Sahayı Terコ Eden Gölgeler

Eimei Ortaokulu üçüncü sınıf öğrencisi olan Yumeka için bu gelecek tercih anketi, normalde diğer tüm öğrenciler gibi sadece formaliteden ibaret olmalıydı. Eimei, ortaokul ve lisenin birleşik olduğu bir okuldu; öğrencilerin neredeyse tamamı doğrudan bitişikteki Eimei Lisesi’ne geçiş yapardı.

İç çeker

Yumeka derin bir nefes verip kağıdı katladı ve çantasının içine tıktı. Çantasında ders kitapları ve defterlerin yanında, üzerinde "Saishou Lisesi" yazan sınav hazırlık belgeleri gizliydi.

............

Yumeka bir süre o yazılara dik dik baktı.

Sessiz, okul sonrası bir sınıf... Pencerenin dışından spor kulüplerinin tezahüratları duyuluyordu. Güneş alçalıyor, içeri sızan ışık turuncuya çalan bir kızıllığa bürünüyordu. Tebeşir izlerinin kaldığı yazı tahtasında, gün batımıyla birlikte pencere çerçevelerinin gölgesi belirdi.

— Gideyim artık.

Yumeka kâküllerini şöyle bir karıştırdı ve çantasının fermuarını sertçe çekti. Salladığı sandalyeden kalkıp çantasını omzuna astı.

Kısa süre öncesine kadar hâlâ yazdan kalma o sıcak hava hissediliyordu ama ekim ayına girer girmez sabah ve akşam ayazı çökmüş, günler kısalmıştı.

Koridora çıkıp merdivenlerden inerken, aynı dönemden birkaç öğrenci hızlı adımlarla Yumeka’yı geçip gitti.

— Bugün antrenman dışarıda mı başlıyordu?

— Evet. Senpai'ler güz kampı toplantısı yüzünden gecikeceklermiş.

Üçüncü sınıflar yazın ortaokul kulüplerinden emekli olmuşlardı ancak birleşik okulun avantajı olarak, bahardaki resmi kaydı beklemeden lisenin kulüp antrenmanlarına katılıyorlardı. Spor konusunda iddialı bir okul olan Eimei’de, özellikle spor kulübü üyeleri için bu genel bir durumdu.

Bu yüzden üçüncü sınıf öğrencileri, ortaokulun son turnuvasını bitirmiş olsalar bile ders çıkışı kulübe gidiyorlardı. Yumeka gibi doğrudan eve dönen öğrenci sayısı oldukça azdı.

Bina çıkışından dışarı adım attığında, akşamın havası teninde her zamankinden daha serin bir his bıraktı. Yumeka kıvırdığı kollarını aşağı indirdi.

Üniforma gömleği, süveteri ve omzundaki okul çantasıyla yürüyen Yumeka’nın yanından, boyunlarına havlu asmış spor kıyafetli öğrenciler geçiyordu.

— Ahh, bugünkü koşu antrenmanı çok ağırdı ya!

— Haha, bu saatten sonra temel antrenman falan imkansız abi!

Böyle deseler de, terlerini sildikleri yüzlerin her biri hayat doluydu. Kulüp arkadaşlarının birbirleriyle şakalaşmaları, bazen de üzgün görünen bir dostun omzuna vurmaları Yumeka’nın yanından süzülüp gidiyordu.

Yumeka, bu alışıldık manzaranın içinde ifadesiz bir suratla yürümeye devam etti. Bu sıradan okul sonrası manzarası bile şu an Yumeka’nın ruhunu daraltıyordu.

— ...Bu kadar çabalayıp da...

Sadece kendisinin duyabileceği bir sesle mırıldandı.

— ...ne olacaksınız sanki?

Mırıldandığı anda, yere vuran topun güm diye çıkan sesiyle sanki bir şeyden fırlamış gibi kafasını kaldırdı.

— ...!

Fark ettiğinde spor salonunun yanına kadar gelmişti. Açık kapıdan kız basketbol takımının antrenman manzarası görünüyordu.

Yumeka içinden öfkeyle dilini şaklattı.

'Ah, kahretsin... Buradan geçmeye niyetim yoktu.'

Spor salonunun yanından geçmek istemediği için her seferinde biraz yolu uzatıp okul kapısına gitmeyi düşünürdü ama hiçbir şey düşünmediğinde ayakları alışkanlıkla bu rotayı izliyordu.

Vücudu, ezberlediği gibi hareket ediyordu.

Yumeka şimdi geri dönmeyi aptalca buldu, bir an önce oradan uzaklaşmak istedi ama kapının ardındaki görüntü gözlerini hapsetti.

— Ribaund!

— Harika!

Üyelerin bağırışlarıyla birlikte, ayakkabıların gıcır gıcır eden o telaşlı sesi ve basketbol topunun zemine vuran yankısı etrafa yayılıyordu. Tişörtlerinin üzerine antrenman yeleği giymiş oyuncular kortun içinde koşturuyordu.

Yumeka, duygularından arınmış bir ifadeyle o antrenman sahnesini izledi.

Bu yaz vaktine kadar kendisinin de ait olduğu yer...

Eimei Kız Basketbol Kulübü.

Sadece durup izlemesine rağmen, Yumeka’nın içinde kortta koşma hissi capcanlı bir şekilde yeniden uyandı. Basketbol topunun ağırlığı ve o pürüzlü dokusu... Formanın kokusu... "Hızlı hücum!" diye keskin bir ses duyduğunda, ayakları refleksle harekete geçecek kadar uzun bir süre boyunca burası Yumeka’nın evi olmuştu.

— Az önceki orta üç ekibinin hareketleri de iyiydi ha!

Düdük çaldı ve bir kız öğrenci sesini yükseltti. Yumeka o an durumu fark etti.

'Demek öyle, lise kız takımı antrenman yapıyor.'

Üçüncü sınıflardan tanıdık yüzler olduğu için başta anlayamamıştı ama kortu kullanan ortaokul değil, lise takımıydı.

'Tabii ya, artık ekim ayındayız.'

Yaz tatili biteli bir aydan fazla olmuştu ama Yumeka sanki sadece kendi etrafında zaman durmuş gibi hissediyordu.

'Herkes... Çoktan yoluna devam etmiş bile.'

— ...Ah.

O sırada Yumeka’nın gözüne bir oyuncu takıldı. Kendi yaşındaki o kız, lisedeki bir senpai'sinden tavsiye alıyor olacak ki, elinde topla ciddiyetle başını sallıyordu.

'Natsu...'

Natsu diye takma adıyla hitap ettiği kişi, bunca zaman birlikte basketbol oynadığı en yakın arkadaşı, Kano Chinatsu'ydu.

Chinatsu, senpai'sine hafifçe selam verip oradan ayrıldı. O sırada Chinatsu’nun görüş açısına spor salonunun kapısı girdi.

— A, Yumeka...

Göz göze gelecekleri an Yumeka kâküllerini eliyle kenara itip yürümeye başladı. Fark etmemiş gibi yaparak spor salonundan uzaklaştı.

............

Görüş alanından çıkarsa bile, spor salonunun ortasında öylece kalakalan Chinatsu’nun figürü gözünün önünden gitmiyordu. Yumeka o görüntüyü kafasından atmak istercesine hızlı adımlarla okul kapısına yöneldi.

'Bu saatten sonra söyleyecek hiçbir şeyim yok.'

Yumeka arkasında gün batımıyla Eimei’nin spor salonuna son bir kez baktı.

Çünkü o artık basketbolu bırakmıştı—

Chinatsu ile ilk tanışmaları ilkokul ikinci sınıftaydı.

O zamanlar zaten bir çocuk basketbol takımında olan Yumeka, çevresindekilerden çok daha üstün bir yeteneğe sahipti.

Takıma sonradan katılan Chinatsu ise en temel driplingi veya şutu bile beceremiyordu; diğer çocuklar Chinatsu ile arkasından alay ediyordu. Ancak Yumeka bu atmosfere ayak uydurmak istemiyor, aksine bundan biraz tiksiniyordu. Çünkü Chinatsu’nun yeteneksiz olduğu doğruydu belki ama ona tepeden bakan o çocuklardan çok daha fazla antrenman yaptığını Yumeka fark etmişti.

Nitekim sonuçlar çok geçmeden kendini gösterdi.

Koç tarafından "Senden beklentim var" denilerek forma verilen kişi Chinatsu olmuştu. Hâlâ Chinatsu hakkında kötü konuşan takım arkadaşlarına karşı Yumeka lafı gediğine oturtmuştu:

"Sızlanıp duracağınıza gidin antrenman yapın işte."

O zamana kadar Yumeka kendinden daha iyi bir takım arkadaşıyla karşılaşmamıştı ama Chinatsu’nun antrenman tutkusu, ilk kez birine saygı duymasını sağlamıştı.

"O çabalama gücüne hayranım doğrusu."

Bu, durumu kurtarmak için söylenmiş bir övgü değil, Yumeka’nın kalbinden geçen gerçek düşüncesiydi.

'Üstelik Natsu...'

Basketbolu herkesten çok seviyordu.

İlk zamanlar, bir türlü başarılı olamadığı şutlara bakmaya dayanamayıp ona öğretmeye başladığında, gözleri parlayarak sormuştu:

" 'Şöyle' dedin ya, onu tam olarak nasıl yapıyorsun!?"

Utangaç ve biraz dalgın bir karakteri olduğunu düşünmüştü ama konu basketbol olunca Chinatsu, Yumeka’yı bile geri adım attıracak kadar ataktı. Hitap şekli "Yumeka-chan"dan "Yumeka"ya dönüştüğünde, artık tamamen dost olmuşlardı.

Yumeka o günleri özlemle hatırlıyordu.

Basketbol sevgisi... Bu duygunun gücü onların ortak noktası ve bağıydı.

— ...Eskidendi tabii.

Okul yolunda ilerlerken Yumeka’nın adımları fark etmeden ağırlaşmıştı.

Okuldan kaçar gibi çıkmış olsa da, eve yaklaştıkça üzerine bir kasvet çöküyordu.

'Eve gitsem de zaten ortam yine leş gibi olacak...'

Yumeka derin bir iç çekti. Annesi işten eve döndüğünde ya yorgun ya huysuz oluyor ya da babasıyla ağız kavgasına tutuşuyordu.

Yumeka biraz düşündükten sonra ana caddeden saptı. Nereye çıktığını bilmese de normalde hiç geçmediği bir ara sokağa daldı.

Araç trafiği azaldıkça etraf bir anda sessizliğe büründü. Rüzgarın etkisiyle sallanan cadde ağaçları kuru bir ses çıkarıyordu. Bir yerlerden çocukların gülüşme sesleri geliyordu.

Batan güneş, evlerin çatılarını ve elektrik direklerini aydınlatıyordu.

Yumeka, sadece bir köşeyi dönmüş olmasına rağmen sanki hiç bilmediği bir diyarda yürüyormuş hissine kapıldı. Yolunu uzatıp vakit öldürdükten sonra eve dönecekti. Bunu düşünerek akıllı telefonundan saate bir göz attı ama okuldan çıkalı henüz pek bir vakit geçmemişti.

'Kulüp saatleri bu kadar uzun muydu ya?'

Sonbaharda biraz antrenman yapana kadar spor salonunun dışı hemen kararırdı oysa. Yumeka, gün batımının soluk renklerine boyanmış bulutlara dikti gözlerini.

Şimdiye kadar okul bittikten sonra vaktini boşa harcadığı hiç olmamıştı.

İlkokul yıllarından beri okul çıkış zilinin çalmasını sabırsızlıkla bekler, kendini basketbola adardı. Bu zaman dilimi aniden bomboş kalınca, Yumeka ne yapacağını bilemez halde ortada kalmıştı.

'...Basketbol dışında bir hobim de yok ki zaten.'

Kendiyle alay edercesine mırıldandığında yolun sonunda bir park belirdi.

"Ah... Burada böyle bir yer mi vardı?"

Nispeten büyük bir park gibi görünüyordu; oyun alanlarının yanı sıra spor için sahalar da yapılmıştı. Az önce uzaktan duyduğu çocuk sesleri anlaşılan bu parktan geliyordu.

Yumeka yavaşça içeri girdi. Alacakaranlığın içinde dikilmiş ağaçların ve oradaki insanların gölgeleri uzunca uzanıyordu.

'Burada biraz vakit öldürüp öyle döneyim bari.'

Oturacak bir bank arayarak yürürken kulağına o çok tanıdık ses geldi. Bam, bam...

"!"

İstemsizce sesin geldiği yöne döndü.

Orada açık hava için yapılmış bir basketbol sahası vardı.

"Ah..."

Direğe sabitlenmiş potanın altında iki genç kız oyun oynuyordu. Birinin attığı şut, çembere bile değmeden tertemiz bir şekilde fileyi dalgalandırdı.

'Vay be, bayağı iyiler.'

Onları izleyen Yumeka, yakındaki bir bankı gözüne kestirip oturdu.

Bir süre izleyince kızların hareketlerinin öylesine bir oyun olmadığını, düzgün bir eğitim aldıklarını anladı.

"............"

Yumeka'ya basketbolu ilk öğreten babasıydı. Havanın güzel olduğu tatil günlerinde sık sık böyle parklardaki sahalara gelir, birlikte oynarlardı.

'Yumeka, basketbolu seviyor musun?'

"Tabii ki!" diye kocaman bir gülümsemeyle cevap veren Yumeka'ya, babası da tıpkı onun gibi gülümseyerek karşılık verirdi.

'Bu duyguna sahip çık. Sevgi dediğin şey, en güçlü histir çünkü.'

Bu sözler, küçük Yumeka'nın zihnine kazınmıştı.

Basketbol yeteneğinden veya tekniğinden ziyade, basketbolu "sevme" duygusunda kimseye yenilmezdi. Bu, onu ayakta tutan, kendine güvenmesini sağlayan en büyük güçtü.

'Ama...'

Bankta oturan Yumeka'nın kulağına topun sektirme sesi geliyordu. Bu ses, zihninde ister istemez kulüpteki manzaraları canlandırdı.

'Artık "en güçlü" falan değilim...'

Ortaokula geçtikten sonraki antrenmanların seviyesi eskisinden çok daha farklıydı. Karşılaştıkları okullar da inanılmaz derecede güçlüydü ve artık istediği gibi oyun kuramıyordu.

İlk yıl boyunca yine de Chinatsu ve diğer takım arkadaşlarıyla birlikte bir şekilde öne çıkabilmişlerdi. Eimei Ortaokulu'nun üniformasını giyerek çıktıkları hazırlık turnuvasında diğer okulları devirip şampiyonluğu göğüslemişlerdi. Bu hızla kendi jenerasyonlarının liseler arası turnuvaya (interhigh) kadar gidebileceğini sanmıştı.

Ancak bu görkemli günler bir anlıktı.

Etrafı kendinden çok daha yetenekli oyuncularla doluydu ve şimdiye kadarki basketbolu artık işe yaramıyordu. Antrenmanlarda daha yüksek teknikler ve uyum bekleniyor, maçın sonuna kadar koşacak can puanının bile yetmediğini iliklerine kadar hissediyordu.

Basketbolda şimdiye kadar hiç tökezlememiş olan Yumeka için bu, yaşadığı ilk gerçek başarısızlıktı.

O ağır antrenmanların arasında nefes nefese kalıp yanına baktığında, tıpkı kendisi gibi bitap düşmüş olsa da Chinatsu'nun gözlerinde güçlü bir ışık görürdü.

İşler yolunda gitmediğinde bile pes etmez, aksine her duvara tosladığında o sorunla doğrudan yüzleşip ileriye bakardı. Terini silip tekrar koşmaya başlayan Chinatsu'nun hali, sanki bundan zevk alıyor gibiydi.

'Çabalayabilme gücü...'

Chinatsu kuşkusuz en başından beri zorluklar içinde basketbol oynamıştı.

Peki ya kendisi?

Yeteneklerine güvenip kibirlenmediğini gerçekten söyleyebilir miydi?

Antrenmanlarda hiç kaytarmamış mıydı?

Basketbolun sadece eğlenceli kısımlarını "seviyor" olduğunu düşünmemiş miydi?

Yumeka farkında olmadan her gün kendini böyle sorgularken buluyordu.

Basketbolda iyi olan kendisi, basketbolu gönülden seven kendisi... Yumeka'nın kimliği buydu. En büyük özsaygısıydı. Bu duyguyla bugüne kadar koşmuştu ama Yumeka, basketbola karşı hislerinin artık eskisi gibi olmadığını kabul etmek zorundaydı.

'Ben artık basketbolu...'

Belki de sevmiyordu.

Topa dokunmak için can attığı, maça çıkmanın ondan çok daha büyük bir heyecan verdiği o günler geride kalmıştı. Üçüncü sınıfın o son yaz turnuvası bittiğinde hissettiği tek şey bir rahatlamaydı.

'Ama... Natsu farklıydı.'

Yumeka yaz tatilinde spor salonunda tek başına şut çalışan Chinatsu'nun görüntüsünü hatırladı.

Eimei Ortaokulu, ulusal turnuvaya katılma şansını kıl payı kaçırmıştı. Başa baş geçen dördüncü periyotta, Chinatsu'nun o şutu girseydi her şeyin değişeceği o an... Tabii ki takımın yenilme sebebi sadece bu değildi. Yumeka, kendi şutlarının kaç kez çemberden sekip dışarı düştüğünü hatırladı.

Şutlar girmediği için pişman olması gerekirdi ama bu pişmanlığı söküp atıp ileriye doğru yürüyecek gücü kendinde bulamamıştı.

Oysa Chinatsu farklıydı. Acıdan veya pişmanlıktan kaçmamış, bir sonraki maça odaklanmıştı. Pişmanlık gözyaşları dökerek tek başına antrenman yapan Chinatsu'nun o hali çok göz kamaştırıcıydı.

Yumeka o an anlamıştı.

Artık Chinatsu ile omuz omuza basketbol oynayamayacağını.

'Natsu ilerliyor... Ama ben.'

Artık eskisi gibi basketbola karşı o kadar kararlı olamıyordu.

Bu yüzden ortaokul kulübünden emekli olur olmaz basketbol takımından tamamen ayrılmıştı. Kimseye, hatta Chinatsu'ya bile tek kelime etmemişti. Edemezdi de.

Kaçmıştı işte.

Yumeka kendiyle alay etti. Artık o ağır antrenmanlara girmesine gerek yoktu, titremesini gizleyerek maça çıkmak zorunda da değildi. Bunu düşündüğü an zavallıca bir rahatlama hissetmişti ama bu his sadece kısa bir an sürmüştü.

Geriye sadece en değerli şeyini kaybetmiş, bomboş bir "kendi" kalmıştı.

'Artık Eimei'de kalmamın da bir anlamı yok zaten...'

Yumeka elini çantasına koydu. İçindeki o kağıt parçası ve sınav dökümanları kitapçığı zihninin bir köşesine yapışıp kalmıştı.

Gün batımının son ışıkları, etraftaki manzaraya yavaşça gölgeler ekliyordu. Yanağına çarpan rüzgar ürperticiydi.

Şimdiye kadar basketbola engel olmasın diye kısa kestirdiği saçları ensesine değiyordu; Yumeka rahatsız olup onları yakasından dışarı savurdu.

'İç çeker Ne yapıyorum ben böyle?'

Yumeka, hem spor salonundan hem de evden kaçar gibi buralarda vakit geçirdiği için kendine sinirlendi. Basketbolu bıraktığından beri zaman durmuş gibi geliyordu ama mevsim çoktan üçüncü sınıfın sonbaharına ulaşmıştı. Ne kadar uzak durmak istese de geleceğine dair bir karar vermek zorundaydı.

Yumeka içini çekerek banktan kalktı.

Tam o sırada, sahadan seken bir top yuvarlanarak yanına kadar geldi.

"Ah, özür dilerim!"

Pası alamayan genç kız seslendi. Yumeka yuvarlanan topu gözleriyle takip etti, bir anlık tereddütün ardından elini uzattı. Parmak uçları, alışık bir hareketle topun kavisini kavrayıp kaldırdı.

Basketbol topuna en son dokunmayalı ne kadar zaman geçmişti acaba? Kızların topu çokça kullanılmıştı ama havası tamdı ve sertti. Yumeka, o dokuyu ve ağırlığı hissedince gözlerini hafifçe kıstı.

Kızlar, ellerinde topla öylece duran Yumeka'nın bu görüntüsü karşısında biraz çekindiler.

"Şey..."

Yumeka topu iki eliyle kavradı, kızlara baktı ve ardından ilerideki potaya gözlerini dikti.

O salise, önündeki manzara bir maç sahnesiyle üst üste bindi. Yüksek tavanda yankılanan tezahüratlar, gıcırdayan ayakkabı sesleri. Kendi nefesi ve kalp atışı, rakip takımın bakışları. Baskıyı yırtıp atarcasına, en yakın arkadaşının sesi yankılandı.

'Yumeka!'

Yumeka şut pozisyonu aldı. Topu alnının hizasına kaldırdığında, kolları pürüzsüzce hareket etti.

'Eğer bu şut girerse...'

İçinden cümlenin devamını fısıldadı ve topu yavaşça serbest bıraktı.

Top bir yay çizerek uçtu ve ince bir ses çıkararak potanın içinden süzüldü.

Yerleşim alanının içinde sessizce duran küçük parkta, yarım sahalık bir basketbol kortu vardı.

Isınma hareketleri yapan Chinatsu, arkasından gelen şut sesiyle irkilerek arkasına döndü.

"Yumeka!"

Orada duran, en yakın arkadaşı Yumeka'ydı. Üzerinde en sevdiği bol kesim tişörtü, sırtında spor marka bir sırt çantası vardı. Kısa kesilmiş siyah saçları çocukluğundan beri değişmeyen tarzıydı ama ilkokuldan mezun oldukları şu günlerde, yaşına göre daha olgun görünüyordu.

"Beklettim," dedi Yumeka ve sırıttı. Eşyalarını banka bıraktı. Chinatsu sadece bu ani şuta değil, yuvarlanıp gelen topun şimdiye kadar kullandıklarından farklı olmasına da şaşırmıştı.

"Bu top da ne? Nereden çıktı?"

Chinatsu'nun yerden aldığı topun üzerinde tek bir leke bile yoktu ve dokusu bambaşka hissettiriyordu. Yumeka gururla açıkladı:

"Güzel değil mi? Babam yenisini aldı."

Chinatsu'nun yanına gelen Yumeka, topun üzerindeki logoyu gösterdi.

"Havalı durmuyor mu? Tam dış saha için."

"Evet. Üstelik, yepyeni kokuyor."

Chinatsu topu burnuna yaklaştırıp yüzeyini kokladı.

"Takıldığın yer orası mı gerçekten?"

Yumeka, her zamanki gibi biraz garip yorumlar yapan arkadaşına bakıp kendi kendine güldü.

Ortaokula başlamadan önceki o uzun bahar tatili... Yumeka ve Chinatsu her günlerini basketbol antrenmanıyla geçiriyorlardı. Baharda girecekleri basketbol kulübü oldukça güçlü bir takımdı; bu yüzden ikisi de geride kalmamak için ağır bir antrenman programı yapmışlardı.

Spor salonunu kullanabildikleri zamanlarda içeride çalışıyorlardı ama bahar aylarında vakitlerinin çoğunu dışarıda geçiriyorlardı. Hava yumuşaktı, güneşin altında taze bir rüzgar esiyordu. O rüzgarla birlikte, yakındaki kiraz ağacı dizilerinden kortun olduğu yere kadar uçuk pembe çiçek yaprakları uçuşup geliyordu.

"Burası hiç kalabalık olmuyor, bütün gün antrenman yapabilmek harika."

Isınma niyetine temel hareketleri yaparken Chinatsu topu Yumeka'ya fırlattı. Yumeka topu yakalarken güldü.

"Eee, biraz döküntü bir yer sonuçta."

Potanın filesi yer yer yırtılmıştı, sahanın çizgileri ise silinmek üzereydi. Büyük parklara giderlerse çok daha bakımlı sahalar vardı ama oralar kalabalık olduğu için sırayla oynamak gerekiyordu.

Zaten uzak bir yere gitmek için harcanacak zaman bile, şu anki Yumeka ve Chinatsu için büyük bir kayıptı.

Pas ve şut gibi temel çalışmalardan sonra, her zamanki gibi teke tek maça geçtiler. Topu sürerken, spor salonunun zemininden farklı olarak, daha tiz bir ses yankılanıyordu.

"Hah!"

Topu tutan Chinatsu, Yumeka'nın yanından sıyrılıp potaya yöneldi. Boş anına denk gelen Yumeka'nın gözleri bir anlığına fal taşı gibi açıldı.

Chinatsu doğruca pota altına sokuldu ama şutu çekmeden önce Yumeka önünü kesti. Markajı aşamayacağını anlayan Chinatsu, şut atmak yerine pozisyonu tazelemeye çalıştı. Fakat sonunda topu Yumeka'ya kaptırdı.

"Az önceki pozisyonda şutu atmalıydın."

Yumeka topu yerden alıp bunu söyledi. Nefes nefese kalan Chinatsu, Yumeka'ya baktı.

"Natsu, maçlarda da baskı yediğinde hemen pasa dönüyorsun."

Bunu söylerken topu Chinatsu'ya attı.

"Bu da bir tercih ama üzerinde biraz baskı varken bile o sayıyı kendin alabilecek gücü kazanman lazım."

"Evet, haklısın."

Chinatsu topu tok bir sesle yakalayıp başını salladı.

Dışarıdan bakıldığında, gerek maçlarda gerek bu antrenmanlarda Chinatsu'nun şutları gayet iyi giriyor gibi görünüyordu. Ancak onunla birlikte yetişen Yumeka, Chinatsu'nun daha da gelişebileceği noktaları fark ediyordu.

'Chinatsu hâlâ çok daha iyi olabilir.'

Yumeka, az önceki pozisyonu kafasında tarttığı belli olan arkadaşına bakarken gözlerini kıstı.

Chinatsu, en sert eleştirileri bile can kulağıyla dinliyor ve olduğu gibi özümsüyordu. Birçok insan belli bir seviyeye gelince başkası tarafından uyarılmaya tepki gösterirdi. Ama Chinatsu'da o gereksiz inat yoktu.

'Gerçi, biraz da doğuştan gelen karakteri böyle...'

Top sürmeye başlayan Chinatsu, öylece duran arkadaşına bakıp kafasını yana eğdi.

"Yumeka?"

"Hı, bir şey yok."

Yumeka bunu der demez Chinatsu'nun elindeki topu çaldı ve yanından hızla geçti.

"Ah!"

Chinatsu telaşla peşine düştü. Yumeka'nın önüne geçip şutu engellemeye çalıştı ama—

"İşte böyle!"

Chinatsu'nun savunmasını atlatan Yumeka, şutu sayıya çevirdi. Yere indiğinde Chinatsu'ya dönüp sırıttı.

"Aaa, sahada birileri varmış."

Yumeka ve Chinatsu teke tek antrenmanlarına devam ederken birden kalın bir ses duyuldu.

"Garip... Kızlar oyun oynuyor."

Topu yakalayan Yumeka bakışlarını o yöne çevirdiğinde, parkın girişinde dört gencin durduğunu gördü.

Sivil kıyafetliydiler ama yapılı vücutlarından ve havalarından ortaokul öğrencisi oldukları belliydi. İçlerinden biri topu kolunun altına sıkıştırmış, eşyalarını yan taraftaki banka bırakıyordu.

"Hadi ya, biz de tek başımıza takılırız diyorduk."

"...Gidip söylesene, çıksınlar ordan."

Dört çift göz, dik dik sahada duran Yumeka ve Chinatsu'ya odaklandı. Elinde top olan çocuk sahte bir gülümsemeyle seslendi.

"Hey, orayı şimdi biz kullanacağız, yer verir misiniz?"

Henüz yeni kalınlaşmış, pürüzlü bir ses tonuyla konuştu.

Gençler, kızların hemen oradan uzaklaşacağını sanıyorlardı. Sayıca üstün olan erkekler böyle deyince, geri adım atmayacaklarını düşünmek bile istemiyorlardı.

"Ha? Nedenmiş o?"

Yumeka topu yavaşça yere vururken konuştu. Hiç korkmadan, lafını esirgemedi.

"Neden size yer vermek zorundaymışız?"

"Burası parkın sahası, bence beraber kullanabiliriz."

Yumeka yanından gelen sesle istemsizce o yöne baktı. Chinatsu da bu durumdan hiç hoşlanmamış bir ifadeyle yerinden kıpırdamıyordu.

'Bu kız konu basketbol olunca cidden hiç taviz vermiyor...'

Yumeka içinden güldü. Chinatsu normalde kendi fikrini dayatan bir tip değildi ama basketbol söz konusu olduğunda bu izlenimi tamamen yıkıyordu.

Seslenen gençler de şaşkına dönmüştü.

"Rica edince" bu iki kızın tıpış tıpış gideceğini ve sahayı her zamanki gibi tek başlarına kapatacaklarını sanıyorlardı ama aldıkları tepki hiç de bekledikleri gibi değildi.

Yumeka, arkasını aniden dörtlüye döndü ve "Hadi devam edelim," diyerek topu Chinatsu'ya pasladı.

Sahanın kenarında duran gençler, hoşnutsuz bir tavırla kaşlarını çattı.

"Eee, hani beraber kullansak falan diyorduk?"

"Yoo, açıkçası ayak bağı oluyorsunuz da."

Uzun boylu genç, "Oğlum öyle denir mi lan," diyerek gülerek arkadaşının omzuna bir yumruk attı.

Sadece kendileri kullanmakta ısrar eden gençlerin bu tavrı karşısında Yumeka, bıkkınlıkla iç geçirdi. Eğer karşılarındakiler kendilerinden büyük birileri olsaydı, kesinlikle böyle davranmazlardı. Ya görgü kuralları gereği beraber oynarlar, ya sıranın kendilerine gelmesini beklerler ya da başka bir yere giderlerdi.

Şu an sahada olan Yumeka ve Chinatsu'yu, kolayca kovabilecekleri birileri olarak görüyorlardı.

"...Uyuzlar."

Kendilerini bu denli hafife alan küstah tavır karşısında Yumeka, kâküllerinin ardındaki bakışlarını sertleştirdi.

Oyunun durduğunu gören gençler sırıtmaya başladı.

"Hadi ama, artık değişelim şu sahayı."

Yumeka bir süre sessizce onları süzdü. Ardından bakmadan topu Chinatsu'ya fırlattı ve gençlere doğru yürüdü.

"...Tamam, peki. Madem öyle, size devredelim."

Topu yakalayan Chinatsu, Yumeka'nın sözlerini duyunca şaşkına döndü. Tam "Ne?" diyecekken Yumeka'nın dudak kenarı yukarı kıvrıldı.

"Tabii, eğer bizi basketbolda yenebilirseniz."

Chinatsu bu sefer gözlerini fal taşı gibi açtı.

"E-Eee, Yumeka?"

Adı seslenilince bir anlığına Chinatsu'ya baktı; gözlerinde maç öncesi o vahşi parıltı vardı. Tekrar gençlere dönüp çenesini dikleştirdi.

"İkiye iki maç yapalım."

Bunu duyunca gençlerin dördü de Chinatsu'dan daha şaşkın bir ifadeye büründü. Hemen ardından, alaycı bir gülümseme yayıldı yüzlerine.

"Ciddi misin? Bak emin misin?"

"Bize uyar da, biz Nishimachi Ortaokulu'nun basketbol takımındayız."

Gençler birbirlerine bakıştılar. "Tecrübeliyiz ona göre," diyerek gözdağı vermeye çalışıyorlardı ama Yumeka bunu hiç umursamadı.

"Hımm... Hiç fark etmez."

Sonra arkasındaki Chinatsu'ya döndü.

"Değil mi, Natsu?"

Bu beklenmedik gelişme karşısında Chinatsu hâlâ şaşkın şaşkın bakıyordu ama bir şeyi fark etmişçesine başını salladı.

"Evet."

Sahanın ortasında Chinatsu, Yumeka ve iki genç karşı karşıya geldi.

"O zaman, kazanan sahayı alır."

Maç kuralları; yarım saha, süre sınırı yok ve yirmi bir sayıya ulaşan kazanır şeklinde belirlendi.

Dörtlü gruptan, uzun boylu olanla şapka takan biri sahaya çıktı.

"Vay, kız başınıza havalı bir topunuz varmış."

Yumeka'nın basketbol topunu alan uzun boylu genç, kendi getirdiklerinden çok daha kaliteli olduğunu görünce kaşlarını kaldırdı.

"Biz ikinci başlarız. Size biraz avans verelim, değil mi?"

Genç, topu Yumeka'ya doğru fırlattı. Hücum hakkını alan Yumeka, üçlük çizgisinin dışına geçti. Maç, topun savunmadaki gence paslanması ve onun geri vermesiyle başlayacaktı.

"Hadi, başlıyoruz o zaman."

Topu alan Yumeka, olduğu yerde yavaşça top sürmeye başladı.

"Emin misin? Bak bu kadar avans işinize yarar."

Genç, havadan sudan konuşur gibi laf atarken Yumeka bir anda sert bir adım attı ve genci geçip gitti.

"İşe yarar herhalde, değil mi!"

İki genç ne olduğunu anlayamadan, Yumeka potanın altına ulaşmıştı bile. Sıçradığı gibi parmak uçlarından çıkan top, hafif bir sesle fileden geçti.

"Ha...?"

Başlayalı daha üç saniye bile olmamıştı. Aşağı düşen topu parmak uçlarıyla kendine çeken Yumeka, topu gence geri fırlattı.

"Buyur."

Uzun boylu genç, atılan topu neredeyse kaçıracak kadar sarsılmıştı.

"Hah... Şuna bak, baştan asılıyorsun demek."

Genç, durumu kurtarmak için zoraki bir alaycılıkla Yumeka'ya takıldı. Ancak kışkırtma konusunda Yumeka ondan fersah fersah öndeydi.

"Ha? Gerçekten asıldığımı mı sanıyorsun?"

Yumeka'nın küçümser bir tavırla burnundan gülmesi üzerine gencin suratı asıldı.

'Kahretsin, boş bulundum.'

Sadece boş bulunduğunu telkin ederek, bu kez daha dikkatli bir şekilde arkadaşına pas çıkardı.

Topu yakalayan şapkalı gencin hemen yanından Chinatsu, topu çalmak için baskı kurmaya başladı.

"Hop!"

Şapkalı genç topu hızla yukarı kaldırıp pasını verdi. Chinatsu'nun yetişemeyeceği bir yükseklikten uçan topu, uzun boylu genç havada yakaladı. Hemen top sürmeye yeltendiği anda şak diye hafif bir ses duyuldu.

"Ah!"

Daha driplinge kalkışamadan top, Yumeka tarafından çalınmıştı. Geri almak için uzattığı eli bariz bir şekilde boşa çıkınca gencin yüzü kıpkırmızı oldu.

Bir anda tekrar hücuma geçen Yumeka, üçlük çizgisinin dışından Chinatsu'ya pas çıkardı. Genci ekarte edip topu alan Chinatsu, çevik bir hareketle potaya yöneldi.

"Lanet olsun!"

Onu durdurmaya çalışan şapkalı genci kolayca geçen Chinatsu şutunu çekti. Uzun boylu genç blok yapmak için elini uzattı. Şutun açısı hafifçe kaydı ve top çembere çarpıp geri döndü.

Genç, tam "Oh be!" diye sevinecekken Yumeka çoktan ribaund için pozisyonunu almıştı.

"Sakın! Şut attırmayın!"

Şapkalı genç telaşla üzerine doğru koştu.

Yumeka o sırada pota için en uygun noktaya kadar sokulmuştu. Şut için havaya sıçradığı anda iki genç birden onu engellemek için önünü kapattı.

"Sadece bana odaklanırsanız..."

Yumeka, tam şutu çıkaracakken o pozisyonunu bozmadan topu yana aktardı.

Orada, tamamen boşta kalan Chinatsu vardı. Sert bir pas dosdoğru Chinatsu'nun avuçlarına oturdu.

"Ah! Tüh be—"

Yumeka'yı bloklamak için havaya zıplayan iki genç, Chinatsu'nun şutunu engelleme şansını kaybetmişti. Top ikisinin başının üzerinden süzülerek potadan geçti.

"Tsk..."

Daha bir dakika bile geçmeden peş peşe sayı yiyen gençler surat astı.

"Oğlum adamını tutsana lan!"

"Durdur diye bağıran sendin!"

Birbirlerini suçlayan ikilinin aksine Yumeka ve Chinatsu hafifçe çak yaptılar.

"Güzel şut."

Yedek kulübesindeki diğer gençler için de işler hiç bekledikleri gibi gitmiyordu. Zorlanan arkadaşlarına laf atmaya başladılar.

"Oğlum ne yapıyorsunuz lan siz?"

"Kızlara yenilmeyin bari!"

"Kesin sesinizi be!"

Saha içindekiler arkadaşlarına laf yetiştirmeye çalışıyordu.

'Ciddileşmezsek sıçacağız...'

Bu kızların basketbol tecrübesi olduğu gün gibi ortadaydı. Ancak yaş ve fizik olarak kendileri daha üstündü. Şu an sadece boş bulundukları için sayı vermişlerdi; durumu hemen toparlayabilirlerdi.

Fakat bekledikleri o an hiç gelmedi.

On küsur dakika içinde Yumeka ve Chinatsu yirmi bir sayıya ulaştı.

"Yok artık, imkanı yok..."

Sonunda Yumeka'nın attığı rahat bir üçlükle beraber sahadaki iki gencin nutku tutuldu. Bir şeyler söylemek isteseler de nefes nefese kaldıkları için buna takatleri yoktu.

"Hadi be kardeşim, ciddi misiniz siz, ne yaptınız?"

Yedek kulübesindeki kapüşonlu genç sesini yükseltti. Hezimete uğrayan arkadaşlarına karşı hoşnutsuzluğunu açıkça belli ediyordu.

"Ee, kazanan sahayı alır diye sözleşmiştik, değil mi?"

Yumeka topu iki eliyle sektirip oynatırken, az önce duman ettiği çocuklara omzunun üzerinden baktı. Banktaki kapüşonlu çocuk hınçla ona dik dik bakıyordu ama öylece arkasına bakmadan gitmeye de niyeti yoktu; pes etmeyip üsteledi.

"Bu sefer biz oynuyoruz."

Kapüşonlu çocuk bunu ilan ettikten sonra bankta oturan diğer arkadaşına bir bakış attı. Sahada Chinatsu ile antrenmana devam etmeye hazırlanan Yumeka, bıkkın bir suratla arkasına döndü.

"Ha? O ne demek be... Ne kadar yüzsüzsünüz."

"Olur ya, hadi bir daha oynayalım."

Çocuğun vereceği cevaptan önce, yanındaki Chinatsu bu fikre katıldı. Hem Yumeka hem de reddedileceğini düşünen çocuk, şaşkınlıkla Chinatsu’ya baktı.

Sahanın ortasında Chinatsu, gözleri parlayarak cevap bekliyordu.

"Eee... Şey, madem Natsu istiyor, olsun bakalım."

Yumeka karmaşık bir ifadeyle başını salladı. Bu oyun işini ilk teklif ettiği andan beri, işlerin buraya varacağına dair içinde hafif bir his vardı zaten.

Böylece başlayan ikinci maçta, ilk maçın aksine, sayıları arka arkaya bulanlar çocuklar oldu.

"İşte bu be!"

Basketi atan çocuk yumruğunu havaya kaldırıp bağırdı. Çocuğun bu kadar içten sevinmesine Yumeka sadece güldü.

"Alt tarafı dört sayı attınız yalnız."

"Kes sesini, bu maçın az önceki gibi geçeceğini sanma!"

Kendilerinin oyuncu değiştirdiği gerçeğini görmezden gelen çocuk, iyice gaza gelmiş bir halde laf yetiştiriyordu.

"Yumeka."

Terini silen Chinatsu, Yumeka’nın yanına geldi. Chinatsu alçak sesle bir şeyler fısıldadı; o an Yumeka’nın yüzünde bir sırıttı belirdi.

"...Tamamdır."

Chinatsu topu aldı ve maç yeniden başladı.

Harekete geçen Yumeka ve Chinatsu'yu süzen kapüşonlu çocuk, içten içe bu sefer kesin kazanacaklarından emindi.

'Yorulmuş olmaları lazım.'

Her ne kadar yarım saha olsa da, üst üste maç yapmanın etkisi büyük olmalıydı. Karşı taraf nedense mola bile vermeden maça başlamıştı ama muhtemelen şu an bu düşüncesizliklerine pişman oluyorlardı.

Bunu hayal eden çocuk, bıyık altından gülüyordu.

Ancak beş dakika sonra, nefes nefese kalanlar kızlar değil, kendileriydi.

"Hah, hah... Ne oluyor lan, maskara mı olduk biz?"

"Hah, hah... Ne alaka, saçmalama!"

İtiraz etmeye çalıştı ama kapüşonlu çocuğun nefesi daha fazlasına yetmedi.

"Natsu!"

Yumeka’dan pası alan Chinatsu, çocuğun savurduğu kolundan sıyrıldı. Çocukların hareketleri yorgunluktan dolayı ilk baştakinden bile daha düzensiz hale gelmişti.

Buna karşılık Yumeka ve Chinatsu, maçın ikinci yarısında daha da keskinleşmişti.

'Nasıl hâlâ böyle hareket edebiliyorlar?'

Kim taze kan olarak oyuna girmiş, belli bile değildi. Çocuk hırsından dişlerini gıcırdattı.

Yumeka driplingle içeri daldı derken, top dışarıdaki Chinatsu’ya gidiyor ve üçlük çizgisi dışından basketi gönderiyordu. İkisi birden birinin önünü kesmeye kalksa diğeri sayı atıyor, çocuklar resmen sahada maymuna dönüyordu.

Chinatsu ve Yumeka’nın o müthiş uyumu, çocukların panik ve yorgunluktan dökülen halleri de eklenince, başa çıkabilecekleri seviyenin çok ötesine geçmişti.

"...Şaka mı bu?"

Sahanın dışından izleyen çocukların ensesinden aşağı soğuk terler boşaldı.

Sahi, onlar kime meydan okumuşlardı?

'Lanet olsun... Hiç sayı alamıyoruz.'

Başlangıçtaki planından eser kalmayan kapüşonlu çocuk, paniğini gizleyemiyordu.

Böyle olmamalıydı.

Kızlar gelip maç teklif ettiğinde, biraz müsamaha gösterip sayı almalarına izin vereceklerini ve sonunda kendilerinin kazanacağını sanmıştı.

Oysa şimdi, yüzsüzlük edip başlattıkları bu ikinci maçta bile hezimete uğramak üzerelerdi.

'Bir kıza... yenilmek ha.'

Şut atmak için duran Chinatsu’nun önünde çocuk ileri atıldı.

'Attırmam!'

Chinatsu’yu engellemek için yeri tekmeledi ama beklediğinden çok daha hızlı bir ivmeyle vücudu ona çarptı.

"Ah!"

Şutu gönderen Chinatsu dengesini koruyamayıp yere kapaklandı.

"!"

Yumeka yere düşen Chinatsu'yu görünce gözlerini faltaşı gibi açtı ama arkadaşının düşerken bile bakışlarını tek bir noktaya diktiğini fark etti. Arkasına döndüğünde, top çemberin kenarına oturmuş dönüyordu. Hafifçe yalpaladı ve içeri düştü.

Şut sayı olmuştu.

Chinatsu yavaşça ayağa kalktı ve kendisinden daha uzun olan çocuğun gözlerinin içine bakarak konuştu:

"Basket-faul. Bir de serbest atış."

"!? Ahh, hayır!"

Çocuk yaptığı faulün zamanlamasını fark edince gayriihtiyari bir çığlık attı.

Basket-faul; hücum oyuncusu şut atarken savunma oyuncusu faul yaparsa uygulanırdı. Çocuk, Chinatsu’yu engellemeye çalışırken ona bir de serbest atış hakkı kazandırmıştı.

"Kahretsin, kaçır şunu..."

Çocuk terini silerken serbest atış çizgisine geçen Chinatsu’ya dik dik baktı. Chinatsu çevresine hiç bakmadan topu bir iki kez sektirdi ve atışını yaptı.

Top mükemmel bir kavis çizerek çemberin içinden süzüldü. Filenin hışırtısına çocukların pişmanlık dolu sesleri karıştı.

Bu zorlu atışı ustalıkla sayıya çeviren Chinatsu’ya bakan Yumeka sırıttı.

İkinci maç da nihayetinde 21'e 10 skorla Yumeka ve Chinatsu’nun galibiyetiyle sonuçlandı.

"Hah, hah..."

Kapüşonlu çocuk ellerini dizlerine dayamış, ağır ağır soluyordu.

"Bu da neydi... Kahretsin."

Yumeka ve Chinatsu 21 sayıya ulaşana kadar iki çocuk da oradan oraya koşturulmuş, resmen parmaklarında oynatılmışlardı. Kulüpteki antrenman maçlarından çok daha fazla enerji harcamışlardı. Oldukları yere, sahanın zeminine çöktüler.

"........"

Chinatsu oturan çocukların yanına doğru emin adımlarla yürüdü.

Bunu fark eden çocuk ter içindeki yüzünü kaldırdığında, Chinatsu bir maçın ardından rakibine yaptığı gibi başıyla selam verdi.

"Maç için teşekkürler."

Davranışları yüzünden azar yiyeceklerini sanıp savunmaya geçen çocuklar şaşkınlıktan donakaldı.

"Gerçek bir maç antrenmanı oldu, eğlenceliydi."

Chinatsu bunu ne alay etmek ne de iğnelemek için söylüyordu; gözleri pırıl pırıldı. Çocuk verecek cevap bulamadı.

"E? Ha...?"

"Ahaha! Natsu, öldürüyorsun beni!"

Yumeka arkadaşının bu sözlerine kahkahayı bastı. Sonuç olarak, Chinatsu’nun en başta dediği gibi 'beraber kullanalım' fikri hayata geçmişti ve bu durum Yumeka’yı keyiflendirmişti. Chinatsu ise çocukların neden şaşırdığını ya da arkadaşının neden kahkaha attığını pek anlamış görünmüyordu.

Sahaya çökmüş olan çocuk yavaşça ayağa kalktı.

"Şey... Az önceki faul için kusura bakma."

Kapüşonlu çocuk bunu mahcup bir tavırla söyledikten sonra çekinerek mırıldandı:

"Şey... Adın ne?"

"? Şey, Kano..."

"Hop, hop, hop! Bizi yenemediğinize göre adımızı öğrenmeye henüz hakkınız yok demektir!"

Yumeka, Chinatsu’yu kendine çekip sarılarak çocuklara dil çıkardı. Gizli niyeti yüzüne vurulan çocuk, yüzü kızararak Yumeka’ya ters ters baktı.

"! Sen... Harbi çok küstah bir şeysin ya!"

"Dahaki sefere kesin yeneceğiz sizi!"

Çocuğun parmakla göstermesine rağmen Yumeka hiç istifini bozmadı.

"Hah, iyi bakalım. İstediğiniz zaman gelin, dersinizi veririm."

Şaşkın şaşkın bakan Chinatsu’nun yanında Yumeka zafer edasıyla ilan etti. Çocuk bu tavır karşısında acı bir ifadeye büründü.

"Gerçekten çok havalısın ha... Kimsiniz oğlum siz, hangi okuldasınız?"

"Eimei."

Yumeka, elindeki topu hafif bir sesle havaya fırlatıp avucunda çevirmeye başladı.

"Ne?"

Çocuk, duyduğu isme inanamamış gibi bakakaldı.

O sırada yanlarından usulca uçuşan çiçek yaprakları geçti.

"Bahar döneminden itibaren Eimei Ortaokulu birinci sınıf öğrencisiyiz."

Öylece dikilen çocuklar bunu duyunca dillerini yutmuş gibi oldular.

"E-Eimei mi? Şu meşhur okul mu...?"

Spor konusunda bir dev olan bu okulun adını herhangi bir spor kulübünde olup da duymayan yoktu. Basketbol da bir istisna değildi; hem kız hem de erkek takımlarında çok güçlü oyuncular barındırıyorlardı. Kendi okulları olan Nishimachi Ortaokulu erkek basketbol takımı bölge turnuvasında ancak üçüncü olabilmişken, Eimei Ortaokulu kız basketbol takımı eyalet şampiyonu olmuştu. Yani ulusal turnuva seviyesinde bir ekoldü.

"Şey... Şey o zaman."

Deminden beri büyüklenen dört çocuk, bir anda ne yapacaklarını şaşırıp bocalamaya başladılar.

"Asıl biz... Antrenman için... Teşekkürler..."

İster istemez saygılı bir üsluba bürünen çocuklara bakıp Yumeka bir tur daha güldü.

Çocuklar gittikten sonra, farkına bile varmadan hava kararmaya başlamıştı. Az önce masmavi olan gökyüzünde şimdi hafifçe renklenmiş bulutlar süzülüyordu.

"Ah, maç çok eğlenceliydi."

Yumeka iyice bir gerindikten sonra bankta oturan Chinatsu’nun yanına çöktü.

"Karşı taraf biraz daha iyi olsaydı tadından yenmezdi ya, neyse."

Eğer çocuklar duysaydı yeni bir tartışma çıkaracak olan bu yorumu patlatan Yumeka, Chinatsu’ya baktı. Zaten onay beklemiyordu ama Chinatsu, üst üste kazandıkları maçlara rağmen bir hayli dalgın görünüyordu. Topu dizlerinin üzerine koymuş, az önce içinde koşturduğu sahayı izliyordu.

Yumeka onun profiline bir süre baktıktan sonra gözlerini boşalan sahaya çevirdi. Akşamın solgun ışıkları, iyice eskimiş basket potasını aydınlatıyordu.

"Az önceki şutun fena değildi."

Bu ses üzerine Chinatsu, yanındaki Yumeka’ya döndü. Başkalarını nadiren öven Yumeka’nın ağzından çıkan 'fena değil' sözü, aslında 'çok iyiydi' anlamına geliyordu.

"Teşekkürler."

Chinatsu hafifçe gülümsedi, sonra tekrar uzaklara baktı. Önündeki sahadan çok daha uzaklara.

"Ama Eimei’de fark yaratmak istiyorsam, çok daha iyi olmam lazım."

İnce telli saçları, baharın akşam rüzgarıyla savruldu.

"Tıpkı Yumeka gibi."

Chinatsu’nun dudaklarından dökülen bu sözleri duyan Yumeka’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.

Yumeka, Eimei Akademisi’nden teklif aldığı zamanı hatırladı. O zamanlar henüz nereye gideceğine karar vermemiş olan Chinatsu’ya kendisi teklif götürmüştü.

'Natsu, sen de gelir misin?'

Chinatsu’nun sadece bu sözle Eimei’ye gitmeye karar verdiğini sanmıyordu. Zaten annesinin mezun olduğu okuldu ve muhtemelen seçenekleri arasındaydı.

Yine de onu cesaretlendiren kendisiydi.

'Birlikte ulusal turnuvaya bile gidebiliriz.'

Yumeka, ortaokul basketbol takımını hayal ettiğinde, güvenebileceği bir takım arkadaşı olarak aklına ilk gelen kişi Chinatsu olmuştu. Basketbolun güçlü olduğu Eimei’de, Chinatsu ile birlikte sahaya çıkmak kesinlikle harika olurdu. Eğer orta-lise birleşik bir okulsa, hem ortaokulda hem lisede ulusal turnuva hedefiyle savaşabilirlerdi. Yumeka’nın beklentisi buydu.

Bu yüzden Chinatsu’nun Eimei basketbol takımı hakkında böyle bir endişe taşıyacağını hiç düşünmemişti.

'Natsu, sen zaten yeterince iyisin...'

"Vay canına... Senin ağzından böyle şeyler duymak şaşırtıcı."

Yumeka içindeki düşünceleri belli etmeden sırıttı. Chinatsu’nun kucağından topu kapıp banktan fırladı.

Dribling yaparak sahaya daldı ve omzunun üzerinden Chinatsu’ya bir bakış attı.

"O zaman şöyle yapalım; eğer bu şut girerse..."

Topu elleriyle kontrol edip silinmeye yüz tutmuş üçlük çizgisinde durdu.

"Yumeka...?"

Şaşkınlıkla banktan kalkan Chinatsu’nun önünde Yumeka ellerini kaldırdı. Hafifçe dizlerini kırdı.

'Sevmek, en güçlü duygudur.'

Basketbolla bu kadar içten bir bağ kuran birinin hayallerine ulaşamaması imkansızdı.

"—İkimiz de Eimei’nin as oyuncuları olacağız."

Yumeka, mükemmel bir formla topu potaya doğru fırlattı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.