Elinàsze, babası Flio’yu dünyadaki her şeyden, herkesten çok seviyordu. Babasının yükünü hafifletmek, onunla yan yana durabilmek adına günlerini büyü kitaplarına gömülerek geçirmişti. Sonunda öyle bir seviyeye gelmişti ki, büyü bilgisinde Damalynas’ı bile geride bırakmıştı. Işığın ve karanlığın özüne hükmeden, büyücülük konusunda kelimenin tam anlamıyla bir otorite sayılan cini Hiya ile denk bir şekilde tartışabildiğine göre, Elinàsze’nin bu dünyadaki en seçkin büyücülerden biri olduğu tartışılmazdı.
Kenardan onları dinleyen Damalynas’ın şaşkınlıktan gözleri yuvalarından fırlamıştı. B-Bir dakika ya... diye düşündü dehşet içinde. Lütufkâr Efendimiz ile Leydi Elinàsze ne hakkında konuşuyor böyle? Ben ki gece yarısı sanatlarının ustasıyım, tartıştıkları konuyu takip ederken bile beynim yanıyor!
Sırtından soğuk terler dökülürken olduğu yerde kalakaldı. Bu hiç şaka değil! Kendime çeki düzen vermezsem, Lütufkâr Efendimizin gözünden tamamen düşeceğim...
Gece Yarısının Büyük Büyücüsü bu düşüncelerle, Elinàsze’nin çalışma masasında açık bıraktığı büyü kitaplarından birine doğru çaktırmadan uzandı.
◇Ertesi Gün — Fli-o’-Rys Genel Mağazası◇
Mağazanın önü her zamanki gibi tıklım tıklımdı. Kimi alışveriş yapmaya, kimi ticari meseleleri görüşmeye, kimi de yük atı kiralamaya gelmişti.
"Güzel, çok güzel," diye mırıldandı Uliminas. Dükkâna akın eden müşteri selini izlerken yüzünde geniş bir tebessüm belirdi. "Görünüşe göre bugün de kârlı bir gün bizi bekliyor, purrr!"
Cehennem kedisi Uliminas, Ghozal henüz Karanlık Olan iken onun en yakın sırdaşıydı. Ghozal tahttan feragat ettiğinde Uliminas da onunla birlikte gitmiş, bir yarı insan kılığına girerek Fli-o’-Rys Genel Mağazasında çalışmaya başlamıştı. Zamanla Ghozal’ın iki eşinden biri olmuş ve kızı Folmina’yı dünyaya getirmişti.
"Ş-Şey... Affedersiniz..."
Yüzünü kalın bir pelerin başlığıyla gizlemiş bir kadın Uliminas’a doğru yaklaştı.
"Evet?" dedi Uliminas. "Nasıl yardımcı olabilirim, miyav?"
"Şey..." Kadın bocalayarak etrafına bakındı. "Buralarda bir dedikodu duydum da... Bu dükkânda Adalet Kurdu mühürlü ekipmanlar satılıyormuş doğru mu?"
"Ooo!" Uliminas eliyle dükkânın köşe tarafını işaret etti. "Aradığınız şeyler tam şu taraftaki raflarda, miyav!"
"Gördüm! Çok teşekkür ederim, lanet olsun!"
Uliminas, kadının gösterdiği yöne doğru sevinçle koşuşunu bıyık altından gülerek izledi. Kadının sesini duyan diğer birkaç müşteri de merakla onun peşinden seğirtti.
Bu müşteri bir iblisti, değil mi? diye geçirdi içinden Uliminas. Anlaşılan iblislerin Adalet Kurdu sevdası hâlâ bitmemiş!
Klyrode Büyülü Krallığı ile Karanlık Ordu’nun savaşta olduğu dönemde Flio, işgallere karşı koyarken yüzüne kurt maskesi takar ve kendine Adalet Kurdu derdi. Akıl almaz gücüyle iblis ordularını tek başına darmadağın ettiği için kısa sürede iblisler arasında bir efsaneye dönüşmüştü. O günden beri pek çok iblis, Adalet Kurdu’na adeta tapınır hale gelmişti.
Adalet Kurdu’nun popülerliğini mal satmak için kullanmak benim fikrimdi, diye düşündü Uliminas gururla. Ama düşündüğümden bile çok daha etkili oldu...
Adalet Kurdu markalı ekipmanların yer aldığı sergi rafları daha bu sabah kurulmuştu fakat şimdiden en iyi malları kapışmak isteyen devasa bir iblis kalabalığı birbirini eziyordu. Uliminas’ın gözlerinde tatmin olmuş bir ışıltı parladı.
"Hımm..." dedi Ghozal dükkânın arka odasından çıkarken. "Aynı Adalet Kurdu ekipmanlarını Karanlık Hisar şubemizde de satmıyor muyuz? Neden hepsi buraya akın ediyor ki?"
Bir zamanlar Karanlık Olan Gholl olarak bilinen Ghozal, insan kılığına girip Flio’nun evinde otlakçı olarak yaşamayı seçmiş ve tahtı küçük kardeşi Yuigarde’a devretmişti. Birlikte geçirdikleri zaman içinde Flio ile can ciğer dost olmuşlardı. O zamandan bu yana iki evlilik yapmıştı: Karanlık Ordu’dan eski sırdaşı Uliminas ve Klyrode’un eski şövalyesi Balirossa. Bu evliliklerden Folmina ve Ghoro adında iki de çocuğu vardı.
Ghozal elbette haklıydı. Fli-o’-Rys Genel Mağazasının, Karanlık Hisar’ın hemen ana kapısının dışında da bir şubesi bulunuyordu. Bu şube, şimdiki Karanlık Olan Dawkson’ın —o zamanlar hâlâ Yuigarde adını kullanıyordu— görevini terk edip ortadan kaybolduğu ve Calsi’im’in Vekilharç olarak hüküm sürdüğü dönemde açılmıştı. Flio, Calsi’im’in yardım talebine karşılık bu dükkânı faaliyete geçirmişti.
"Şubede de Adalet Kurdu malları satıyoruz elbette," diye onayladı Uliminas. "Ama oradaki stokların tamamı tükendi. Gelecek yeni sevkiyatlar bile şimdiden rezerve edilmiş durumda. Buradakiler, şanslarını ana binanın envanterinde denemek için bunca yolu tepip gelen iblisler."
"Anladım," dedi Ghozal. Kollarını kavuşturup başını yana eğerek mal sıralarını süzdü. "Mantıklı. Ama... Uliminas..."
"Efendim? Bir soru mu var?"
"Yanlışım varsa düzelt ama satmakta olduğun tüm Adalet Kurdu ekipmanlarında Bay Flio’nun mavi kurt maskesi var sanki..." Ghozal çatılan kaşlarıyla duruma anlam vermeye çalışıyordu.
Aha... diye düşündü Uliminas, Ghozal’ın olayı nereye bağlayacağını anlayarak. "Soruna cevap vermek gerekirse, hayır," dedi gözlerini süzüp alaycı bir şekilde sırıtarak.
"H-Hımm?"
"Senin siyah kurt maskenden hiç üretmedik."
Uliminas’ın sözleriyle Ghozal’ın yüzü bir anda düştü. "Ama ben de oradaydım!" diye itiraz etti. "Bay Flio’nun yanında, Siyah Adalet olarak omuz omuza savaştım!"
"Siyah kurt maskeli ürünleri de satmayı denedik ama tek bir kişi bile almadı!" diye karşılık verdi Uliminas.
"H-Hımm..."
"Ayrıca zaten sahalara çok sık inmiyordun," diye hatırlattı Uliminas. "Eski Karanlık Olan’ın insanlığın safında savaştığı duyulursa ortalık karışır diye endişelenmiştik, hatırladın mı? Yani öyle ya da böyle pek bir hayran kitlesi edinebileceğini sanmıyordum."
"Ş-Şey..." diye kem küm etti Ghozal. "A-Ama yine de! Siyah Adalet olarak Karanlık Ordu’ya karşı defalarca dövüştüm..."
"Sayılmayacak kadar az. Üstelik her seferinde kendini tuttun," dedi Uliminas, eşine göz ucuyla bakıp acı gerçekleri tek tek sıralayarak. "Gerçek gücünü ortaya koyduğun tek an, Calgosi Sahili’ndeki korsanlarla savaştığımız zamandı. Karanlık Ordu neden Siyah Adalet’i umursasın ki?"
"H-Hımm..." Ghozal, Uliminas’ın inkar edilemez gerçekleri karşısında başka bir şey diyemedi.
Adalet Kurdu olarak sadece Flio sahne almamıştı; evdeki ahali de elinden geldiğince ona destek vermişti. Ghozal, mavi giyinen Flio’dan ayırt edilmek için siyah bir maske ve siyah bir kostüm seçmişti ancak Siyah Adalet kimliği hiçbir zaman kayda değer bir ilgi görmemişti.
"Her neyse, sebebi ne olursa olsun Siyah Adalet’in iblisler arasında esamesi okunmuyor," dedi Uliminas. "Elimde bunu kanıtlayan net satış rakamları var. O yüzden yetişkin biri gibi davran ve bu işin peşini bırak."
"H-Hımm..." diye tekrarladı Ghozal. "Ş-Şey... Madem durum böyle, yapacak bir şey yok..." Omuzları çökmüş bir halde az önce çıktığı arka odaya doğru bir adım attı.
Ancak bir saniye sonra Folmina babasının peşinden koşarak geldi. "Baba!"
Folmina, Ghozal ve Uliminas’ın kızıydı; yani yarı iblis soylusu, yarı cehennem kedisiydi. Yine de öz annesine olduğu kadar Ghozal’ın diğer eşi Balirossa’ya da yürekten bağlıydı. Evdeki pek çok kişi gibi o da Flio’nun oğlu Garyl’e içten içe hayrandı.
Folmina’nın hemen arkasından, her zamanki gibi ablasının peşini bırakmayan Ghoro geliyordu. Ghozal’ın Balirossa’dan olan oğlu Ghoro ise yarı insan, yarı iblis soylusuydu. Tıpkı Folmina gibi o da Uliminas’ı kendi annesi kadar çok seviyordu. Ablasına tapacak kadar bağlı olan, az konuşan bir çocuktu.
"Siz ikiniz!" dedi Ghozal. Folmina ve Ghoro gelip bacaklarına sımsıkı sarılınca gözleri şaşkınlıkla açıldı. İkisi de aynı renk şemasına sahip yeni kıyafetler giymişti. Yakından bakıldığında, bunların günlük kullanıma uyarlanmış Siyah Adalet kostümleri olduğu anlaşılıyordu. "Bu kıyafetleri nereden buldunuz?"
"Uliminas Anne bizim için yaptırdı!" diye yanıtladı Folmina, yüzünde kocaman bir tebessümle babasına bakarak. "Güzel olmuş mu?"
"Ha? Uliminas mı yaptırdı...?" diyen Ghozal, Uliminas’ın beklediği tezgâha doğru baktı.
Ghozal’ın kendisine baktığını fark eden Uliminas utangaç bir tavırla gözlerini kaçırdı. "Elimizdeki envanterin ziyan olmasını istemedim," dedi. "Ben de Rys’ten rica ettim, bizim çocuklar için tatlı kıyafetlere dönüştürdü..."
"Hımm! Anladım!" diyen Ghozal, Folmina’yı sağ omzuna, Ghoro’yu ise sol omzuna oturturken neşeyle kahkaha attı. "Eski kostümlerimi üzerlerinde görmek gerçekten harika bir duyguymuş!"
"Bu kıyafetler çok havalı baba!" dedi Folmina, ışıl ışıl gülerken Ghozal’ın boynuna sımsıkı sarılarak. "Ghoro da ben de çok sevdik!"
Ghozal’ın diğer omzundaki Ghoro da sessizce başını sallayarak babasına diğer taraftan sarıldı.
Uliminas, kocasına ve çocuklarına bakarken bıyık altından gülümsedi. Elde kalan stokları bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyordu zaten. Bu üçü mutlu olduysa ne ala...
"Affedersiniz," dedi bir kadın seslenerek. Uliminas düşüncelerinden sıyrılıp irkildi.
"Miyav?!" diye sıçradı. "N-Nasıl yardımcı olabilirim?"
"Şey," dedi kadın. "Merak ettim de... Acaba şu çocukların üzerindeki kıyafetlerden satıyor musunuz?"
"Ha? Onlar sadece deneme amaçlı ürettiğimiz şeylerdi maalesef..." diye yanıtladı Uliminas.
"Sahi mi?" dedi kadın hayal kırıklığıyla. "Yazık oldu. Benim oğlumun gözü bayağı kaldı da..."
Kadının dizinin dibinde, hemen hemen Ghoro boylarında bir erkek çocuğu duruyordu. Ghozal’ın omzunda kurulan Ghoro’ya gözlerinde hayranlık dolu bir ışıltıyla bakıyordu.
Yanılmıyorsam bunlar da şeytan çocuk, diye düşündü Uliminas, gözü ufaklığa kaymadan önce. "Kıyafeti beğendin mi ufaklık?"
"Çok beğendim!" diye atıldı çocuk hemen.
Uliminas gülümsedi. "Öyle mi? O zaman sana da bir takım vereyim! Tabii deneme ürünü olmasını sorun etmiyorsan."
"Gerçekten mi?!" Çocuğun yüzünde güller açtı, gözlerinin içi parladı.
"B-Ben parasını öderim..." diye araya girdi kadın, mahcubiyetle.
"Hiç gerek yok!" diye üsteledi Uliminas. "Sonuçta bunlar sadece deneme ürünü! Bol bol giysin, arkadaşlarına caka satsın yeter, ödeşmiş oluruz!" Ayağının dibindeki kutudan Ghoro'nunkinin birebir aynısı olan bir takım çıkartıp çocuğa uzattı.
"Ne diyeceğimi bilemiyorum..." Kadın Uliminas'ın önünde hürmetle eğildi. "Çok teşekkür ederim, eksik olmayın!"
"Teşekkürler abla!" Çocuk, Uliminas'ın verdiği kıyafeti iki koluyla kucakladı. "Çok koyu, çok havalı duruyor! Çok sevdim!"
Anlaşıldı, diye geçirdi zihninden Uliminas, anne kızın yüzlerinde tebessümle uzaklaşmasını izlerken. Şeytan çocuklar koyu renkleri seviyor demek. Belki de Kara Adalet ürünlerini bunlara satmak daha mantıklı olur...
Uliminas kasada yoğun bir şekilde çalışırken, dükkan nöbetindeki Greanyl ile Dalc Horst kendi aralarında bir muhabbete dalmıştı.
"D-Dalc Horst Bey!" diye feryat etti Greanyl. "Lütfen bu tarafa bakın!"
"G-Greanyl? Ne oldu?"
"Ürünlerin altında ezilen bir müşteri var! Galiba beli incindi!"
"Oha!" Dalc Horst sahneyi görünce şaşkınlığını gizleyemedi. "Kadın tam beş tane Adalet Kurdu Devasa Kılıcı taşıyormuş! Hanımefendi, levhayı okumadınız mı?" Müşterinin sırtındaki kılıçları birer birer kaldırırken bir yandan da söyleniyordu. "Ağır üründür, kişi başı bir adetle sınırlıdır yazıyor orada!"
Greanyl, eskiden Karanlık Ordu'nun istihbarat kolu olarak hizmet veren Sessiz Dinleyiciler'in bir üyesiydi. Şimdilerde Fli-o'-Rys lojistik ekiplerinde denetmenlik yapıyor, aynı zamanda Büyülü Fırkateyn filosunun kaptanlığını ve yöneticiliğini üstleniyordu. Arada sırada yeni personele işi öğretmek adına dükkanda tezgah arkasına da geçiyordu.
Dalc Horst ise kabus olarak bilinen türden bir iblis atıydı. Bir zamanlar Karanlık Ordu'nun Mahşerin Dört Atlısı'ndan biri olan Sleip'in emrindeki seçkin birliklerin komutanlığını yapmıştı. Şimdiyse Fli-o'-Rys Genel Mağazası'nda hem sevkiyat hem de koruma ekiplerinin başındaydı; vakit buldukça dükkan işlerine de koşuyordu.
"Lanet olsun, çok özür dilerim..." diye mırıldandı kadın, devasa kılıç yığınının altından inleyerek. "Bu kadar kılıcı rahat taşırım sanmıştım..."
Ufak tefek aksilikler yaşansa da Fli-o'-Rys'deki işler her zamanki gibi tıkırında ilerliyordu.
◇Houghtow Şehri—Flio’nun Evi◇
O akşam Flio'nun evinde akşam yemeği yendikten sonra, minyon tipli bir kadın olan Charun elinde dumanı üstünde tüten bir çaydanlıkla salonda turlamaya başladı. "Lütfen çekinmeyin, yemeğin üstüne birinci sınıf çayımdan içmek isteyen var mı?"
Charun, vaktiyle Karanlık Ordu'ya hizmet eden bir büyücü tarafından yaratılmış büyülü bir bebekti; Calsi'im'in eşiydi. Calsi'im onu hurdaya çıkarılmış, kırık dökük bir halde bulup tamir ettirmişti. O günden beri yanından ayrılmamıştı ve şimdi Flio'nun evinde birlikte yaşıyorlardı.
Flio'nun evinin salonu, sıradan bir evin salonundan epeyce büyüktü. Sadece evdeki kalabalık nüfusu ağırlamakla kalmıyor, evin evcil hayvanı Sybe'ın doğal psiko-ayı formunda rahatça dolaşabileceği kadar büyük bir bölmeyi de barındırıyordu. Binanın dışarıdan görünen boyutuna kıyasla iç mekan, Flio'nun yaptığı bir büyü sayesinde kalıcı olarak genişletilmişti.
Salonun ortasında duran ve tüm ev halkının aynı anda yemek yemesine imkan tanıyan devasa masanın bir köşesinden, iskelet Calsi'im kemikli elini kaldırdı. "Bir fincan çayını alırım hanım!"
Calsi'im, eskiden İblis Hükümdarı Vekili olarak görev yapmış yaşlı bir iskeletti. Yaşlılığa yenik düşüp ölmüş, fakat Flio onu zombi olarak geri getirmişti. Şimdilerde emekliliğin tadını Flio'nun evindekilerle birlikte çıkarıyordu.
"Hemen getiriyorum Calsi'im!" dedi Charun, anında adamın yanına seğirterek. İnanılmaz bir hızla kocasının yanına varmasına rağmen adımlarından en ufak bir ses çıkmamıştı.
"Hayrola?" diye sordu Calsi'im, Charun'un çaydanlığına dikkatle bakarak. "Bu çaydanlığı daha önce kullandığını görmemiştim sanki?"
"Çok dikkatlisin Calsi'im!" diye karşılık verdi Charun. "Geçen gün Hi Izurulu bir tüccardan aldığım kyusu tarzı bir çaydanlık bu. Çay da Hi Izuru yöresine ait, hojicha derler. Bu özel yunomi fincanlarıyla içilmesi gerekiyormuş."
"Bak sen şu işe!" dedi Calsi'im, çene kemikleri neşeyle tıkırdayarak. "Tadına bakmak için sabırsızlanıyorum!"
Charun zarif fincanı Calsi'im'in önüne koyup çayı doldurmaya başladığı sırada, kızları Rabbitz pat diye ortama daldı. "Baba!" diye bağırdı Rabbitz. Kulaklarına varan bir sırıtışla kollarını iki yana açıp Calsi'im'in kafasına kuruldu, babasına sımsıkı sarıldı.
Rabbitz, Calsi'im ve Charun'un kızıydı; yarı iskelet yarı büyülü bebek olan, eşi benzeri görülmemiş bir varlıktı. Calsi'im pek iriyarı bir iskelet sayılmazdı ama Rabbitz hızla büyüyordu. Babasının neredeyse iki katı boyuna ulaşmış olmasına rağmen, en sevdiği tüneğe—Calsi'im'in kafasına—kurulmak için şekilden şekle girme huyundan vazgeçmiyordu.
"O ho ho!" diye güldü Calsi'im. "Y-Yine neşen yerinde bakıyorum Rabbitz?"
"Evet!" diye cıvıldadı Rabbitz.
"A-Ama biliyorsun!" diye araya girdi iskelet. "B-Bu huyun benim yaşlı boyun omurlarımı biraz zorlamaya başladı! A-Artık tepeme oturmak yerine yanıma oturmanı konuşsak mı acaba..."
"Evet!" Rabbitz dişlerini göstererek genişçe sırıttı, onayladı. Ancak oturduğu yerden kalkmaya hiç de niyeti var gibi görünmüyordu.
"R-Rabbitz babasını gerçekten çok seviyor, değil mi?" dedi Flio. Rabbitz'in yanaklarını Calsi'im'in kafatasına sürtüşünü izlerken yüzünde şaşkın ama sevimli bir tebessüm belirdi.
"Bana kalırsa biraz fazla seviyor," dedi Charun. Flio'nun yanına yaklaşıp önüne hojicha dolu uzun bir yunomi fincanı bıraktı.
"Teşekkürler Charun," dedi Flio ve çayından bir yudum alıp gülümsedi.
"Lafı gelmişken," diye söze girdi Charun. "Fli-o'-Rys Genel Mağazası'nda da bu tarz çayların satışına başladık, değil mi?"
"Ha, evet," diye yanıtladı Flio. "Hi Izuru'ya düzenli Büyülü Fırkateyn seferleri başladığından beri oranın tüccarlarıyla ticaret yapabiliyoruz. Şimdilik sadece Hi Izurulu tedarikçilerden toptan mal alıp dükkanımızda satıyoruz ama yakında bazı tüccarlar bizzat görüşmek için bizi ziyarete gelecek."
"Efendim!" Yemekten sonra mutfağı toplamakla meşgul olan Rys, bu sözleri duyunca koşarak salona geldi. "Hi Izurulu tüccarlar geldiklerinde malum şeyi de getirecekler mi?"
"Ha!" dedi Flio, ne demek istediğini anlayarak başını salladı. "Hi Izuru kıyafetlerinde kullanılan kumaşı diyorsun! Merak etme, taşıyabildikleri kadar çok getirmelerini söyledim."
Rys bu habere çocuk gibi sevindi. "Çok teşekkür ederim efendim! Geçen gün benim için aldığınız deneme kumaşıyla harika şeyler dikebildim. Daha fazlasını elde etmek için sabırsızlanıyordum!"
Flio biraz daha dikkatli bakınca, Rabbitz'in Calsi'im'in kafasına tünemiş halde giydiği kıyafetin Hi Izuru halkının giydiği kimonolara aşırı benzediğini fark etti. "Sakın bana..." dedi. "Rabbitz'in üzerindeki de o deneme ürünlerinden biri deme? Tanmono deniyordu sanırım o kumaşa..."
"Evet, ta kendisi!" dedi Rys, gururla göğsüne vurarak. "O kıyafeti ve daha pek çoğunu, iblis köyündekilerin giysilerini örnek alarak Hi Izuru kumaşından diktim!"
Sanki bu anı bekliyormuş gibi, Kora minik bacaklarıyla Rys'nin yanında bitti. Kora, bahsi geçen iblis köyünün reisi Ura'nın tek kızıydı. Annesi peri, babası iblis olan melez bir çocuktu. Aşırı utangaç ve çekingen bir kız olsa da Flio'nun evindekilere alışma konusunda epey yol katetmişti.
"Ş-Şey..." diye söze başladı Kora. Utangaç utangaç kıvranarak Flio'nun önünde kendi etrafında fırıl fırıl döndü, üzerindekini sergiledi. "R-Rys abla bana da bir kıyafet dikti!"
"Bak sen!" dedi Flio. "Üzerine çok yakışmış Kora!"
"E-Ehe he!" diye kıkırdadı Kora. "Teşekkür ederim! Size de çok teşekkür ederim Rys Hanım, bana böyle güzel bir kıyafet diktiğiniz için!" Hürmetle eğildikten sonra Ura ile Blossom'ın oturduğu tarafa doğru seğirtti. Yüzü domates gibi kızarmıştı ama mutlulukla gülümsüyordu. "Baba, anne! S-Şey... Flio Bey kıyafetimi övdü! Bana çok yakıştığını söyledi!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.