Yaz Bitmeden Hemen Önce

"Öff, ödüm koptu ya... Aniden ne bağırıyorsun!"

İngilizce kelime çalışan Taiki, hemen dibinden yükselen sesle irkilerek başını kaldırdı. Eli kaydığı için defterdeki K harfi satırın dışına taşmıştı.

Sınıf arkadaşı Hina, neredeyse oturduğu sandalyeden fırlayacak bir hâlde isyan ediyordu.

"Ama baksana, yaz tatili bitmek üzere! Bizim hâlâ ödevle falan uğraşacak vaktimiz mi var!?"

"Yaz tatili bitmek üzere olduğu için ödev yapıyoruz ya zaten."

Taiki'nin tam karşısında oturan Kyo, son derece sakin ve mantıklı bir cevap verdi.

Taiki, Hina ve Kyo; bugün kalan ödevleri bitirmek için etüt odasına gelmişlerdi. Taiki ve Hina'nın önünde dağ gibi ödev birikmişken, Kyo'nun önünde sadece tek bir kitap özeti kağıdı duruyordu.

"Ama bitmiyor işte, bitmeyecek!!"

Kyo'nun uyarısıyla birlikte Hina, azalacak gibi durmayan ödev yığınının üzerine kapandı. Sonra aniden başını kaldırdı ve gözlerinde garip bir kararlılıkla mırıldanmaya başladı.

"Büyüdüğümüzde, ortaokulun o son yaz tatilinde ne yapmıştık diye hatırladığımızda, sadece ödevlerin altında ezildiğimiz anılarımız mı olsun istiyorsunuz? Hayatta böyle şeylerden çok daha önemli meseleler yok mu?"

"Yani... Aslında haklılık payın var."

Hina gibi ucu bucağı görünmeyen bir ödev yığınıyla boğuşan Taiki de ister istemez benzer bir ifadeyle başını salladı. Kyo ise ikisine bıkkın bir bakış attı.

"Olayı amma büyüttünüz be..."

Hina abartılı bir şekilde iç çekip elini havaya kaldırdı.

"Ama her sene aynı şey! Turnuvaya kadar sadece antrenman yapıyoruz, turnuva bitince de tatilin bitmesine şurada birkaç gün kalmış oluyor... Hep aynı döngü!"

Hina, ritmik jimnastik kulübünün as oyuncusuydu. Geçen günkü turnuvada ülke dördüncüsü olmuştu ama bu başarı elbette öyle bir iki günlük çalışmayla elde edilecek bir şey değildi. Turnuva öncesinde sahip olduğu tüm zamanı antrenmanlara adamıştı.

Bu yüzden her yıl, yazın tadını çıkarmak hep en son plana atılıyordu.

"Evet, doğru söylüyorsun aslında."

Taiki, dert yanan arkadaşına bakıp acı acı gülümsedi. Badminton kulübünde olan Taiki ve Kyo, genelde jimnastik kulübüyle aynı spor salonunda antrenman yapardı. Yaz tatilinin ilk yarısında Hina'nın jimnastiğe ne kadar zaman harcadığına bizzat şahit olmuşlardı.

Aslında Taiki'nin de bu yazdan hatırladığı tek şey badminton antrenmanlarıydı.

'Ne tatile gidebildik, ne de yaz festivaline...'

"Haklısın, bu sene havai fişek gösterisine de gidemedik."

Taiki'nin aklından geçen yerel etkinlikleri Kyo da düşünüyor gibiydi. Ortaokul birinci sınıftayken bütün sınıf toplanıp gittikleri havai fişek gösterisini, geçen yıl ve bu yıl kulüp işlerinin yoğunluğu yüzünden kaçırmışlardı.

"Değil mi ya!"

Kyo'nun kendisine hak vermesini fırsat bilen Hina, heyecanla öne atılıp teklifini sundu.

"Baksanıza! Hazır vakit varken bir yerlere eğlenmeye gidelim!"

Taiki şaşkınlıkla gözlerini açtı.

"Nereye mesela?"

"Denize falan!"

"Hadi canım? Gidebilir miyiz ki?"

Taiki kafasını kaşıyıp bunun mümkün olup olmayacağını düşündü. Sadece kendileri gidecekse diye yakındaki plajları kafasında tartarken, Hina rotayı çoktan değiştirmişti.

"O zaman dağa gidelim!"

"Kızım, aklına gelen her yeri rastgele söylüyorsun resmen."

Hina, kendisine laf yetiştiren Taiki'ye aldırmadan neşeyle devam etti.

"Neresi olduğu fark etmez! Yaz hatırası biriktirebileceğimiz bir yer olsun yeter."

Hina'nın kafasında üçünün bir yerlere gideceği çoktan kesinleşmiş gibiydi. Taiki ve Kyo birbirlerine baktılar. Orta birden beri süregelen arkadaşlıklarından biliyorlardı ki, Hina bir kez bu moda girdi mi onu ikna etmek imkansızdı.

"İyi bari, o zaman önce üçümüzün de boş olduğu bir gün belirleyelim."

"Aynen öyle!"

Taiki öyle deyince, Hina hemen üzeri çıkartmalarla dolu ajandasını çıkarıp ağustos sayfasını açtı.

"Bakalım, neresi olsa ki? Bir de böyle yaz mevsimini hissettiren şeyler yemek istiyorum."

"Barbekü falan mı?"

"Erişte şelalesi."

Taiki ve Kyo'nun önerileri, Hina'nın hayalindekinden biraz uzaktı.

"Hayır ya, daha sevimli bir şeyler diyorum!"

Hina bir şey hatırlamış gibi akıllı telefonunu çıkardı.

"Hah, işte bu! Şundan yemek istemez misiniz!?"

Ekrandaki resmi ikisine gösterdi. Bu, ayı yüzü şeklinde yapılmış devasa bir kar helvasıydı. Üzerine çilek şurubu dökülmüş pembe ayıcığın etrafı meyvelerle dolup taşıyordu.

"Oha, çok büyük!"

Taiki resme bakıp kahkaha attı.

"Bunun hepsini tek başına mı yiyeceksin?"

"Tabii ki! Eğer canınız çekerse 'Hina-sama, lütfen bize de biraz verin' diye yalvarmanız lazım."

"Bunu yersen kesin beynin uyuşur..."

Kyo, önündeki kağıdı doldururken her zamanki mantıklı uyarısını yaptı.

Böylece gitmek istedikleri yerler ve yemek istedikleri şeyler hakkında konuşup fikir alışverişi yaparken zaman akıp gitti.

Doğal olarak, Taiki ve Hina'nın yanındaki ödev dağında en ufak bir azalma olmamıştı.

Öğleden sonra toplanan üçlü, saat beş sularında okuldan çıktı. Kyo, ailesinin bir şeyler sipariş ettiğini söyleyerek onlardan önce ayrılmıştı.

"A, Taiki, sen daha dönmüyor musun?"

Ayakkabılıktaki dışarı ayakkabılarını giyen Hina, Taiki'nin hâlâ okul terlikleriyle olduğunu fark etti.

"He, biraz daha vaktim var, biraz antrenman yapıp öyle dönerim."

Taiki spor salonunu işaret etti. Ödev dolu çantasının yanında bir de raket çantası getirmişti.

Ana girişe, geç öğleden sonranın güneş ışıkları ve ağustos böceklerinin sesi doluyordu. Hina bir süre Taiki'ye baktı, sonra bıkkın ama sevecen bir gülümsemeyle konuştu.

"Gerçekten tam bir badminton delisisin."

"Deli demene gerek yoktu sanki."

"Deli demezsek geriye sadece badminton kalıyor ama."

Hina "Ahaha" diye gülerek okulun dışına doğru yürümeye başladı. Yazlık üniformasının eteği hafifçe dalgalandı.

Binadan çıkan Hina, arkasına dönüp Taiki'ye seslendi.

"Gideceğimiz yeri iyice düşün bak! Yoksa deniz, dağ, havuz ve festivalin hepsini aynı güne sığdırırım ona göre!"

"Çok açgözlüsün ya!"

Taiki ona laf yetiştirip el salladı. Tam o sırada okulun zili yankılandı.

Okulda kalan Taiki, tek başına binadan çıkıp spor salonuna geçti.

Akşamüstü spor salonu normalden daha tenhaydı. En uçtaki sahada birkaç erkek voleybolcu antrenman yapıyordu, badminton kulübünden ise kimse yoktu.

Çoğu kulübün yaz turnuvaları bittiği için, akşamın bu saatlerine kadar okulda kalan öğrenci sayısı azdı.

Üstünü değiştiren Taiki, her sabah antrenmanında yaptığı gibi bir kutu tüy top getirdi. Isındıktan sonra boşta sallama hareketleri yaparken, gözü jimnastik kulübünün kullandığı alana kaydı.

Taiki, turnuva öncesinde başka hiçbir şeye bakmadan kendini jimnastiğe adayan Hina'yı hatırladı.

'Hina harika biri... Ulusal turnuvada dereceye girmeyi başardı.'

Ortaokulun son turnuvasında, o büyük baskı altında tüm yeteneğini sergileyebilmek sporcunun gerçek gücünü gösterirdi. İster jimnastik olsun ister badminton, asıl an sadece bir andan ibaretti. Kazananı sadece puanlar belirler, o ana kadar ne kadar emek harcandığına bakılmazdı.

Taiki raketini sıkıca kavrayıp duvarın önünde durdu.

"Ben de daha fazla..."

Bir tüy top alıp duvara vurdu. Geri seken topu karşıladı, sonra bir kez daha, daha hızlı bir şekilde vurdu. Vuruşları hızlandıkça, topun geri dönüş hızı da artıyordu.

'Daha ileri turlara çıkmak isterdim.'

Hızla geri dönen topu bu kez karşılayamadı, raketi havayı dövdü. Top yere düştü.

Taiki nefesini dışarı verdi ve raketinin ucuyla yerdeki tüy topu ustaca yukarı kaldırdı.

Spor salonunun zemini, zihnimde aydınlatılmış maç sahasının zeminiyle üst üste bindi. Son maçta... Eğer bir adım daha öne çıkabilseydim, eğer bir saniye daha hızlı hareket edebilseydim kurtarabileceğim bir sürü tüy top vardı. Özellikle file önünde çok fazla sayı kaçırdım. Hedef alındığımın farkındaydım ama rakibin saldırılarına alıştığımda puan farkı çoktan açılmıştı.

"......"

Taiki duvarda sektirme antrenmanına geri döner. Kendi vurduğu şutları durmaksızın geri karşıladı.

Maç sırasında insan kendini çok fazla kaptırıyor ve bittiği an, "Şunu şöyle yapsaydım daha iyi olurdu" hissi sel gibi üzerine çöküyor.

Bu pişmanlıklardan en azından birini bile kaçırmamak için, maçtan sonra hatalarla dolup taşan bedenini spor salonuna taşıyordu.

Maçın ertesi günü Taiki, önceki günle aynı saatte sabah antrenmanına geldi.

'Kaybettiğim için çok pişmanım... Ama...'

Gözyaşları akmadı.

Yaptığı hataları hatırlayarak antrenman yapmak acı vericiydi ama dışarı bağırmak isteyeceği türden şiddetli bir duygu uyanmıyordu.

Böyle bir durumdaki kendine dışarıdan bakarken, zihninden geçen tek şey geçen yıl gördüğü o manzaraydı.

'Ben, o zamanki Senpai kadar...'

Kimsenin olmadığı spor salonunda, topların saçıldığı sahada tek başına, o kişi durmadan basket atıyordu.

Bir üst sınıftaki Senpai, Chinatsu Kano.

Chinatsu-senpai basketbol kulübünün as oyuncusuydu ve Taiki onu ne zaman uzaktan görse, etrafı insanlarla çevrili şekilde gülen biriydi.

Fakat o an, yüzü pişmanlıkla buruşmuştu ve her iki gözünden yaşlar süzülüyordu.

Taiki güç vererek vurduğu şutu karşılamayı ıskaladı. Hafif bir sesle tüy top yere düştü.

'Ben de Chinatsu-senpai kadar...'

—Yenilgiye kahrolabiliyor muyum acaba?

Taiki önündeki duvara dik dik baktı. Durduğu an, vücudundan bir anda ter fışkırdı. Dışarıdan, yankılanan ağustos böceklerinin sesleri geliyordu.

Üç yıl boyunca varını yoğunu ortaya koyduğunu sanıyordu ama bu üç yıl biter bitmez canı daha çok badminton oynamak istemişti. Sanki maçın ertesi günü sabah antrenmanına gidiyormuş gibi hissediyordu.

'Lisede, çok daha iyi olmak istiyorum.'

Taiki içinden böyle mırıldandıktan sonra, bu yıl bir lise öğrencisi olarak yaz turnuvasına katılan Chinatsu'yu düşündü. Bakışlarını duvar boyunca yukarı kaydırarak oraya monte edilmiş basketbol potasına baktı.

'Lise kadın basketbolu... Eyalet elemelerinde ikinci olmuşlardı değil mi?'

Güçlü rakipleri Kagohara Akademisi ile karşılaşmışlar ve Inter-High şansını kaçırmışlardı. Ortaokul üçüncü sınıftaki maçtan farklı olduğunu bilse de Chinatsu'nun günlerini nasıl geçirdiğini merak ediyordu.

Ne zamandan beriydi acaba?

Beklenmedik anlarda, hep Chinatsu-senpai'yi düşünür olmuştu.

"Ah be, acaba hiç ortak noktamız yok mu?"

Taiki elinde raketle olduğu yere çömeldi. Chinatsu lise birinci sınıf basketbol kulübündeydi, kendisi ise ortaokul üçüncü sınıf badminton kulübünde. Ortaokul ve lise birleşik olduğu için bazen onu görüyordu ama hepsi o kadardı.

Aradaki mesafeyi bir kez daha iliklerinde hissedince, Taiki bu hayal kırıklığını üzerinden atmak istercesine ayağa kalktı.

"Şimdi tek çare antrenman!"

Kendini cesaretlendirmek için bağırdığında, arkadan bir ses yükseldi.

—Hey, spor salonunu kapatıyoruz!

Arkasına baktığında, kapıda badminton kulübü danışman hocasını gördü.

"Eh, şey, saat o kadar oldu mu ya!?"

Fark ettiğinde spor salonunun içi iyice kararmıştı. Taiki şaşkınlıkla etrafına bakındı. Bir ara orada olan birkaç voleybolcu da gitmişti, bir tek kendisi kalmıştı.

"Özür dilerim! Hemen topluyorum!"

Taiki etrafa saçılan tüy topları toplayıp sepete koydu. Pencerelerin kilitlerini kontrol eden Sensei, toparlanmayı bitiren Taiki'ye seslendi.

"Inomata. Haftaya lise oyuncularıyla ortak antrenman yapabileceğiz, katılmak istersin değil mi?"

Diğer üçüncü sınıflara yarın söyleyeceğini ekleyerek, yanına dönen Taiki'ye baktı.

"! Evet! Tabii ki!"

Taiki, Sensei'nin sözlerini duyunca gözleri parladı.

'Lise antrenmanı!'

Eimei'de ortaokul kulüp faaliyetleri bittikten sonra lise antrenmanlarına katılmak yaygın bir durumdu. Yaz tatili bittikten sonra başlar diye düşünen Taiki, beklediğinden erken gelen bu başlangıçla heyecanlandı.

Üst sınıflarla yapılacak daha üst seviye antrenmanların başlayacak olması, turnuva sonrası o huzursuz duyguları taşıyan Taiki için bulunmaz nimetti. Spor salonundan çıkarken bile canı badminton oynamak istiyordu.

'Aynı saatteki antrenmanda...'

Yaz akşamının alacakaranlığında okul kapısına doğru hafif adımlarla koşarken, Taiki düşünüyordu.

'Kadın basketbol takımı da orada olmaz mı acaba?'

Gece renklerine bürünmeye başlayan gökyüzüne bakan Taiki, orada parlayan küçük bir yıldız gördü.

"Buranın festivali ne zamanmış?"

"Şey, on altı ağustos... Çoktan bitmiş."

Hina'nın parmağıyla işaret ettiği yaz festivali sayfasında Taiki aşağı doğru kaydırdı. Ancak etkinlik tarihi çoktan geçmişti. Gözlerine kestirdikleri beşinci festival de sona ermişti.

"Yaa, yakında hiç kalmamış ki!"

Çalışma masasının sandalyesine oturan Hina, arkasına doğru yaslandı. Tekerlekli bir sandalyeydi ama o muazzam esnekliği ve denge duygusuyla hiç sarsılmadı.

Etüt odasındaki ders çalışma buluşmasından birkaç gün sonra Taiki, Kyo ve Hina; okulun yakınındaki Taiki'nin evinde toplanmışlardı.

İngilizce kelime yazma ödevi her zamanki gibi yarım kalmış bir halde, bilgisayarı açmış yakınlardaki etkinlikleri arıyorlardı.

"Yaz festivali dışında bir şey de olur, değil mi?"

Masa ile yatak arasına oturan Kyo, abartılı bir şekilde hayıflanan Hina'ya seslendi. Kyo böyle söyleyince Hina hışımla doğruldu.

"Ama elma şekeri, yakisoba, takoyaki ve krep; hepsini aynı anda yiyebileceğin tek yer festivaller!"

"O da doğru... Tabii."

Kyo bile Hina'nın bu hararetli savunmasına hak vermek zorunda kalmıştı.

"Yaz gibi hissettirecek bir etkinlik, ha..."

Yarı eğilmiş halde bilgisayarı kullanan Taiki ayağa kalktı ve masadaki arpa çayı bardağını eline aldı. Buzları çınlatarak içtikten sonra düşünceli bir ses çıkarıp kafasını yana eğdi.

"Denize falan gitmemiz de pek gerçekçi değil."

Uzak bir yere gitmek gerekirse, birimizin velisinin eşlik etmesi gerekir. Bayram tatili bitmiş olan ebeveynlerimizin aniden programlarını bize uydurması zor, masrafları da onlara yıkmış oluruz.

Rahatça gidilebilecek yakınlardaki etkinlikleri aradılar ama havai fişek gösterileri ve tapınak festivalleri bu civarda çoktan sona ermişti.

Sandalyesinde dönüp duran Hina söze girdi.

"Zaten yemekten konuşunca karnım acıktı."

"Ah, getireyim mi bir şeyler?"

Taiki mutfakta ne olduğunu düşünerek kalkmaya yeltendi ama Hina başını salladı.

"Gerek yok. Markete gidip alalım!"

Yemek istediğim bir dondurma var, diyerek Hina sandalyesinden fırladı. Kyo da çantasını omzuna atıp ayağa kalktı.

"Benim de fosforlu kalemim bitti, giderken alırım."

Odada ayağa kalkan ikiliyi görünce Taiki de "O zaman..." diyerek cüzdanını, akıllı telefonunu ve evin anahtarını cebine tıktı.

Giriş kapısından adımını atar atmaz, ısınmış hava her yerini sardı. Göz alıcı güneş ışığı altında duvarların ve elektrik direklerinin gölgeleri net bir şekilde yere düşüyordu.

"Çok sıcaakk!"

Hina çığlık atar gibi bağırdı ve sandaletli ayaklarıyla yola çıktı. Asfaltın sıcaklığı olduğu gibi yukarı yükseliyor, yanaklarına çarpıyordu.

"Ovv, hava ne kadar sıcak böyle. Dondurmayı eve getirene kadar erir bu, değil mi?"

Evin anahtarını çevirdikten sonra Taiki de içerisi ile dışarısı arasındaki bu keskin fark karşısında şaşırdı. Saat 16:00 sularıydı ama mavi gökyüzünden vuran güneş hala çok güçlüydü, öğle vaktinden farksızdı.

"O zaman elden bir şey gelmez, dondurmayı alır almaz hemen yiyeceğiz! Eve götüreceğimiz abur cuburları da ayrıca alırız~"

Fırsatçılık yapıp atıştırmalık miktarını artıran Hina'ya bakıp Taiki kahkahayı patlattı.

"Elden bir şey gelmezmiş... Hina, zaten başından beri niyetin buydu değil mi?"

"Hiç de bile. Tamamen mecburiyetten."

Yürümeye başlayan Hina, eliyle siperlik yapıp tepelerinde uzanan masmavi gökyüzüne baktı.

"Hava bu kadar sıcakken, dondurma yeme keyfine de izin verilmeli herhalde."

Normalde ritmik jimnastik performansını etkilememesi için Hina yediklerine dikkat ederdi. Turnuvalar bittiği için bu yaz tatili onun için kısa süreli bir ödül dönemiydi.

"Dondurmaya çoktan karar verdim ama diğer abur cuburlar ne olsa acaba! Tuzlu bir şeyler kesin olmalı, sonra kurabiye tarzı ve... Hatta market tatlılarına mı dalsak?!"

"O kadarı fazla kaçar."

Heyecanlı Hina'nın aksine Kyo her zamanki gibi sakin bir karşılık verdi.

Üçü havadan sudan konuşarak yerleşim bölgesinde ilerledi ve tren istasyonuna doğru yaklaştılar. Tapınağın yanından geçerken ağustos böceklerinin koro halindeki sesi iyice yükseldi.

Muhtemelen havuzdan dönen, ellerinde renkli naylon çantalar taşıyan ilkokul öğrencileriyle karşılaştılar. Biraz arkalarından ise güneş şemsiyesi açmış, anneleri olduğu anlaşılan iki kadın yürüyordu.

Yanlarından geçip gittikten sonra Hina omzunun üzerinden geriye bakıp mırıldandı.

"Ne güzel, havuz... Higashimachi İlkokulu'nun öğrencileri mi acaba?"

"Öyle galiba. Yanılmıyorsa yaz tatilinde halka açıyorlardı."

Hayal ettiği an, havuz suyunun serinliği zihninde canlandı. Ortaokulda da yüzme dersleri vardı ama yaz tatilinde havuzda yüzmek denince akla hep ilkokul gelirdi.

Güneşten ısınmış havuz kenarında çıplak ayakla yürümenin hissi, deniz gözlüğünün ardından suyun içinde görülen ışık, yüzme bittikten sonraki o uykulu vücut ve klor kokusu...

"Ah, şu an hemen içine atlamak istiyorum!"

Taiki bağırınca arkadan hafif bir gülüşme sesi duyuldu. Az önce yanlarından geçen iki anne hala yakınlardaymış. "Ortaokul öğrencileri mi acaba?", "Ne kadar enerjikler..." diyerek gülümseyerek konuşuyorlardı.

"Öğğ!"

"Bak, sana gülüyorlar işte."

Hina elini ağzına götürüp kahkahayı patlatmamak için kendini zor tutarak konuştu. Yolun ilerisinde marketin tabelasını görünce zıplaya zıplaya koşmaya başladı.

"Ben önden gidiyorum! Sizinle beraber yürüdüğüm sanılırsa çok utanırım."

"Ha? Hey, bekle!"

Refleks olarak Taiki de Hina'nın peşinden koştu.

"Olamaz, bu sıcakta gerçekten koşuyorlar mı?"

Koşmaya başlayan Hina ve Taiki'nin ardından Kyo da bıkkın bir tavırla hafif koşuya geçti.

En yakındaki market pek uzak sayılmazdı ama bugün sanki koca bir çölü koşarak geçmişler gibi hissettiriyordu. İçeri girdiklerinde, sertçe çalışan klimanın etkisiyle terleri bir anda soğudu.

"Oh be, serinlik!"

Taiki, tişörtünün yakasını sallayarak vücuduna hava gönderdi. Kyo kırtasiye raflarına, Hina ise anında dondurma reyonuna yöneldi.

"Bakalım... Ah, işte bu! Harika değil mi? Kalorisi ve şekeri bu kadar azken şu boyuta bak!"

"Hadi canım, harbi öyleymiş. Ben de mi ondan alsam? Ama bak bu da vazgeçilecek gibi değil..."

Dondurucu bölmesine eğilip bakan Taiki, ciddi bir ifadeyle iyice düşündükten sonra nihayet bir tanesinde karar kıldı. Elinde bir kalemle gelen Kyo ise çoktan karar vermiş olacak ki, bir kap dondurmayı şak diye seçip aldı.

Ödemeyi yaptıktan sonra, marketin çatısının gölgesinde üçü dondurmaların paketlerini açtı.

"Immm, nefis!"

Külahlı vanilyalı dondurmadan kocaman bir ısırık alan Hina'nın yüzünde güller açtı.

"Ohhh, kendime geldim resmen."

İçecek ve atıştırmalık dolu poşeti koluna takan Taiki de çubuklu dondurmasını ağzına attı. Dişlerine serin ve tazeleyici bir his yayıldı.

Yol kenarındaki ağaçlardan ağustos böceklerinin cırıltısı kesilmeden yankılanıyor, marketin önünden gelip geçen araba ve bisiklet sesleri buna karışıyordu.

Gökyüzü hala aydınlıktı ama havada yazın o geç öğleden sonrasına has hafif bir rehavet süzülüyordu.

"Hadi ya, haftaya okul açılıyor."

Kenarından erimeye başlayan dondurmayı yalayan Hina dert yandı.

"Biz böyle yaparken ortaokulun son yazı bitip gidiyor~"

Kyo hiç acele etmeden dondurmasını kaşıklayarak Hina'ya cevap verdi.

"Gerçi 'son' desen de seneye de aynı okulda olacağız."

"Öyle ama mesele o değil ki."

Küsmüş gibi bir ifade takınan Hina omuz silkti. Yolun ötesine, binaların üzerine doğru bakarak mırıldandı.

"Hani bir dönüm noktası gibi... Üç yılın bir sonu gibi yani."

Yanında duran Taiki hafifçe gözlerini açarak ona döndü.

"Hina..."

Taiki ciddi ifadesini bozmadan şaka yollu devam etti.

"Sen 'dönüm noktası' gibi kelimeleri bilir miydin ya?"

Abartılı bir şekilde etkilenmiş gibi yapan Taiki'nin omzuna Hina bir yumruk indirdi.

"O kadarını ben de biliyorum herhalde!"

"Dikkat et, dondurma düşecek!"

Taiki sağ elindeki dondurma çubuğunu düşürmemek için dengesini kurmaya çalıştı. Telaşla geri kalanını ağzına attı.

Dışarıda yenen dondurma göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Ağzında kalan o soğukluk ve tatlılığın tadını son bir kez çıkarırken Taiki dondurma çubuklarını poşete koydu.

"Çöpleri atıp geliyorum."

"Sağ ol!"

"Eyvallah."

Üçünün dondurma paketlerini toplayıp Taiki tekrar içeri girdi. Kahve makinesinin yanındaki çöp kutusuna çöpleri ayırarak attı.

'Ortaokulun son yazı, ha...'

Taiki kafasında Hina'nın sözlerini tartıyordu. Aynı liseye sınavsız geçiş yapacak olan kendileri, muhtemelen seneye de bu senekinden farksız bir şekilde beraber takılacaklardı. Belki de "son" diye bu kadar büyük düşünmeye gerek yoktu.

'Ama yine de güzel bir anı olsun istiyor insan.'

Düşünürken başını kaldıran Taiki, tam önünde asılı duran posteri fark etti.

"Aa..."

Çöp kutusunun üzerindeki duvarda birkaç etkinlik ilanı asılıydı.

Bir şarkıcının konser tarihlerinin yazdığı posterin yanında, uçsuz bucaksız yıldızlı bir gökyüzü uzanıyordu. Mavimsi parlayan çizgilerle birleşen yıldızlar takımyıldızlarını oluşturuyordu.

"Planetaryum..."

Bu, bir alışveriş merkezinin içindeki planetaryumun reklamıydı.

"Taiki, ne yapıyorsun orda?"

Hemen döneceğini düşündükleri Taiki bir türlü çıkmayınca Hina otomatik kapıyı tekrar açtı. Ardından Kyo da içeri girdi.

Arkasına gelen ikiliye dönen Taiki seslendi:

"Hey, buna ne dersiniz?"

Duvardaki posteri işaret etti.

"Neye? Planetaryum mu?"

"Yaz tatiline özel bir etkinlik yapıyorlarmış, hem yer de uzak değil."

Planetaryumun yanındaki kafede kar helvası ve takoyaki gibi yaz festivali temalı menüler de varmış. Gerçek festival tezgahları gibi olmasa da o atmosferi yaşatacak gibi duruyordu.

Postere bakınca Hina'nın yüzünde bir neşe belirdi.

"Aaa, gitmek istiyorum!"

"Serindir hem, güzel olur."

Hina ve Kyo da lacivert baskılı postere bakıp birbirlerine kafa salladılar. Taiki akıllı telefonunu çıkarıp en yakın istasyondan planetaryumun olduğu yere ne kadar sürede gidileceğine baktı.

"Hina, yarın kulüp var mı? Badminton antrenmanı çıkışı toplanıp gidebilir miyiz?"

"Akşamüstü olursa her türlü uyar!"

"Kyo? Senin planın var mı?"

"Yok, haber verirsem gidebilirim herhalde."

Üçü de vakit bulabileceklerini anlayınca konu çabuk kapandı. Planetaryumun son seansına rahatlıkla yetişebilirlerdi.

"O zaman yarın! Saat 16:00'da istasyonda buluşuyoruz!"

Taiki, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle haberi verdi. Uzun süredir üzerine çöken ve önünü görmesini engelleyen o bulutlu mesele, sanki bugünkü gökyüzü gibi aniden açılıp aydınlanmıştı.

Ertesi gün kulüp antrenmanı bittikten sonra istasyonda buluşan üçlü, planetaryumun bulunduğu alışveriş merkezine doğru yola koyuldu. Obon tatili bitmiş olsa da merkez, hâlâ yaz tatilinin tadını çıkaran gençlerle dolup taşıyordu.

"Ama gerçekten çok iyi oldu ya! Son dakikaya kaldı ama yaz tatili bitmeden bir yerlere gezmeye gidebildik."

Üzerinde yazlık üniforması ve omuzunda antrenman çantasıyla Hina, klimalı binanın içinde hafif adımlarla ilerliyordu.

"O marketin o köşesine o posteri asan dükkan sahibi, çok teşekkürler!"

"Bana değil mi yani? Sonuçta ben buldum!"

Hina'nın alakasız bir yöne doğru ellerini birleştirip şükrettiğini gören Taiki, dayanamayıp lafı yapıştırdı.

Üçü birlikte yönlendirme tabelasını kontrol ettikten sonra planetaryumun olduğu katı hedefleyerek yakındaki yürüyen merdivene bindiler.

"En son ne zaman planetaryuma gittim acaba?"

Taiki, iyice silinmeye yüz tutmuş anılarını tazelemeye çalıştı. O zamanlar gözüne çok büyük görünen o kubbe, yukarı baktığında sanki gerçek bir yıldız gökyüzü üzerine serilmiş hissi verir, onu heyecanlandırırdı.

Taiki'nin mırıldanışını duyan bir alt basamaktaki Hina sordu:

"Okulla teknik geziye gitmemiş miydik sanki?"

"Ha, sahi ya, kız kardeşimler de gitmiş olabilir."

Kyo, sanki bir şeyi hatırlamış gibi Hina'nın arkasından mırıldandı.

"Değil mi! Ay ne nostaljik oldu şimdi."

Arkasına dönüp cevap veren Hina, neşeyle o günleri anımsadı.

"Geziden sonra canım gerçek yıldızları görmek istemişti de gece evin bahçesinden gökyüzüne bakmıştım. Ama topu topu bir iki tane yıldız bulabilmiştim... O da sanırım yaz aylarıydı."

Katlar yükseldikçe Hina'nın heyecandan kalbi küt küt atıyordu.

"Yıldızlara bakmayalı gerçekten çok uzun zaman oldu. Çok heyecanlıyım!"

Hina tam keyifle böyle bağırdığı sırada her şey değişti.

"A, o da ne..."

Planetaryumun olduğu kata çıkan yürüyen merdivenden inen Taiki, ileride bir kalabalık biriktiğini fark etti.

"Şurası... Planetaryumun girişi, değil mi?"

"Olamaz. Bir uğultu mu var ne?"

Yaklaştıklarında, bir görevlinin ellerini havaya kaldırarak konuştuğunu gördüler.

"Özür dileriz! Bugün teknik bir arıza nedeniyle—"

Taiki ve arkadaşları gibi oraya gelen diğer müşteriler de şaşkınlıkla birbirlerine bakıyordu. Kalabalığın arasından görevlinin sesi tekrar yükseldi:

"Geçici olarak kapalıyız!"

"Neeeee?!"

Taiki ve Hina aynı anda bağırırken, Kyo'nun da gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Olamaz..."

Hina sendeler gibi bir iki adım geri gitti. Taiki ise dehşet içinde haykırdı:

"Nasıl yani?! Tam da bugünü mü buldu?!"

"Bir saat önce duyuru yayınlamışlar... Zamanlama çok kötü."

Akıllı telefonundan web sitesine bakan Kyo, acı bir ifadeyle mırıldandı. Hina, boynu bükük bir şekilde olduğu yerde kalakalmıştı.

"......"

"Hina... İyi misin?"

Sessizliğe gömülen Hina'nın yüzüne Taiki endişeyle baktı. Başını öne eğmiş olan Hina, yüzünü kaldırdığında yüzünde durumu geçiştirmeye çalışan acı bir gülümseme vardı.

"Öf ya, berbat bir durum! Olacak iş mi şimdi bu?"

Abartılı bir şekilde omuzlarını düşürdükten sonra mırıldandı:

"Ama makine bozulduysa elden bir şey gelmez tabii."

Öylece dönüp gitmeye gönülleri el vermeyince, öylesine yakındaki bir banka yan yana oturdular. Önlerinden, tıpkı kendileri gibi yerin kapalı olduğunu öğrenip şaşkınlıkla dönen insanlar geçiyordu.

"Neyse, bu da bir anı sayılır sonuçta."

Dizlerinin üzerine koyduğu antrenman çantasına sarılan Hina, gülerek konuştu.

"Her yıl hep kulüp antrenmanlarıyla bitip gidiyor yaz. Ortaokul son sınıftayız diye en azından bir anı biriktireyim diye acele ediyordum ama... Yine de,"

Hina acı bir gülümsemeyle çantasının üzerine yaslanıp elini çenesine koydu.

"İleride hatırladığımızda belki bugüne de güleriz."

"......"

Yanında oturan Taiki, Hina'nın profilini sessizce süzdü.

Her yıl ulusal turnuvalara katılan Hina için yaz tatilinin ilk yarısı, antrenmanların en yoğun olduğu dönemdi. Çevresindekiler ona seslense bile duymayacak kadar konsantre olduğu zamanlar çok olurdu.

Tüm ruhunu ortaya koyduğu o yaz turnuvaları bittiğinde ise tatil çoktan yarılanmış olur, "onu da yapacaktım bunu da yapacaktım" diye telaşla bir şeyleri araya sıkıştırmaya çalışırdı.

'Ortaokulun son yaz tatili olmasına rağmen demek...'

Taiki, çalışma grubundayken Hina'nın attığı çığlığı hatırladı.

En azından ortaokulun sonunda yaza yakışır bir anı... Öyle düşünerek gidilebilecek etkinlikler aramış ve bugün nihayet o özlenen anıyı yaratabileceklerini sanmışlardı ama her şey boşa çıkmıştı.

Yaz tatilinin bitmesine sadece beş gün kalmıştı.

Hafta içi havai fişek veya festival düzenlenen bir yer yoktu; gündüzleri ise antrenmanları olduğu için bütün gün gezebilecekleri bir vakitleri de kalmamıştı.

Temmuz sonundaki karne gününde o kadar çok olduğunu sandıkları tatil, her günü koşturmacayla geçerken ellerinden kayıp gitmişti.

Hina omuz silkti.

"Kulüp yerine gezmeyi ön plana koyabilirsin deseler bile, ben o yolu seçmem zaten."

Bu sözler Taiki'ye de çok tanıdık geliyordu. Kimse onları antrenman yapmaya zorlamıyordu. Kendileri istedikleri için, daha iyi olmak istedikleri için zamanlarını buna harcıyorlardı.

'Ama yine de...'

Hina neşeyle durumu kabullenmiş gibi konuşsa da, Taiki bu sözlerin altında kendine "elden bir şey gelmez" diye telkinde bulunan o buruk hissi fark edebiliyordu.

"Şu andan itibaren bile anı biriktirebiliriz aslında."

Yanında oturan Taiki ayağa kalktı ve doğrudan Hina'ya döndü.

"Ha?.."

Hina şaşkınlıkla Taiki'ye baktı. Taiki'nin yanında oturan Kyo da yüzünü Hina'ya doğru çevirdi.

"Zaten ikisinden birini seçmek zorunda değiliz ki. Kulüp mü, gezmek mi diye bir ayrım yok."

Hina bunu duyunca bön bön bakakaldı. Sonra ikisinin yüzüne sırayla baktı ve yavaşça başını salladı.

"...Öyle ya. Evet, haklısın!"

Yüzü gözle görülür bir şekilde aydınlanmıştı. Hina da çantasını omuzuna takıp hırsla ayağa fırladı.

"Tamam! Burada oturup durmanın alemi yok, hadi bir yerlere uğrayalım!"

"Aynen. Karnım da acıktı zaten."

Taiki başıyla onayladı, Kyo da banktan kalktı. Üçü birlikte birinci kattaki fast food restoranına gitmeye karar verdiler.

Yürümeye başlayan Taiki'nin gözleri, planetaryumun önünden uzaklaşan bir karaltıya takıldı.

'O da neydi... Az önceki...'

Yan yana yürüyen iki kızdan biri, bir anlığına Chinatsu Senpai gibi görünmüştü. Omuzlarında sallanan pürüzsüz saçlar, iri ve parlak gözler.

Omuzunun üzerinden geriye dönüp baktığında sadece arkasını görebildi ve o da hemen kalabalığın arasında kaybolup gitti.

'Yanlış gördüm herhalde.'

Yanında birlikte yürüdüğü kişi tanımadığı bir kızdı, muhtemelen ona benzeyen bir yabancıydı diye düşündü Taiki.

"Hey, bırakıyoruz seni bak!"

Adımları yavaşlayan Taiki'yi, yürüyen merdivenin önünde Hina ve Kyo bekliyordu.

"Ah, kusura bakmayın."

Taiki koşar adım ikiliye yetişti.

Planetaryum tesisinin girişinden uzaklaşırken Chinatsu, yanındaki arkadaşına döndü.

"Özür dilerim Karen. Seni ta buralara kadar çağırdım ama planetaryum kapalıymış."

Karen denen kız, uzun siyah saçlarını savuran dünya güzeli bir genç kızdı. İnce ve uzun fiziğiyle, son moda kıyafetleri kusursuzca taşıyordu. Bu çok doğaldı; çünkü o bir yandan eğitimine devam ederken bir yandan da modellik yapıyordu ve dergilerde boy göstermesi işten bile değildi.

İkisi yan yana yürürken yoldan geçenler istemsizce onlara dönüp bakıyordu.

"Hiç sorun değil. Seninle yemek yiyebilmek bile yetti bana."

Mahcup bir tavırla konuşan Chinatsu’ya, Moriya Karen içtenlikle karşılık verdi. Ardından omuzunun üzerinden planetaryumun tabelasına baktı.

"Yine de, senin beni planetaryuma davet edeceğin hiç aklıma gelmezdi Chi-chan."

Anaokulundan beri arkadaşı olan Karen, geçmişteki anılarını tazeledi.

"Ah, ama hatırladım da, küçükken kendi kafana göre tuhaf takımyıldızları uydururdun değil mi?"

Gece gökyüzünü dalgın dalgın seyrettiği zamanlarda Chinatsu, aniden bir yıldızı işaret eder ve kendi uydurduğu takımyıldızını anlatıverirdi.

"Ahaha, evet, öyle bir şey vardı."

Chinatsu özlemle gülümsedikten sonra çantasından bir kitapçık çıkardı.

"Astronomi kulübünden bir arkadaşım buradaki etkinliğin güzel olduğunu söylemişti, ben de bir bakmak istedim."

Planetaryumdan satın alınabilen broşürde, yaz gecesi gökyüzünde görülebilen yıldızlar ve onların efsaneleri yazıyordu. Bir de ağustos ayında gözlemlenebilecek olan meteor yağmurları.

"Yakında okulda da gökyüzü gözlem etkinliği yapılacak."

"Hadi ya, eğlenceli görünür!"

Karen, başka bir okulun etkinliklerini duyunca gözleri parladı. Sonra omuz silkerek dert yandı.

"Kengo bu konulardan hiç bahsetmiyor ki..."

Karen’in "Kengo" dediği kişi, ilkokuldan beri kopamadığı çocukluk arkadaşı Haryu Kengo’ydu. Şu an Chinatsu ile aynı okulda, Eimei’de okuyordu ve ortak arkadaşları olmuştu. Karen elini kaldırıp bıkkın bir şekilde iç çekti.

"Turnuva bitmesine rağmen hala varsa yoksa kulüp faaliyeti diyor."

Anlatılanları dinleyen Chinatsu hafifçe güldü.

"Ama onu anlayabiliyorum. Yaz turnuvasıyla beraber emekli olan Senpailer var... İnsan ister istemez 'Bundan sonra daha çok asılmalıyım' diye düşünüyor."

Kız basketbol kulübünde de üniversite sınavlarına hazırlanmak için üçüncü sınıftaki üç Senpai'nin ayrılması kesinleşmişti. İçlerinden biri il turnuvasında bile ilk beşte oynayan bir Senpai idi; Chinatsu ve diğer kulüp üyeleri, as oyuncuların değişmekte olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.

'Bundan sonra senin daha çok maçta oynaman gerekecek. Sana güveniyorum.'

Inter-High’a kalmak için verilen o son maçta, emekli olmaya karar veren Senpai, Chinatsu’nun omuzuna vurarak böyle demişti.

Lise birinci sınıfta karşıladığı bu turnuva, Chinatsu için öncekilerden farklı hissettiriyordu.

(Yumeka’nın olmadığı bir turnuva...)

Chinatsu’nun basketbola başladığından beri hep izinden gittiği, kendisiyle aynı yaşta bir kız vardı.

Kido Yumeka. Onun gibi basketbol oynamak isteyerek, ona hayranlık duyarak antrenmanlarına devam etmişti. Ancak Yumeka ortaokul biter bitmez basketbolu bırakmış, lise için de başka bir yere gitmişti.

Aniden, hiçbir şey danışmadan hayatından çekip giden en yakın arkadaşının gidişini Chinatsu, bu son yarım yılda kabullenmiş olduğunu sanıyordu.

Yine de turnuvaya çıktığında, onun yokluğunu daha derinden hissetmişti.

Yıllardır aynı dönemde olduğu as oyuncu Yumeka yokken, Senpailerin beklentilerini boşa çıkarmamalıydı.

(Daha çok çabalamam lazım.)

"..........."

"Chinatsu?"

Karen’in seslenmesiyle Chinatsu daldığını fark etti. Başını kaldırıp yavaşça gülümsedi.

"Yok bir şey, önemli değil."

Karen bir süre sessizce Chinatsu’nun yüzüne baktı, sonra bıkkın bir gülümseme kondurdu yüzüne.

"Çabalamak iyidir de, yakında okul açılacak. O zamana kadar yaz tatilinin tadını çıkarman lazım!"

Böyle neşeyle azarlandığında bu kez Chinatsu kahkahayı bastı.

"Bunu diyen sen de her boşluğuna iş alıyorsun ama."

Chinatsu, bugün ayırabildiği vaktin bile o yoğun iş temposu arasında zorlukla yaratıldığını biliyordu. Karen muzipçe gözlerini kısıp saçlarını arkaya attı.

"İşte tam da bu yüzden kalan zamanın dibine kadar tadını çıkarmalıyız, değil mi?"

Chinatsu’nun koluna giren Karen, restoran katına doğru yürümeye başladı.

Ertesi gün Taiki, okulun normal ders saatiyle aynı vakitte okula geldi. Hava şimdiden ısınmış, spor salonunun üzerinde masmavi, berrak bir gökyüzü uzanıyordu.

Bugün, lisenin kulüp antrenmanına katılacağı gündü.

"Yaz tatilinin bitmesine dört gün mü kaldı..."

Okula varan Taiki, sadece yürürken bile ter içinde kalan alnını silerek iç geçirdi.

(Kalan günlerde yapabileceğim hiçbir şey aklıma gelmiyor.)

Planetaryum planı suya düştükten sonra istasyonda ayrılana kadar birkaç fikir daha üretmişlerdi ama gerçekleştirilebilir bir şey bulamamışlardı.

(Neyse, bugün sadece antrenmana odaklanacağım!)

Hazır lise takımında çalışma şansı bulmuşken kendini vermesi gerektiğini düşünen Taiki, ayakkabılarını değiştirdi.

O sırada spor salonunun içinden topun zemine vurma sesiyle ayakkabı tabanlarının gıcırtılı yüksek sesinin geldiğini fark etti.

(Ah, badminton dışındakiler de çalışıyor.)

İçeri giren Taiki, elinde olmadan kısık bir ses çıkardı.

"Ah..."

Filenin ayırdığı yan kortta kız basketbol kulübü antrenman yapıyordu.

Gözlerini gezdirip onu aramasına gerek bile kalmadan, üyelerin arasında Chinatsu’yu gördü.

(Chinatsu Senpai burada!)

Kız basketbol takımı, badminton kulübünün yanındaki kortu kullanıyordu. Aynı saatte çalışma ihtimallerine dair beslediği o zayıf umudun gerçekleşmesi Taiki’nin kalbini güm güm attırdı.

Chinatsu birinci sınıf olmasına rağmen üst sınıflarla kıyaslandığında hiç sırıtmıyor, aynı çeviklikle topun peşinden koşuyordu. İki savunma oyuncusunu ezip geçişini, alçak bir pozisyonda sergilediği o estetik driplingini ve ardından şutunu izledi.

(Vay canına, çok havalı...!)

Kendini kaptırmış bir halde onu izlerken, arkasından gelen sesle omuzları irkildi.

"Ooo, Inomata da gelmiş."

"Ah, doğru ya. Bugünden itibaren orta sonlar da bizimle."

Ortaokul badminton kulübünden beri beraber olduğu Senpai, Taiki’yi fark edip seslenmişti. Taiki aceleyle arkasına dönüp selam verdi.

"Evet! Lütfen bana yardımcı olun!"

Selamlaşırken Kyo ve diğer sınıf arkadaşları da göründü; hemen yardıma koşup filelerin gerilmesine yardım ettiler.

Antrenman akışının kendisi ortaokuldan çok farklı değildi. Isınma ve ayak hareketleri çalışmasının ardından temel vuruşlara geçildi. Ancak liselilerin hareketleri, doğal olarak ortaokul seviyesinden bambaşka bir boyuttaydı.

(Korkunç... Senpailer hiç hata yapmıyor.)

Temel vuruş antrenmanında bile ralliler kesilmiyor, birinin ıskaladığı bir açı bir sonraki vuruşta kolayca düzeltiliyordu. Tüytopun filenin üzerinden geçiş hızı da çok yüksekti; ortaokulun antrenman havasıyla alakası yoktu.

Kulağa tanıdık gelen o hafif ama etkileyici vuruş sesleri kortta aralıksız yankılanıyordu.

(Çabalamam lazım.)

Etrafına bakarken Taiki, farkında olmadan raketini daha sıkı kavradı.

Verilen aranın ardından temel çalışmadan teknik vuruş antrenmanına geçildi. Kortun öbür ucundan hızlı bir tempoyla gelen tüytopları isabetli bir şekilde geri gönderiyorlardı.

Bu, ortaokulda da yaptıkları bir çalışmaydı ama lise üyeleri tüm korta yayılan topları büyük bir süratle karşılıyordu. Filenin dibi ile kortun en ucu arasında mekik dokuyarak sürekli karşılama yapılan bu antrenmanın seviyesi epey yüksekti.

"Haryu... Senin şu topları gönderişin... Neden insanların en nefret ettiği yerleri bu kadar iyi biliyorsun?"

Seti bitiren ikinci sınıf bir Senpai, kortun karşısında dikilen birinci sınıf Haryu Kengo’ya sitemle baktı. "Biraz insaf be kardeşim..." diyerek soluk soluğa homurdandı.

"İyi bir pasörünüzün olması bir lütuf değil mi?"

Buna karşılık Haryu, kolunun altında bir şarjör gibi dizdiği tüytoplarıyla mağrur bir gülüş sergiledi. Senpailerine karşı bile hiç çekincesi yoktu.

Birkaç Senpaiye daha acımasızca top fırlattıktan sonra, sıra karşılayan tarafa geçmeye geldiğinde Haryu ve diğer birinci sınıflar korta geçti.

Haryu, peş peşe gelen tüytoplarını yere düşürmemekle kalmıyor, onları tam da karşı kortta hedeflediği noktalara geri gönderiyordu.

'Haryu-senpai gerçekten de çok yetenekli...'

Yere saçılan tüytoplarını toplarken, Taiki kendisinden bir üst sınıfta olan senpaisini dik dik izledi.

Haryu, ortaokuldan beri olağanüstü yetenekli bir senpaiydi. Taiki onunla antrenman yapma şansı bulmuş olsa da, ona öyle kolayca seslenebileceği bir yakınlığı yoktu.

Birinci sınıfların tamamı vuruş antrenmanını bitirince, ortaokul üçüncü sınıf öğrencileri de çağrıldı.

"Inomata, gir içeri."

"E-Evet!"

'İlk benim.'

Taiki gerginliğini üzerinden atmak istercesine bağırarak korta girdi. Raketini hazırladı ve ağın diğer tarafında duran senpaisine odaklandı.

İlk top fırlatıldı. Taiki ona vurdu.

Fakat vurduğunu düşündüğü anda, bir sonraki tüytopu çoktan arkasına doğru uçmuştu.

"Ah!"

Telaşla geriye doğru adımladı ama topu ancak raketin kenarıyla sıyırabildi. Bir sonrakini karşılamalıyım diye düşündüğü anda, üçüncüsü çoktan kortun ön tarafına doğru fırlatılmıştı bile.

'Çok hızlı!'

İzlediğinden çok daha tempolu bir antrenmandı bu. Ortaokul antrenmanlarında karşılık verirken hiç sorun yaşamayan Taiki, hıza alışana kadar ilk set bitmişti bile.

'H-Hiçbirini tutamıyorum...!'

Taiki düzgün bir şekilde geri gönderebildiği tüytoplarını saydı. Raketle dokunabilse bile, kortun diğer tarafına istediği gibi geçirebildikleri bir elin parmaklarını geçmezdi.

Lise antrenmanları, hayal ettiğinden çok daha yüksek seviyedeydi.

"Hadi, odaklanmalıyım."

Taiki azmini tazelemek istercesine havluyla yüzünü sertçe sildi.

Havluyu yüzünden çektiğinde, görüş alanının köşesine kadın basketbol takımının antrenmanı takıldı.

Henüz birinci sınıf olmasına rağmen Chinatsu; ikinci ve üçüncü sınıflarla karışık yapılan hazırlık maçında onlardan hiç de geri kalmıyordu. Basketboldan anlamayan bir öğrenci bile Chinatsu'nun hareketlerinin ne kadar sıradışı olduğunu fark edebilirdi. Taiki'nin gözleri, sadece hayran olduğu bir senpai olduğu için değil, sergilediği performansın büyüleyiciliği yüzünden ona kilitlenmişti.

'Chinatsu-senpai'nin ne kadar muazzam olduğunu bir kez daha anlıyorum.'

Sadece kısa bir süre antrenman yapmış olmasına rağmen, lisede bir senelik fark ortaokula göre çok daha büyük hissediliyordu. Böylesine bir ortamda onlarla omuz omuza oynayabilmek, gerçekten yetenekli ve güçlü bir oyuncu olmayı gerektiriyordu.

".........."

Öte yandan, peki ya kendisi ne durumdaydı? Taiki, havluyu tutmadığı elindeki raketine baktı.

Son maçta kendisini yetersiz hissettiren zayıflıklarını aşma kararlılığıyla bugünkü antrenmana gelmişti ama şu an sadece ayak uydurabilmek için bile tüm enerjisini tüketiyordu.

"Taiki."

Seslenilmesiyle arkasına döndü. Yanında, antrenmanını yeni bitirmiş olan Kyo vardı; o da havluyla terini silerek duvar kenarına dönüyordu.

"Senpailer harbiden çok iyiler."

"Ah, evet."

Taiki başıyla onayladı. Kyo'nun da kendisiyle aynı şeyi hissetmesi onu rahatlatsa da, bu durum "antrenmana ayak uyduramasam da olur" demek için bir bahane değildi.

'Çünkü birazdan senpailerle hazırlık maçı da yapacağız.'

Taiki havluyu boynuna doladı ve raketini sıkıca kavradı.

"Elimden geleni yapmalıyım."

Taiki'nin bu hırslı halini gören Kyo bir şey söyleyecek gibi oldu ama Taiki ondan önce davranıp tüytoplarını toplayan lise birinci sınıf senpailerine seslendi:

"Ah, ben hallederim!"

Bunu izleyen Kyo hafifçe omuz silktikten sonra o da işe koyuldu.

"Mola bitince maçların ikinci yarısına geçiyoruz!"

Beyaz tahtaya isimleri yazan ve kulüp başkanlığını devralan ikinci sınıf senpai sesini yükseltti.

Su içmekte olan Taiki ayağa kalkıp isminin nerede olduğuna bakmaya gitti.

'Herkesin birbiriyle karşılaşacağı bir turnuva usulü olduğuna göre, birinci ve ikinci sınıflarla sırayla oynayacağım demek ki.'

Antrenmanın ilk yarısında, sonradan bile çok kasmaktan hata yapıp durmuştu. Maçta kafasını toparlamalı ve sayı alabilmek için dikkatini vermeliydi. Taiki kendi kendine bunu telkin etti.

O sırada yanından lise birinci sınıflardan iki senpai geçti.

"Heh heh heh... Burada aradaki seviye farkını onlara bir göstermem lazım."

"Nishida, sakın gevşeyip de rezil olma."

Haryu, kısa kollu formasını omuzlarına kadar sıvamış olan Nishida'yı arkadan hafifçe dürttü.

Hazırlık maçları başladığında Taiki ilk olarak ikinci sınıflardan bir senpai ile eşleşti. Bu senpai, Taiki ortaokul birinci sınıftayken üçüncü sınıfta olan biriydi. Tekniği, Taiki'nin hafızasındaki son maçtan bu yana inanılmaz derecede gelişmişti. Taiki her ne kadar pür dikkat olsa da daha maçın başında ona yetişememeye başladı.

"Inomata, bak bunu karşılayabilirdin!"

"Ah, evet!"

Taiki, yetişemediği vuruş yüzünden dişlerini sıktı. Şimdiden 4 sayı geriye düşmüştü.

'Önce bir tane sayı almam lazım.'

Arasında iki yıl fark olan bir senpaiyle oynuyordu. Yenilmesi normaldi.

Yine de açılan farkı kapatmak istiyordu. Eğer elinden gelenin en iyisini yapıp yenilseydi sorun olmazdı. Ancak az önceden beri Taiki, normalde karşılayabileceği topları kaçırıyor, karşıladıkları ise ağa takılıp kalıyordu.

'Ne yapıyorum ben?'

Taiki azı dişlerini sıktı. Ağ önündeki bu hatalar, tıpkı turnuvadaki o son maçın gidişatıyla aynıydı.

'O maçtan beri... Hiç gelişememişim.'

Kulübün olmadığı zamanlarda bile fırsat yaratıp bireysel çalışmıştı ama hiçbir sonuç göremiyordu.

Senpaiye iki oyun verip yenildikten sonra, Taiki hakemlik sırasını savıp bir sonraki maçına kadar molaya çıktı. Duvara yaslanıp pet şişesindeki suyu içti. Sporcu içeceği boğazındaki kuruluğu alıyordu ama içindeki hırs ve pişmanlık azalmıyordu.

".........."

Az önce hakemlik yaptığı kortta şimdi Haryu, ikinci sınıflardan bir senpaiyle karşılaşıyordu. O maçı yakından izleyince, aralarındaki uçurum tüm çıplaklığıyla yüzüne çarptı.

'Temel tekniklerin hassasiyeti bile tamamen farklı...'

Lisenin ne kadar yüksek bir seviye olduğunu bizzat tecrübe etmek, Taiki'nin içindeki huzursuzluğu artırdı. Bugünkü antrenmanda zayıf noktalarını biraz olsun kapatabileceğini ummuştu ama henüz o seviyeye yaklaşamamıştı bile.

Eksikleri çok fazlaydı.

Bu farkındalık, ister istemez Taiki'nin ortaokuldaki üç yılını sorgulamasına neden oldu.

'Ortaokulda daha mı çok çalışmalıydım acaba—'

"Chinatsu!"

O sırada yan korttan duyulan isimle Taiki'nin omuzları irkildi. Gayriihtiyar sesin geldiği yöne baktığında, Chinatsu'nun tam o an havaya zıplayıp şut attığını gördü.

"Az önceki hareketin çok iyiydi!"

"Evet!"

Seken topu yakalayıp kendine pas atan Chinatsu, top sürerek kortun ortasına geçti.

'Chinatsu-senpai, o yaptığı bireysel antrenman mı?'

Kadın basketbol takımı öğle molasına erken girmiş gibi görünüyordu; oyuncular kortun dışında gruplar halinde dağılmıştı. Taiki'nin dinlendiği duvar boyunca da birkaç kız oyuncu kümeleşmişti.

Buna rağmen Chinatsu ve ikinci sınıflardan bir senpai, baş başa bire bir antrenman yapıyorlardı. Chinatsu, savunma yapan senpaisini atlatıp top sürerek turnikeye çıktı.

'Hâlâ devam ediyor...'

Şut ister girsin ister girmesin, defalarca orta yuvarlağa dönüyor ve aynı hareketi tekrar ediyordu.

"Chinatsu bayağı asılıyor ya."

"Kagohara maçında rakip gardı geçememek onu fena hırslandırmış."

"Aslında o 7 numaranın markajına girmesi bile başlı başına büyük bir başarıyken..."

"Ama o bununla yetinmez ki~" diyerek aynı sınıftaki takım arkadaşlarının hep bir ağızdan gülüştükleri, Taiki'nin kulağına kadar geldi.

İl şampiyonasının sonucunda Eimei, Kagohara Akademisi’ne yenilmişti ancak Chinatsu sahaya girdikten sonra onuncu sayısını alana kadar geçen süreç tek kelimeyle canlandırıcıydı.

Driplinglerle rakiplerini geçip şutlarını sokmuş, hanesine asistler de yazdırmıştı. Aynı sınıftaki takım arkadaşları, dostlarının bu başarısını görmekten büyük keyif alıyordu.

Bu maçla birlikte "Chinatsu Kano" ismi, ortaokul yıllarına kıyasla diğer okulların basketbol kulüplerince çok daha fazla bilinir hale gelmişti. Bir sonraki maçta mutlaka markaj altına alınacaktı. Chinatsu’nun bunu öngörerek bireysel antrenmanlarına asılması oldukça mantıklıydı.

Sınıf arkadaşlarından biri, erkeksi kısa saçlı bir kız, omuz silker ve güler.

"Herkes Chinatsu'nun çok yetenekli olduğunu söyleyip duruyor ama..."

Bakışları, Seviyesi kendisinden yüksek olan Senpai'lerine karşı varını yoğunu ortaya koyan arkadaşına odaklanır.

"Yeteneğin de ötesinde, o her maçtan sonra yapamadığı ne varsa burada böyle ölesiye çalışıyor. Asıl mesele bu."

Sahadaki duruşuna bakınca Chinatsu, dışarıdan dahi bir Oyuncu gibi görünüyor olabilirdi. Fakat aslında sadece çevresindekilerden çok daha fazla efor sarf ediyordu. Diğer sporcuların "Bu kadarı yeterli" dediği noktanın çok daha ötesine geçiyor... Sadece o sıkıcı, rutin antrenmanları durmaksızın sürdürüyordu.

"Değil mi? O kadar antrenman yapabilmek gerçekten müthiş bir şey."

Kız basketbol takımından bir diğeri bunu söyleyince, etraftakiler de onaylayarak başını sallar.

'Demek öyle...'

Taiki, Chinatsu’nun o şut antrenmanı yaptığı anları gözünün önüne getirir. Zemine dağılmış basketbol toplarını tek tek topluyor, sonra tekrar şut atıyordu. Muhtemelen maç içinde "Keşke o şutu sokabilseydim" dediği anlar olmuştu.

'Tabii ya, Chinatsu-senpai bile...'

İçinden bunları geçirirken Taiki'nin kafasında keskin bir acı patladı.

"Ah, acıdı!"

Arkasını döndüğünde ayaklarının dibinde bir tüy topu duruyordu. Antrenman maçı yapılan korttan, hedefi şaşmış bir smaç fırlayıp gelmiş ve tam kafasına isabet etmişti.

"Kusura bakma!"

"Hey Inomata! Mola veriyorsun diye etrafa bakınıp durursan böyle olur işte."

Vuruşu yapan Senpai raketini sallıyor, smacı yiyen diğer Senpai ise gülerek ona çıkışıyordu.

"Öğğ, kusura bakmayın...!"

Başını ovuşturarak tüy topunu yerden alıp onlara uzattı. Darbeyi yiyen kendisi olmasına rağmen özür dilemek garip hissettirse de, antrenman sırasında dikkatinin dağıldığı bir gerçekti.

Taiki'nin sesini duyan kız basketbolcular, yüzlerini badminton tarafına çevirdiler.

"Erkek badminton takımı mı?"

"Ortaokuldaki çocuk değil mi o?"

Korttaki Chinatsu ve Senpai'si de ister istemez oraya baktılar. Yanağına düşen saçlarını geriye iten Chinatsu, gözlerini doğrudan Taiki’ye dikti.

Eli hala kafasında olan Taiki'nin suratı bir anda alev aldı.

"Ş-Şey, kusura bakmayın!"

Telaşla başını eğip oradan uzaklaştı.

'Rezalet, Chinatsu-senpai de gördü ya!'

Kız basketbol kortundan uzaklaşan Taiki, içtiği pet şişeyi eşyalarının yanına bıraktı. Onun yerine raketini eline aldı.

Yarıda kesilen dripling sesleri yeniden duyulmaya başlamıştı. Taiki, yan taraftan gelen o sese odaklanınca, bakmasa bile az önceki Chinatsu’nun silüetini zihninde canlandırabiliyordu.

'Yeteneğin de ötesinde, o her maçtan sonra yapamadığı ne varsa burada böyle ölesiye çalışıyor.'

Takım arkadaşının sözleri, o görüntüyle birleşti.

'Doğru ya... Önce tek bir şeyden başlamalıyım.'

Maçtan sonra kendi gelişimini hissedememiş, "Daha fazla çalışmalıyım" diyerek kendini paralamıştı. Yerinde duramıyor, spor salonuna damlayıp raket sallıyordu.

Sürekli bir telaş, bir acele içindeydi.

Böyle yetersiz bir halde ortaokulun son yazını bitirmeyi kendine yediremiyor, zamanı daralıyordu. Bu yüzden eksik olan ne varsa, her şeye birden saldırmıştı ama...

'Her şeyim eksik diye...'

Kaygıdan dolayı bulanan görüşü berraklaşmaya başladı.

'Bir anda her şeyi yapabilmem imkansız.'

"Tamamdır!"

Taiki raketi kavrayıp kendi kendine gaz verdi. Ardından beyaz tahtanın önüne gelip maç tablosunu kontrol etti.

'Sıradaki maça bir an önce girmek istiyorum... Rakip ise...'

Boş kutucukları parmağıyla takip ediyordu ki—

"Ne?!"

Taiki'nin ağzından bu nida döküldüğü anda ismi seslenildi.

"Taiki, korta gir!"

Hakemlik yapan Nishida bağırıyordu. Taiki çağrılınca telaşla arkasına döndü.

Kortun karşı tarafında, elindeki tüy topunu havaya atıp tutarak bekleyen Kengo Haryu vardı.

Uzun bir aradan sonra onunla bu kadar yakından yüzleşmek, Haryu'nun eskisinden daha iri görünmesine neden olmuştu.

"İyi maçlar!"

"Sana da."

Selamlaşmanın ardından maç başladı. Taiki temkinli bir servis attı. Haryu’nun karşılığı anında geldi. Nereye vuracağına dair anlık bir kararsızlık yaşayınca, vurduğu tüy topu fileye çarptı.

Taiki yere düşen topu aldı. Yavaşça nefesini verdi.

'Karşımdaki Haryu-senpai... Güçlü olması gayet normal.'

Taiki bunu kendi kendine telkin etti. Az öncesine kadar olsa, körü körüne bir aceleyle başlayacağı bu maçta, şimdi Haryu üst üste sayılar alsa bile sakin kalabiliyordu.

'Resmi maçta hata yaptığım o file önü vuruşunu bu sefer mutlaka karşılayacağım.'

Taiki kendi içinde böyle bir hedef koydu. Eksik olduğu tekniklerin sayısı dağ kadardı ama hepsini aynı anda aşmaya çalışmak hataydı.

'O kadar El Çabukluğuna sahip biri değilim sonuçta.'

Acı acı gülümseyerek içinden kendine söylendi.

Her şeyi yarım yamalak ama becerikli bir şekilde yapmaya çalışmaktansa, tek bir hedefe kilitlenip bodozlama dalmak onun karakterine daha uygundu. Şimdiye kadar her şeyi böyle öğrenmişti zaten.

İlk set, beklendiği gibi tamamen Haryu'nun üstünlüğüyle geçti. Ancak Taiki, ilk antrenman maçına kıyasla çok daha iyi hareket edebildiğini hissediyordu. Rakibinin becerisini ve kendi tükenmek üzere olan Can Puanı'nı düşününce, bu hiç de fena bir his değildi.

Taiki tüy topunu eline alıp servisi yolladı. İstediği noktaya vurmayı başarmıştı ama...

'Sıradaki geliyor.'

Haryu'nun hata yapacağı kadar zor bir köşe değildi bu. Taiki, karşıdan gelecek cevabın nereye düşeceğini kestirmek için her bir harekete pürdikkat odaklandı.

'İşte burada!'

Haryu raketini ustaca kullanarak tüy topunu tam file dibine bıraktı. Top, fileyi sıyırarak Taiki’nin tarafına düşmek üzereydi.

'Yetiş... n'olur!'

Uzanan raketi, top yere değmeden hemen önce altına girmeyi başardı. Çirkin bir formla da olsa Taiki topu geri gönderdi.

"Ah!"

Geri gönderdiği tüy topu, olduğu gibi Haryu'nun sahasına düştü.

Vuruşu yiyen Haryu’dan ziyade, nedense vuruşu yapan Taiki daha büyük bir şaşkınlıkla bağırmıştı.

"............"

Topu almaya gelen Haryu, Taiki'ye bir bakış atıp bir şey söyleyecek gibi oldu ama sessizlik içinde maça devam etti.

Antrenman maçında bir mucize gerçekleşip Taiki galip gelmedi; Haryu iki seti de alarak maçı bitirdi.

"Maç için teşekkürler...!"

Nefes nefese kalmış olan Taiki, derin bir baş selamı verdi. Haryu’nun ise soluk alışverişi çoktan düzene girmişti. Tişörtünü çekiştirip ensesindeki teri sildi.

'Hala aramızda feci bir kondisyon farkı var... İleride tempom düşmesin diye şimdiden ayak oyunlarımı güçlendirip...'

Taiki, kafasının içinde maçtan çıkardığı dersleri sıralamaya başladı. Temelinin eksik olduğunu düşünüyordu ama lisedeki antrenmanlara ayak uydurabilmek için her şeyden önce kondisyonunu artırması gerekiyordu belki de.

'Belki de daha fazla koşu yapmalıyım. Bir de ağırlık antrenmanı...'

Kendi kendine mırıldanarak düşünen Taiki, Haryu’nun bakışlarının üzerinde olduğunu fark etmedi.

Korttan çıkarken Haryu, yüzünde eğlenen bir ifadeyle Taiki'ye doğru bir şeyler mırıldandı.

"İlk setin sonundaki o ince vuruşu çıkarabileceğini hiç düşünmemiştim."

"Ha!"

Taiki’nin gözleri ardına kadar açıldı. En azından bunu yapmalıyım diyerek kendine koyduğu hedefin, bir başkası tarafından fark edilebileceğini hiç sanmıyordu.

'Gerçekten de yapabilmişim.'

Düşününce, ortaokuldaki son resmi maçından bugüne kadar sürekli kendini eleştirip durmuş, yapabildiği güzel şeylere hiç odaklanamamıştı.

"Şey, çok teşekkür ederim!"

Taiki sesini yükselterek hızla eğilip selam verdi. Bu abartılı minnet karşısında Haryu, bıkkın ama hafif bir acı gülümsemeyle karşılık verdi.

"Chinatsu, aşırı antrenman yapmak da iyi değildir. Bugünlük bu kadar yeter."

İkinci sınıf öğrencisi Yoshiya ile bire bir çalışan Chinatsu, sesin geldiği yöne bakıp durdu.

"Tamamdır. Her şey için teşekkürler!"

Seken topu yakalayan Chinatsu başıyla selam verdi. Yoshiya boynundaki teri silerken, herkesten daha hırslı bir şekilde antrenman yapan bu kouhai'sine baktı.

"Chinatsu, senin sayende benim savunmam da gelişecek gibi duruyor."

"Yoshiya Senpai, siz zaten savunmada çok iyisiniz."

Chinatsu ciddiyetini bozmadan cevap verdi. Duvar kenarına doğru yürürlerken Yoshiya onun bu haline güldü.

"Sağ ol. Bu yılki Inter-High bitti belki ama mezun olan senpailerin boşluğunu senin doldurmanı bekliyorum. Şimdiden gözüm üzerinde."

"Hadi bakalım, gayret et," diyen senpai'si samimi bir gülümseme sundu.

Chinatsu elinde topla her zamanki gibi başını sallayarak onayladı.

"Emredersiniz."

"Aşk olsun senpai, sadece Chinatsu mu yani?"

Alaycı ve neşeli bir sesle araya giren, Chinatsu ile aynı sınıfta olan Nagisa’ydı.

"Tamam, tamam. Nagisa, senin başarılarını da dört gözle bekliyorum."

Şakalaşarak omuz omuza korttan çıktılar. Senpai ve kouhai arasındaki bu yakınlık, kız basketbol takımının karakteristik bir özelliğiydi.

"Chinatsu, gel beraber öğle yemeği yiyelim!"

"Aa, beni mi beklediniz?"

"Tabii ki," diyerek gülen Nagisa ve diğer sınıf arkadaşları Chinatsu’nun etrafını sardı. Serin kulüp odasına dönmek üzere eşyalarını topladılar.

"Senin bireysel antrenmanını izlerken aklıma geldi, kanat pozisyonundan hücum ederken..."

"O durumda önce bir pas çıkarıp sonra..."

Mola vakti olmasına rağmen konuştukları tek şey basketboldu. Takım arkadaşlarıyla neşeyle sohbet ederek ilerlese de Chinatsu’nun bakışları dalgındı.

'Senpailerin boşluğunu senin doldurmanı bekliyorum.'

Bu sözler onu ne kadar mutlu ettiyse, beklentileri boşa çıkarma korkusu da o kadar büyüyordu. Chinatsu’nun içinde bastırmaya çalıştığı o baskı yavaş yavaş baş gösterdi.

Bundan sonra lisedeki basketbol hayatında, kendisinden beklenenler daha da artacaktı. Ne Yumeka gibi bir dehası ne de takımı sürükleyecek o karizması vardı.

'Bu yüzden daha fazla, çok daha fazla çabalamam lazım.'

Chinatsu içinden bunları geçirirken, basketbol sahasına doğru bir badminton tüy topu süzüldü.

"Ah!"

Tüy top, iki kortu birbirinden ayıran fileye takılıp yere düştü.

"Şey, çok özür dilerim!"

Koşarak gelen, sert siyah saçlı çocuk, aslında kimseyi rahatsız etmemesine rağmen usulünce özür dileyip kendi kortuna geri döndü.

'Ah, az önceki çocuk.'

Chinatsu, antrenman sırasında duyduğu o bağırtıyı hatırladı. Başını ovuşturup telaşla badminton kortuna dönen o sırtı hafızasına kazımıştı.

'Badminton kulübünden... Ortaokullu mu?'

Yan kortta sürekli antrenman yapınca, yabancı yüzleri bir şekilde fark ediyordu.

Sınıf arkadaşı Haryu ile maç yapan çocuk, anlaşılan ortaokul üçüncü sınıflardan biriydi.

'Bir dakika, ben bu çocuğu sanki...'

Chinatsu bu ortaokullu çocuğu bir yerden hatırlıyor gibiydi.

Daha yaz tatilinin başlarıydı. Chinatsu bireysel antrenman için sabah erkenden spor salonuna gitmişti. İçeride kimsenin olmadığını sanıyordu ama spor salonundan hafif ama keskin vuruş sesleri ve ayakkabı gıcırtıları geliyordu.

İçeride tek başına badminton antrenmanı yapan ortaokullu bir erkek öğrenci vardı.

Kendisinin içeri girdiğini fark etmeyecek kadar derin bir ciddiyetle çalışıyordu. O halini görünce Chinatsu içgüdüsel olarak bir tahminde bulunmuştu.

'Turnuvadan sonra... galiba.'

Yanılmıyorsam ortaokul badminton turnuvaları o tarihlerdeydi.

Nedenini bilmese de turnuva öncesi olduğunu düşünmemişti.

Çünkü ayaklarının dibine onlarca tüy top saçılmış haldeyken raket sallamanın ardındaki o duyguyu Chinatsu çok iyi biliyordu.

'Seni anlıyorum,' diye içinden geçirdiğini hatırlıyordu.

'Ortaokuldaki son turnuvan bitti, değil mi?'

Chinatsu’nun zihninde geçen yıla ait kendi anıları canlandı ve hüzünle kaşlarını çattı. Rahatsız etmemek için sessizce spor salonundan ayrılmıştı.

İşte şimdi yan kortta olan çocuk, o çocuktu.

"Servise odaklan!"

Diğer kulüp üyelerinden birinin seslenmesiyle siyah saçlı çocuk, gür bir sesle "Tamam!" diye cevap verdi. Filenin direği yüzünden net görünmese de sayı farkı epey açılmış gibiydi.

'Ama...'

Chinatsu çocuğun yüz ifadesine odaklandı.

O gün spor salonunda tek başına raket sallayan çocuğun her halinden pişmanlık akıyordu. İfadesi son derece ciddi olsa da tek başına çalışmasına rağmen bir an bile dinlenmiyor, vücuduna ezberletmek istercesine aynı vuruşu tekrar edip duruyordu. Sanki nefesini tutuyormuş gibi, acı çekiyor gibiydi.

Fakat şimdiki ifadesi farklıydı.

Çocuğun attığı servis fileyi aşıp Haryu’nun sahasına ulaştı. Haryu’nun hafif bir vuruşla gönderdiği tüy top, Taiki’nin beklediği yerin çapraz arkasına doğru uçtu.

Chinatsu’nun nefesini tutmasıyla Taiki’nin yerinden fırlayıp raketini uzatması aynı anda oldu. Raketi yetişmedi ve tüy top beyaz çizginin hemen içine düştü.

"Ahhh!"

Taiki kısa bir çığlık atıp bozulan dengesini düzeltti. Arkadan bakınca yenilmiş bir hali vardı ama raketle tüy topu yerden aldığı anda gözlerinde bir ışık parladı.

Bu bakışı bir yerden hatırlıyor gibiydi.

Acı verici olsa da içten içe bir ferahlama hissinin yükseldiği o duygu.

'Ah, demek öyle...'

Bunu fark ettiği an Chinatsu’nun gözlerinde hafif bir gülümseme belirdi. Spor salonuna dolan yaz rüzgarı saçlarını dalgalandırdı.

Gördüğü bu manzara, o zamanlardaki kendisiyle örtüşüyordu. Yumeka’ya yetişebilmek için sadece basketbola odaklandığı o günler.

Bir şeyi başardığında karşına çıkan yeni bir engelin, aslında aşılacak daha uçsuz bucaksız bir yolun başlangıcı olduğunu anladığın o anki iç ferahlığı hatırına geldi.

'Sadece bu şekilde çabalamaya devam etmem yeterli.'

Senpai'siyle kıran kırana mücadele eden çocuğu izlemek, Chinatsu’nun göğsündeki o ağır yükün hafiflemesini sağladı.

Lisenin ilk yazıydı ve Inter-High elemelerinde ulusal seviyenin ne kadar büyük bir duvar olduğunu anlamıştı. Yanında artık Yumeka da yoktu. Senpaileri ona güvendiği için daha da güçlenmesi gerektiğini düşünürken, farkında olmadan omuzlarına çok fazla yük bindirmişti.

Ancak temelde yatan şey değişmemişti. Basketbolu seviyordu, bu yüzden çok çalışmak ve daha iyi olmak istiyordu.

Kendi seçtiği bu yol eğlenceliydi. Bu yüzden devam etmişti.

Sadece bu basit duyguya sadık kalarak ilerlemesi yeterliydi. Geldiği yola dönüp baktığında, bir zamanlar top sürmeyi bile beceremeyen o küçük kız, şimdi gözünü ulusal turnuvalara dikmişti.

"............"

Chinatsu, yan kortta tüy topun peşinden koşan o ortaokullu çocuğa hayranlık dolu gözlerle baktı.

"Chinatsu, gidiyoruz!"

Seslenilmesiyle başını çevirdiğinde, takım arkadaşlarının spor salonundan çıkmak üzere olduğunu gördü.

"Ah, kusura bakmayın!"

Chinatsu hızlı adımlarla onların peşinden gitti ve dışarıdaki parlak güneş ışığının altına doğru atıldı.

Yaz güneşinin aydınlattığı koridorda, adımları her zamankinden daha hafifti.

Öğle arasının ardından öğleden sonraki kulüp çalışmalarını da bitiren Chinatsu ve diğerleri, ortalığı toparlayıp temizlik yapıyorlardı. Diğer kulüplerden de geriye sadece bireysel antrenman için kalan üyeler olduğu için spor salonu tenhalaşmıştı.

"İmza kağıdını herkes yazdı mı?"

"Hey, bu portreyi kim çizdi? Müthiş olmuş!"

Kız basketbol kulübünden birkaç birinci sınıf öğrencisi kalmış, mezuniyetle birlikte kulüpten ayrılacak olan senpaileri için hazırladıkları imza kağıtlarını kontrol ediyorlardı. Çıkartmalar ve illüstrasyonlarla süslenmiş kağıtları birbirleriyle kıyaslayıp neşeyle eğleniyorlardı.

"Bunu çizen kesin Chinatsudur."

Kulüp üyelerinden biri, imza kağıdının boşluğuna çizilmiş olan forma ve top resmini işaret etti. Chinatsu Güler ve Başını sallar.

"Evet. Hemen de anladın."

"Bu yumuşak dokunuşlar kesinlikle Ressam Chinatsu'nun tarzı~"

Birlikte gülüştükleri sırada, girişten bir ses onlara seslendi.

"Ah, buradaymışsınız! Chii, Nagisa~!"

Herkes sesin geldiği kapıya doğru döndü. Orada duran kişi spor kıyafetli biri değil, üniformalı bir öğrenciydi.

"Sayo. Ne oldu?"

Chinatsu merakla sınıf arkadaşına sordu.

Sayo denen kız, Chinatsuların olduğu duvar kenarına kadar gelip elinde tuttuğu şeyi havaya kaldırdı.

"Şey, bunu spor salonuna asmama yardım eder misiniz~!"

Elindeki, el çizimi bir görselin renkli çıktısı alınmış bir posterdi. Yanında bunlardan birkaç tane getirmişti.

"A, bu..."

Chinatsu postere bakınca gülümsedi.

"Gök Gözlem Etkinliği. Yarınmış."

Posterde, Astronomi Kulübü'nün düzenleyeceği gözlem etkinliğinin duyurusu yer alıyordu. Eimei Lisesi Astronomi Kulübü yılda birkaç kez okulun çatısını halka açarak yıldız ve ay gözlemleri yapıyordu; Sayo da o kulübün üyesiydi.

"Öyle yaa."

Sayo arkadaşını onayladıktan sonra mahzun bir şekilde omuzlarını düşürdü.

"Ama hala hiç kimse toplanmadı... Yaz tatili başlamadan önce okul binasındaki panolara da asmıştım aslında. Sonra sensei ile konuştum da, spor salonuna da asabileceğimi söyledi."

"Doğru aslında, yaz tatilinde spor salonuna uğrayan öğrenci sayısı okul binasına girenlerden daha fazla olabilir."

Nagisa bu noktaya parmak bastı. Chinatsu eline aldığı posteri inceleyip üzerindeki kayan yıldız çiziminin üstünden parmağıyla geçti. Kibar bir el yazısıyla, "Okulun çatısında yıldız yağmurunu izleyelim!" yazıyordu.

O an Chinatsu'nun aklına dün olanlar geldi.

"Sahi, geçen gün Sayo'nun tavsiye ettiği planetaryuma dün bir arkadaşımla gittim ama... Mekanik bir arıza yüzünden gösterim yapılamadı."

"Eee, öyle bir şey mi oldu!?"

Chinatsu'nun sözlerini duyan Sayo'nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Bu yüzden gerçeğini görmek için daha da heyecanlıyım. Gece hava açık olur mu?"

"Evet! En azından hava durumuna göre sorun yok gibi. Ama akşam yağmuru uzarsa bulutlar kapatabilir diye korkuyorum."

Sayo, sınıfta konuştuğu zamanlara göre biraz daha hızlı bir tempoda anlatıyordu. Yarınki gözlem etkinliği için ne kadar heyecanlı olduğu her halinden belliydi.

"Chinatsu, sen bunu görmeye gidecek misin?"

"Evet. Nagisa ile gideceğiz."

Farklı sınıflarda olan diğer kulüp üyeleri, bu etkinliği daha yeni öğrenmiş gibiydiler.

"Ben de gelebilir miyim?"

"A, ben de gitmek istiyorum!"

"Vay canına, gerçekten mi!? Teşekkürler!"

Etkinliğin çok az katılımcıyla geçip gitmesinden korkan Sayo, sevinçten havalara uçtu.

"Öyleyse hep beraber gidelim."

Katılımcıların buradaki herkes olduğunu anlayınca Chinatsu böyle bir teklifte bulundu.

"Ooo, katılımcı sayısı fena arttı~!!"

Sayo, gol atan bir futbolcu gibi zafer pozu verdi.

Bir süre gülüştükten sonra, basketbol kulübü kızları da yardım etti ve posterleri asmaya başladılar. Geniş spor salonunda birkaç farklı noktada pano vardı ama asma işi çabucak bitiverdi.

Saat öğleden sonra üçü geçmişti, lisedeki kulüp antrenmanı bitmişti ama Taiki hala spor salonundaydı. Kyo ve onun gibi bireysel antrenman için kalan diğer üyeler de birer ikişer gitmiş, geriye sadece Taiki kalmıştı.

Ağustos böceklerinin sesi durmaksızın duyulurken, Taiki tek başına servis antrenmanı yapıyordu.

"............"

Kafasının içinde, az önce senpaileriyle yaptığı antrenman maçının pozisyonları dönüp duruyordu. 'Şunu karşılayabilirdim', 'Şurada daha hızlı tepki vermeliydim' diye her bir anı tek tek gözden geçiriyordu.

Resmi bir maçtan sonra hissettiklerinden hiçbir farkı yoktu.

Sonuçta tüm maçları kaybetmişti ama içi ferahlamıştı. Lise ikinci sınıf olan kaptan, yaz tatili biter bitmez ortaokul üçüncü sınıf üyelerinin de resmi olarak antrenmanlara katılacağını duyurmuştu.

'Lise antrenmanları başlıyor...'

Sporcu içeceğiyle boğazını ıslatan Taiki, spor salonunun yüksek tavanına baktı. Sonra ağzını sildi ve dudaklarında Acı acı gülümser.

"Bu yaz da sonuçta sadece badminton oynayarak geçecek gibi..."

Bunun o kadar da kötü olmadığını düşündü. Hina ve Kyo ile toplanıp bir yerlere gitmek için yaz tatili bittikten sonra da bir plan yapabilirlerdi elbet.

Bugün biterse, yaz tatilinin bitmesine sadece dört gün kalacaktı.

'Bu saatten sonra zor olur herhalde.'

Taiki kaşlarını çattı. Öyle dedikten sonra Hina'yı hayal kırıklığına uğratacak olmak canını sıkıyordu, muhtemelen kız buna bayağı bir söylenecekti.

'Uff, ceza niyetine dondurma falan ısmarlatır kesin...'

Taiki olduğu yerde bir kez iyice gerindi. Zorladığı kaslarının gevşerken hissettirdiği o sızlama tüm vücuduna yayıldı.

"Hah, eve döneyim bari."

Yanında getirdiği bentoyu yemiş olsa da, vücudu daha fazla enerji ve dinlenme için can atıyordu.

Yere saçılmış olan tüylü topları topladı ve bir şey unutmamak için sırt çantasına yerleştirdi.

O sırada Taiki'nin gözü yan korta kaydı.

'Sahi, Chinatsu-senpailer bayağı bir neşeliydi...'

Şu an orada kimse yoktu ama az öncesine kadar toplanıp bir şeyler konuştuklarını fark etmişti. Kız basketbolcular kalmıştı, sonra aralarına üniformalı bir öğrenci daha katılmış, zaman zaman kahkahaları duyulmuştu. Ancak konuşulanları duyacak kadar yakın değildi.

'Panoya bir şeyler asıyorlardı sanki...'

Dönerken bir bakayım diyerek duvarın yanındaki panoya yanaştı.

Okul duyuruları, komite posterleri ve çeşitli kulüp programlarının asılı olduğu panoda, el çizimi yıldız resimleriyle süslenmiş bir poster gördü.

"Hm? Gök Gözlem, Etkinliği mi...?"

Orada yazan şey, lisenin astronomi kulübü tarafından düzenlenen bir etkinliğin ilanıydı.

"‘Okulun çatısında yıldız yağmurunu izleyelim’... Katılımcılar bekleniyor..."

Posteri okuyan Taiki'nin gözleri fal taşı gibi açıldı.

Katılımın Eimei Ortaokulu öğrencileri için de uygun olduğu yazıyordu ve tarih—

"Yarın gece!"

Taiki sırt çantasından akıllı telefonunu çıkardı, posterin fotoğrafını çekti ve bir mesajla birlikte gönderdi.

Ertesi gün öğleden sonra geç vakitlerde, uzun zaman sonra ilk kez şiddetli bir yaz yağmuru bastırdı.

Isınmış asfaltı soğuturcasına yağan iri damlalar yüzünden, yolda yürüyen insanlar alelacele saçak altlarına kaçıştılar.

Tıpkı başladığı andaki gibi, sağanak yağmurun şiddeti azaldı ve çok geçmeden kesildi.

Bulutlar dağıldı ve kasabanın üzerinde, sanki yıkanmışçasına tertemiz bir gece gökyüzü belirdi.

Geceleyin okul yolunda, su birikintilerinden sakınarak okula doğru yürüyordu Taiki. Elindeki telefona bakıp kendi gönderdiği mesajı kontrol etti.

Taiki, dün spor salonunda bulduğu gök gözlem etkinliğini Kyo ve Hina'ya haber vermişti.

"Buna gitmiyor muyuz!?"

Etkinlik ertesi gün olmasına rağmen ikisinden de hemen cevap geldi.

"E, gökyüzü gözlem etkinliği mi!? Harika, geliyorum!"

"Gelebilirim."

Ardından Kyo bir mesaj daha ekledi.

"Planetaryuma gidememiştik, meğer acısını burada çıkaracakmışız."

Gece dışarı çıkacaklardı ama okulun düzenlediği bir etkinlik olduğu için Taiki'nin ailesi de rahatça "Olur," demişti. Yakın bir yerdi ve katılım ücretsizdi, bu yüzden harçlığını dert etmesine de gerek yoktu.

Kyo'dan gelen mesajlara bakan Taiki, bu gece bu etkinliğe gidebildiği için bir kez daha duygulandı.

"Harbi ya, sahiden gerçek yıldızlı gökyüzünü görebileceğiz."

Taiki başını kaldırıp yukarı baktı.

'Umarım kayan yıldız görebilirim...'

Elektrik tellerinin arasından uzanan gece gökyüzünde, küçücük yıldız ışıkları süzülüyordu.

Buluşma noktası olan okul kapısının önünde, yazlık üniformaları içindeki Hina ve Kyo çoktan gelmişti.

"Ah, geldiler işte."

Taiki'yi fark eden Hina el salladı, Kyo ise seslendi.

"Yağmurun dindiğine sevindim."

"Aynen öyle. Yağmur yağarsa iptal olacağı yazıyordu."

Açık olan okul kapısında Astronomi Kulübü'nün danışman öğretmeni duruyor, gelen öğrencilere ve ailelerine yol gösteriyordu. Taiki ve arkadaşları da içeri girdi. Her zamanki ortaokul binasına veya spor salonuna değil, lise binasına doğru yürümeye başladılar.

"Yine de Taiki, lise kulüp etkinliklerinden nasıl haberin oldu?"

Işıkları yanan giriş kısmına doğru yürürken Hina, Taiki'ye sordu. Ortaokul ve lise birleşik olsa da, bir ortaokul spor kulübü öğrencisinin, bir kültür kulübü etkinliğinden haberdar olma şansı pek yüksek değildi.

"Dün lisenin antrenmanına katılmıştım. Orada panodaki ilanı gördüm..."

Taiki bunu açıklarken o anı hatırladı.

'Chinatsu-senpai'yi izlerken fark etmiştim.'

O an spor salonunda Chinatsu ve diğerleri panonun önünde durmasaydı, belki de bakmaya gitmeyecekti. O zaman da haberi olmayacaktı. Taiki gizlice içinden geçirdi.

'Buraya gelebilmem de Chinatsu-senpai sayesinde... Yoksa çok mu zorlama bir bağlantı kuruyorum?'

Getirdikleri okul ayakkabılarını giyip binaya girdiler. Dışarısının karanlığı yüzünden pencereler ayna gibi olmuş, üçünün yansımasını gösteriyordu.

"Vay... Gece vakti okul insanı heyecanlandırıyor!"

Hina neşeyle seslendi. Ortaokulun koridorlarından veya merdivenlerinden pek farkı yoktu ama sadece gündüzleri gelinen bir yere hava karardıktan sonra gelmek, insana alışılmadık bir his veriyordu.

"Gökyüzü gözlem etkinliğine katılanlar, bu taraftan!"

Astronomi Kulübü öğrencileri merdiven başında yönlendirme yapıyordu. Taiki ve diğerleri aydınlık merdivenlerden yukarı tırmandı. İkinci, üçüncü katı geçip çatıya çıkan merdivenlere kadar geldiler.

"Lise binasının çatısına ilk kez çıkıyorum!"

Hina'nın nefesi hafifçe hızlansa da gözleri parlayarak merdivenleri tırmandı.

"Harbiden, ben de ilk kez giriyorum."

Taiki de her basamakta kalbinin daha hızlı çarptığını hissediyordu. Merdivenlerin sonuna geldiklerinde, normalde kapalı tutulan çatı kapısı ardına kadar açıktı.

Girişte Astronomi Kulübü üyeleri bekliyor, basılı takımyıldızı ve yıldız haritalarını dağıtıp el feneri ödünç veriyorlardı.

"Gökyüzü gözlem etkinliğimize katıldığınız için teşekkür ederiz!"

Kağıtları alan Taiki ve arkadaşları çatıya çıktı.

"Vay canına!"

Adımını atar atmaz Taiki'nin ağzından bu kelimeler döküldü.

İnsan siluetlerinin ötesinde, koyu mavi bir gece gökyüzü uzanıyordu. Az önce var olan yağmur bulutları dağılmış, gökyüzünün rengi netleşmişti.

Çatıda toplanan insanların ellerindeki ışıklar, fenerler gibi dört bir yanda süzülüyordu. Bu da bir gece festivali atmosferi yaratıyor, Taiki ve arkadaşlarının içini kıpır kıpır ediyordu.

"Şu tarafa gidelim!"

Hina çatının köşesini işaret etti ve girişten daha geniş bir alana geçtiler. Parmaklıkların ötesinde, kasabanın ve arabaların pırıltılarının dağıldığı görülüyordu.

Yağan yağmur sayesinde sıcaklık uzaklaşmış, ıslak betonun o hafif kokusu havada süzülüyordu.

"Bayağı yıldız görünüyor!"

Gökyüzüne bakan Hina sevinçle konuştu. Kyo da hayranlıkla mırıldandı.

"Okulun çevresi karanlık olduğu için görmek daha kolay sanırım."

Diğer binalar ve saha da dahil edilirse, Eimei Lisesi'nin arazisi oldukça genişti. Sokaktan bakıldığında sokak lambaları ve evlerin ışıkları engel oluyordu ama okulun çatısı bu ışık kaynaklarından uzaktı.

Hina, fenerle aydınlattığı açıklama kağıdıyla gökyüzünü karşılaştırarak hemen yıldızları aramaya başladı.

"Bakalım, Yaz Üçgeni... Şuradaki galiba!"

"Hayır, o tarafta değil de..."

Hina tamamen farklı bir yönü işaret edince Kyo ona yardımcı oldu. Hina insanların arasından sıyrılıp parmaklıkların önüne kadar yürüdü.

Taiki de boynunu büküp kolayca fark edilen birinci kadir yıldızların ışığını aradı. O sırada yanından bir ses geldi.

"...Sanki biraz havan değişmiş?"

"Ha?"

Taiki başını çevirip arkadaşına baktı. Gece rüzgarıyla Kyo'nun saçları ve beyaz yazlık üniforması dalgalanıyordu.

"Dünkü antrenman... Daha doğrusu turnuvadan sonra üzerinde bir telaş varmış gibiydi ama... Şimdi yüzün daha rahat görünüyor."

Ortaokulun son yazıydı; üç yıl boyunca devam edilen kulüpten emekli olmadan önce insanın aklından pek çok şey geçeceğini, aynı durumda olan Kyo da az çok tahmin edebiliyordu.

Buna karşılık Taiki, bu sözleri duyunca gözlerini fal taşı gibi açtı.

"E, yüzümden o kadar belli oluyor muydu?"

Taiki şaşkınlıkla kendini işaret etti. Her zamanki gibi olduğunu sanıyordu ama acaba dışarı mı yansımıştı diye ciddi ciddi düşündü. Kyo, okunması zor bir ifadeyle hafifçe omuz silkti.

"Bence sen duygularını pek saklayabilen biri değilsin."

"Öğğ..."

Bunu duyunca Taiki'nin dili tutuldu. Kyo ile olan arkadaşlığında buna itiraz edebilecek bir kanıt bulamadı. Mahcup bir tavırla konuştu:

"Ortaokuldaki son maçımı kaybettikten sonra..."

Bu gerçeği dile getirince göğsüne yeniden o burukluk çöktü. Taiki ensesini ovuşturdu.

"Aslında kurtarabileceğim toplardı ya da çok hata yaptım diye düşününce... Bu üç yıl boyunca ne yaptım ki ben diye sorguladım."

Gerçekten elimden geleni yaptım mı diye kendine duyduğu bu şüphe, kuşkusuz kendini Chinatsu ile kıyaslamasından kaynaklanıyordu.

"Sanki tüm gücümü verip de hakkıyla pişman olamamışım gibi hissettim."

Taiki'yi dinleyen Kyo bir süre devamını bekledi, sonra "Ha...?" diyerek şaşkın bir ifade takındı.

"Ne? Yani Taiki, sen pişmanlık duymadığını mı sanıyordun?"

"Şey, yani... Ağlayacak kadar değildi sonuçta."

Kyo, Taiki'nin yüzüne dikkatle baktı. Sonra her zamanki tonuyla konuştu:

"Gözünden yaş gelmese de pişman olduğun zamanlar olur."

Bu sözler üzerine Taiki bu kez gözlerini sonuna kadar açtı. Bir an gözlerini kırpıştırdı, sonra kendini tutamayarak güldü.

"Ha, haha... Haklısın ya."

Kafasına taktığı dertlerin, bakış açısını değiştirince o kadar da büyük olmadığını fark etti. Bir arkadaşına içini dökmenin insanı bu kadar rahatlatması belki de böyle bir şeydi.

Taiki, Chinatsu'ya yetişme arzusuyla geçen yılki haliyle kendini kıyasladığını bir kez daha idrak etti.

Yan yana durmak istediği o yetenekli kişi, kendisinden çok daha fazla çaba sarf ediyordu. Sıradan biri olan kendisine, Chinatsu'nun o şiddetli pişmanlığı bile göz kamaştırıcı geliyordu ama...

Sessizce sağ eline baktı. Bu üç yıl boyunca deliler gibi raket sallayan koluna.

'Ben... Gerçekten çaba sarf ettim.'

Bunu kabullenebildiğinde, önünde uzanan uçsuz bucaksız geleceğe acele etmeden bakabiliyordu.

'Yaz tatili biter bitmez resmen lise antrenmanlarına katılabileceğim.'

Şimdiki haliyle henüz diş geçiremeyeceği çok şey olsa da, içindeki o gelişebileceğine dair his, yavaş yavaş sessiz bir beklentiye dönüşüyordu. Gece yarısı, bir çatıda yıldızları izlerken bile aklında badminton olan kendisine içinden güler Taiki.

Tam o sırada, çatının orta kısımlarında birisi bağırdı.

"Aa, kayan yıldız!"

Taiki, Kyo ve biraz ötede duran Hina, sanki bir yaydan fırlamışçasına gökyüzüne bakarlar.

Yıldız az önceki yerindeydi, gözlerini dikip baksalar da art arda kayıp gitmedi.

"Eee, ben göremedim! Gördünüz mü?!"

Yanlarına dönen Hina, gökyüzüne bakmaya devam eden Taiki ve Kyo'ya sorar.

"Hayır, göremedim."

"Hemen yine kayar herhalde."

Hina bu sefer kaçırmamak niyetindedir; minyon sırtını geriye doğru eğer ve parmak uçlarında yükselir.

Ufuk çizgisinden başının tam üzerine kadar yıldız arayarak göz gezdiren Taiki, kalabalığın arasında asla karıştırmayacağı o profili fark etti.

'Ah... Chinatsu Senpai de burada.'

Bulundukları yerle aralarında bir grup mesafe varken, Chinatsu ve sınıf arkadaşı olduğu anlaşılan kızlar toplanmıştı.

Çatının korkuluklarının önünde Chinatsu, kıpırdamadan yıldızlı gökyüzünü izliyordu.

Az önce kayan yıldızı kaçırmıştı. Bir dahaki sefere ışık gökyüzünün neresinden fırlarsa fırlasın kaçırmamak için gözünü bile kırpmadan dikkatini vermişti.

"Chinatsu, fazla ciddisin."

Bir kıkırtıyla birlikte böğrüne bir dürtme gelince Chinatsu yanına baktı. Yanında duran Nagisa, bir yandan Chinatsu'ya laf atarken bir yandan da gökyüzünü izlemeye devam ediyordu.

"Sen de çok ciddisin ama Nagisa."

"E herhalde yani. Ne zaman kayacağı belli değil, sıkı markajda tutmam lazım."

Chinatsu da telaşla tekrar yukarı baktı. İkisinin de ağzı doğal olarak hafifçe açık kalmıştı; spor kulüplerinin as oyuncularının bir araya gelip çocuklar gibi ağzı açık gökyüzüne bakışına, astronomi kulübünden Sayo güler

"Henüz vakit erken... Biraz daha zaman geçince art arda kaymaya başlarlar bence."

Bu sözlerin üzerine, bir süredir sessizliğini koruyan gece gökyüzünde ince, küçük bir ışık süzüldü.

"Ah!"

Chinatsu'nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Yanındaki Nagisa da sevinçle çığlık atar

"Gördüm! Bak, bak! Kaydı, kaydı!"

Işığın kendisi büyük değildi. Yine de yıldız ışığının bir iz bırakarak kayboluşu net bir şekilde görülüyordu.

Elindeki not defterine görülen yönü ve sayıyı not eden Sayo, yüzünde bir rahatlama ifadesiyle konuştu.

"Oh be, çok şükür! Sağanak yağmur tahmini vardı diye çok korkmuştum ama neyse ki düzgünce görebildik!"

Bir sonraki kayan yıldızı kaçırmamak için çatıdaki herkes gökyüzüne bakıyordu. Aralar açılsa da gökyüzünün yükseklerinde birçok yıldız kayıp gitti.

Video çekmek için akıllı telefonlarını havaya kaldırıp beceremeyince gülen öğrenciler ya da yanlarında getirdikleri piknik örtülerini serip uzananlar vardı.

"Aa, yine kaydı!"

Chinatsu parlayıp sönen beyaz yıldızı görünce neşeyle haykırdı. Onun bu halini gören Nagisa, yanındaki Chinatsu'ya seslendi.

"Chinatsu, yüzün kulüptekinden daha iyi görünüyor sanki."

"?"

Chinatsu yüzünü ona döndüğünde Nagisa omuz silker gibi yapıp gülümsedi.

"Dünkü antrenman sırasında... Ya da turnuvadan beri mi desem? Sanki biraz enerjin düşüktü. Senpailerden övgü almana rağmen."

Alacakaranlıkta Chinatsu iri gözlerini kırpıştırdı.

"Nagisa, fark etmiş miydin?"

İki Senpai ile antrenman yaptıktan sonra Nagisa'nın yanına gelip şakacı bir dille konuştuğunu ancak şimdi anımsadı. Ortaokuldan beri birlikte oynadığı bu arkadaşı, böyle şeyleri hemen sezerdi.

Şaşkınlık içindeki Chinatsu'ya karşı Nagisa neşeyle konuştu:

"Kaç yıldır arkadaşız biz, herhalde bileceğim."

Bu sözler ve yüzündeki ifadeyle Chinatsu'nun omuzlarındaki gerginlik sonunda iyice boşaldı. Yıldız arar gibi gökyüzüne bakıp kısık sesle mırıldandı.

"Evet. Şey... Liseler arası şampiyona bitti, Senpailer de kulüpten emekli oldu ya. Bundan sonra basketbol için daha çok çabalamam gerektiğini düşünüp biraz baskı hissediyordum da."

Chinatsu içine hapsettiği duyguları yavaş yavaş kelimelere döktü. Dile getirdiğinde, keşke daha önce Nagisa'ya anlatsaydım diye düşündü. Bu konularda hala çok beceriksiz oluşuna acı acı gülümser ve bir nefes verir gibi devam eder:

"Ama dün, sanki başladığım o ilk zamanlardaki hislerimi hatırladım..."

Yumeka'ya hayran kalarak başladığı basketbol, Chinatsu için hayatının bir parçası olmuştu.

Daha iyi olmak için her gün ama her gün antrenman yapmış, top sürebildiğinde veya şut sokabildiğinde sevinçten havalara uçmuştu; fakat geliştikçe bunun ne kadar zor olduğunu fark etmişti.

Markajdayken rakibi nasıl geçeceğini, ribaundda nasıl öncelik alacağını düşünür; rakibe göre hücum ve savunma biçimini değiştirirdi.

Bugün, o tüy topun peşinden koşan ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi çocuk, ona işte o eski halini hatırlatmıştı. Sorumluluk hissetse ya da geçmişe takılsa bile, basketbolun verdiği o eğlence duygusu asla yenilmeyecekti. O zamanki hislerini ne zaman isterse tekrar hatırlayabilirdi.

"Ben de elimden geleni yapacağım diye düşündüm."

Chinatsu gökyüzüne bakarken bunu adeta ilan etti.

Arkadaşının yine ne demek istediği tam anlaşılamayan o üslubuna rağmen Nagisa üstelemedi. Sadece omuz silkip gülümsedi.

"Anladım. Pek bir şey anlamadım ama senin adına sevindim."

Deyip Nagisa da gökyüzüne baktı. Hiçbir engelin olmadığı çatıda gece rüzgarı serin serin esiyordu.

"Hı-hı."

Chinatsu başını salladığı sırada, grubun biraz uzağında duran Sayo, "Şunu kullanın!" diyerek geri döndü. Elinde naylon bir örtü vardı. Astronomi kulübünün demirbaşı olduğu belliydi; üzerindeki şirin bir karakter çiziminin yanında keçeli kalemle 'Eimei Lisesi Yıldız Astronomi Kulübü' yazıyordu.

"Hadi beraber oturup izleyelim!"

"Vay, harika olur!"

"Teşekkürler."

Nagisa ve Chinatsu örtünün diğer ucundan tuttu, diğer üyelerin de yardımıyla büyük örtüyü yaydılar. Gece rüzgarıyla naylon örtü hışırdadı. Kenarlarına eşyalarını koyup uçmasını engelledikten sonra herkes birer birer yere çöktü. Chinatsu da Nagisa'nın yanına oturdu ve yanına aldığı hırkayı dizlerine örttü.

Dizlerini kendine çeken Chinatsu, başının üstünde parlayan yıldızlara baktı.

"........"

Muhtemelen çok kısa bir süre öncesine kadar, bu uzak yıldızlara çok daha kederli bir duyguyla bakıyor olurdu. Fakat şimdi, dudaklarında huzurlu bir gülümseme vardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.