Yıldızlara Uzanan Sözler

Chinatsu, Nagisa ve bugün beraber geldikleri takım arkadaşlarının varlığını bir kez daha tüm kalbiyle hissetti.

Yumeka da burada olsaydı diye düşünmeye devam edeceği anlar muhtemelde gelecekte de olacaktı.

Fakat bunca zaman birlikte basketbol oynadığı tek arkadaşı Yumeka değildi.

"Sizler de yanımdasınız ya."

Chinatsu'nun ağzından dökülen bu sözleri duyan Nagisa, onun bu sefer kimleri düşündüğünü hemen anladı. Chinatsu'nun omzuna kolunu atıp gülümseyerek cevap verdi: "Tabii ki yanındayız, başka nerede olacaktık?"

"Eee, neden bahsediyorsunuz bakayım?"

"Hey, ikiniz kendi başınıza gençlik fantezilerine girmeyin öyle!"

Şaka yollu takılanlardan biri, Nagisa'nın omzuna yaslanarak kolunu diğerinin boynuna doladı.

"Dur, ağırsın! Hem çok sıcak!"

Şakalaşarak gülüşen takım arkadaşlarına kapılan Chinatsu da neşeyle kahkahalara boğuldu. Ellerindeki ışığın aydınlığında, dostlarının o dertsiz tasasız gülümsemeleri parlıyordu.

'Yalnız değilim. Herkes burada. Bu kadroyla, kesinlikle, önümüzdeki yıl...'

"Ah!"

O sırada Chinatsu bir şey hatırlamışçasına sesini yükseltti. Nagisa, Saya ve yanlarındaki diğer arkadaşları şaşkınlıkla ona döndü.

Chinatsu gözlerini kocaman açarak konuştu:

"Sahi ya, daha dilek tutmadım!"

Herkes ne kadar ciddi bir şeyi unuttuğunu merak ederken, meğer derdi sadece kayan yıldıza dilek tutmamış olmaktı. Onun bu halini gören Nagisa patladı:

"Haha, o zaman bir dahaki kayışında söylersin."

"Chinatsu'nun ne dileyeceğini hepimiz biliyoruz zaten."

Basketbol kulübü üyeleri neşeyle birbirlerine baktılar. Chinatsu üzerinden konuşuyorlardı ama aslında buradaki herkesin dilek dendiğinde söyleyeceği tek bir şey vardı.

Hepsi gökyüzüne bakıp o anı beklemeye başladı.

Derken bir ışık süzüldü gökyüzünde. Chinatsu ellerini birleştirdi. Söylediği şey bir 'dilek'ten ziyade bir 'yemin' gibiydi.

"Gelecek yıl, liseler arası şampiyonaya katılalım."

'Liseler arası şampiyona...'

Taiki, kalabalığın arasından kulağına çalınan bu kelimeyi zihninde evirip çevirdi.

'Chinatsu-senpai'nin hedefi gerçekten de bu.'

Geçen yaz, Chinatsu ulusal turnuvayı kaçırdığı için gözyaşları dökmüştü. Kendisi de ortaokul son sınıfa gelince, 'üç yılın sonu' denen şeyin sandığından çok daha büyük bir dönüm noktası olduğunu kavramaya başlamıştı.

'Ben de... daha çok...'

"Aaa, az önceki çok büyük değil miydi?!"

Hina parmağıyla yukarıyı işaret ederek bağırdı.

"Bayağı parladı."

Onu izleyen Kyo da onayladı. Duygularını pek belli etmese de gözleri her zamankinden daha fazla açılmıştı. Hina ise heyecanını tüm vücuduyla dışa vuruyordu.

"Harika değil mi? Dağlara falan gitmeden yıldızların böyle görülebileceğini hiç düşünmezdim."

Okulun çatısından görülebileceğini bilse bile, böyle bir etkinlik olmasa oraya şahsi olarak girmesi zordu.

Hina, Taiki'ye dönerek içten bir gülümseme sundu.

"Ortaokulun son yaz tatilinde güzel bir anı biriktirebildim. Teşekkürler!"

Yüzündeki o 'elden bir şey gelmez' diyerek kendini avuttuğu zoraki gülümseme uçup gitmişti. Taiki de gülümseyerek karşılık verdi.

"Evet."

Onların bir numaralı önceliği kulüp faaliyetleriydi. İlkokuldan beri başarılar kazanan Hina için de bu gerçek değişmeyecekti.

Fakat onlar daha on beş yaşındaydı.

Kulüp dışında da pek çok anı biriktirmek istiyorlardı. Her yaz gelişi ilkokulun havuzunu özlemek gibi ya da orta birdyken gidilen havai fişek festivalini yâd etmek gibi.

Arkadaşının dediği o 'İkisinden birini seçmek zorunda değiliz ki?' lafı doğruydu.

Yıldızlar birer ikişer akmaya devam ediyordu.

Bunu gören Hina aceleyle parmaklarını birbirine kenetleyip gözlerini yumdu. Sanki en başından beri kararlıymış gibi, hızlıca mırıldandı:

"Gelecek yıl hem ritmik jimnastikte şampiyon olayım hem de havai fişeklere, denize, havuza, kampa gideyim, bir sürü yaz anısı biriktireyim!"

Taiki, 'Ne kadar da açgözlüsün' diye dalga geçecekken vazgeçti.

"Haklısın. Açgözlü olmak lazım."

Taiki ellerini sertçe çırpıp birleştirdi.

Şimdikinden çok daha yükseği hedefleyebilmek için...

"Gelecek yıl, bu yıldan daha çok pişmanlık duyabileceğim kadar çabalayayım!"

"O nasıl dilek öyle... yoksa hedef mi demeliydim?"

"Yıldızlara dilek dilerken el çırpanı da ilk kez görüyorum..."

Hina "Burası Tapınak değil ki" diye takılırken, Kyo ise bıkkın bir tavır takındı.

"Ne olmuş yani, olamaz mı?"

Gaza gelmişti ama böyle söylenince bir an utandı. Taiki bu sefer ses çıkarmadan ellerini göğsünün önünde birleştirdi.

'Elimin uzanabildiği her bir şeye tek tek odaklanıp çabalamam yeterli.'

Acele etse de yapabileceklerinin bir sınırı olduğunu biliyordu. Uzun bir yol gibi görünse de sağlam adımlarla ilerleyecekti.

Ama hedeflediği yerin, 'Bunu nasıl olsa başarırım' diye korkakça seçilmiş bir yer olmasını istemiyordu.

'Elimin yetişmediği, yıldızlar kadar uzak hedefler koymak istiyorum.'

Hedeflemek bedavaydı sonuçta.

Taiki gökyüzüne baktı. Gözleri karanlığa alıştığından mı yoksa gece ilerlediğinden mi bilinmez, az önce pırıldayan yıldızlar şimdi daha büyük ve parlak görünüyordu.

Şu Vega, şu da Altair.

Samanyolu'nun iki yanından parlayan yaz yıldızları.

Taiki, yan yana duran insanların arasından Chinatsu'nun silüetine kısa bir bakış attı.

'Ve bir de, Chinatsu-senpai'ye...'

Asla sesli söyleyemeyeceği o dileği içinden fısıldadı.

'Şimdikinden birazcık bile olsa, ona yaklaşabileyim...'

Dua ettikten sonra kendi kendine gülümsedi.

'...Yok, vazgeçtim.'

Bunu kendi çabasıyla gerçekleştirmeye karar verdi. Her ne kadar şu an için bir yıldıza ulaşmak kadar uzak görünse de... Kendi kendine acı acı gülümseyip omuz silkti.

Gece rüzgarı esiyordu. Hâlâ nemli bir sıcaklık olsa da yağmur sonrası havaya bir serinlik karışmaya başlamıştı. Yazın tam ortasındaki rüzgarın tenindeki dokunuşu artık değişiyordu.

Güzel anılar biriktirilse de, zorlu bir engeli aşmış olsalar da, yazın bitişi her zaman hüzün vericiydi. Taiki, geçen mevsimin o hüznünü ciğerlerine kadar çekti.

Geleceği bekleyen gençlerin başının üzerinden küçük bir yıldız daha kayıp yok oldu.

Yaz tatili bitti ve ikinci dönem başladı.

Son gün gece yarısına kadar ödevlerle boğuşmuş, annesinden "Ortaokulun son yazında bile hiç değişmiyorsun" azarını işitmişti. Gelecek yıl da muhtemelen aynısını yaşayacağını hissediyordu.

Yazın sonu, her yıl öyle ya da böyle bir koşturmaca içinde geçip gidiyordu işte.

'Sonu diyoruz ama hâlâ her yer cayır cayır yanıyor.'

Taiki elini alnına siper ederek sabah güneşini engelledi. Yol kenarındaki ağaçların arasından süzülen gökyüzü, hâlâ yazın o canlı maviliğiyle uzanıyordu.

Derslerin başlamasına daha epey vakit varken Taiki okula doğru koşuyordu.

Lisenin kulüp antrenmanlarına katılmaya başladığından beri, sabahları bireysel çalışma yapabileceği söylenmişti. O yüzden herkesten önce gelip antrenman yapmaya karar vermişti.

Hâlâ pek çok eksiği olan biri olarak yapabileceği tek şeyi düşündüğünde; 'Herkesten daha fazla çalışmak' gelmişti aklına. Basit bir mantıktı ama finalde yanında olacak olan şey kesinlikle buydu. Üçüncü setin sonlarında ayakta kalıp kalamayacağı, o sağlamlaştırılmış temele bağlıydı.

Çok bariz bir gerçekti ki; badminton yıldızlara dilek dileyerek gelişmezdi.

Sonunda şansın senden yana olması için, her gün çabalamaya devam etmekten başka yol yoktu.

'Ah, neydi o... Edebiyat dersinde görmüştük sanki.'

Yolda yürürken Taiki, sınav öncesi kafasına tıktığı bilgilerden birini zorla geri çağırdı. Edebiyat öğretmeninin yazı tahtasına tebeşirle vura vura yazdığı o söz canlandı zihninde:

'Elinden geleni ardına koyma, gerisini kadere bırak.'

Kendisinin yapabileceği her şeyi adım adım, sabırla yerine getirecekti. O fırsat kapıyı çaldığında, onu galibiyete dönüştürebilmek için.

"Ah... Yusufçuk."

Yaya geçidinde durduğunda, bir kırmızı yusufçuk süzülerek önünden geçip gitti.

Ağustos böceklerinin sesleri hala duyuluyor olsa da, sabahın havasında sonbaharın o kendine has ferahlığı hissedilmeye başlamıştı. Sabah erkenden kalktığında, güneşin doğuşunun günden güne geciktiğini fark ediyordu.

Çok geçmeden rüzgar kuruyup serinleyecek, bir yerlerden mis gibi fulya kokuları gelmeye başlayacaktı. Sabah ve akşam antrenmanlarında teninin ürperdiği o zamanlar geldiğinde, mevsim o kısa sonbaharı bitirip kışa evrilecekti.

Taiki, sabah ışığının altında spor salonuna doğru koşmaya devam etti.

Mevsim ilerliyordu.

Duygusallığa kapılacak vakit bile bırakmayacak kadar baş döndürücü bir hızla, göz açıp kapayıncaya dek.

Spor salonunun önüne vardığında Taiki nefesini düzene sokarak ayakkabılarını değiştirdi. İçeri bir adım atmasıyla gözleri fal taşı gibi açıldı.

'Ah...'

Kimsenin olmadığını sandığı o sabahın köründe, spor salonunda bir karaltı vardı bile.

Basketbol topunun sekme sesi yankılanıyordu. Ayakkabıların zeminde çıkardığı o tiz gıcırtıyla birlikte.

Orada, sabah antrenmanı yapan Chinatsu duruyordu. Taiki ister istemez o yıldızlı gökyüzü altında fısıldadığı dileği hatırladı.

'Chinatsu-senpai'ye...'

'Şimdikinden birazcık bile olsa, daha çok yaklaşabilmek istiyorum...'

Gerçekleşti demek için belki çok mütevazıydı. Ama bu...

'Bir ortak nokta.'

Taiki bir adım daha attı. Kalbi, sadece koştuğu için değil, heyecandan hızlanmıştı.

Spor salonunun ikinci katındaki pencerelerden sabah güneşi süzülüyordu.

Şut çeken Chinatsu'nun silüeti, o ışık selinin içinde parıldayarak yükseldi.

Akşam okul dağılıp sınıf rehberlik saati bittiğinde, sınıfta kimse kalmamıştı.

O boşlukta tek başına oturan Kido Yumeka, elindeki kağıda bakıyordu. Sandalyesini arkaya doğru salladığında, küt kesiminden biraz daha uzamış siyah saçları gelişigüzel savruldu.

'Teslim tarihi... Yarın, ha?'

Yumeka, kağıdın üzerindeki 'Gelecek Planı Tercih Formu' yazısına ve bomboş duran kutucuklara boş gözlerle baktı. Normalde karakterini yansıtan o keskin bakışları, şu an ferini yitirmiş ve dalgınlaşmıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.