Norvelland İmparatorluk Ordusu’nun subayları uyuşukluktan kırılıyordu.
Çoğu, sabah istediği saatte uyanabildiği için geceleri baykuş gibi tünemeye alışmıştı.
Aynı zamanda tam birer züppeydiler; mesai saatlerinde ya resim çizer ya da şiir karalarlarmış gibi yaparlardı.
Sivil hayattan askerliğe geçenler erkenden kalkıp canla başla talim yaparken, subaylar aynı vakti günden güne şişen göbeklerini sıvazlayıp atıştırmalıklarını mideye indirerek geçirirdi.
Kimse de gıkını çıkarmazdı.
Subay dediğin aristokrasiden gelirdi. Onlara laf anlatabilecek tek kesim kraliyet ailesi, başpiskopos veya diğer soylulardı; ancak onlar da statükoyu korumayı ve kendi konforlarını her şeyin üstünde tuttukları için böyle bir şeye asla yeltenmezlerdi.
Görevine gerçekten sadık subaylar azınlıktaydı. Norvelland ulusunu ayakta tutanlar, Sigebert Siegfried ve Johann Sachs gibi adamlardı.
Siegfried hanesinin hizmetçileri de Brunhild’in sefa içinde bir hayat süreceğini varsaymıştı. Kendisine verilen teğmen rütbesinin de geçici ve zahmetsiz bir unvandan ibaret olduğunu düşünüyorlardı.
Brunhild Siegfried, tıpkı camdan bir biblo gibi görünüyordu.
Saçları platin rengindeydi, teni solgun, elleri küçücük ve parmakları incecikti. Dokunsanız kırılacakmış gibi bir hali vardı.
Kimse böylesine narin bir kızın kendi rızasıyla ağır antrenmanların altına gireceğini hayal dahi edemezdi.
O ise her sabah erkenden uyanıyor, kendi koyduğu disiplin kurallarına harfiyen uyuyor, vücudunu acımasızca hırpalıyor, bilgiye aç bir şekilde kitaplara gömülüyor ve erkenden yatağına giriyordu.
Uyumlu ve yumuşak başlı bir karakteri vardı. İnsansız bir adada büyüdüğüne inanılmayacak kadar başkalarına karşı düşünceliydi. Sadece hizmetçilerle arasını iyi tutmakla kalmıyor, onlara saygı göstermeyi de asla ihmal etmiyordu. Bu yüzden hizmetçiler de onun bu nezaketinin altında kalmamak için ellerinden geleni yapmaya can atıyordu.
Ancak tek bir isteğini yerine getiremiyorlardı.
Brunhild’in hizmetçilerden tek bir ricası olurdu.
“Babam Sigebert Bey’in şu an nerede olduğunu bana söyleyebilir misiniz lütfen?”
Eğer bilselerdi seve seve cevap verirlerdi... Ama bilmiyorlardı. Hanenin reisi Sigebert, çıkacağı seferin onu nereye götüreceğini kimseye söylememişti.
Genç kızın bedeni bembeyaz karlar kadar saf ve duru olsa da, gözlerinde sönmek bilmeyen bir ateş yanıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.