Gökyüzünden Düşen Hizmetçi

◇Houghtow Şehri—Fli-o’-Rys Genel Mağazası◇

Klyrode dünyası, Orta Düzlem olarak bilinen devasa bir varoluş boyutunda yer alıyordu. Bu boyut, zaman zaman birbirine yakınlaşan, bazen de uzaklaşan küre şeklinde pek çok dünyaya ev sahipliği yapıyordu. Tam merkezinde ise enerjisi muazzam boyutta olan bambaşka bir alem duruyordu: Orta Düzlem’deki tüm dünyaların denetiminden sorumlu Göksel Düzlem.

Kimi dünyalarda buraya doğrudan Göksel Düzlem denirdi, kiminde ise Cennet... Ama hangi dünyada olursa olsun, herkes bu yerin varlığından az çok haberdardı.

Hiya elindeki kitabı bitirip kapattıktan sonra gözlerini Flio’ya çevirdi. "Yüce Efendim, bu dünyanın yapısı hakkında bilginiz var mı?"

"Var," dedi Flio. "O kitabı incelemek için bir süre önce ben de ödünç almıştım."

"O halde küstahlığımı bağışlayın Yüce Efendim, ancak size söylemem gereken önemli bir husus var."

"Öyle mi? Nedir o Hiya?" Dükkânı güne hazırlamakla meşgul olan Flio, elindeki işi bırakıp cinne döndü.

"Göksel Düzlem ile ilgili," dedi Hiya. "Orada ikamet eden tanrıların, diğer dünyalarda yeterince büyük bir tehdit olarak gördükleri kişileri yakın takibe aldıklarını, hatta gerektiğinde onları ortadan kaldırmak için harekete geçtiklerini duydum."

"Beni bir tehdit olarak gördüklerini mi ima ediyorsun?" Flio yüzünü ekşitti. "Bu dünyaya geldiğimden beri büyü konusunda epey ilerlediğim doğru ama sana veya Bay Ghozal’a kıyasla katetmem gereken daha çok yol var. İkinizin bana çok değer verdiğini biliyorum ama gerçekten abartılacak bir yanım yok..."

"S-Asla Yüce Efendim! Sizin benden de Bay Ghozal’dan da fersah fersah üstün olduğunuzu söylerken kesinlikle abartmıyorum. Ancak konumuza dönecek olursak, tanrıların sizi bir tehdit olarak algılamasına yol açacak davranışlardan kaçınmanızı rica ediyorum."

"Onların beni tehdit olarak görmesine neden olacak davranışlar mı?" diye tekrarladı Flio. "Tanrıları tehdit edebilecek kadar tehlikeli bir büyü bildiğimden bile emin değilim."

"Biliyorsunuz!" dedi Hiya, alışılmadık bir kararlılıkla bir adım öne çıkarak. O yumuşak huylu tavrını bir kenara bırakması sık rastlanan bir durum değildi.

Flio, Hiya’nın bu ani çıkışı karşısında bocalayarak bir adım geri çekildi. "Ş-Şey, sen öyle diyorsan öyledir Hiya, sana inanıyorum..." diyerek başını salladı.

"Yüce Efendim, birbirimize düşman olduğumuz o günü hatırlıyor musunuz?"

"Düşman mı?" dedi Flio. "Ha, şehrin göbeğinde bize saldırdığın zamanı kastediyorsun."

"Kesinlikle. Size Kesme büyüsüyle saldırmıştım ancak eşiniz sizi korumak için öne atılmış ve sizin yerinize doğranmıştı. Hiç şüphesiz ölümcül bir darbe almıştı..." Hiya derin bir iç çekti. "Ah... O günü hatırladıkça içim bulanıyor. Nasıl böyle iğrenç bir eyleme kalkışabildim? Gerçekten geberip gitmekten başka bir şeyi hak etmiyorum..."

Kendi kendini yiyip bitiren derin bir nefretin pençesine düşmüş gibiydi. Başını ellerinin arasına alıp acınası sesler çıkararak inlemeye başladı. Ardından elini kendi haresine uzattı; sivri ucuyla kendi boğazını deşmeye niyetlenmişti.

"Hiya, dur!" Flio aceleyle kolunu uzattı. Hiya’nın elinin etrafında anında beliren büyü çemberi, hareket etmesini engelleyerek onu olduğu yerde dondurdu. "O gün ben de çok ileri gitmiştim! Benim de sana bir özür borcum var!"

Büyü çemberi yüzünden eli kilitlenen Hiya, ancak o zaman kendine gelebildi. "...Ha?! B-Ben ne yapıyordum—?!"

Flio derin bir rahatlama nefesi verdi. "İlahi..." dedi hafifçe gülümseyerek. "Seni tekrar hayata döndürmek için zaman büyüsü kullanmak zorunda kalacağım diye ödümü kopardın!" Gülümsemesi genişlerken elini indirdi.

"İşte tam olarak bu!" dedi Hiya.

"Ne?"

"Zamanın akışını kontrol eden büyü, Göksel Düzlem’in her şeyden çok korktuğu yegâne güçtür. Size yalvarıyorum... Lütfen bir daha zaman büyüsü kullanmamaya dikkat edin." Hiya yerlere kadar eğilerek yalvardı.

"T-Tamam," dedi Flio. Hiya’nın her zamanki gibi davranmadığı açıktı. Flio’nun yüzündeki gülümseme yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. "Bir daha zaman büyüsü kullanmayacağım."

◇Göksel Düzlem—Merkezi Yönetim Kulesi◇

Göksel Düzlem’in tam kalbinde, bulutları delip geçen devasa bir kule yükseliyordu. Burası, o alemin sakinleri arasında bile seçkin sayılan en yüce tanrıçaların görev yaptığı Merkezi Yönetim Kulesi’ydi. Düzen ve dengeyi korumak adına, Orta Düzlem’deki diğer dünyaları gözlemleme, denetleme ve koruma işlerinin büyük kısmı burada yürütülürdü.

Kule pek çok bölüme ayrılmıştı ve her bölüm farklı tanrıçalar tarafından yürütülen görevlere tahsis edilmişti. Bu odalardan birinde, togalara bürünmüş iki tanrıça, önlerindeki gözlem kristali ile birbirleri arasında mekik dokuyan bakışlarla duruyordu. Kristalin yüzeyinde, Flio’nun önünde saygıyla eğilen Hiya’nın görüntüsü yansımaktaydı.

"Klyrode dünyasında bahsettiğin o tehlikeli varlık bu adam mı Celbua?" diye sordu tanrıçalardan biri.

"Evet, Leydi Zofina. Lütfen izleyin."

Tanrıça Celbua elini kristale dokundurdu. Görüntü kayboldu ve yerini şehir sokaklarından bir sahneye bıraktı. Bu, Hiya ile Flio’nun dövüştüğü o güne ait bir kayıttı. Hiya, Kesme büyüsünü yapıyordu. Rys araya giriyor, kocası Flio için darbeyi göğüslüyor ve gövdesi temiz bir şekilde ikiye ayrılıyordu. Fakat tam o sırada, yankılanan büyülü bir ses duyuluyordu: "Zaman geri sarılıyor." Sahne, Hiya’nın büyüyü yapmasından önceki ana dönüyor, Rys’in bedeni tek bir çizik bile almamış hale geliyordu.

"Bu... zaman büyüsü mü?"

"Evet. Bu adamın yaptığı büyü, Klyrode’un zaman eksenini altüst etti. Az kalsın başka bir dünyayla çarpışmalarına neden olacaktı."

"Anlıyorum..." Zofina kollarını kavuşturdu. "Bu durum hem Klyrode dünyası hem de komşu alemler için çok ciddi bir mesele. Hatta Göksel Düzlem’i bile etkileyebilir."

"Hepsi bu kadar da değil," dedi Celbua. "Bakın..." Kristale tekrar dokunduğunda görüntü yine değişti. Bu kez bambaşka bir yer; Flio’nun İblis Alemi’nden gelen cinn Speelion ile olan savaşı belirdi. Speelion, Flio’ya büyülü bir saldırı yapıyor, bir saniye sonra Flio sırf o büyüyü gördü diye İblis Alemi büyüsüyle karşılık vererek Speelion’u zahmetsizce ezip geçiyordu.

"Yani bu Flio denen adam, Klyrode’da esamesi okunmayan İblis Alemi büyüsünü sırf bir cinnin saldırısına maruz kaldı diye saniyeler içinde öğrendi, öyle mi?"

"Öyle görünüyor. Sadece Klyrode dünyasındaki değil, İblis Alemi’ndeki tüm beceri ve büyülerde ustalaşmış durumda. Üstelik tamamen tesadüf eseri, karanlık sanatları öğrendiği Gece Yarısının Başbüyücüsü ile aynı evi paylaşıyor."

Zofina derin bir nefes aldı. "Bir insan nasıl olur da bu kadar muazzam bir güce sahip olabilir? Kutsama departmanındaki tanrıçaların, başka dünyalara transfer edilen fani kişilere hayatta kalabilmeleri için kutsama verdiklerini biliyorum. Ancak Göksel Düzlem’de bile çok az kişide bulunan Üstünlük kutsamasının sıradan bir faniye verildiğini daha önce hiç duymamıştım..."

"Bana da çok garip geldi," dedi Celbua. "Bu yüzden konuyu araştırdım. Anlaşılan Flio denen bu adam, aslında iki kişilik kutsamayı tek başına almış."

"İki kişilik mi?! B-Böyle bir şey nasıl gerçekleşebilir?!"

"Flio, kendi orijinal dünyası olan Paluma’dan Klyrode’a çağrıldığı sırada, başka bir kişi büyüye yakalanıp onun yerine Paluma’da kalmış. Sadece bir teori ama sanırım her iki kişiye verilmesi gereken kutsamalar bir hata sonucu sadece Flio’da toplanmış. Bu iki kutsama Flio’nun bünyesinde birleşerek çok daha yüce bir şeye dönüşmüş."

"Mantıklı geliyor..." dedi Zofina kaşlarını çatarak. "Yine de böyle bir birleşmede kutsamalardan birinin diğerini silmesi ya da derecesinin düşmesi daha olasıdır. Sanırım bu Flio doğuştan şanslıymış. Ancak şans olsun ya da olmasın, sonuç olarak ortaya tanrılar arasında bile nadir görülen bir yeteneğe sahip bir adam çıkmış." İçini çekti. "Peki ya kutsama alamayan diğer kişiye ne oldu? Özel bir yeteneği olmadan başka bir dünyada tek başına kalmak onun için zor olmamış mıdır? Sakın bana öldüğünü söyleme..."

"Yaptığım takip araştırmasına göre, söz konusu adam kendi dünyasında bir dükkân işletiyormuş. Paluma’da bir cadıyla evlenmiş ve şu anda karısıyla birlikte yeni bir dükkân açıp yaşamaya devam ediyormuş."

Zofina hafifçe gülümsedi. "Desenize bacaklarının üstüne düşmüş..."

"Adam hayatından memnun olduğuna göre onu gözlemlemeye devam edebiliriz. Ama asıl sorun Flio."

"Haklısın... Tekrar zaman büyüsü kullanırsa, sadece Klyrode’un değil, tüm Orta Düzlem’in zaman akışını bozabilir..."

"Şüphesiz. Belki de onu gözaltında tutması için bir havari göndermeliyiz."

"Katılıyorum. Havarilerimden birini derhal görevlendireceğim."

"Pekala," dedi Celbua. "Yardımın için teşekkür ederim." Zofina başıyla onaylayıp odadan çıktı.

Zofina koridorda ilerlerken derin bir iç çekti. Gerçekten... diye geçirdi içinden. Kutsama departmanındaki tanrıçalar işlerini düzgün yapsaydı ne olurdu sanki. Yönetim kurulunun onların arkasını toplaması tam bir zaman kaybı.

"Her neyse," diye mırıldandı. "Paluma dünyasında oldukça lezzetli yemekler vardı diye hatırlıyorum. Bir yerlere kaçmayalı uzun zaman oldu. Belki kafamı toplamama yardımcı olur..." Zofina köşeyi dönerek gözden kayboldu.

◇Houghtow Şehri—Gökyüzü◇

Houghtow Şehri’nde pırıl pırıl bir gün yaşanıyordu. Bulutların üzerindeki gökyüzünde, sırtından devasa kanatlar çıkan, önlüklü bir hizmetçi kıyafeti giymiş bir kadın duruyordu. Sıradan bir insan olmadığı her halinden belliydi.

"Leydi Celbua ne düşünüyordu acaba...?" diye mırıldandı kendi kendine. "En yetenekli havarisi olan beni, Tanyalite’i, tutup bir gözlem görevine göndermek de neyin nesi! Bu tarz işler çömezlerin harcıdır! Doğrudan tanrıçanın kendisinden gelen bir emir olmasaydı kesinlikle reddeder, iletişimi de oracıkta keserdim! Gerçekten, tüm kalbimle söylüyorum ki burada olmayı hiç ama hiç istemiyorum..."

Tanyalite derin bir iç çekip gözlerini kilometrelerce aşağıda, küçücük görünen Houghtow Şehri’ne dikti. Görüş alanı giderek yakınlaştı, mercek gibi odaklanarak kısa sürede belli bir evi hedef aldı. "Hmm..." dedi sıkıntılı bir edayla. "Demek bizim şu bela odağının yaşadığı yer burası. Adı Flio muydu neydi? Evi gizlice dinlemek için Zihin Manipülasyonu büyümü kullanıp hane halkından biri gibi— Ha?!"

Gözleri hayretle açıldı. Flio olduğunu tahmin ettiği adam, başını tam vaktinde yukarı kaldırmış, doğrudan bulutların arasındaki kadına bakıyordu. Göz göze geldiler.

"İ-İmkansız!" diye kekeledi. "Bulutların bile üzerindeyim! Beni göremeyecek kadar yüksekte olmam gerekiyordu! Üstelik üzerime Varlık Silme büyüsü de yaptım! Yeryüzündeki biri nasıl olur da doğrudan gözlerimin içine bakabilir?!"

Bakışlarını hızla kaçırdı, gözlerini üst üste kırpıştırdı. Yutkundu. Kendini toparlayıp yüreğini ferahlatmaya çalıştıktan sonra bakışlarını tekrar Flio'ya çevirdi. Fakat görebildiği tek şey sonsuz bir beyazlıktan ibaretti.

"N-Ne oluyor?" Şaşkınlık içinde görüşünü eski haline getirdi. Tam o sırada...

Kulakları tırmalayan çığlık benzeri bir ses gökyüzünü kapladı.

"...Ne?" dedi Tanyalite.

Ardından genç bir kızın sesi duyuldu. "Wyne Abla, çok hızlı gidiyorsun!"

Sesi gelen ilk kişi kahkahayı bastı. "A ha ha! Hadi ama Eli-Eli! Gel! Biraz daha, biraz daha! Daha hızlı, daha hızlı! Daha da yükseğe çıkalım!"

Aniden, akılalmaz bir hızla yukarı doğru uçan bir şey Tanyalite'ın tam çenesine çarptı. Bir kız çocuğuydu bu.

"Fgwah?!"

"Çığlııık!!!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.