Sigebert hastaneden ayrıldı.
Planı, bir sonraki Cennet'in fethi için gün bitmeden bir liman kasabasına ulaşmaktı.
Ancak hastane bahçesinden kestirmeden geçerken siyah saçlı bir çocukla burun buruna geldi.
Çocuğun saçları ve gözleri Sigebert’la aynı renkteydi.
Henüz on yedi yaşındaydı.
Adı Sigurd Siegfried’di; Sigebert’ın oğluydu.
Sigebert oğlunun önünde durdu. Ama tek kelime etmedi.
Hayır, edemedi.
Sigebert insanlarla konuşmayı beceremezdi. Kimseyle kolay kolay laf açmazdı. Oğluna karşı da böyleydi ama bu seferki sessizlik çok daha farklı bir ağırlık taşıyordu.
Sigurd, merhum annesine fena halde benzeyen iri, siyah gözleriyle babasına hesap sorar gibi baktı.
Sigebert ne diyeceğini bilemedi. Ejderha kızıyla uğraşmak bile bundan çok daha kolaydı.
Sigurd beklemekten sıkılmış olacak ki söze kendisi girdi. "...Demek Brunhild’i görmeye gittin."
"...Gittim."
Sigurd ergenlik isyanlarının tam ortasındaydı, bu yüzden babasına asla saygılı bir hitapta bulunmazdı. Ama böylesi zaten daha iyiydi.
"Eve bile uğramadan doğrudan limana mı geçiyorsun?"
"...Öyle."
Sachs, ebeveyn ile çocuk arasında görünmez bir bağ olduğunu söylerdi.
Sigebert bunun doğru olduğunu düşündü. Ne zaman oğluyla konuşsa, nedense kelimeleri seçmekte normalden çok daha fazla zorlanırdı.
"Yani onu askeri kütüğe geçirip gözetim altına alıyorlar? Bir de rütbe mi veriyorlar?"
"...Öyle."
"Bana karşı hiç bu kadar düşünceli olmamıştın ama."
Sigurd da ordudaydı ve çavuş rütbesindeydi. Bu kadar genç biri için nadir görülen, yüksek bir rütbeydi ama başarılarında kayırmacılığın en ufak bir payı yoktu. İnsanlar genelde Sigurd’un Siegfried ailesinin yarattığı baskı sayesinde yükseldiğini düşünürdü. Oysa en azından aile reisi, oğluna ayrıcalık tanınması için hiçbir zaman en ufak bir baskı uygulamamıştı.
Sigurd er rütbesiyle başlamış ve çavuşluğa tamamen kendi tırnaklarıyla kazıyarak gelmişti.
Sigebert, oğlunun ne kadar çok çabaladığının farkındaydı.
Ama...
"...Askerliği bırak," dedi buz gibi bir sesle. "Ejderha öldürmek... sandığın kadar eğlenceli bir iş değil."
Sigurd babasına doğru bir adım attı. Kendini zor tutmasa babasının yakasına yapışacak gibi bir hali vardı. "Sana neler yapabileceğimi kanıtlamak zorundayım... Yoksa ejderha katili unvanını bana miras bırakmayacaksın!"
"Ne kadar çabalarsan çabala... Bu unvanı asla alamayacaksın... Balmung’u da... Sen alamazsın."
"Ben alamaz mıyım?"
Sigurd bu sözlerin ardındaki imayı hemen yakaladı. "Brunhild’e vereceğini söylemiyorsun herhalde..."
"...Olabilir."
"...Neden? On üç yıldır bu ailede esamesi okunmayan birine neden bunları veresin ki?" Sigurd öfkeden konuşamayacak raddeye gelmişti.
Sigebert ne diyeceğini bilemedi. Bu yüzden oğlunu arkasında bırakıp liman şehrine doğru yürümeye başladı.
"Askerliği bırakmayacağım!" diye haykırdı oğlu arkasından. "Ondan daha iyi olduğumu sana kanıtlayacağım! Bunu başardığımda ise...!"
Baba, oğlunun sesini duymazdan gelerek oradan uzaklaştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.