!"

Babası bir kese kapıp neşeyle sırtını ovmaya başladığında, Rislei utançtan ölecekmiş gibi hissetti.

"Rislei..." diye fısıldadı Sleip. "İyi ki doğmuşsun..." Bu sözler Rislei’nin yüzünü daha da kızarttı.

Baba...! diye düşündü genç kız. O böyle şeyler söylerken ona kızamıyorum ki... Sleip sırtını yıkarken, Rislei orada kıpkırmızı bir halde oturdu. Byleri ise yüzünde bir gülümsemeyle onları izledi.

O gece, akşam yemeğinden sonra Flio ve diğerleri ana odada uykuya dalmıştı. Birden Flio’nun gözleri açıldı. Kimseyi uyandırmamaya dikkat ederek ayağa kalktı ve dışarıdaki karların içine doğru ilerledi. Bu da ne? diye düşündü. Dağlarda büyük bir büyü gücü hareket ediyor...

Flio, tıpkı Ghozal, Hiya ve Damalynas gibi Tespit büyüsünü her an aktif tutuyordu.

Bunun bu dünyaya ait olduğunu sanmıyorum, her neyse... Varlığını da çok iyi gizliyor...

Flio, koruma büyülerini yaparak gökyüzüne havalandı. Yakındaki bir ormana doğru yöneldiği sırada bir tıkırtı duydu. Hafif bir sesti ama kemiklerin birbirine çarpma sesini andırıyordu. Üzerine Gizlenme büyüsü yapan Flio, sesin geldiği yöne doğru süzüldü.

“Ha?” diye mırıldandı. Gözlerinin önünde oldukça tuhaf bir manzara vardı. İskeletimsi bir yaratık, ormanda sanki bir şey arıyormuşçasına etrafı kolaçan ediyordu. Şuna bak, resmen bir iskelet bu. Bu dünyadan olduğunu sanmıyorum. Daha çok Tanya’nın o yarı insan yarı iskelet halini andırıyor...

Zihni bu düşünceyle meşgulken, Tanya bir anda ortaya çıkıverdi. Yüzünde şaşkın bir ifadeyle yanına süzüldü. “Usta Flio...?”

“Tanya? Sen de mi burada bir şeyler hissettin?”

“Evet, tam olarak öyle...”

“Bu arada,” diye sordu Flio. “Onun ne olduğunu biliyor musun?”

“Hafızam o malum unutkanlık yüzünden hâlâ parça parça...” dedi Tanya. “Ama sanırım onu bir yerden hatırlıyorum. O, Göksel Düzlem’den gelme bir kafatası maymunu.”

“Kafatası maymunu mu?”

“Evet. Göksel Düzlem meleklerinin kullandığı bir tür hizmetkârdır. Gövdeleri sert kemikten oluşur. Kendilerine ait bir iradeleri yoktur ama Komut büyüsüyle emir verdiğinizde, kusursuz bir sadakatle ne derseniz yaparlar.”

“Anlıyorum...” dedi Flio. “Acaba bu kafatası maymununa ne emir verildi?”

Tanya, “Görünüşe bakılırsa aradığı şeyi bulmuş,” diye ekledi.

“Hm?” Flio, kafası karışmış bir halde başını yana eğdi. O, Tanya ile konuşurken kafatası maymunu kafasını doğrudan ona çevirmiş ve üzerlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. “Aha! Üstümüze geliyor!”

Flio elini uzatıp bir büyü çemberi oluşturdu. Yerçekimi büyüsünü yaptığı anda kafatası maymunu olduğu gibi karın içine gömüldü. Flio’nun büyüsüyle kıskıvrak yakalanan yaratık, üzerine kar birikirken öylece hareketsiz kaldı.

Tanya ellerini çırptı. “Muazzam, Usta Flio!” dedi. “Kafatası maymunları sıradan bir iskelet gibi görünse de göründüklerinden çok daha güçlüdürler. Gövdeleri ikiye bölünse bile aldıkları emri yerine getirmeye devam ederler. Dayanıklı ve inatçıdırlar. Birini bu şekilde tamamen etkisiz hale getirmek büyük bir başarı.”

“Öyle mi? Deme ya...” Flio şaşırmıştı. Tanya’nın yaratığa doğru yaklaşmasını izledi.

“Amacı ne bilmiyorum ama belli ki hedefi sendin, Usta Flio. Onu yok edeyim mi?” Elini uzatıp devasa bir tırpan çağırdı. Ancak savurmasına fırsat kalmadan Flio onu durdurdu.

“Tanya, bir dakika bekle.”

“Buyur? Bir sorun mu var?”

“Şey diyecektim... Bir kafatası maymununun komutlarını iptal etmenin bir yolu var mıdır?”

“Komutları mı iptal etmek?”

“Evet. Felaket Ejderhası’nı yakaladığımda ondan öyle malzemeler çıktı ki bu dünyada bulamayacağım silahlar ve iksirler yapmamı sağladı. Bu maymunun da bir işe yarayıp yaramayacağını merak ediyorum...”

“Anlıyorum. Eğer sadece sıradan bir Komut büyüsünün etkisindeyse, bir başkasının bilinci araya girerek mevcut emri geçersiz kılabilir...” Tırpanını omzuna yasladı ve elini kafatası maymununun kafasına koydu. “Haklıymışım. Gerçekten de sadece Komut büyüsü yapılmış.”

Tanya kısa bir büyü mırıldandı ve yaratığın kafası parlamaya başladı. Kısa bir an sonra ışık söndü. Maymunun üzerinde “Komut Silindi” yazısı belirdi ve ardından o da kayboldu. “Artık hareket edemez. Yerçekimi büyüsünü kaldırabilirsin.”

Flio büyüyü bozdu. Tanya’nın dediği gibi, kafatası maymunu düştüğü yerde kaskatı yatıyordu. Flio onu dipsiz çanta içine attı. “Peki, uzaktan bir yerden bu şeye tekrar Komut büyüsü yapabilirler mi?”

“İmkansız değil,” dedi Tanya. “Fakat senin dipsiz çanta içinde olduğu sürece büyü işlemez. Bir sorun çıkacağını sanmıyorum.”

“Doğru. İşimi sağlama alıp üzerinde çalışırken bir antibüyü alanı kurarım. Sorun kalmaz.”

“Evet, bu yeterli olur.” Tanya başıyla onayladı.

Flio, maymunun çantada güvende olduğundan emin olduktan sonra tekrar havalandı. “Pekala Tanya, ben kaplıcaya dönüyorum.”

“Peki, Usta Flio.” Tanya da havalanıp oradan ayrıldı. Çok geçmeden, yağan kar kafatası maymununun düştüğü çukuru doldurdu ve orada daha önce bir şey olduğuna dair en ufak bir iz bile kalmadı.

◇ Alips Dağları’nda O Sırada ◇

Bir grup kadın ağaçların arasında durdu. “N-Neler oluyor? Artık kafatası maymununu hissedemiyorum!”

“Ne demek hissedemiyorum? Bu dünyada bir kafatası maymununu yok edecek kadar güçlü kimse olamaz!”

“Yine de oldu işte... Hem de zayıflamış olsa da Felaket Ejderhası’nın varlığı hareketlenmeye başladığı anda gerçekleşti bu...”

Bu kadınlar insan kılığındaydı ama aslında Göksel Düzlem’den gelen meleklerdi. Aylar önce nakil sırasında Felaket Ejderhası’nın izini kaybetmiş, Klyrode dünyasına kadar takip etmişler ama hiçbir iz bulamamışlardı. Meleklerden biri Komut büyüsü yaparak kafatası maymununa şu emri vermişti: “Felaket Ejderhası’nı bul.”

“Bizden çok daha zayıf büyü gücü kaynaklarını bile sezebildiği için maymunu önden göndermiştik...”

“Tam da sağlam bir kaynak yakalamışken başımıza gelene bak...”

Melekler bir araya gelip kara kara düşünmeye başladılar.

“Ş-Şey, acaba kafatası maymununun yok olduğu bölgeyi mi arasak?”

“Evet. Elimizdeki son seçenek bu gibi duruyor.”

“Belki de tanrıçaya Felaket Ejderhası’nın kaçtığını rapor etmeliyiz...”

“Budala! Bunu yaparsan hepimizin meleklik rütbesi sökülür! Bizi yer altı dünyası Dogorogma’ya sürerler!”

“D-Dogorogma mı...”

“Bu yüzden ne pahasına olursa olsun Felaket Ejderhası’nı bulmalıyız! Eğer Göksel Düzlem’in melekleri olarak kalmak istiyorsak, başka şansımız yok.”

Korkudan beti benzi atmış bir halde, ormanı aramaya koyuldular. Flio’nun Felaket Ejderhası’nı çoktan ortadan kaldırdığı ise rüyalarında bile göremeyecekleri bir gerçekti.

◇ Ertesi Sabah — Alips Kayak Pisti ◇

Flio ve yanındakiler kahvaltılarını bitirip sabah erkenden piste koştular. “Bu gece eve dönüyoruz,” dedi Flio. “O yüzden bugünün tadını sonuna kadar çıkaralım.”

“O iş bende baba! Öyle bir eğleneceğim ki aklın şaşacak!” Wyne sırıttarak elini kaldırdı. Üzerinde her zamanki ev elbisesi vardı, o soğuğa rağmen başka hiçbir şey giymemişti.

Yine kat kat giyinmiş olmasına rağmen tir tir titreyen Uliminas, kıza yan gözle baktı. “Miyav...” diye inledi. “Çok soğuukk... Bu havada o kıyafetle nasıl durabiliyorsun...?”

Balirossa endişeyle Uliminas’ın yanına geldi. “Sör Uliminas... İsterseniz sıcak odanızda kalabilirsiniz. Bizimle buraya gelmek için kendinizi zorlamanıza gerek yok. Çocuklarla ben ilgilenirim.”

“Ama o kadar yol geldik miyav... Hem Folmina çok eğleniyor. Onu böyle görmeyi seviyorum. Sonuçta çok hızlı büyüyorlar miyav...”

“Anlıyorum...” Balirossa başını salladı. “Duygularınızı çok iyi anlıyorum.”

“Neyin var?” Ghozal sırıttarak yanlarına geldi. “Üşüdün mü Uliminas?”

Uliminas tıslayarak Balirossa’nın arkasına saklandı ve Ghozal’a arkasını döndü. “En son böyle yanıma geldiğinde kendimi dağdan aşağı yuvarlanırken bulmuştum! Bir daha izin vermem!”

“Hı?” dedi Ghozal. “Ama aşağı yuvarlanmak seni ısıtmamış mıydı?”

“Tıssss! Hayır! Uzak dur benden!”

Rys, aralarında kalıp ne yapacağını şaşıran Balirossa ile didişen Ghozal ve Uliminas’ı izledi. “Bu ikisi...” İçini çekti. “Yine başladılar atışmaya.”

“Eh, kavga edecek kadar yakınlar demek ki!” dedi Flio bıyık altından gülerek.

Tam o sırada neşeli bir ses onlara seslendi. “Günaydın dostlarım!” Kimse tanımasın diye sıradan bir kışlık palto giymiş olan, “Ellie” kılığındaki Bakire Kraliçe’ydi bu.

“Ah! Bayan Ellie!” dedi Flio. “Gelebilmenize çok sevindim!” Beklenmedik misafirini gülümseyerek karşıladı. Daha dün gece şatodan, Majesteleri Bakire Kraliçe’nin resmi işleri olduğu için onlara katılamayacağına dair bir haber almıştı.

“Hepsi sizin sayenizde Lord Flio,” dedi Ellie.

“Benim mi?”

“Evet! Bana verdiğiniz o gökkuşağı renkli iksir tüm yorgunluğumu bir an içinde silip attı! Dün gece kullandım ve bütün işlerimi bitirmeyi başardım. İnanılmaz etkili bir iksirmiş! Kendimi hiç bu kadar canlı hissetmemiştim!” Ellie genelde canını dişine takıp çalışır, uykusunu asla alamazdı. Gözlerinin altındaki morluklar olmadan onu görmek pek mümkün değildi. Ancak karşılarındaki Ellie’nin cildi pürüzsüz ve parlaktı, yorgunluktan eser yoktu.

Flio’nun yüzü hafifçe buruştu. Demek yorgunluğu geçer geçmez gece yarısına kadar çalışmış... diye düşündü. Yine kendini bitirmeyecek mi böyle? Ama dile getirebildiği tek şey, “Umarım kendinizi çok hırpalamazsınız,” diyerek ona sıcak bir şekilde gülümsemek oldu.

“Ooo! Ellie!” Garyl, Flio’nun kiminle konuştuğunu fark edince gülümseyerek yanlarına koştu.

“Günaydın Garyl!” dedi Ellie.

“Size de günaydın Bayan Ellie!” Garyl, en terbiyeli haliyle cevap verdi. “Bugün bize katılıyor musunuz?”

“Evet!” dedi Ellie. “Dün gece işimi erkenden bitirdim. Burada olmamda bir sakınca yok.”

“Harika!” Garyl sevinçle havaya zıpladı. “Süper oldu bu!”

Garyl bir çocuk gibi davransa da Ellie gözlerini ondan ayıramıyordu. Garyl gerçekten de çok mert bir delikanlı oluyor... diye düşündü, baka kaldığı sırada yüzü kızararak. Lord Flio’nun evini en son ziyaret ettiğimde fark etmemiştim ama boyu neredeyse benimle aynı olmuş! Hem de bayağı yapılı görünüyor...

“Bayan Ellie? Bayan Ellie?” Garyl seslenip duruyordu. Ellie bir anda irkilerek kendine geldi. Garyl’in konuştuğunu fark etmemişti bile.

“A-Ah!” diye bağırdı tiz bir sesle.

“Bayan Ellie, iyi misiniz? Yüzünüz kızardı sanki. Üşüdünüz mü?” Garyl, ellerini Ellie’nin yanaklarına koydu; bu hamle yüzünü onun yüzüne tehlikeli derecede yaklaştırmıştı.

Vaaay! diye düşündü Ellie. Garyl’in yüzü dibimde! Kızarıklık yanaklarından boynuna doğru yayılırken kekeleyerek cevap verdi. “İ-İ-İ-İyiyim! Gayet iyiyim! E-Evet, hiç üşümüyorum, sıcacığım!”

"Öyle görünüyor gerçekten..." dedi Garyl, kızın yüzündeki harareti hissederek. "Pekâlâ! Neden gelip herkesle oynamıyorsun?"

"Ah! Evet, çok isterim!"

Garyl, Ellie’nin elini kavradığı gibi onu Elinàsze ve Wyne’ın beklediği yere doğru sürükledi. Diğer ikisi, kendilerine doğru gelen ikiliye neşeyle el sallıyordu.

"Aman Ellie Hanım, lütfen kendinizi fazla yormamaya dikkat edin," dedi Flio, yüzünde endişeli bir ifadeyle. "Bizim çocuklar bazen biraz fazla hareketli olabiliyor..."

Ellie, yüzünde parlak bir gülümsemeyle, "Hiç merak etmeyin," dedi. "Kondisyon konusunda kendime güvenim tamdır."

Flio, onun gidişini izlerken içinden, sahiden iyi olacak mı diye geçirdi.

"Bence çok fazla endişelenme kocacığım," dedi Rys. "Ne de olsa yanında şövalyeleri de var." Gerçekten de Ellie sürüklenerek uzaklaşırken, Boralis önderliğindeki bir grup kadın şövalye de onları takip ediyordu.

Flio başıyla onayladı ama yine de içindeki o garip endişeyi söküp atamadı. "Umarım haklısındır."

◇ ◇ ◇

"Kızımı tanıştırmama izin verin," dedi Sleip, Kraliçe ile birlikte gelen MacTaulo’ya hitaben. "Bu Rislei."

Vaktiyle Karanlık Ordu’nun Cehennem Dörtlüsü’nden biri olan Sleip ve Klyrode Büyü Krallığı’nın Şövalye Kaptanı MacTaulo, savaş meydanlarında defalarca karşı karşıya gelmişlerdi. Savaş süresince birbirlerinin yeteneklerine büyük saygı duymaya başlamışlardı. Sleip, Karanlık Ordu’dan ayrılıp Flio’nun evine yerleştikten sonra ikili iyi birer dost olmuştu.

"Tanıştığımıza memnun oldum Rislei!" dedi MacTaulo. "Benim adım MacTaulo. Babanın arkadaşıyım."

"Ben de memnun oldum Bay MacTaulo." Rislei nezaketle eğilerek selam verdi.

"Ne kadar da terbiyeli bir kız! Hem annesi Byleri’ye de ne çok benziyor, değil mi? Yat kalk dua et de babana çekmemişsin!"

"Ha ha ha! Haklı söze ne denir!" Sleip gür kahkahalar atarak Rislei’yi kucağına aldı ve yanaklarını onun yanaklarına sürterek sevdi. "Bu yaştan sonra çocuk sahibi olabileceğimi hiç düşünmezdim. Canım Rislei’m için her şeyi yaparım."

"Her şeyi mi baba?" dedi Rislei. "Eğer öyleyse, senden bir ricam var."

"Ooo? Neymiş bakalım Rislei?"

"Lütfen bana bu kadar çok dokunmaktan vazgeçer misin? Özellikle de etrafta bu kadar çok insan varken." Rislei’nin yanakları utançtan kıpkırmızı olmuştu.

"Hımm..." Sleip ensesini kaşıdı. "Şey, her şeyi yaparım dedim ama bu biraz zor olabilir."

"Hadi ama Sleip!" dedi MacTaulo. "Buna gerek yok."

"Elimde değil ki! Rislei çok tatlı!" Sleip, kızının yanaklarına bir kez daha sokuldu. Ancak bu sefer her zamankinden biraz daha kısa kesti; Rislei de buna minnettar kaldı.

Yarım günün ardından Wyne, Ellie’yi karların üzerine çökmüş, dizlerine sarılmış bir halde buldu. "Eli-Li?" diye sordu küçük kız. "İyi misin?"

Ellie cevap vermek yerine kendini sırtüstü karın üzerine bıraktı. Kollarını ve bacaklarını iki yana açmış, kesik kesik nefesler alıyordu. Wyne’a iyi olduğunu söylemeye çalıştı ama ciğerlerine kaçan düzensiz soluklar yüzünden tek bir kelime bile edemedi. Ellie; Garyl, Elinàsze ve Wyne ile kar topu savaşına katılmıştı. Başlarda iyi dayanmıştı fakat zaman geçtikçe vücudu ağırlaşmış, en sonunda tek bir adım bile atamayacak hale gelmişti.

Nasıl böyle oldu? diye düşündü. Bununla başa çıkabileceğimden emindim...

Tam o sırada Garyl, karların içinde yığılıp kalan Ellie’nin yanına koştu. "İyi misiniz Ellie Hanım? Gelin, sizi dağ evine götüreyim." Onu kucağına aldığı gibi sanki bir gelini taşır gibi kavradı.

Dur bir dakika! Ne?! Ellie’nin tüm vücudu bir anda kıpkırmızı kesildi. "Yürüyebilirim!" demeye yeltendi ama Garyl’in kollarında olmanın verdiği mutlulukla kelimeler boğazına dizildi. Sanırım bu o kadar da kötü değil, diye geçirdi içinden. Zihni deli gibi dönerken bedeni kaskatı kesilmişti. Acaba kollarımı boynuna mı dolamalıyım? Yoksa bu kadarı fazla mı olur?

"Ellie Hanım, iyi misiniz?" diye sordu Garyl masumca. Ellie’nin aklından geçenlerin zerresinden bile haberi yoktu. Onu sarsmamaya özen göstererek taşırken, bir yandan da sürekli iyi olup olmadığını sormaya devam ediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.