Johann Sachs, Norvelland ordusunda görev yapan bir albaydı.
Sigebert Siegfried ile aynı dönemde askere yazılmışlardı, üstelik yaşları da birdi. Ancak aralarındaki benzerlikler bundan ibaretti. Diğer tüm konularda birbirlerinin tam zıttıydılar.
Sigebert az konuşan, sert bir adamdı. Akılcı bir yaklaşımı vardı ve hedefine her zaman en kısa yoldan ulaşmak isterdi. Onun için en doğru rota, en kestirme olanıydı.
Sachs ise neşeli ve çenesi düşük biriydi. İyimser bir yapıya sahipti; hayattaki en büyük zevklerden birinin seyahat etmek olduğuna inanırdı.
Dışarıdan bakan biri bu dostluğu birbirine en yakışmayacak iki insanın ortaklığı olarak görebilirdi. Belki de tam anlamıyla zıt kutuplar oldukları için birbirlerini tamamlayacak ortak noktalar bulabiliyorlardı.
Biri akılcı, diğeri iyimser olunca, birinin rütbe basamaklarını diğerinden daha kolay tırmanması kaçınılmazdı. Ancak bu durum Sachs’ın umurunda bile değildi. Makam mevkide gözü olan, bunlara büyük anlamlar yükleyen bir adam değildi. Hatta sorumluluk almayı ayak bağı olarak görürdü.
İşte Sigebert, tam da böyle bir adamdan yardım istemeye karar vermişti.
Aslında bu olağandışı bir durum sayılmazdı. Sigebert ve Sachs arasında karşılıklı bir al-ver ilişkisi vardı. Sigebert, uzman olmadığı bir alanda bir iş aldığında hiç düşünmeden arkadaşının kapısını çalardı. Kendi başına kara kara düşünüp bir çözüm yolu bulmaya çalışmaktansa, bu çok daha pratik bir çözümdü. Zıt karakterde olduklarından, Sigebert’in beceremediği bir işin üstesinden Sachs mutlaka gelirdi.
Sigebert’in arkadaşına en çok ihtiyaç duyduğu anlar, genellikle sosyal ilişkiler gerektiren konulardı.
Yetiştirdikleri yeni yetmelerin eğitimi ya da yetenekli ama sorunlu askerlerin yola getirilmesi söz konusu olduğunda Sigebert meseleyi kaba kuvvetle çözmeye çalışırdı. Şiddet o an için durumu kurtarabilirdi ama kesinlikle kalıcı bir çözüm sunmazdı.
İşte böyle zamanlarda, insan ilişkilerinde usta olan Sachs devreye girerdi. Gelgelelim bu sefer durum farklıydı.
Hastaneye doğru yol alan arabanın içinde Sachs, ağzını doldura doldura esnedi. Çıkardığı ses şoförü ürkütmüş olacak ki dikiz aynasından Sachs’ı süzdü.
Bu seferki sorunlu çocuk bambaşka bir seviyedeydi.
Damarlarında ejderha kanı taşıyor, bir ejderha tarafından büyütülmüş ama aslında ünlü bir ejderha avcısı klanından geliyor... Üstelik henüz on altı yaşında bir kız çocuğu, öyle mi? Şaka yapıyor olmalılar.
Sachs, saçlarını karıştırma isteğine güçlükle engel oldu. Onca uğraşla jöleleyip şekil verdiği saçlarını bozamazdı. Ne de olsa genç kızlar üzerinde bırakacağı ilk izlenim son derece önemliydi. Zaten artık orta yaş sınırına dayandığından, dış görünüşüne ve uyandıracağı ilk intibaya sıradan bir adamdan çok daha fazla özen gösteriyordu.
Bu baş belası kızın adı Brunhild Siegfried’di.
Geçen ay Gümüş Ada’yı ele geçirme operasyonu sırasında kurtarılan kızın ta kendisiydi.
Sachs’ın yaptığı analize göre ortada dört büyük sorun vardı.
Birincisi, ejderha kanı meselesiydi.
Ejderha kanının ölümcül bir zehir olduğu, tene temas etmesi halinde bile insanı öldürme oranının yüzde doksandokuz civarında seyrettiği herkesçe biliniyordu. Ancak mucizevi bir şekilde hayatta kalınsa bile, bu durumun zihinsel becerilerde ciddi bir gerilemeye yol açma riski bulunuyordu. Bu yan etki, askeri personel, tıp çalışanları, akademisyenler ve araştırmacılar dışındaki insanlar tarafından pek bilinmezdi.
Sachs’ın tahminine göre kız, büyük olasılıkla böyle bir zihinsel hasar almıştı.
Başka türlü kendisini bir ejderhanın kızı olarak tanıtmasının hiçbir açıklaması olamazdı. Bu kendini tanımlama biçimi de ikinci sorundu. Gerçi geçmişte kurtlar tarafından büyütülen çocukların hikayelerini o da duymuştu. Belki de bu sıra dışı şartlar altında, insanın kendini bir canavarın evladı olarak görmesi o kadar da mantıksız değildi.
Üçüncü sorun ise şuydu: Aldığı bu vahşi eğitime tezat olarak, kızın damarlarında soylu Siegfried ailesinin kanı akıyordu. Akıl alır gibi değildi.
Üstelik kız, gücü ve yeteneğiyle dünyada eşi benzeri olmayan bir adamın öz evladıydı.
Yakın arkadaşın olabilirim ama sırf onunla iletişim kurmayı beceremiyorsun diye kendi kızının bakımını bana yıkmaya nasıl kalkarsın? O senin öz kızın! En azından onunla medeni bir şekilde konuşmayı dene! Siz baba kızsınız.
İşte bu yüzden Sachs, başı her zaman kalabalık olan Sigebert’i Brunhild uyanana kadar şehirde kalmaya ikna etmişti.
Brunhild gözlerini açtıktan sonra da Sigebert’i hastaneye, kızını görmeye göndermişti.
Aralarında nasıl bir konuşma geçtiğini bilmiyordu.
Ancak Sigebert hastaneden döndüğünde, o her zamanki asık suratlı ve soğuk ifadesiyle sadece şunu söylemişti: "Nafile. Onunla uğraşamam, uğraşmayı da reddediyorum. Onun için tek çözüm uyutulması."
Yahu, bu kadarı da fazla ama, değil mi? On üç yıldır onu hiç görmediğin için böyle davranıyor olabilirsin... Gerçi Siegfried ailesinin işleyişi düşünüldüğünde, bu muhtemelen onunla ilk karşılaşmandı. Yine de sen onun babasısın! Kendi çocuğun için nasıl uyutulmasını istiyorum dersin!
Normalde son derece sakin ve uysal bir adam olan Sachs, o an çileden çıkmıştı. Arkadaşına bağırıp çağırmış, hatta işi fiziki bir kavgaya dökmeye bile yeltenmişti.
Bunun üzerine Sigebert, Brunhild’i Sachs’ın üzerine yıkmaya karar vermişti. "Onu Aden’den çıkaran sendin, onun için gerçekten endişelenen de sensin. Nereden bakarsan bak, ona benden çok daha fazla babalık yaptın," demişti.
Sachs, özenle düzelttiği sakalını sıvazlayarak bu sözleri düşündü.
Bu yükü benim üzerime atıp sıyrılamazsın.
Johann Sachs, Sigebert Siegfried’i çok iyi tanırdı.
Dünya onu kahraman bir ejderha avcısı olarak bilirdi. Bu bir gerçekti; o olmasaydı Adenlerin fethi asla mümkün olamazdı.
Ancak Sachs’a göre Sigebert’in asıl gücü, insanı ve olayları okuma yeteneğinde gizliydi. O küçük göz bebekleri her zaman olayların perde arkasına, işin özüne dikilirdi.
Keskin sezgilerini bir silah gibi kullanarak askeriye basamaklarını tırmanıp en tepeye ulaşacağından şüphesi yoktu.
"Yine de Sigebert..." diye mırıldandı Sachs kendi kendine. "Sanırım hayatında ilk kez yanılıyorsun..."
Onu kurtaran ben olsam da, onun için endişelenip dursam da...
Sen onun babasısın, Sigebert.
Ben değil.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.