Geçmişten Gelen Fısıltı

Kendime geldiğimde sert bir zeminde yattığımı hissettim.

Bir ses, "Tamamen kendinden geçmiştin," diyerek beni bilgilendirdi.

Gözlerimi açtığımda, yüzüme doğru eğilmiş, kararlı bakan bir çift gökyüzü mavisi gözle karşılaştım.

"Öğğ... Sabah oldu mu bile?"

Sanki zihnim bir sis bulutuyla kaplıydı. Acaba biraz fazla mı uyumuştum?

Sahi, burası neresiydi? Bir an duraksadıktan sonra hatırladım. Rit ile birlikte makas elli bir iblisi alt etmiş, Loggervia başkentine dönen yol üzerinde kamp kurmuştuk.

Rit, "Of ya, neden seninle aynı çadırda uyumak zorunda kaldım ki sanki?" diye homurdandı.

"Yani, işlerin bu noktaya gelmesini ben de istemezdim ama senin parti kaçıp gitti. Üstelik iblis lordu ordusu buralarda devriye geziyor, seni tek başına bırakmak tehlikeli olurdu, biliyorsun değil mi?" dedim.

Rit geçici olarak bizimle bir parti kurmuştu ve birlikte seyahat ediyorduk. Ancak bu, Rit’in bizim tarafımızda olduğu anlamına gelmiyordu; bu yüzden Ares onun bize katılmasına karşı çıkmıştı. Bir şekilde bize ayak bağı olmayı planladığından şüpheleniyordu.

Bir süre ağız dalaşı yaptıktan sonra Ares, Rit’in her an yanında kalmam ve şüpheli bir duruma karşı gözümü üzerinden ayırmamam şartıyla sonunda pes etmişti. Bunun ikimizin aynı çadırı paylaşacağı anlamına geldiği anlaşıldığında Ruti çok bozulmuş, Rit’ten de bir temiz fırça yemiştim. Her kafadan bir şikayet yükseliyor, ardı arkası kesilmiyordu.

İç çeker derin bir nefes verdim.

Rit bunu duyunca o asık yüzü daha da bulutlandı.

"Neden iç çekiyorsun?" diye sordu.

"Ah, o mu... Üst üste gelen savaşlar yüzünden biraz bitkin düştüm sadece. Belki başkente vardığımızda bir banyo kiralarım da bir gece kafamı dinleyip rahatlarım."

Yalandı. Durumu geçiştirmeye çalışıyordum. Rit ise bana hâlâ o huzursuz bakışlarla bakarken pek ikna olmuş gibi görünmüyordu.

"Bir de, Ares’in senin bize katılman konusunda bu kadar dik kafalılık edeceğini düşünmemiştim. Tek başına gitmen tehlikeli olur diye birlikte hareket etmeyi önermiştim. Eğer ayrılmak istersen yol üstündeki başka bir kasabada durabiliriz. Eminim orada sana katılacak birkaç maceracı veya muhafız buluruz. Tabii böyle bir sapak, fazladan bir gece daha kamp yapmak demek. Hangisini istersen? Theodora’nın benim yerime geçmesini de sağlayabilirim. O bana kıyasla daha ketum, klasik bir savaşçıdır; kafanı şişirmez."

Yanakları hafifçe kızaran Rit söze girerek, "Seninle olmaktan nefret ettiğimi hiç söylemedim," dedi.

"Ha? Şey, ben..."

Ne diyeceğimi bilemedim. Rit’ten böyle bir tepki beklemek aklımın ucundan bile geçmezdi.

"Söylediklerin son derece mantıklıydı. Ben bir maceracıyım; biriyle aynı çadırı paylaşmak zorunda kaldım diye sızlanacak değilim."

"Ama benimle aynı çadırda kalacaksın diye az önce bayağı bir söyleniyordun sanki..."

"O... şey..." Rit kafasını çevirdi. En iyi nasıl cevap vereceğini bulmaya çalışır gibi kısık sesle kekelediğini duyabiliyordum.

"Her neyse, seninle olmaktan nefret ettiğimi söylemedim işte! ...O yüzden yüzünü öyle asmana gerek yok."

"Nasıl asmışım?"

"Sana fazladan yük olduğumu, başını belaya soktuğumu biliyorum, tamam mı? Üzgünüm."

"Ş-şey, kafana takma. Son zamanlarda Ares zaten yaptığım her şeye bir kulp buluyor. Alıştım artık."

Rit’in tavrı bir anda değişivermişti.

"Hey, bir sorun mu var? Tuhaf bir yüz ifadesi mi yapıyorum?" diye sordum.

"...Kalbin kırılmış gibi görünüyordun."

"Ah. Şey, bir süredir aralıksız savaşıyoruz ya. Bazen böyle çökkün hissettiriyor işte. Senin bir suçun yok yani," diyerek onu rahatlatmaya çalıştım.

Rit, hâlâ yüzünü benden tarafa dönmeden, huzursuz bir sesle, "E-eğer içini dökecek, seni dinleyecek birine ihtiyacın varsa, buradayım," dedi. "Zaten tam olarak sizin partiden sayılmam; bu da beni şikayet etmek için en doğru insan yapıyor. Hem diğerleri uyanana kadar daha vaktimiz var."

Çadırın dışından gece böceklerinin cıvıltıları hâlâ duyuluyordu. Sabaha daha çok vardı. Biraz kararsız kalsam da, Rit’in sözlerinde bana karşı samimi bir endişe sezdiğimi düşündüm. Kutsama seviyesi açısından geride kaldığım için, yaklaşan savaşlarda tempoya ayak uydurup uyduramayacağım konusunda endişeli olduğum doğruydu.

Rehber kutsamamın getirdiği sorunları bir süredir kafamda tartıp duruyordum ve varabileceğim tek doğal sonuç, üzerime düşen görevin artık bittiğiydi. Bunu sık sık düşünsem de, rolümün sınırlarını aşmak için sunabileceğim hiçbir şey aklıma gelmemişti.

Doğrusu, böyle bir şeyin var olup olmadığından bile emin değildim ama denemeye devam etmek zorundaydım. Bir çözüm bulamazsam, Ruti ile olan yolculuğuma devam edemezdim.

İtiraf ederek, "...Evet, haklısın sanırım. Ben anlatırken sadece başını sallamakla yetinsen bile olur..." dedim.

"Olur."

Muhtemelen sadece sığınacak bir liman arıyordum. Rit bana doğru döndü ve ilk başta anlattıklarımı sessizce dinledi. Ancak ben konuştukça, o da benim tarafımı tutmaya başladı. Ares’in bitmek bilmeyen şikayetlerini anlattığımda öfkeleniyor, küplere biniyordu. Hatta sanki benim yerimdeymiş gibi onunla tartışmaya bile başladı.

Sanki haksızlığa uğrayan kendisiymiş gibi büyük bir hırsla, "Buna nasıl katlanabiliyorsun?! Bunların hepsi onun hatası!" diye çıkıştı. Onun bu halini görünce gülümsedim... ve...

İşte tam o anda uyandım.

"Bir rüya mıymış? Gerçekten eski günleri hatırlattı."

Loggervia ormanındaki o geceye ait bir anıydı bu.

Kendi kendime, "Rit o zaman da yanımdaydı," diye fısıldadım.

İki yatağımız yan yana, düzgünce birleştirilmişti. Rit bana o kadar yakın uyuyordu ki, elimi uzatsam o sevimli yanağını okşayabilirdim. Hafif yazlık battaniyenin altından taşan eline usulca dokundum.

"Red..."

Adımı sayıkladığında donakaldım. Onu uyandırdım sanıp korkmuştum ama yüzünde huzurlu bir ifadeyle hâlâ uyuyordu.

Acaba rüyasında beni mi görüyor?

O benim rüyamda belirmişti, ben de onun rüyasında. Bu kendi başına o kadar da sıra dışı bir şey değildi belki ama bunu düşünmek yüzümün ısınmasına yetti.

Rit’i rüyamda görmemin sebebi, muhtemelen bugün erken saatlerde, Kocaşahin’in adamlarıyla yaşanan o arbededen sonra Storm’un söyledikleriydi.

"Çift kişilik yatak demek ha? Tek kişilik aldığına pişman olmaya mı başladın? Benim tek istediğim Bayan Rit’in en iyi yatakta yatması. Çok zaman geçmedi, eğer çift kişilik olanla değiştirmek istersen eskisine tam değerini sayarım, sadece aradaki farkı ödersin."

Rit ile o Loggervia gecesinde omuzlarımız birbirine değecek kadar küçük bir çadırda uyumuştuk. Şimdi ise yan yana getirilmiş iki yatakta yatıyorduk. Elimi uzatsam ona dokunabilirdim ama kazara birbirimize sürtünecek kadar da yakın değildik.

Üstelik Rit son zamanlarda birlikte kurduğumuz bu sade hayatın sona ermesinden endişe ediyor gibiydi.

"Sanırım gidip çift kişilik bir yatak almalıyız," diye mırıldandım.

Rit ile yakınlaşmak artık daha öncelikli bir mesele olmalıydı. Onun artık böyle şeyler için tasalanmasını istemiyordum.

Onu uyandırmamaya dikkat ederek sessizce günün planını yaptım.

Sabah olunca Rit ile Stormthunder’ın mobilya dükkanına gittik. Dün gece karar verdiğim gibi, plan çift kişilik bir yatak satın almaktı.

Storm’un sert çehresine hafif bir bıkkınlık ve sevinçle karışık genişçe sırıtmak yayıldı. "Ooo, erkencisiniz?" dedi. "Ortalık biraz yatışınca uğrarsınız sanıyordum."

"Burada, Zoltan’da Rit ile kurduğumuz o harika hayatı unutacak kadar işlere kapılmak yazık olurdu."

Bugün o çift kişilik yatağı almamız, benim de artık daha kararlı bir duruş sergilediğimin bir göstergesiydi. Yine de Storm tanıdık biri olduğu için biraz utanmıyor değildim.

Storm laf sokarak, "Ooo, yatak almaya ilk geldiğin günden beri işler bayağı hızlı ilerlemiş bakıyorum. En başından çift kişilik yatak alsaydın ya be korkak herif," dedi.

"Şimdi alıyorum ya işte? Müsaade et de burada şerefimi kurtarayım," diye yapıştırdım cevabı.

"Hey, Red! Hangisini alalım? Şöyle sağlam ve şık görünen bir şey istiyorum!"

İkimize hiç kulak asmayan Rit, önünde dizili yatakları karşılaştırmaya başlamıştı bile. Heyecanlı görünüyordu ama bir o kadar da işine odaklanmıştı.

"Kaliteden de iyi anlıyorsunuz Bayan Rit." Storm’un o sert usta ifadesi bir anda gözleri parıldayan bir satıcı gülümsemesine dönüştü ve hemen Rit’in yanına seğirtti.

"Şu yatak Beyaz At ağacından yapıldı. Sadece tekboynuzların yaşadığı ormanlarda yetiştiği söylenen bir ağaçtır bu! Zarif bir dokusu ve neredeyse belirsiz, çok hafif doğal bir kokusu vardır. Tıpkı bir tekboynuzun boynuzu gibi hem sağlam hem de esnektir. Benim bile nadiren çalışma fırsatı bulduğum, gerçekten enfes bir malzeme."

Rit bu satış konuşmasını dinlerken oldukça keyif alıyor gibiydi.

Bir dakika, bu acayip pahalı olmayacak mıydı?

Kendi kendime, "...Neyse, sorun değil sanırım," diye mırıldandım.

Pahalı olsa bile, Rit’in elindeki imkanlarla kıyaslandığında bu para onun için devede kulak kalırdı. Dahası, daha önce gurur yaptığım için Rit’in istediği yatağı almasını engellemiş olmaktan dolayı kendimi kötü hissediyordum. Bu kez ödün vermek yerine, en çok beğendiğini seçmesini istiyordum. Böylece aklında hiçbir şey kalmayacaktı.

Rit el sallayarak, "Buraya gel Red," diye çağırdı.

"Geliyorum, bir saniye."

Rit’in yanında durduğu yeni yatağa doğru ilerlerken yüzüme bir gülümseme yayıldı. O da en az benim kadar heyecanlı bir şekilde gülümsüyordu.

Teslimat işlerini ayarladıktan sonra kasabanın kuzey tarafındaki muhafız karakoluna doğru yola koyulduk.

"Biz döndük, Al."

"Bay Red!"

Biz Rit ile yeni mobilyamızı seçerken, Al’ı muhafızların yanında bırakmıştık; çocuğu tek başına bırakmak pek güvenli görünmüyordu.

Aslında tek sebep bu da değildi.

"Seni beklettiğimiz için üzgünüz. Bir sorun çıkmadı değil mi?" diye sordum.

"Hayır. Biraz korkmuştum ama bana göz kulak olan iki kişi çok iyiydi, o yüzden sorun olmadı."

Al’ın arkasındaki iki muhafız bize el salladı.

Al gülümseyerek, "Güney Bataklığı’nda yaşamıyorlar ama görünüşe göre buraya birkaç yıl önce taşınmışlar. Diğer muhafızlar gibi Güney Bataklığı’ndan nefret etmemelerinin sebebi buymuş," dedi.

Yarı elf çocuğa bu denli şefkatle göz kulak olan iki adamın yüzünü hafızama iyice kazıdım. Onlara doğru minnetle başımı salladıktan sonra Al ile birlikte eve gitmek üzere yola koyulduk.

O gece odada sadece tek bir çift kişilik yatak ve ikimiz vardık. Bir ve iki. İkimiz o tek yatağa sığmadığımız sürece bu matematik formülü işlemeyecekti. Artık yatağı ortadan ikiye ayırma şansımız da yoktu. Bir an kafamda dönüp duran bu düşüncelere kapıldıktan sonra, en sonunda bunları şimdilik bir kenara bırakmaya karar verdim.

"Red," diye seslendi Rit.

"Ş-şey, efendim?"

"Acele etsene."

Rit yatakta sessizce oturmuş, yanına gelmem için eliyle işaret ediyordu. Üzerinde yumuşacık pijama takımı vardı. Genelde boynuna bağladığı fuları çoktan çıkarmıştı. Yanındaki boşluğa hafifçe vururken altın sarısı saçları dalgalandı.

"Tamam, geliyorum," dedim.

Doğru ya, tam şimdi pısırık halime geri döneceksem tüm bunların ne anlamı kalırdı? Zihnimi boşaltıp Rit’in yanına gittim. İkimiz de uzanmak yerine öylece oturup birbirimizin yüzüne baktık.

"Hııı!" İlk pes eden Rit oldu. Normalde girişken biriydi ama utangaç bir yanı da vardı. Yüzü kıpkırmızı kesilirken bacaklarını kıpırdatıp durdu ve aniden yastığına sarılarak yüzünü gizledi.

Bu hali onu sadece daha da sevimli gösteriyordu!

"Erken mi uyusak?" diye sordu Rit, sesi yastığın arkasından boğuk çıkıyordu.

"Evet, bence de öyle yapalım," diye yanıtladım.

Şamdandaki mumu üfleyerek söndürdüm. Artık odayı sadece pencereden süzülen hafif ay ışığı aydınlatıyordu. Rit yüzünü kapatan yastığı yavaşça indirdi. Yanakları al al olmuştu ve hafifçe başını kaldırarak bana bakıyordu. Titreyen gökyüzü mavisi gözleriyle beni süzdü.

"Kıpkırmızı olmuşsun," dedi Rit kıkırdayarak. Kendisi de pancar gibi kızarmıştı oysa.

Cevap vermek yerine yatağa uzandım. "Gel buraya," diyerek kollarımı açtım.

Rit’in gözleri kocaman açıldı. Sevincini gizlemek ister gibi iki eliyle birden ağzını kapattı.

"Ya-şasın!"

"Iıh."

Rit gözlerini sıkıca kapatıp kollarıma atıldı. Atılışının hızıyla ikimiz de yatakta hafifçe yaylandık.

"Birinin kalbi deli gibi çarpıyor." Rit, göğsü göğsüme sıkıca yaslanmış halde genişçe sırıttı.

"Benimki mi yoksa seninki mi?" diye sordum.

Cevap gün gibi ortadaydı; ikimizinki de delicesine çarpıyordu.

Rit çenesini omzuma yasladı. Ben de ellerimi sırtına kaydırıp onu kendime doğru hafifçe çektim. Göğüs kafeslerimiz tam bir uyum içinde gümbürdüyordu.

Rit’in o güzelim altın sarısı saçlarını okşamak harika bir histi, adeta ipek gibiydi. Dudakları boynuma sürtündü. Birbirimize sarılmış halde yatarken bedeninden yayılan o tatlı sıcaklığı hissedebiliyordum.

Rit’in pijamamın üzerinden sırtıma dokunan elleri önce belime indi, ardından giysimin altından içeri süzüldü. Parmakları doğrudan tenime değdiğinde kendimden geçer gibi ürperdim.

"Rit."

Adını fısıldadığımı duyunca başını kaldırıp bana baktı. Dudaklarının arasından kararsız bir nefes döküldü.

"Red... Ben..."

Alnımı alnına yaslarken iki elimle birden pijamasının düğmelerine uzandım. İlk düğme açıldığında narin köprücük kemiği açığa çıktı. Bir sonrakini de çözünce Rit’in o dolgun ve göz alıcı göğüsleri belirdi. Tam ortalarından aşağı süzülen tek bir ter damlası vardı.

Rit de benim giysilerimi çıkarmaya başladı. Gömleğimin düğmelerini çözerken parmakları göğsümde geziniyordu. Eli sıcacıktı ve hafifçe nemlenmişti.

"Özür dilerim, nasırlardan dolayı ellerim biraz sert gelmiştir... Küçük yaşlardan beri kılıç eğitimi aldığım için..." diye mırıldandı Rit, utanmış gibi gözlerini kaçırarak.

Rit’in sağ elini sol elimle kavrayıp yanağıma koydum.

"Ellerini seviyorum."

Rit başını kaldırdı, yüzü yine alev alevdi. Eliyle yanağımı okşayarak bana doğru sokuldu. Dudaklarımız yumuşakça birleşti.

Sağ elimle Rit’in pijamasının bir düğmesini daha çözdüm. Göğüsleri hafifçe dikleşerek tamamen açığa çıktı. Öpüşmeye devam ettiğimiz sırada Rit’in bedeni irkilerek titredi, gözleri hazla kısıldı.

Elimi yavaşça Rit’in göğsüne doğru uzattım.

"!"

Birden odanın dışından bir hareketlilik duydum. Öpüşmeyi bırakıp içgüdüsel olarak kaskatı kesildik.

"Sanırım Al su içmeye kalktı," dedim fısıltıyla.

"Bizi rahatsız etmek istemiyor gibi bir hali var," diye fısıldadı Rit.

İkimiz de kızarmış yüzlerimizle birbirimizin gözlerinin içine bakıp gülümsedik.

"Rit, belki de bugünlük bu kadar yeter..."

"Öğğ, dışarıdan çok havalı görünüyorsun ama aslında tam bir umutsuz vakasın," dedi Rit muzipçe.

Beni bir kez daha, hafifçe öptü. Kollarımı etrafına sarıp Rit’i kendime çektim; çıplak göğüslerimiz birbirine mühürlendi.

"Kusura bakma, başta sadece biraz cilveleşiriz sanmıştım ama kendimi fazla kaptırdım," diye itiraf etti Rit.

"Benim için de durum pek farklı değildi," dedim.

"Anladım. Şey... O zaman uyuyalım mı?"

"Evet, uyuyalım. Yarın epey yoğun bir gün olacak gibi. İyi geceler, Rit."

Rit’in alnına küçük bir öpücük kondurduktan sonra istemeye istemeye ondan biraz uzaklaştım.

"Iıh... Bu hisler yüzünden içim içime sığmıyor! İyi geceler... Umarım kasabadaki şu sorunlar yakında çözülür." Rit mutlu bir tebessümle derin bir nefes aldı, pijamasını düzeltti ve gözlerini kapattı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.