Yeni Bir Başlangıç ve Görkemli Hazırlıklar

Houghtow Şehri — Houghtow Büyü Akademisi

Flio ve Houghtow Büyü Akademisi'nin idarecisi Taclyde, tek katlı eski bir binaya girerken sohbet ediyorlardı.

"Buralara kadar geldiğiniz için çok teşekkür ederim Bay Flio," dedi Taclyde. "Meşgul olduğunuzu biliyorum."

"Lafı bile olmaz!" diye karşılık verdi Flio. "Beni çağırmanız benim için bir onurdur."

Binanın içinde, bir köşeye üst üste yığılmış eski sandalyeler ve masalar ile dikdörtgen bir paravanla ayrılmış bir bölüm vardı. Taclyde, ensesini kaşıyıp mahcup bir şekilde dişlerini göstererek gülerken, "Mesele şu ki," diye söze başladı. "Yetişkin öğrencilerimiz için işlettiğimiz okul kantiniyle ilgili bir sorunumuz var. Yakındaki bir bakkaldan yiyecek ve kırtasiye malzemesi getirip satmayı denedik ama işler pek yolunda gitmedi..."

Flio, Taclyde'dan aldığı evrakları inceledi. "Bakalım Bay Taclyde... Bu talep formunda, bu binanın üç katlı bir yapıya dönüştürülmesini, ikinci ve üçüncü katların ise yurt olarak kullanılmasını istediğiniz yazıyor, doğru mu?"

"Evet, aynen öyle. Sizi bu işle uğraştırdığım için üzgünüm ama ne vaktimiz ne de paramız var! Doğrusunu isterseniz, eğer beni reddetseydiniz ne yapardım hiç bilmiyorum..."

Houghtow Büyü Akademisi'nin kantin tadilatı başlamadan önce, okul ticaret şirketleri için bir ihale düzenlemişti. Şirketler tekliflerini sunmuştu sunmasına ama akademinin bu iş için yeterli bütçesi yoktu. Üstelik tüm şirketler işin bitmesi için bir ay süre istiyordu, oysa alt sınıflar bölümü bu sürenin yarısı kadar bir zamanda açılacaktı. Sonunda ihaledeki herkes, akademinin ne kadar mantıksız talepleri olduğundan söylenerek orayı terk etmişti.

Taclyde ve akademideki diğer öğretim görevlilerinin gerekli fonu bir araya getirmesi zaten çok uzun sürmüştü. Şimdi ise vakit daralıyordu.

Taclyde içini çekerek, "Belki de imkansız," diye mırıldandı. Sonra hâlâ orada bekleyen tek bir kişiyi fark etti; Flio-Rys Bakkaliyesi'nin temsilcisi olarak ihaleye katılan Flio. "Ah, Bay Flio! Bakın, çocuklarınız bu bahar bizim okulumuzda başlayacak diye kendinizi mecbur hissetmenize gerek yok... Maddi ve lojistik açıdan bunun neredeyse imkansız olduğunu bin kere anlıyorum ama..."

"Şey, hiç sorun değil!" dedi Flio. "Teklifinizi memnuniyetle kabul ederiz."

"Tadilat planlarımız sizin için de uygun mu?" diye sordu Flio.

"Evet, elbette!" dedi Taclyde. "Müdürümüz planları onayladı. Ancak... Bunu sormam kabalık olmazsa, bu iş ne kadar sürer? Yeni başlayacak alt sınıflar arasında yurtta kalması gereken pek çok öğrenci var. En azından o katları mümkün olduğunca çabuk bitirmenizi umuyorum..." Özür dilercesine yüzünü buruşturdu.

Flio ise her zamanki rahat gülümsemesini takınmıştı. "Sadece bir dakika sürecek," dedi.

"Ne? Bir dakika mı? Ah! Bir ay demek istediniz herhalde..."

"Hayır, bir dakika demek istedim." Flio binanın dışına çıktı ve yüzünü yapıya dönüp iki elini havaya kaldırdı. Devasa bir büyü çemberi belirdi. Alçak sesle efsun okumaya başladı; çember parlak bir ışık saçarak dönmeye koyuldu.

"İ-inanılmaz!" Taclyde şaşkına dönmüştü. "Uzun zamandır bu akademideyim ama daha önce beni böyle ürperten bir büyü çemberi görmemiştim!" Derken, büyü çemberinden kaba saba yontulmuş kütükler fırladı ve havada süzülmeye başladı. Taclyde gözlerine inanamıyordu. "N-ne?!"

Flio sıradan bir hareketle parmağını uzattı; kütükler ortadan bölünüp düzgün tahtalar halinde birleşmeye başladı. Bu sırada eski kantin binası da parçalarına ayrılıp havaya yükseldi. İçerideki mobilyalar ve ıvır zıvırlar havada sessizce asılı kaldı.

"Yıkım işi tamam," dedi Flio. "Şimdi inşaata geçiyoruz." Parmaklarıyla ince hareketler yapmaya başladı. Kendi ürettiği keresteler, eski kantinin olduğu boşlukta bir araya geliyordu. Flio'nun el hareketlerine tepki veren malzemeler, şurada istifleniyor, burada birleşiyor ya da toprağa gömülüyordu. Her şey akıl almaz bir hızla gerçekleşiyordu.

"Buna inanmak çok güç...!" Flio sonunda ellerini indirdiğinde Taclyde hayranlıkla izliyordu.

Flio elini çenesine koyarak, "Tamamdır," dedi. "Bu kadar yeterli herhalde."

Taclyde şoktan hareket edemez hale gelmişti. Karşısında gıcır gıcır, üç katlı bir bina duruyordu. Kendine gelmesi bir anını aldı. "N-n-ne?! Bitti mi yani?!"

Flio giriş kapısına doğru yürürken, "Hâlâ bazı küçük ayarlamalar yapmam gerekiyor," dedi. "Güvenlik için her şeyi bir kez daha gözden geçireceğim."

"A-ah!" dedi Taclyde, aceleyle onun peşinden giderek. "Anlıyorum..."

Binanın önceki mobilyaları, yeni dükkanın olacağı birinci kata çoktan yerleşmişti. "Sandalyeler ve masalar iyi görünüyor, bu yüzden onları olduğu gibi kullanmaya karar verdim," dedi Flio. "Başka mobilyaya ihtiyacınız olursa çekinmeden söyleyin. Sizin için burada hemen yenilerini yaparım." Bunu son derece sıradan bir şeymiş gibi söylemişti.

Taclyde hâlâ şaşkınlık içindeydi. "Harika... Bu kadar büyük bir binayı göz açıp kapayıncaya kadar inşa ettiniz! Üstelik çok da sağlam görünüyor! Daha önce böyle bir büyü duyduğumu hiç hatırlamıyorum..."

"Duymadınız mı?" Flio'nun gülümsemesi biraz donuklaştı. Biraz aşırıya mı kaçtım acaba, diye düşündü. Eğer çok fazla dikkat çekersem Garyl ve Elinàsze için sorun olabilir... "Sizden bir ricada bulunabilir miyim Bay Taclyde?"

"E-evet! Nedir?"

"Az önce burada yaptıklarımı aramızda tutabilir misiniz? Binayı tek başıma inşa ettiğimi insanların bilmesine gerek yok. Sonuçta bu Flio-Rys Bakkaliyesi'nin üstlendiği bir işti. Şahsen çok fazla konuşulmak istemem, anlarsınız ya."

"Anlıyorum..." dedi Taclyde. Flio'nun ne düşündüğünü anladığını sanıyordu. "Tabii ya, çocuklarınız da bu binayı kullanacak. Onlar için endişeleniyor olmalısınız. Tamamdır!" Başparmağını havaya kaldırdı. "Velilere dükkandaki tüm büyücülerin gelip binayı kurduğunu söyleyeceğim."

"Teşekkür ederim." Flio rahatlayarak içini çekti. "Bu çok makbule geçer."

Flio ve Taclyde binanın içini ve dışını incelemeye devam ettiler. Her şey Flio'nun daha önce sunduğu planlardaki gibiydi. Tek bir kusur bile yoktu.

"Size ne kadar teşekkür etsem az Bay Flio," dedi Taclyde. "Alt sınıflar bölümünü açamayacağız diye çok korkuyordum!"

"Çocuklar için her şeye değer," dedi Flio, samimiyetle gülümseyerek. "Yardımcı olabildiğime sevindim." Sonra aklına bir şey geldi. "Ah, sormayı neredeyse unutuyordum. Belano'dan üst sınıflardaki bazı öğrencilerinin iş aradığını duydum."

"Evet, doğru," dedi Taclyde. "Büyü yeteneği olan pek çok kişi, büyüyle ilgili işler bulabilmek için burada eğitim alıyor. Böylesine kırsal bir okul için oldukça yetenekli öğretim kadromuz var. Neden sordunuz?"

"Sadece bir düşünce ama alt sınıfların dersleri varken, yetişkin öğrencilerinizi gündüzleri yarı zamanlı işe alabiliriz belki. Duyduğuma göre yetişkin sınıfları akşam başlıyormuş. Gündüzleri dükkanımız çok yoğun oluyor ve biz de yeni personel arıyorduk..."

Taclyde gülümsedi. "O! Bu şahane olur! İşlerinizi iyi yürüttüğünüzü biliyorum. Sizi öğrencilerime tavsiye etmekten mutluluk duyarım."

"Çok teşekkürler! Minnettar kalırım."

"İş arayan o kadar öğrenci için ben de endişeleniyordum! Eğer ilgilenen olursa size haber veririm."

"Tamamdır. O işi size bırakıyorum o zaman."

İkili gülümseyerek el sıkıştı ve inşaat süreci böylece tamamlanmış oldu.

Bir Hafta Sonra — Flio'nun Evi

Houghtow Büyü Akademisi alt sınıflarının açılış töreninden önceki geceydi; Flio ve Rys çocuklarının odasındaydı. Burası eskiden Wyne'ın özel odasıydı ama Wyne birlikte kalmak için diretmişti. "Gare-Gare ve Eli-Eli ile beraber olmak istiyorum! İstiyorum işte! İstiyorum!"

İkizler de bunu kabul etmişti.

"Wyne ile aynı odayı paylaşmak isterim," demişti Elinàsze.

"Ben de!" diye eklemişti Garyl.

Böylece oda artık üçüne aitti.

"Ş-şey, anne..." Garyl surat asıyordu. "Yarın gerçekten bunu mu giymem gerekiyor...?"

Rys'in ruh hali oğlununkinin tam zıttıydı; yüzünde muazzam derecede tatmin olmuş bir gülümseme vardı. "Öyle Garyl! Kesinlikle çok kıymetli görüneceksin! Bu sefer kendimi bile aştım!"

Gary’nin kıyafetleri akıl almazdı. Gömleğinin yakası başının üzerine kadar yükseliyor, omuzlarını kalın zırhlı omuzluklar kapatıyordu. Pantolonunun paçaları ise aşırı derecede genişti. Renk şeması siyah ve mordu; kıyafetin tamamından güçlü bir büyü enerjisi yayılıyordu.

"Hımm..." dedi Ghozal. "İyi iş çıkarmışsın Rys! Tıpkı iblis soylularının erginlenme töreninde giydiği kıyafetlere benziyor."

"Değil mi?" dedi Rys heyecanla, gülümsemesi daha da gururlu bir hal alırken. "Onu tanıyacağını biliyordum! Sonuçta Karanlık Olan sendin! Herkes uyurken bugün için hazırlık yapıp bu kıyafeti nasıl dikeceğime dair bulabildiğim her şeyi çalıştım! Ve sanırım başardım da!"

Balirossa'nın kafası karışmış gibiydi. "Uliminas Hanım..." diye fısıldadı. "Bu kıyafet hakkında ne düşünüyorsunuz?"

"Miyav." Uliminas boynunu büktü. "Geleneksel iblis soylu kıyafetini yeniden yaratmakta miiiyav-azzam bir iş çıkarmış... ama biraz... ne bileyim... miiiyav-da dışı kalmış sanki?"

"Acaba," diye iç geçirdi Balirossa, "kendi çocuklarımız doğduğunda onlar da... bunu mu giymek zorunda kalacak?"

"Milyon yıl geçse olmaz."

"Şükürler olsun..." Balirossa bir anlık rahatlama ile derin bir nefes aldı. İkisi birbirlerine bakıp anlayan bir gülümsemeyle el sıkıştılar.

Ancak Rys öfkelenmişti. Uliminas ve Balirossa'nın tepesine dikildi. "Pardon!" diye tısladı. "Geleneklerle yoğrulmuş ve güçle donatılmış bu eşsiz kıyafetin huzurunda nasıl böyle şeyler söylersiniz?!" O her zamanki hanımefendi tavrı gitmiş, yerine dişlerini gösteren öfkeli bir anne gelmişti.

Ghozal da başıyla onayladı. "Kesinlikle haklı. Harika bir canlandırma olmuş! Kendi çocuklarımın da bunu giymesini çok isterdim."

Bu kez parlama sırası Balirossa ve Uliminas'taydı.

"Saçmalamayın!" diye bağırdı Balirossa. "Çocuğumuzun böyle bir şey giymesine asla izin vermem!"

"Evet!" diye destekledi Uliminas. "Eşler konseyi buna miyav-sla göz yummaz!"

"Asıl siz saçmalıyorsunuz!" dedi Rys. "Bu kıyafetin ne kadar görkemli olduğunu nasıl anlamazsınız?!"

"Aynen öyle!" diye araya girdi Ghozal. "Giriş törenindeki şu insanlar bu kıyafetin ne kadar muazzam göründüğünü bir anlasınlar hele!"

Oda bir anda hararetli bir tartışma alanına dönmüştü. Garyl’in törende ne giyeceği konusunda Uliminas ve Balirossa bir yanda, Ghozal ve Rys diğer yandaydı. Bu gidişle bir karara varmaları epey vakit alacak gibi görünüyordu.

Flio, "Ben şimdi ne yapacağım?" diye kara kara düşünürken Wyne’ın kolunu çekiştirdiğini hissetti.

"Baba?" dedi küçük kız.

"Efendim Wyne?"

"Gare-Gare neden o çirkin mi çirkin üniformayı giymek zorunda?"

"Ne?! Sen ne dedin bakayım?!" diye bağırdı Rys.

"Ç-Çirkin mi?!" diye kükredi Ghozal.

Gary yüzünü buruşturarak ikisine döndü. "Anne..." dedi. "Biliyorum, bunun için çok uğraştın ama... Ben bunu giymek istemiyorum."

Rys’in omuzları düştü. "İstemiyor musun?"

Ghozal da şaşkındı. "Neler diyorsun sen böyle?" İkisi de gözlerini kocaman açmış, çocuğa bakakalmışlardı.

"Ama..." diye devam etti Garyl. "Bu kemeri çok sevdim." Parmağıyla kurt armalı tokası olan kemeri işaret etti.

Rys, "Ah, onu baban senin için yaptı," dedi.

"Vay canına!" dedi Garyl. Eski asık suratından eser kalmamıştı, şimdi dişlerini göstererek genişçe sırıtıyordu. "Teşekkürler baba! Bir tek burası gerçekten çok havalı!"

Rys ve Ghozal ise oldukları yere çakılıp kalmışlardı.

Ertesi Sabah — Flio’nun Oturma Odası

"Eee? Nasıl olmuşum?" Elinàsze kendi etrafında bir tur atınca, elbisesinin fırfırlı beyaz etekleri havalandı. "Bana yakışmış mı?"

Hiya ellerini yanaklarına koydu. "Muazzam," dedi. "Çok zarif görünüyorsunuz, Yüce Olan’ın kızı."

"Çok şirin olmuşsunuz, Küçük Hanım Elinàsze," diye ekledi Damalynas.

"Teşekkür ederim Bay Hiya, Bayan Damalynas!" Elinàsze nezaketle selam verdi. Tam o sırada Flio merdivenlerden iniyordu. "Baba! Kıyafetime baksana!" Gözleri parlayarak babasına doğru koştu. O kadar mutluydu ki alnındaki mücevher ışıl ışıl parlıyordu.

Hiya, "Gerçekten de görkemli," diye fısıldadı. "Bu dünyaya ait bir varlık olduğuna inanmak güç..."

"Değil mi ama?" diyerek onayladı Damalynas. "Şu gülüşe bak! Fazlasıyla tatlı!" İkisi de hayranlık dolu yüzlerle, elleri yanaklarında manzarayı izliyorlardı.

"Bak baba! Çok tatlı değil miyim?" diye sordu Elinàsze.

Flio kızını kucağına alıp gülümsedi ve ona sıkıca sarıldı. "Çok tatlısın Elinàsze," dedi.

"Teşekkürler baba! Bunu benim için annem yaptı."

"Rys mi yaptı?"

"Evet!" dedi Elinàsze, neşeyle ışıldayarak.

Flio, kızının kıyafetine bir kez daha baktı. Beyazdı; kurdeleler ve danteller küçük kızın şirinliğini en üst seviyeye çıkaracak şekilde ustalıkla yerleştirilmişti. Elinàsze için bu kadar tatlı bir şey dikebildiyse, diye düşündü Flio, Garyl’in kıyafeti nasıl o hale gelmişti?

Gary merdivenlerden koşa koşa inerek, "Günaydın baba!" dedi. Üzerinde Flio’nun giymeyi sevdiği maceracı kıyafetlerine çok benzeyen bir takım vardı.

Flio şaşkınlıkla, "Gary, bu kıyafetleri nereden buldun?" diye sordu. "Daha önce hiç görmemiştim."

"Annem dikti!"

"Ne? Rys mi?" Flio merdivenlerin başına baktığında Rys’in orada ayakta durmakta zorlandığını gördü. Gözlerinin altı çökmüş, mor halkalar oluşmuştu.

"Y-Yaptım, beyim," dedi Rys. "Gary’nin sevdiği kıyafetleri sadece bir gecede bitirdim... Hihi..."

"R-Rys..." dedi Flio. "Kendini bu kadar zorlamana gerek yoktu."

"Hayır beyim. Tatlı çocuklarım için yapmalıyım. Elimden gelenin en azı bu." Rys ne kadar yorgun görünse de gülümsüyordu.

Flio, eşini nazikçe kucakladı ve yenilenme büyüsüyle yorgunluğunu sildi. "Teşekkür ederim Rys," dedi. "Bunca emeğin için minnettarım."

Rys, kocasının kollarında huzurla gülümsedi. İyileştirme büyüsü o kadar iyi gelmişti ki daha ne olduğunu anlamadan Flio’nun göğsüne yaslanmış halde, ayakta uyuyakaldı.

Okula gitmemize daha vakit var, diye düşündü Flio. Biraz uyumasında sakınca yok... Onu kucağına alıp nazikçe oturma odasındaki koltuğuna taşıdı.

Houghtow Büyü Akademisi

Küçük sınıfların giriş töreni için şimdiden büyük bir kalabalık toplanmıştı. Yeni açılan bölüm sadece büyü değil; okuma yazma ve aritmetik gibi temel eğitim derslerini de müfredatına dahil etmişti. Klyrode Kalesi civarındaki büyük şehirlerde bu tür okullar yaygındı ama Houghtow şehri başkentten epey uzak olduğu için böyle bir imkan nadir bulunuyordu. Bu yüzden birçok aile çocuğunu buraya göndermek için can atıyordu.

Tören için konferans salonuna gelen kalabalığın arasında küçük bir kız dikkat çekiyordu. Siyah, gotik lolita tarzı bir elbise giymiş, kolunun altında da kocaman, siyah bir kedi peluşu tutuyordu. Yanında ise ablası olduğu anlaşılan başka bir kız vardı. Genç yüzündeki gözlükleri ve kardeşinin aksine giydiği beyaz gotik lolita elbisesiyle zıt bir görüntü sergiliyordu.

Siyahlı kız, peluş kedisini ablasına doğru çevirdi. Kızın dudakları kıpırdamıyordu ama kedinin ağzı açılıp kapandıkça kızın sesi duyuluyordu: "Irystiel kendi başının çaresine bakabilir, sevgili Belianna."

Ablası Belianna sinirle bir ses çıkardı. Şeker gibi görünmesine rağmen keyfi pek yerinde değil gibiydi. "Irystiel," dedi, "şu lanet olası vantrilok gösterisini keser misin artık?"

"Bu vantrilokluk değil!" diye ısrar etti Irystiel’in peluş kedisi. "Sana söyleyip duruyorum: Kedicik, Irystiel’in kalbinin sesiyle konuşuyor!" Görünüşe göre konuşmak için bir aracı kullanmaya devam edecekti.

Belianna dilini şaklattı ve öne eğilip Irystiel’in kulağına fısıldadı. "Bu lanet olası insan okulunda iyi olacağından emin misin? Annelerimiz farklı olabilir ama babamız bir, hem ebeveynlerimizin hepsi de ölüp gitti zaten. Bu berbat dünyada birbirimizden başka kimsemiz yok. Senin için gerçekten endişeleniyorum, Irystiel."

Evet! Bu gerçekten de Cehennem Dörtlüsü’ne girmeye ant içmiş olan Belianna’nın ta kendisiydi! Kardeşi Irystiel ile baba tarafından akrabaydılar; ancak Belianna safkan bir iblisken, Irystiel’in annesi bir insandı. Kanunlara göre, insan kanı taşıyanların Karanlık Ordu’nun kontrolündeki bölgede yaşaması yasaktı. Bu yüzden ona bu taşra şehrinde göz kulak oluyordu. Şu an insan formunda olduğu için kimse kimliğini fark etmemişti.

Irystiel ablasını dinledi, sonra peluş kedisini Belianna’nın yüzüne doğru uzattı. "Her şey yolunda gidecek ablacığım. Kalabileceğimiz bir yurt var, bir şey olursa okul da bize sahip çıkar. Bu yüzden lütfen bizi merak etme ve sadece işine odaklan." Kedinin dudaklarını ablasının yanağına bastırıp "öptü".

"K-Kessene şunu!" diye kekeledi Belianna, bir an için yüzü kızarır. "H-Her neyse, hemen dönerim. Ablanın veli koltuklarına gitmesi lazım."

Belianna hızla uzaklaşırken, Irystiel peluş kedinin kolunu tutup bay bay der gibi salladı.

İnsan bir kız olan Salina, giriş töreni için diğer yeni öğrencilerle birlikte sıraya girmişti. İç çeker. "Ne kadar sıkıcı..." diye düşündü. "Neden dünyanın bir ucundaki böyle bir okula gitmek zorundayım ki?" Müstakbel sınıf arkadaşlarına şöyle bir göz gezdirdi. "Buradaki herkes çocuk... Bu kadar küçük akranlarla, bu işin yıllarca sürecek bir zaman kaybından başka bir şeye dönüşmesi imkansız. Soylu bir mirasçı tavlayıp koca bulma planlarım daha başlamadan suya düştü! Oysa ne romantik hayallerim vardı..."

Tekrar içini çekerek yavaşça yerine oturdu. Önünde, öğretmen olduğu anlaşılan minyon yapılı bir kadın, çocukları oraya buraya yönlendiriyordu.

Keşke burada nazik bir gülümsemesi ve parlak bir geleceği olan yakışıklı bir genç olsaydı! Ama ne yazık ki bu taşra okulunda asla öyle bir—

Salina olduğu yerde donakaldı. Küçük öğretmenin az önce yönlendirdiği çocuk bir anda dikkatini çekmişti. Daha doğrusu, gözlerini ondan alamıyordu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Ağzı açık bir şekilde bakarken yanaklarına bir kızıllık yayıldı.

"Geleceğinin ne kadar parlak olduğunu buradan bile hissedebiliyorum!" diye geçirdi içinden. "Gülümsemesi resmen gözlerimi kamaştırıyor! Kusursuz!"

Etrafına bakınan yakışıklı çocuk, Salina’nın yanındaki koltuğa doğru ilerledi. "Buldum! Yerim burasıymış!" diyerek yanına oturdu.

Salina’nın beyni adeta çığlık atıyordu. "Yakışıklı alarmı! Hemen yanımda bir yakışıklı var!!!"

Çocuk ona bakmak için döndü ve göz göze geldiler. Garyl, son derece nazikçe gülümsedi ve elini sıkması için uzattı. "Ben Garyl!" dedi. "Tanıştığımıza memnun oldum!"

"S-Salina..." diye mırıldandı kız. Garyl’in elini sıkarken yüzü kıpkırmızı olmuştu. "B-Ben de memnun oldum..." Olamaz, kalbim çok yüksek sesle çarpıyor! Konuşamıyorum bile! Kesin bir tuhaf görünüyorumdur! Neredeyse ağzından köpükler çıkacaktı.

"Selam Salina!" dedi Garyl. "Sanırım aynı sınıfta olacağız!"

Ne?! Salina, çocuğun neşeli sesine ve imkansız derecede parlak gülümsemesine büyülenmiş gibi bakıyordu. Kalbi göğsünden fırlayacakmış gibiydi. "İşte bu!" diye düşündü. "Alınyazısı dedikleri bu olsa gerek! Kesinlikle bu çocukla tanışmak için doğmuşum! Biliyorum! Efendi... Garyl, miydi? Tüm hayatımı sana adayacağım!"

Gary’nin bir sıra önünde ise kız kardeşi Elinàsze oturuyordu. Turuncu kurdelelerle süslenmiş kestane rengi saçlarıyla şirinliği diğer herkesten fersah fersah ötedeydi. Kız erkek fark etmeksizin tüm sınıf arkadaşları, farkında olmadan gözlerini ona dikmiş, bakışlarını kaçıramıyorlardı. Bu tuhaf bir manzaraydı ve veliler de durumu fark etmeye başlamıştı.

Diğer velilerle birlikte oturan Flio, yüzünü buruşturdu. "Eyvah..." diye düşündü. "Elinàsze’nin tatlı olduğunu biliyordum ama sınıf arkadaşlarının dikkatini bu kadar dağıtacağını tahmin etmemiştim!" Yanında oturan Rys’e döndü.

Rys her zamanki beyaz elbisesini giymemişti; dekoltesi ve sırtı açık, derin yırtmaçlı farklı bir elbise vardı üzerinde. Makyajı da her zamankinden daha ağırdı; koyu göz farları badem gözlerini iyice belirginleştirmişti. O kadar güzeldi ki her gününü onunla geçiren Flio’nun bile kalbi yerinden oynadı. "Tuhaf..." diye düşündü. "Buraya beraber geldik! Neden bir anda ona bu kadar vuruldum ki?"

Rys bütün dikkatini çocuklarına vermişti. Flio ise ona baktıkça yüzünün kızardığını hissediyordu.

Giriş töreni çok geçmeden başladı. Saçları muntazam, kıyafeti ise üzerine tam oturan, hafif toplu bir kadın olan müdire hanım takdimleri yapmaya başladı. “Herkese merhaba! Yeni alt derece okulumuza hepiniz hoş geldiniz. Ben bu kurumun müdiresi Blanquette...”

Blanquette konuşmasına başöğretmenleri tanıtarak devam etti. Öğrenci meclisi üç sınıfa ayrılmıştı; her sınıfta yirmi, toplamda ise atmış öğrenci vardı. Elinàsze ve Garyl, Belano’nun öğretmenlik yaptığı A sınıfındaydılar.

Belano kendini tanıtmak için kürsüye çıktı. “M-M-M-Merhaba...” diye kekeledi. “A-Adım Belano. H-H-Hepimiz g-gelin de b—GAAAK!!!”

Belano zaten doğuştan utangaç biriydi, üstüne bir de devasa bir öğrenci ve veli kalabalığı tarafından izleniyordu. Heyecandan kekelemesi o kadar kötüleşmişti ki dilini bütün konferans salonunda yankılanacak kadar sertçe ısırdı. Alelacele selam verip başını öne eğdi. Salondaki herkes ona sevgi dolu bir alkışla karşılık verdi.

Son olarak Taclyde, yeni okul kantini ve yurt hakkında yönetimden gelen bilgileri aktardı. Yurtta kalmak isteyenlerin, sınıflardaki ilk ders saati biter bitmez velileriyle birlikte idari ofise gitmeleri gerekiyordu. Bu duyuru aslında öğrencilerden ziyade velilere yönelikti.

“Ve son olarak,” diye devam etti Taclyde. “Yeni yurtlarımızın inşasındaki emekleri ve okul kantinimizi işletmeyi kabul ettikleri için Fli-o-Rys Mağazası’ndaki herkese teşekkürlerimi sunmak isterim. Her şeyin giriş törenine yetişmesi için canla başla çalıştılar. Sanıyorum mağaza sahibinin çocukları da bu dönem eğitime başlıyor. Yanılmıyorsam şu an kendisi de diğer velilerle birlikte aramızda oturuyor! Bay Flio için güçlü bir alkış rica ediyorum!”

Kalabalık görev icabı alkışlamaya başladı ancak Flio oturduğu yerde başını öne eğmiş, utançtan yerin dibine girmişti.

“Belki de ayağa kalkmalısın beyim?” dedi Rys.

Eşinin cesaretlendirmesiyle Flio ayağa kalktı. “Ah... Teşekkür ederim...!” diyerek dört bir yana selam verdi. “Çok teşekkürler!”

Houghtow Şehri — Fli-o-Rys Mağazası

Houghtow Büyü Koleji’nde giriş töreni yapılırken, Balirossa mağazada rafları diziyor, bir yandan da kendi kendine söyleniyordu. “Küçük Elinàsze ve Garyl şimdi törendedir herhalde...”

Uliminas, Balirossa’nın kulağına fısıldamak için yaklaştı. “Miyav yoksa sen de mi kıskandın?” diye sordu. “Ah... Kendi yavrularımızın okula gideceği günü iple çekiyorum...”

“Ş-Şey, sanırım haklısın,” dedi Balirossa. “Doğrusunu istersen ben de tam olarak bunu düşünüyordum...”

İkili gözlerini mağaza girişine, nöbet tutan Ghozal’a dikti. Bir muhafız olarak bile Ghozal’ın fiziği müşterileri korkutacak kadar heybetliydi, bu yüzden varlığını büyüyle gizli tutuyorlardı. Nadiren bir müşteri sorun çıkardığında büyüyü çözer ve sert bir sesle, “Hrm. Ne yaptığını sanıyorsun?” derdi.

Sorunlu müşterileri yatıştırmak için bu kadarı yetip de artıyordu bile. Houghtow’da, Fli-o-Rys Mağazası’nda hırsızlık yapmaya veya olay çıkarmaya yeltenenlerin karşısında bir anda devasa bir adamın belireceğine dair söylentiler yayılmıştı. Uzun zamandır kimse şansını zorlamaya cüret edemiyordu ama Ghozal her zaman oradaydı, keskin gözleriyle etrafı süzüyordu.

Ghozal, Balirossa ve Uliminas’ın kendisine baktığını fark etti. “Hrm?” diyerek Gizlenme büyüsünü bozdu ve yanlarına gitti. “Bir sorun mu var?”

İkisi Ghozal’ın böyle aniden belirmesini beklemiyordu. Her ikisi de birden kızarır.

“Şey, pek sayılmaz...” dedi Balirossa. İşin ortasında ona bir çocuk istediğimi söyleyemem ya!

“Daha çok istediğimiz bir şey var miyav...” dedi Uliminas. Söyletme beni şimdi!

Ghozal, bir şeyler geveleyen iki eşine baktı. “Hrm? Ne oldu size? Öyle dik dik bakıp kendi kendinize mırıldanıyorsunuz... Bugün size ne oldu böyle?”

“Of,” dedi Balirossa. “Keşke birazcık düşünseniz, Bay Ghozal...”

“Miyav kesinlikle...” dedi Uliminas. “Bazen tam bir odun olabiliyorsun!”

“Hrm? Anlamıyorum. Mevzunun ne olduğunu söylemeyecek misiniz?” Ghozal, önündeki kızarmış kadınların neyin peşinde olduğunu bir türlü çözemeyerek kafasını yana eğdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.