“D-Durun, Yüce Olan’ın hanımı! Böyle bir şey hafızasını tamamen kaybetmesine yol açabilir! Kadının durumunu daha da kötüleştirmek istemeyiz!”
“Ah, galiba haklısın,” dedi Rys. “Tehlikeli bir şey yapmak istemem. O zaman sadece sırtına bir tekme atayım...” Rys öyle der demez bacağını kaldırdı, topuğunu hastasının sırtına indirmeye hazırlandı.
“Y-Yüce Olan’ın hanımı!” Hiya, az önce yumruğunu engellediği gibi bu tekmeyi de son anda durdurdu. “Bu da son derece tehlikeli! Sadık kulunuz size yalvarıyor, lütfen sakin olun!” Hiya, Rys’i zapt etmek için bütün gücünü toplarken alnından bir damla ter süzüldü.
Bu sırada kendi kendine mırıldanıp duran Tanyalite nihayet sesini yükseltti. “Tamamdır! Hatırladım!” deyip aniden ayağa fırladı.
“A!” dedi Rys. “Hafızan yerine geldi mi?”
“Evet!” dedi Tanyalite. “Yardımlarınız için teşekkür ederim. Ben...”
◇ Houghtow Şehri — Fli-o’-Rys Genel Mağazası ◇
Tanyalite ile Wyne’in havada kafa kafaya çarpışmasının üzerinden tam bir ay geçmişti.
“Affedersiniz, Flio Bey?” Müşterilerden biri Flio’ya seslenerek dikkatini çekti. “Şu eşya hakkında...”
“Ha!” Başka bir müşterile sohbet etmekte olan Flio irkildi. “B-Bana bir an izin verir misiniz lütfen?”
Fli-o’-Rys Mağazası her gün dolup taşıyordu, bugün de bir istisna değildi. Flio her zamanki gibi ilgi odağıydı.
Önlüğünü kuşanmış olan Rys koşturarak yanlarına geldi. “Affedersiniz efendim, belki ben yardımcı olabilirim?”
“A, dükkân sahibinin hanımı! Teşekkürler!” Müşteri Flio’dan Rys’e dönüp elindeki eşyayı gösterdi. “Acaba bunda benzer, fakat bıçağı daha kısa ve etli bir şey var mıydı diye soracaktım.”
“Tam aradığınız şey bende var!” dedi Rys. “Lütfen bir an bekleyin.” Müşteriye gülümsedikten sonra kasanın arkasındaki depoya doğru seğirtti.
Fli-o’-Rys Genel Mağazası yine ana baba günüydü ama Rys’in dükkân katında müşterilerle ilgilenmesi sayesinde kuyruk çok daha hızlı eriyordu. Artık dükkânın dışına kadar taşan o uzun kuyruklar yoktu.
Tanya’ya minnettarım, diye düşündü Flio, Rys’in arkasından bakarken.
◇ Bu Sırada — Flio’nun Evi ◇
“Sanırım başlasam iyi olacak...” Tanyalite bir elinde paspas, diğerinde süpürgeyle oturma odasının eşiğinden adımını atarken içini çekti. Ardından öne atıldı, gözün seçemeyeceği bir hızla odayı temizlemeye başladı. Çok geçmeden tavan ovulup parlatıldı, masa cilalandı, büyü fenerleri ışıl ışıl oldu ve yerler tertemiz hale getirildi. Rys hızlıydı ama Tanyalite çok daha hızlıydı. Göz açıp kapayıncaya kadar oturma odası pırıl pırıl olmuştu. Yapılacak son iş, Sybe’ın ağılına taze saman sermekti.
“Şimdi sıradaki odaya geçelim.” Tanyalite merdivenlerden yukarı koştu. Çıkarken merdiven boşluğundaki bütün duvarları ve tavanı ovup temizledi. İkinci katta önce koridordan başlayarak yerleri ve duvarları sırayla sildi. Ardından temizlik yapmak üzere herkesin özel odasına girdi. Üçüncü katı da tıpkı ikinci kat gibi kısa sürede bitirdi.
“Ve şimdi şilteleri havalandırma zamanı!” Tanyalite paspasla süpürgeyi kendi odasına bırakıp kendi şiltesini kaptı ve pencereden dışarı atladı. “Hop!” O kadar yüksekten düşmesine rağmen yere rahatça ayak bastı ve şilteyi daha önce hazırladığı askılığa astı.
İşini bitiren Tanyalite, “Hah!” diyerek yukarı fırladı. Flio’nun evinin üçüncü katına, az önce çıktığı aynı pencereden geri girdi. Kendi penceresini kapatıp hiç vakit kaybetmeden yan odaya geçti, pencereyi ardına kadar açtı. “Hop!” İkinci şilteyi de kucaklayıp pencereden atladı. Onu da kurutma askılığına asıp tekrar içeri sıçradı. Sonra sıradaki odaya geçti.
Üçüncü kattaki şilteleri toplamayı bitirdikten sonra, ikinci kattaki yatak odalarına da aynı tarifeyi uyguladı.
Aşağıdaki çiftlikte olan Byleri, atlara saman getirirken Tanyalite’in hünerlerini hayranlıkla izliyordu. “Vay canına...” dedi. “Tanya Hanım var ya, acayip bir şey...”
Bu sözler ağzından çıktığı an, iblis atlar yaptıkları işi bırakıp hep birlikte arkasında bitti. Bunlar Sleip’in eski adamlarıydı; insan formuna girebilen iblis atlar.
“Patron! Böyle şeyleri aklından bile geçirmemelisin!” dedi atlardan biri.
“Onu sadece Tanya Hanım yapabilir!” dedi bir diğeri.
“Lütfen, Lord Sleip’i senin için endişelendirecek bir şey yapma!” Byleri’yi aklından geçen her neyse onu yapmaktan vazgeçirmek için adeta çırpınıyorlardı.
“Aman ya...” dedi Byleri. “Ama şey, acaba ben de... Çok çabalasam yapabilir miyim ki?”
“Hayır! Sakın!”
“Yalvarırız! Lütfen, yapma!”
“Lord Sleip’e kalp krizi geçirteceksin!”
“Ama...” diye itiraz etti Byleri.
“Aması falan yok!”
“Cidden yapmamalısın!”
“Lütfen Lord Sleip’i düşün!”
Bu sırada Tanyalite bütün şilteleri asmayı bitirmiş, çarşafları yıkadığı leğene doğru koşturuyordu. “Şimdi de çamaşırlar!”
Bir ay önce, Tanyalite hafızasını kazandığı sırada Rys ile Hiya bakışmıştı. “Ben Tanyalite,” demişti. “Tam adımı söylemek zor gelirse bana 'Tanya' diyebilirsiniz. Buraya Lord Flio’nun hizmetçisi olarak görev yapmaya gönderildim.”
Tanya’nın asıl görevi elbette Flio’nun evine sızmak ve tehlikeli bir büyü kullanmadığından emin olmak için onu gözlemlemekti. Ancak Wyne ile yaşadığı o şok edici çarpışma ve ardından gelen hafıza kaybı yüzünden kafası karışmış, artık tek görevinin Flio’ya hizmetçilik etmek olduğunu sanır hale gelmişti.
Hiya ilk başta şüphelenmişti. “Bu kadın... Yoksa Yüce Olan’ı gözetlemek için buraya gelen Göksel Alem tanrılarının bir müridi olabilir mi?” Fakat Tanyalite’in masumiyeti tartışmasızdı. Bir haftanın sonunda Hiya yumuşamış, hatta onu övmeye kadar gitmişti.
“Tanya, Yüce Olan için harika iş çıkarıyor,” demişti. “Ona yenilmemek için ben de kendimi geliştirmeliyim.”
◇ Göksel Alem — Merkez Yönetim Kulesi ◇
Göksel Alem’in çok yukarısındaki Merkez Yönetim Kulesi’nin bir odasında, iki tanrıça bir birbirlerine bir de gözetleme kristalindeki görüntüye bakıyordu.
“Görünüşe göre Tanyalite, Flio’nun hanesine sızmayı başardı.”
“Öyle, Lady Zofina. Onun çalışmasını gören biri sadık bir hizmetçiden başka bir şey olmadığını düşünür. Işığın ve karanlığın kökenine hükmeden o cin bile ilk başta şüphelenmesine rağmen bu performansa kandı.”
“Evet,” dedi Zofina. “Böyle devam ettiği sürece gözetleme işi sorunsuz ilerleyecektir.” Celbua ile birlikte başlarını salladılar. Ancak tam o sırada...
“Hmm?” ikisi de aynı anda duraksadı. Kristaldeki Tanyalite görüntüsü doğrudan yukarı, onlara doğru baktı. Bir kolunun altında çamaşır dolu sepeti tutarken diğer kolunu kaldırdı ve... Vınn... Kristal karardı.
“Ne?!” diye bağırdı Zofina. “Ne oluyor Celbua?!”
“B-Bilmiyorum! Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı!” İkisi de kristale büyü gücü pompalamaya devam etti ama ne yaparlarsa yapsınlar onu tekrar çalıştıramadılar.
◇ Houghtow Şehri — Flio’nun Evinin Önü ◇
Çamaşır sepeti kolunun altında olan Tanyalite, kolunu öne doğru uzatmış halde gökyüzüne bakıyordu. “Lord Flio’nun evini dikizlemeye çalışan her kimse...” dedi. “Ama ben, Tanya, buna asla izin vermeyeceğim!” Kolunu yavaşça indirdi. “Eyvah! Vakit kaybediyorum! Hemen çamaşırları asmalıyım! İşimi bitirince de bu akşamki akşam yemeği için avlanmaya çıkmam gerek...”
Her zamanki telaşıyla kurutma askılıklarına doğru koştu.
◇ O Akşam — Fli-o’-Rys Genel Mağazası ◇
Rys önlüğünü çıkardı. “Pekala,” dedi. “Sanırım eve dönüp akşam yemeğini hazırlama vakti geldi. Tanya malzemeleri çoktan hazır etmiştir.”
“Teşekkürler Rys,” dedi Flio. “Her zamanki gibi çok yardımcı oldun.”
Rys sevinçle gülümsedi. “Efendim olan kocamın işine yaramaktan daha büyük bir sevinç bilmiyorum,” dedi.
“Şu kapı meselesine gelirsek...” diye söze başladı Flio.
“A, hiç gerek yok! Buradan eve kadar kendi başıma kolayca koşabilirim!” Yüzü hâlâ ışıldayan Rys kapıdan fırladı, dükkândaki müşterilerin arasından sıyrılarak şehir sokaklarına doğru son hız koşmaya başladı. O kadar hızlıydı ki müşteriler yanlarından geçtiğini fark etmediler bile.
Flio onu izlerken hafifçe sırıttı. Ne kadar hızlı koşabildiği cidden inanılmaz...
Flio’nun evi Houghtow Şehri kapılarının dışındaydı. Bu yüzden eve ulaşmak için kayıt noktasından geçmek zorundaydılar. Artık kapı muhafızları Flio’nun ev halkını görür görmez tanıyordu.
“İyi çalışmalar beyler,” dedi Rys.
“Size de Hanımefendi,” dedi kapı muhafızı, geçmesi için el sallayarak. “İyi akşamlar.”
Kapının dışında toplanmış on kadar muhafız vardı.
“Hmm?” dedi biri, kafası karışmış halde başını yana yatırarak.
“Ne oldu?” diye sordu diğeri. “Bir şey mi var?”
“Yok...” dedi birincisi. “Sadece bir ses duydum sanırım.”
“Ses mi?”
“Evet... Bir kadının ‘İyi çalışmalar’ dediğini duydum sanki...”
“Peki, ben burada hiç kadın görmüyorum!” Muhafızlar etrafa bakıp güldüler. Hakikaten de yakınlarda hiç kadın yoktu, tek bir çocuk bile yoktu.
Elbette o ses Rys’e aitti. Muhafızlar onu görür görmez tanıyorlardı ama Rys nezaket kurallarını atlayacak değildi. Son hızla eve doğru koştururken aklına gelmişti: Garyl ve Elinàsze’ye düzgün bir selamlaşmanın önemini öğretmeye çalışıyorum! Bu adamlara kendim de düzgünce selam vermeliyim! Bu yüzden sadece bir saniyeliğine durmuş, kayıt noktasındaki muhafıza iyi çalışmalar dileyip jet gibi uzaklaşmıştı. O kadar kısa süre durmuş ve öyle hızlı hareket etmişti ki dışarıdaki muhafızlar orada olduğunu fark edememişlerdi bile.
Umarım garip sesler hakkında yeni dedikodular çıkarmazlar, diye düşündü Flio, kendi kendine acı acı sırıtarak.
O sırada Ghozal yaklaştı. “Greanyl’e son sevkiyatları da teslim ettik, Flio Bey.”
“A, Ghozal Bey!” dedi Flio. “Yardımlarınız için teşekkürler!”
"Ne münasebet! Asıl ben teşekkür ederim!" Ghozal dişlerini göstererek genişçe sırıttı ve Flio’nun omzuna dostça bir şaplak indirdi. "Karanlık Ordu'dan ayrıldıktan sonra gidecek tek bir yeri bile olmayan Dinleyicilerimize iş bulan sensin!"
Flio her zamanki mütevazı ve samimi tebessümünü takındı. "Greanyl ve ekibi sayesinde krallığın dört bir yanıyla ticaret yapabiliyoruz. Onlara en az sizin kadar minnettarım."
"O zaman duygularımız karşılıklı desene," dedi Ghozal.
"İçtenlikle öyle olmasını umuyorum!"
İkili birbirlerine bakıp gülümsedi.
Ghozal kısa bir es verdi. "Aklıma gelmişken... Son zamanlarda evde yardıma koşturan şu Tanya Hanım var ya... Onu buraya kimin gönderdiğine dair en ufak bir fikrin var mı?"
Tanyalite, Flio’nun hizmetçisi olarak görevlendirildiğini kendisi söylemişti. Ama onu gönderen kimdi? Flio bunu ona sorduğunda, kız sadece "önemli değil" diyerek kestirip atmış, daha fazla detay vermekten kaçınmıştı. Yine de çok çalışkandı ve evdekiler zamanla ona alışıp şüphelerini bir kenara bırakmışlardı. Ancak Ghozal, bu kızın nereden çıktığı sorusunu zihninde bir türlü kapatamamıştı.
"Şey," dedi Flio. "Biraz araştırdım aslında. Klyrode Kalesi'nde de Karanlık Ordu'da da adını sanını duyan tek bir kişi bile yok..."
Ghozal kollarını kavuşturdu. Dükkandaki müşteriler duymasın diye sesini iyice kıstı. "Hmm... Uliminas ile ben, iblisler aleminde kim var kim yok gayet iyi biliriz. Bu kadar güçlü birini daha önce hiç duymamış olmamız imkansız..."
Flio gülümsemesini bozmadan başıyla onayladı. "Haklısın. Ama ne bileyim, konuyu biraz kurcaladık işte. Belki de akışına bırakmalıyız, ha? Tanya son bir aydır evimizin vazgeçilmez bir parçası oldu niyetinde."
"Orası öyle tabii..." dedi Ghozal. "Peki, madem öyle diyorsun Flio Bey, öyle olsun." Flio’nun omzuna bir kez daha vurup ortalığı çeki düzen vermek üzere depoya doğru ilerledi.
Flio Bey işte, diye geçirdi içinden Ghozal. Birine güvenmeye karar verdi mi sonuna kadar güvenir. Benim gibi eski bir iblis lorduna bile en yakın dostuymuş gibi davranıyor... Yürürken yüzündeki tebessüme engel olamadı.
Flio, Ghozal’ın gidişini izledikten sonra dükkanın geneline göz gezdirdi. "Güzel!" dedi kendi kendine. "Kapanış saati geldi sayılır. Son bir gayret."
◇ Houghtow Şehri Yakınları — Anayol ◇
Teslim alacağı malları Ghozal’dan yüklenen Greanyl, diğerlerinden önce yola koyulmuştu. Şehir kapılarından geçip at arabasıyla anayol boyunca ilerlemeye başladı.
Sürücü koltuğunda oturan Greanyl’in kafası oldukça karışıktı. "Bugün arabayı Boundicca çekecek sanıyordum," dedi. "Sizi karşıma almayı hiç beklemiyordum Lord Dalc Horst."
"Ş-Şey..." dedi at formundaki Dalc Horst, arabayı çekerken. "Boundicca bugün biraz rahatsızlandı. Onun yerine ben geçtim."
Bu açıklama Greanyl’in kafasını daha da karıştırdı. "Garip. Boundicca’nın hastalandığına dair hiçbir şey duymamıştım..."
"A-Ah!" Dalc Horst alelacele durumu toparlamaya çalıştı. "Aniden oluverdi işte! Birdenbire yatağa düştü! A-Ama boş ver şimdi onu, seni Sojieya’ya kadar ben götüreceğim. İstersen arkada biraz kestirip dinlenebilirsin..."
"Olmaz öyle şey," dedi Greanyl. "Siz arabayı çekerken benim arkada uyumam yakışık almaz. Hem ben bir gölge iblisiyim. Gerekirse bir hafta boyunca tek bir gözümü bile kırpmadan durabilirim."
"Evet..." dedi Dalc Horst. "Haklısın sanırım..."
"Hmm?" Greanyl başını hafifçe yana eğip Dalc Horst’a baktı.
Cidden çok tuhaf... Lord Dalc Horst normalde lafını esirgemeyen, hitabeti güçlü biridir. Onu böyle bocalatıp saçmalatacak ne olmuş olabilir ki? Yol boyunca sıkılacağımdan korktuğunu söylemesin sakın! Biz gölge iblisleri gerekirse tek bir kelime etmeden bir ay geçirebiliriz...
Nitekim Dalc Horst yol boyunca birkaç kez daha laf açmaya çalıştı. Ancak Greanyl her seferinde mümkün olan en kısa yanıtları vermekle yetindi. At arabası, anayolun sessizliğinde süzülmeye devam etti...
◇ Houghtow Şehri — Flio’nun Evi ◇
Gece çökmüştü. Genel Mağaza kapılarını kapatmış, Flio ve yanındakiler her akşam olduğu gibi neşeli bir akşam yemeği yemek üzere eve dönmüşlerdi. Son zamanlarda masadaki sohbetler genelde Garyl ve Elinàsze’nin okulda geçen günlerini anlatmasıyla başlıyor, ardından herkes içinden geldiği gibi muhabbete katılıyordu. Tüm ev halkı için günün yorgunluğunu atan, ruhlarını tazeleyen vazgeçilmez bir kayıt noktası gibiydi bu yemekler.
Yemeğin ardından herkes sırayla banyoya geçti. Flio’nun evindeki banyolar normalde erkek ve kadın olarak ikiye ayrılmıştı. Fakat Flio ile Rys’in çocukları olunca, üstüne Ghozal Uliminas’la, Balirossa da evlenip Sleip ile Byleri bilinen bir çift haline gelince, Flio cinsiyet ayrımı olmadan ailece girilebilecek daha büyük bir banyo inşa etmişti. Önce Flio’nun ailesi giriyor, ardından Ghozal’ın ailesi, sonra da Sleip ve Byleri sırayı alıyordu. Tek başına yıkananlar ise sırasıyla hareket ediyordu: Önce Blossom, sonra Belano ve en son Tanyalite.
Bu banyolarda, Flio’nun kendi eliyle hazırladığı ve günün yirmi dört saati sıcak su üreten bir su elementi büyü mücevheri takılıydı. Ayrıca hem zihinsel hem de bedensel yorgunluğu alan, büyü gücünü tazeleyen çeşit çeşit tılsımlı taşlar yerleştirilmişti. Banyonun dört bir yanına dağıtılmış yirmiden fazla büyü mücevheri, içeri girene adeta şifa dağıtıyordu. Ghozal, Uliminas ve Balirossa’nın gece yarısı özel anlarından sonra ikinci kez banyoya uğramaları, Hiya ile Damalynas’ın ise canları her çektiğinde kafalarına göre gelip sıcak suyun tadını çıkarmaları bu yüzdendi.
"Bizim banyo vakti geldi sanırım," dedi Flio ve ailesini banyoya doğru yönlendirdi.
"Oley! Banyo! Banyo!" Wyne sevinç çığlıkları atarak Flio’nun boynuna sarıldı, yüzünde kocaman bir gülücük vardı. "Hep birlikte kocaman banyoya!"
"Ailemle banyoya girmeye ben de bayılıyorum!" dedi Elinàsze, Flio’nun elini tutarken gözlerinin içi gülüyordu.
"Aynen!" dedi Garyl da kardeşinin arkasından gelerek. "En güzeli hep beraber yıkanmak!"
Rys, ailesine sevgi dolu gözlerle baktı. "Böyle hep birlikte banyoya girebildiğimiz için o kadar mutluyum ki." Sonra Flio’ya iyice yaklaşıp kulağına fısıldadı. "Bu arada, efendim... Malum konuyla ilgili yeni bir haber var mı?"
"Ah," dedi Flio, ne demek istediğini gayet iyi anlayarak hafifçe sırıtarak. "O mesele. Halen araştırıyorum ama düşündüğümden biraz daha zor çıkacak gibi..."
Rys kollarını kavuşturdu. "Anladım..." diye mırıldandı kendi kendine. "Efendimin yüce büyüsüyle bile bereket banyosunun suyunu yeniden oluşturmak bu kadar zorsa... Mesele tamamen o toprakların kendi doğasıyla ilgili olmalı..."
Flio ise o sırada kıpkırmızı kesilmişti. Su bileşimi aslında bereket banyosundakinden çok da farklı değil, diye düşündü. Biraz daha uğraşsam tam tuttururum aslında. Ama... Çocuklarımız da kullanıyor bu banyoyu! Ben ne düşünüyorum böyle?!
Beş kişilik aile soyunma alanında kıyafetlerini çıkarıp banyoya geçti. Burası eskiden kadın ve erkek banyosu olarak ikiye bölünmüş bir alandı ama artık havuz büyüklüğünde, hepsinin rahatça sığabileceği devasa tek bir banyoya dönüştürülmüştü.
Wyne hiç vakit kaybetmeden suya doğru koştu. "Oley! Banyo! Banyo! İlk ben girdim!"
Garyl hemen arkasındaydı. "Bu sefer beni geçemeyeceksin abla!"
"Garyl! Wyne Abla!" dedi Elinàsze peşlerinden koşturarak. "Durun! Suya girmeden önce keselenip durulanmanız gerekiyor!"
"A, doğru ya!"
"Ayy, unuttum..."
İkisi birden oldukları yerde durup durulanma alanına yöneldiler ama aralarındaki yarış bitmiş sayılmazdı.
"Peki öyle olsun Gare-Gare! Sonuncu olan en tembel iblis olsun!"
"Seni yakalayacağım Wyne Abla!"
"İnanılır gibi değil..." dedi Elinàsze arkalarından bakarken. "Wyne Abla her fırsatta yarışmak istiyor, Garyl da hiç sektirmeden atlıyor..." Ama en azından yıkanmaya gittikleri için daha fazla üstelemedi.
Flio, çocuklarının bu neşeli hallerini her zamanki mütevazı gülümsemesiyle izledi. "Pekala. Biz de yıkanıp suya girelim mi?"
"Olur, efendim." Rys ile Flio durulanma alanındaki iki ahşap tabureye oturdular.
"Sırtını yıkayayım mı?"
"A, gerek yok Rys," dedi Flio. "O kadarını kendim yapabilirim."
"Efendim..." dedi Rys. "Soru soran ben değildim ki..."
"Ne? Nasıl yani...?" Flio ile Rys’in gözleri buluştu. İkisi birden aynı anda arkalarına döndüler.
Tanyalite, üzerinde sadece beline sardığı bir havluyla arkalarında duruyordu. Elindeki kese bezini tutuşundan, her an Flio’nun sırtını keselemeye hazır olduğu anlaşılıyordu.
"T-Tanya?!" dedi Flio, alelacele mahrem yerlerini eliyle kapatmaya çalışarak. "N-N-Ne işin var senin burada?!"
"Evet, Usta," dedi Tanya tam bir ciddiyetle. "Geçen gün temin ettiğim Hizmetçi El Kitabı'na göre, işinin ehli bir hizmetçi efendisinin bedenini yıkama görevinden asla imtina etmemelidir. Bu kuralı bir an önce tatbik etmem gerektiğini düşündüm. Yanlış bir şey mi yaptım?"
"Kötü bir şey yapmadın da..." dedi Flio panikle. "Tanya... Burası büyük bir aile evi. Bir soylunun marabasıymışsın gibi davranmana gerek yok!"
"Teşekkürler Tanya!" dedi Rys, genç kızı hızlıca banyonun dışına doğru yönlendirirken. "Biz şimdilik almayalım!"
Wyne ise Tanya’yı görünce sevinçle gülümsedi. "Aaa!" dedi. "Ama Tan-Tan gelmiş bile! Ben Tan-Tan’la banyoya girmek istiyorum! İstiyorum işte!"
"Gerçekten mi, Küçük Hanımefendi?" dedi Tanya.
"Konu tamamen başka bir yere kayıyor sanki..."
"Tanya’nın kalmasında benim için bir sakınca yok!" diye atıldı Garyl.
"Siz de mi, Genç Efendi?"
"Bunların hiçbir önemi yok!" diye bağırdı Rys. "Efendim çırılçıplak burada duruyor!"
Banyo bir anda tam bir kaos alanına döndü. Flio bir şekilde beline bir havlu dolamayı başarmıştı. "Şöyle yapalım," dedi. "Ben önce çıkayım, siz de Tanya ile rahat rahat yıkanın."
Flio kısa bir büyü fısıldayıp ortadan kayboldu.
"Ah..." Tanya şaşkınlıkla elini uzattı. "Usta..."
Wyne arkadan gelip kızı belinden yakaladı. "Banyo! Banyo! Tan-Tan’la yüzeceğiz!"
"H-Hayır!" Tanya, Wyne onu kolundan tutup sıcak suya doğru çekerken direnmeye çalıştı. "Ben buraya Ustamın sırtını yıkamaya geldim! Nereye... Aah!"
Wyne, Tanya'yı peşinden sürüklediği gibi doğruca havuza daldı.
Tanya suyun dibini boylarken şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Genç Hanımefendi'nin böylesine gözü kara bir şey yapacağı hiç aklına gelmezdi. Yine de kızın sık sık hiç beklenmedik davranışlar sergilediğini kabul etmek gerekiyordu. Wyne neşeyle dişlerini göstererek gülümsüyordu. Tanya da kendini tutamayarak ona karşılık verdi. Bazen beklenmedik şeyler de eğlenceli olabiliyordu.
Göksel Alem'de Tanya, Demir Maskeli Melek olarak tanınırdı; zira yüzünde tek bir tebessüm bile gören olmamıştı.
◇Çiçekli Tarlalar — Goblin Kulübesi◇
Çiçekli Tarlalar, Flio'nun evinin hemen dışında Blossom'ın çekip çevirdiği büyük bir çiftlikti. Çiftliğin bir köşesinde, burada çalışan goblinler için inşa edilmiş bir kulübe yükseliyordu. Kulübede karısı ve çocuklarıyla yaşayan Maunty ile hâlâ bekar olan ve kendine ait ayrı bir odada kalan Hokh'hokton kalıyordu.
"Hmm?" dedi Hokh'hokton şaşkınlıkla. "Lord Flio! Ü-Üstelik yarı çıplak! Gecenin bu vakti odamda ne işiniz var?"
Gerçekten de Flio, mahrem yerlerini örten tek bir havluyla karşısında dikiliyordu.
Tanyalite'ın gelişi banyoyu bir kaos alanına çevirdiğinde Flio, durumu kontrol altına almak adına odasına ışınlanmayı amaçlamıştı. Ancak acele ettiği için bir hata yapmış ve kendini Hokh'hokton'un odasında bulmuştu.
"Ah!" dedi Flio, kıpkırmızı kesilerek. "Ç-Çok özür dilerim Hokh'hokton! Ben kaçtım! Aha ha..."
Hemen kısa bir büyü mırıldandı ve bir anda gözden kayboldu.
"Ş-Şimdi neydi bu böyle?" Hokh'hokton kollarını kavuşturup kendi kendine mırıldandı. "Yoksa Lord Flio bana karşı... cinsel bir ilgi mi duymaya başladı? Ama yani, ben yine de kadınlardan hoşlanıyorum..."
Dışarıda ay, tüm parlaklığıyla gökyüzünü aydınlatıyordu.
◇Neredeyse Bir Arka Sokak◇
Klyrode Kalesi'nden çok uzak bir şehrin arka sokaklarında, taştan yapılma heybetli bir kule yükseliyordu. Loş bir odada, oldukça göbekli yaşlı bir adam ihtişamlı bir koltukta oturuyordu. "Zanzibar'ın isyanı bastırıldı mı yani?" dedi.
Ona hitap eden kadın, adımlarını adama doğru atarken neşeyle ses çıkardı. "Öyle görünüyor." Üzerinde kasığına kadar yırtmaçlı, altın sarısı bir çongsam vardı. "Karanlıklar Efendisi Yuigarde ortalıkta yokken işinin kolay olacağını sanıyordu ama Adalet Kurdu ortaya çıkıp her şeyi altüst etti..."
Karanlığın içinden, aynı kesime sahip gümüş rengi bir çongsam giymiş başka bir kadın daha çıktı. Adamın diğer yanına geçti. Bu adam, Klyrode Büyü Krallığı'nın eski kralı olan Gölge Kral'dı. Yanındaki kadınlar ise bir zamanlar Karanlıklar Efendisi'nin sadık vasalları olan, şimdiyse onun emrinde çalışan iblis tilki kardeşler Altın Kintsuno ile Gümüş Gintsuno idi.
Gölge Kral, tahtta olduğu dönemde bile karaborsa örgütünü büyütmekle meşguldü. İblis tilki kardeşler ise Karanlıklar Efendisi'ne hizmet ettikleri zamanlarda yağmacılık ve kirli işler yürütüyordu. Ancak Gölge Kral'ın yasadışı işleri ortaya çıkınca tahttan feragat etmek zorunda kalmış, iblis tilki kardeşler ise Yuigarde'ın yükselişi sırasındaki kargaşada tahtı ele geçirme girişimleri başarısız olunca güçten düşüp kovulmuştu. Karaborsa günlerinden tanışan bu üçlü, sürgün edildikten sonra güçlerini birleştirmişti. Bu kule de örgütlerinin gizli üslerinden biriydi.
Gintsuno, Gölge Kral'ın yanında dururken gözleri parladı. "Bunu öğrenmek biraz kazı yapmayı gerektirdi," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Ama görünen o ki Adalet Kurdu'nun yardımı karşılığında Vekil Harç Calsi'im, Klyrode ordusuyla bir barış antlaşması imzalamak zorunda kalmış."
"Her neyse, önemi yok," dedi Gölge Kral. "Zaten Zanzibar üzerinden iyi para kırdık. Bu durum işimize gelir."
"Kesinlikle!" diye cıvıldadı Kintsuno. "Üstelik Karanlık Ordu el koymadan önce Zanzibar'ın villalarında saklı hazineleri de topladık!"
Kintsuno haklıydı. Yuigarde'ın ordusu peşlerindeyken Zanzibar ve isyancılarına kucak açmışlardı ama bunu astronomik bir ücret karşılığında yapmışlardı. Zanzibar, ödemeyi yapmak amacıyla hazinelerini getirmeleri için gizli villalarına haberciler göndermiş, fakat Gölge Kral'ın adamlarının bu habercileri takip ettiğinden habersiz kalmıştı. Adamlar sadece o villaları bulup son kuruşuna kadar yağmalamakla kalmamış, Zanzibar'ın adamlarından birinin düşürdüğü ve diğer tüm villaların yerini gösteren haritayı da ele geçirmişlerdi. Ardından zulamdaki gizli hazinelerin son kırıntısına kadar hepsini çalmışlardı.
"Yıllarca krallar gibi yaşamamıza yetecek kadar ganimetimiz var!" diye cıvıldadı Kintsuno.
"Aynen öyle!" diye keyifle gürledi Gölge Kral. "Ruhu canlandırmak için arada sırada şöyle ağız tadıyla kutlama yapmak gerekir!"
"Buna içilir işte!" dedi Kintsuno.
"Kutlamaya!" diye katıldı Gintsuno.
Tilkilerin neşeli sesleri odayı doldururken Gölge Kral tatmin olmuş bir halde başını salladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.