"──Nito!"
Önce konuşalım. Böyle sözleşerek geldiğimiz park.
Evine hemen komşu olan o yerde Nito──,
"……Hey, iyi misin?"
Bankta oturmuş, hafifçe önüne bakıyordu.
──Saat akşam ondan sonraydı.
Etrafı, derin denizlerin dibini andıran bir karanlıkla doluydu.
Gündüzleri muhtemelen ferah ve aydınlık bir alandı burası.
Mahalledeki çocukların oynamaya geldiği, neşeli seslerin yankılandığı eğlenceli bir yer.
Yine de…… ya da belki de tam bu yüzden, gece karanlığındaki salıncaklar, kaydıraklar, kum havuzu ve oyun parkı ekipmanları bir şekilde insana mesafeli geliyordu; sanki görülmemesi gereken bir şeye şahitlik ediyormuşum hissi veriyordu.
Böyle bir manzaranın içinde──Nito.
Ayağında geçirmeli terlikler, üzerinde ince bir bluz vardı.
Ev kıyafeti olduğu her halinden belli olan yumuşak görünümlü bir pantolonun içinde, sessizce oturuyordu.
Dizlerinin üzerinde ise…… bir dizüstü bilgisayar vardı.
Muhtemelen az öncesine kadar üzerinde çalıştığı bilgisayar.
"……Çalışmalar sorunsuz ilerliyordu."
Sesi feci şekilde pürüzlüydü.
Normaldeki Nito ile asla bağdaştıramayacağım karanlık bir ses tonuyla devam etti.
"Materyalleri planladığım gibi dizmiştim, geriye sadece ince ayarlar ve altyazılar kalmıştı. Hiç de zor değildi aslında……"
"Anlıyorum……"
Ben başımı sallayınca Nito yüzünü kaldırdı.
Medet uman gözlerle bana baktı.
"Gün dönmeden biter diye düşünmüştüm. Herkese beklediklerinden daha erken bittiğini söyleyebilecektim. Bu yüzden ben de…… heyecanla çalışmaya devam ediyordum…… Herkes beni över mi acaba, belki azıcık da olsa izlenir diye düşünerek……"
"……Demek öyle."
Bana bir şeyler anlatmaya çalışan kıza karşı derin bir şekilde başımı salladım.
Nito feci şekilde sarsılmıştı. Öyleyse, önce onu sonuna kadar dinlemeliydim.
Derken Nito, elindeki bilgisayarı hafifçe havaya kaldırdı.
"……Bu bilgisayar, çok eski."
Az öncekinden bile daha kısık bir sesle devam etti.
"Babamdan kalma, herhalde yedi sekiz yıl önce alınmış bir şey. Ama düzgün çalışıyordu, biliyor musun? Bir kez bile tuhaf bir şey yapmamıştı. Tabii bazen kasıldığı oluyordu ama…… aniden ekranın kararıp açılmaması……"
Bunu söyledikten sonra Nito omuzlarını düşürdü.
"Muhtemelen fiziksel olarak bozuldu……"
"……Anladım."
Başımı salladım ve derin bir nefes aldım.
"……Gerçekten çok özür dilerim."
Nito başını öne eğdi, sesi her an ağlayacakmış gibi geliyordu.
"Ne yapacağım? Bu halde yarına yetişmesi imkansız…… Herkes o kadar çabaladı…… Ne yapacağım ben?"
Hatta 'acaba çoktan ağlamaya mı başladı?' diye düşündürten bir ses.
Bu durum kalbimde bir sızıya neden oldu.
Nito'nun hiçbir suçu yoktu, suçlu bendim.
Düzenleme işini ona bıraktığım için işler bu noktaya gelmişti.
"Böyle her şeyi kendi üzerine alıp kendini yıpratman gerekmiyor……"
Bunu ona iletmek isteyerek, çaresizce konuştum.
"Eğer bir suçlu varsa o da benim. O yüzden önce kendini bu kadar köşeye sıkıştırmayı bırak……"
Evet, Nito'nun bu kadar sorumluluk hissetmesi gereken bir durum yoktu.
Her şeyden önce benim hatam buna yol açmıştı ve Nito'nun tüm yükü tek başına sırtlanmasına gerek yoktu.
Ancak──,
"……Öyle değil."
Hafifçe başını iki yana salladı.
"……Baksana."
Yüzünü kaldırdı ve bana seslendi.
O sırada── gözlerinden.
Mücevher tanelerini andıran o iri gözlerinden, duru bir ışıkla birlikte yaşlar süzüldü.
"……Neden hep böyle oluyor?"
Nito içindekileri dökmeye başladı.
"Bu sefer her şey yolunda gider sanmıştım, neden bu şekilde…… neden tam da böyle bir zamanda……"
──Bu konuşma tarzı karşısında, dengesizce titreyen sesinden dolayı küçük bir şaşkınlık yaşadım.
"……Ne oldu ki? Kendini o kadar suçlamana gerek yok……"
Evet, durum kritikti. Bir an bile kaybedecek vaktimiz yoktu.
Fakat…… Nito'nun hali bir tuhaftı.
Onu ilk kez bu kadar sarsılmış görüyordum.
"Benim başıma hep bunlar geliyor……"
Nefesimi tutmuş onu izlerken, Nito sanki kendisiyle alay ediyormuş gibi dudaklarını büktü.
"Artık gerçekten nefret ediyorum…… Herkese bunları yaşatmaktan…… Hep böyle oluyor. İnsanları umutlandırıyorum, sonra hayal kırıklığına uğratıyorum. Ama bunu durduramıyorum da…… Neden böyle ya!"
Hep böyle mi? Herkese bunları mı yaşatıyor? Hayal kırıklığı mı?
……Anlamıyordum.
Neler hissettiğini, hangi tecrübelerinden yola çıkarak bunları söylediğini bilmiyordum.
Aksine, Nito beklentileri fazlasıyla karşılamamış mıydı……?
Ancak──,
"──Nito……"
Aklımda sorular uçuşurken aynı zamanda bir şeyi kavradım.
Bu── safi bir duygu patlamasıydı.
Gizleyemediği, kontrol altına alamadığı, doğrudan taşan duygularıydı.
Normalde Nito, duygularını kontrol edebilen bir tip gibi görünürdü bana.
Sınıfta örnek öğrenci, kulüp odasında tembel bir kız, bir müzisyen olarak ise gizemli ve karizmatik biri.
Bu kimliklerini korumayı hep başarmıştı ve bunda başarısız olduğu tek bir an vardı.
O da ortadan kaybolup her şeyi geride bıraktığı zamandı.
İşte şimdi o kız──,
"Ne kadar çabalarsam çabalayayım, hep aynı bitiyor……"
──diyerek dudaklarını titretiyordu.
"Zar zor Meguru ile tekrar bir araya gelmişken. Böyle arkadaş olabilmişken……"
O zaman── muhtemelen şu an olayın özüne dokunuyordum.
Nito'nun şu an bana gösterdiği şey; o ilk üç yıl boyunca ve yeniden yazılmaya başlanan bugüne kadar bana asla göstermediği yönüydü──.
Şu an── buna tanıklık ediyordum.
"Benim ne olduğumun artık önemi yok…… ne gelse müstahaktır bana. Ama yine böyle herkes toplanmışken…… yine herkesi inciteceğim. Her şeyi mahvedeceğim…… Öyle olacaksa ben…… artık ben……"
Onun bu hali karşısında.
Acı çeken Nito'nun önünde olmama rağmen── tuhaftı.
İçim, rüzgar esmeyen bir suyun yüzeyi gibi durgundu.
Başımı kaldırdığımda, binaların silüetleri arasından görünen gece gökyüzünde tek tük yıldızlar parlıyordu.
Siyah bir fon kağıdına sim dökülmüş gibi sönük ışık taneleri.
Kuzeyden güneye, bir uçağın ışıkları yanıp sönerek gökyüzünü enlemesine geçiyordu.
──Hala bilmediğim çok şey var.
──Tanımadığım çok yönü var.
Nito hakkında da, omuzlarında taşıdığı yükler hakkında da, bundan sonra bize ne olacağı hakkında da.
Yine de. Yapmam gereken tek şey, kaçınılmaz bir şekilde gün gibi ortada──.
"──Her şey yoluna girecek."
──Bunu sesli dile getirerek ne kadar sakin olduğumu bir kez daha teyit ettim.
Vahim bir sorun çıkmış olmasına rağmen, apaçık bir krizin ortasında olmamıza rağmen.
Neden acaba…… Ne bir panik, ne de bir telaş vardı içimde.
Aksine── zihnim hiç olmadığı kadar berraktı.
"Bir şekilde halledeceğimize eminim. O yüzden lütfen sakinleş, Nito."
──İçimde bir şalterin kapandığını, bir şeylerin değiştiğini hissettim.
Bu da neydi şimdi? Neden bu kadar sakindim?
Biraz düşününce cevabı hemen buldum.
Nito acı çekiyor.
Belki de ağlıyor.
Peki ben ne yapacağım? Lise yıllarını yeniden yazmaya neden karar verdim?
──Nito'yu kurtarmak için.
Öyleyse, o an tam da şu andı.
Elimden geleni ardıma koymayacaktım.
Tüm benliğimle, karşımda duran bu gerçekle yüzleşecektim.
Şimdi── bunu yapabileceğime inanıyorum.
"Durumu bir teyit etmek istiyorum."
Bana bakan Nito'ya, olabildiğince yumuşak bir ses tonuyla seslendim.
"Materyaller kaybolmadı ya da şu ana kadar yaptığın düzenleme dosyaları silinmedi, değil mi?"
"...Evet, bulutta kayıtlılar."
Hâlâ sarsılmış olduğu yüzünden okunan bir ifadeyle başını salladı.
"Bozulmadan hemen önceki çalışmalar kaydedilmemiş olabilir ama... dosyalara akıllı telefondan da bakılabiliyor... Her ihtimale karşı yanımda USB'de de getirdim."
"Yani en büyük sorun, üzerinde çalışabileceğimiz bir bilgisayarın olmaması mı? Ailenin bilgisayarını kullanmana izin vermezler mi?"
"Yani, şey. Bir tek babamın bilgisayarı var ama o da şu an şirkettedir. Evde olsa bile muhtemelen... içinde gizli bilgiler falan olduğu için kullanmama izin vereceklerini sanmıyorum..."
Anladım, bu kesinlikle doğruydu. Günümüzde şirket bilgisayarlarının korunması bir kurum için en önemli meselelerden biriydi; şirket dışından birinin kullanması, bu kişi çalışanın kızı olsa bile imkansızdı.
"Peki ya harici bir monitör? Eğer dizüstü bilgisayarın ekranı fiziksel olarak kırıldıysa, görüntüyü dışarı aktararak halledebiliriz belki."
"Üzgünüm, o da yok..."
"Anlıyorum. Tablet falan da yok galiba."
"Yok..."
"Teşekkürler. Durumu iyice kavradım."
"Özür dilerim, gerçekten..."
Nito bir kez daha başını öne eğdi, sesi titriyordu.
"Ne yapacağım... Eğer bu yüzden yetiştiremezsem, ben ne yaparım..."
"Sorun değil."
Bunu söyledikten sonra derin bir nefes aldım.
İçinde bulunduğum durumu net bir şekilde kavramıştım.
Ve── bundan sonra ne yapmam gerektiğini, Nito'ya ne söylemem gerektiğini de.
"──Ben yapacağım."
Sözlerimin ona tam olarak ulaştığından emin olmak için.
Net bir şekilde duyabilmesi için, kararlı bir sesle tekrar ettim.
"──Kalan düzenleme işini ben devralacağım."
"...Efendim?"
Nito aniden başını kaldırdı ve şaşkın bir sesle sordu.
"Sen mi düzenleyeceksin, Meguru?"
"Evet. Salonda bir dizüstü bilgisayar var, onu odama çıkarıp çalışırım. Dosyalar zaten buluttaysa, telefondan bana gönderirsin, ben de kaldığın yerden devam ederim."
"...Ama senin düzenleme yazılımın yok ki?"
"Eve gidince alırım, internetten indirilebiliyordur herhalde?"
"İndiriliyor... ama..."
"O yüzden, aileme yalvar yakar hemen aldıracağım. Nasıl yapıldığını bir yandan öğrenir, bir yandan çalışırım."
"A-ama, öyle... ucuz bir şey değil ki bu..."
Nito'nun sesindeki şaşkınlık iyice belirginleşti.
Muhtemelen benden böyle bir teklif geleceğini hiç beklemiyordu.
"Yani, evet, pek ucuz sayılmaz."
Dürüstçe sırıtarak cevap verdim.
"Ama öğrenci indirimiyle o kadar da pahalıya gelmez. Hem zaten, bundan sonra da düzenli olarak videolar çekeceğiz, değil mi? Tüm düzenleme işini her seferinde senin üzerine yıkamam. Bu yüzden er ya da geç bu işi öğrenmem gerekiyordu zaten."
Doğruydu. Nito bundan sonra giderek daha da meşgul olacaktı.
Bir müzisyen olarak başarı kazandıkça, boş vakti azalacaktı.
Ondan düzenleme yapmasını isteyebileceğim süre çok kısıtlıydı. Öyleyse, bu işi bizzat ben kıvırmalıydım.
Şu an burada ne karar verirsem vereyim, bir gün zaten bu noktaya gelinecekti.
"...Çok zor olacak, biliyorsun değil mi?"
Nito, sanki son bir kez uyarmak ister gibi konuştu.
"Alışık olmadığın bir yazılımla çalışmak... Sabaha kadar sürebilir..."
"Eğer sadece 'zor' olacaksa, tereyağından kıl çeker gibi hallederiz demektir."
İster istemez güldüm.
"Bu dünyada telafisi olmayan o kadar çok şey var ki. Sadece biraz zorluk çekerek bu durumdan kurtulabiliyorsak, aksine şanslıyız demektir."
"...Öyle mi diyorsun."
Nito, sözlerimi sindirir gibi bir tonla konuştu.
Yüzünde── hafif bir ışık parıltısı gördüm sanki.
Belki de tam o an, gökyüzündeki binaların arasından ay yüzünü göstermişti.
"Öyleyse, tamam... Anladım. Teşekkürler, lütfen sana güvenmeme izin ver..."
"Tamamdır, işi bana bırak."
──Sana güvenmeme izin ver.
Bu sözlerle birlikte göğsümde bir ateş yandığını hissettim.
Nito'nun bana böyle söylemesi bile, içimde sonsuz bir güç kaynağı varmış gibi hissettiriyordu.
Sabaha kadar uykusuz kalsam bile zerre koymazdı.
Şu anki ruh halimle, üç gün aralıksız çalışabilirmişim gibi geliyordu.
"...Ş-şey, dinle!"
Nito aniden banktan kalktı.
Sonra, bir şeyler geveleyerek tereddütle konuştu:
"O zaman... şöyle bir teklifim var... Aslında bugün evde sadece ben varım. Annemle babam işte, ablam da kulübün içki partisine gittiği için sabaha kadar dönmeyecekmiş..."
"...H-ha, anladım."
"O yüzden diyorum ki..."
Böyle bir giriş yaptıktan sonra, şaşkınlıktan donup kalmış yüzüme doğru eğildi.
Ve── şöyle sordu:
"Eğer ailen izin verirse... bizde beraber çalışalım mı?"
──Çalışmaya başlamamızın üzerinden birkaç saat geçmişti.
Saat çoktan gece yarısını, ikiyi vurmuştu.
Kulağıma gelen tek şey bilgisayar fanının uğultusu ve kendi faremin tıklama sesleriydi.
Bir de videonun önizleme sesleri ve arada bir Nito'nun yükselen sesi.
"──Yoo, gayet sıradan bir aileyiz aslında."
Nito'nun odası. Bilgisayar masasının başı.
Ekranın karşısındaki benim hemen arkamda, Nito kısık bir sesle konuşuyordu.
"Babam, annem, ablam ve ben. Özellikle müzikle uğraşan bir aile de değiliz, bildiğin sıradan bir ev işte."
"Öyle mi, şaşırdım. Aile ortamının çok daha özel, farklı bir şey olduğunu hayal etmiştim..."
"Annemle babamın pek evde olmaması da babamın gemilerde çalışmasından, annemin de yayıncılık sektöründe olmasından kaynaklı... Yani aslında ikisi de normal çalışanlar."
Işıkları söndürülmüş odada, önümdeki monitör sanki başka bir dünyaya açılan bir kapı gibi parıl parıl parlıyordu. Sanki yeryüzünde sadece ikimiz kalmışız da, başka bir gezegenle iletişim kuruyormuşuz gibi bir hava vardı──.
──Ailemi kavgayı göze alarak ikna etme çabalarım sonucunda, düzenleme yazılımını aldırmayı başarmıştım.
Birdenbire böyle bir şey talep etmem onları çok şaşırtmış olmalıydı. Annemle babam defalarca sebebini sordular, hatta birileri tarafından dolandırılıp dolandırılmadığımdan bile şüphelendiler. Ancak bunun kulüp için gerekli olduğunu ve gelecekte de kullanacağımı düzgünce açıklayınca durumu anlayışla karşıladılar.
Fakat── Nito'nun evine gitme meselesinde şiddetle karşı çıktılar. Yalan söylemek istemediğim için her şeyi dürüstçe anlatmıştım... ve bunun üzerine feci bir azar işitmiştim.
──Daha on beş yaşındasın.
──Üstelik, karşındaki bir kız, değil mi?
──Böyle bir şeyin olması mantık dışı.
Söyledikleri her şey sonuna kadar haklıydı.
Ben de aynı pozisyonda olsaydım, muhtemelen çocuğumu aynı sözlerle ikna etmeye çalışırdım.
Liseli bir kız ve erkeğin bir geceyi beraber geçirmesine hiçbir ebeveynin kolayca onay vermesi beklenemezdi.
Ancak, buna rağmen geri adım atmamam üzerine annemle babam durumun "gerçekten önemli bir şey" olduğunu sezdiler. En sonunda, Nito'nun ailesiyle bizimkiler telefonda görüşüp tanıştıktan sonra, istisnai bir durum olarak izin alabildim.
Beni anlayışla karşılayan aileme ne kadar teşekkür etsem azdı.
Ardından, yaklaşık bir saat boyunca yazılımı indirip kurduktan sonra Nito'nun evine geçtim.
"Yine de ben yapayım!"
"Bilgisayarını ödünç versen bana yeter!"
Gibi tekliflerini sertçe geri çevirip bizzat çalışmaya başladım.
Zaten... en başında benim hatam yüzünden bu hale gelmiştik.
Nito'ya hiç yük olmadan, en başından beri doğrusu buydu.
BAŞLIK: Şafağın Maviliğinde Verilen Söz
Hesap sorma sırası... yine bende.
Nito’nun istemeye istemeye verdiği dersler sayesinde, yazılımın kullanımını hayal meyal de olsa kavramayı başardım. Kesilecek yerlerin düzenlenmesi, yerleştirme, altyazı ekleme... Bu tarz temel işlemler konusunda hiçbir sıkıntı yok. Tempoyu tutturup çalışabiliyorum.
Tabii ki kalite açısından Nito’nun dokunuşlarına yaklaşamam bile. Yine de bu gidişle sabaha karşı tüm işler bitmiş olacak.
Ve... Şimdi.
Bir yandan videoyu kurgulamaya devam ederken, diğer yandan Nito ile parça parça havadan sudan konuşuyorduk.
"Mone gerçekten özel biri."
"Eh, orası öyle tabii..."
"Galiba hayatım boyunca en yakın arkadaşım o olacak. Tanışıklığımız çok eskiye dayanıyor sonuçta."
"Anaokulundan beri, değil mi? Igarashi-san söylemişti."
"Hadi ya, o kadar derin mevzulara mı girdiniz..."
"Niye öyle memnuniyetsiz bir yüz ifadesi takındın şimdi?"
"Ne bileyim... Mone'yi Meguru'ya kaptıracakmışım gibi bir his geldi, biraz endişelendim."
"Sen de mi başladın Nito?!"
"Ne günlerdi ya... Bir ara minase-san'ın saç modelini taklit etmiştim."
"Ciddi misin? Saçların kısa mıydı yani? Ne zamandı o?"
"Ortaokuldayken. O zamanlar ona en çok hayran olduğum, her şeyimle ona özendiğim dönemdi."
"Ama sonra uzatmışsın."
"Evet. Onu o kadar çok seviyordum ki; müzik zevkimizden kitap tercihlerimize kadar her şeyimiz aynı olacak diye korktum..."
"Anlıyorum. Yine de kısa saçlı halini bir görmek isterdim."
Konu çocukluk anılarından aileye, Igarashi-san ile olan ilişkisinden minase-san’a duyduğu hayranlığa kadar daldan dala atlayıp durdu.
Nito’nun ses tonu uykuluydu; tam da bu yüzden söylediklerinin onun gerçek duyguları olduğunu hissedebiliyordum...
Ah, işte buydu. Böyle rahatça konuşabildiğimiz bir ilişki, benim asıl elde etmek istediğim şeydi. Lise üç yılımı baştan yazma pahasına ulaşmak istediğim şey, belki de tam olarak buydu.
Ve konu sonunda müziğe geldi.
"Müzikle yaşamaya karar verdiğim o günü çok net hatırlıyorum."
Nito bunu mırıldandığında saat neredeyse sabahın dördüydü.
"Vay canına, özel bir sebebi mi vardı?"
"Sebep denir mi bilmem, aslında küçük bir şey. Ortaokuldayken okul çıkışlarında müzik odasında piyano çalmama izin vermişlerdi. Her gün saatlerce piyano çalıp şarkı söyler, öyle eve dönerdim."
Eski bir masalı anlatır gibi, kelimeler Nito’nun ağzından birer birer dökülüyordu.
"Çok eğlenceliydi. Hayatta her şeyden daha fazla keyif aldığım tek şeydi. Aslında o zamana kadar hayattan pek de zevk almıyordum..."
"Ne... Şaka yapıyorsun? Igarashi-san bile senin eskiden beri harika olduğunu söylemişti."
Duyduklarıma inanamadım.
Igarashi-san’ın dediğine göre o, "Precure" gibi adalet timsali bir kızdı. Böyle bir Nito’nun hayattan zevk almadığına inanmak güçtü.
Fakat;
"Öyle değil işte..."
Nito, hafifçe kendisiyle alay edercesine konuştu.
"Hiçbir şey ilginç gelmiyordu desem yalan olur ama ne yaparsam yapayım ancak orta karar bir keyif alıyordum. Çocuk aklımla, 'Böyle mi devam edecek bu hayat?' diye düşünürdüm."
"Anlıyorum..."
Başımı sallarken aniden fark ettim.
Belki de o zamanlardan beri "rol yapıyordu".
Şu an sınıfta "örnek öğrenci" rolü yaptığı gibi, Nito çocukluğundan beri o "adaletli kız" karakterini oynuyordu. Kalbinin derinliklerinde bambaşka bir yüzünü saklamaya devam etmişti...
Bir kez daha iliklerime kadar hissettim.
Galiba şu an, bir insan olarak Nito Chika’ya dokunuyorum.
Dahi bir müzisyene veya pişmanlık dolu eski bir sevgiliye değil; bir birey olarak Nito ile yüzleşiyorum.
"Öyle biri olmama rağmen piyano çalarken eğleniyordum. Sadece o notalar yankılanırken kendimi inanılmaz mutlu hissediyordum. Ve sonra..."
"Evet?"
"Bir gün okul çıkışı, müzik odasına giden merdivenleri çıkarken düşündüm."
Aniden o manzara gözlerimin önünde canlandı.
Akşamüstünün loş merdivenleri. Pencereden sızan cılız ışık.
Cila kokusu, duvardaki duyurular ve uzaktan gelen spor kulüplerinin sesleri.
Tüm bu manzaranın ortasında... Onun gözlerinde çakan o umut ışığı.
"Eğer bu varsa, yaşayabilirim dedim."
Nito devam etti:
"Eğer müzik varsa, önümdeki o uzun hayat yolunda yürüyebilirim."
Nito’nun sesi titriyordu.
Bu titreme, o anki sevincini haykıran bir şarkı gibi geldi kulağıma ve göğsüme bir sızı oturdu.
Eğer böyle bir ilişkimiz olursa...
Gecenin bir yarısı çocukluk anılarımızı paylaşabilirsek... Belki de gelecek değişebilirdi.
Bunun uğruna her şeyi yapabileceğimi hissettim.
Her türlü zorluğa, her türlü acıya katlanabilirmişim gibi geldi.
"...Sahi, dün minase-san ile telefonda görüştük."
Aniden bir şeyi hatırlamış gibi yüzündeki ifade değişti.
"Resmi olarak Integrate Mag kuruldu ve benim de oraya dahil olmam kesinleşti."
"Ooo, demek öyle. Tebrik ederim."
Böyle olacağını zaten biliyor olmama rağmen, bu haberi ondan duymak beni mutlu etmişti.
"Harika oldu. Hayran olduğun kişiyle birlikte çalışacak olmak... Bundan daha büyük bir mutluluk olamaz herhalde."
"Öyle... Gerçekten çok mutluyum. Ama, şey..."
"Ne oldu?"
Nito bir an duraksadı, sanki bir şey söylemeye çekiniyor gibiydi.
Onun sesindeki bu tonu ilk kez duyuyordum, elimdeki işi bırakıp ona döndüm.
"Aklına yatmayan bir şey mi var? Kontleşme şartları falan mı?"
"Hayır hayır, ondan değil de..."
Nito bunu söyledikten sonra, sanki kendi kendine mırıldanır gibi devam etti:
"Hey... Sence ne olacak?"
Pencereden dışarıya, ışıkları sönmüş şehre bakarak sordu.
"Ben... Biz, ne olacağız? Her şeyin üstesinden gelebilecek miyiz acaba?"
O ses tonuna sinmiş olan o endişe...
Titreyen, çatallanan o sesin ardındaki, tüm çıplaklığıyla ortada duran o duygu.
Nito, daha o zamandan beri bu endişeyi taşıyormuş demek ki.
Müziğe bu şekilde devam edip edemeyeceği, hayata tutunup tutunamayacağı...
Ve ilk lise hayatımızda başarısız olmuştu.
Bir yerde kopmuş ve "ortadan kaybolma" ile sonuçlanan o sona sürüklenmişti.
Eğer öyleyse...
"Merak etme, her şey yoluna girecek."
Yanımda duran kıza gülümseyerek baktım.
"Senin için her şey güzel olacak Nito."
"Öyle mi diyorsun?"
"Evet. Bir şey olursa ben seni kurtarırım. O yüzden hiç endişelenme."
Belki de çok ileri gidiyordum.
Böyle şeyler söyleyerek duygularımı açık ediyordum belki de.
Yine de bunu ona söylemek istedim. Gerçek hislerimi bilmesini istedim.
"...Teşekkürler."
Nito hafifçe gülümsedi.
"O zaman söz verdin bak. Sakın yanımdan ayrılma."
"Söz."
"Beni terk etme sakın, tamam mı? Canım yandığında, zorlandığımda yardımıma gel."
"Tabii ki gelirim. ...Neyse."
Fareye son bir kez tıklayıp iyice gerindim.
Saate baktığımda, sabahın beşine yaklaştığını gördüm. Güneşin doğmasına az kalmıştı.
Masanın yanındaki pencereden baktığımda, şehrin sabahın o solgun mavi ışığıyla yıkanmaya başladığını gördüm.
Nito’nun evi lüks bir dairenin beşinci katındaydı. Buradan okulu, istasyonu ve yaşadığımız Ogikubo şehrini uzaklara kadar görebiliyorduk.
Yeni gün başlıyordu.
Aramızdaki mesafenin bir adım daha kapandığı o anlarda, şafak söküyordu.
Sabahın taze havasını içime çekip ekrana birkaç kez daha tıkladım.
Ve...
"Bitti Nito. Video... tamamlandı!"
"Ooo...!"
"Her ihtimale karşı bir kontrol edersen sevinirim."
"Tamamdır, anlaşıldı!"
Yer değiştirdik ve Nito videoyu kontrol etmeye başladı.
Ekranda, az önce kurgusu biten görüntüler oynuyordu.
Bizim kulüp odasını çeken, faaliyetlerimizi tanıtan bir videoydu bu.
Eminim... Her şey tam olarak buradan başlayacak.
Lise hayatımı yeniden yazma süreci, bu videoyu başlangıç çizgisi kabul ederek start alacak.
Tüm vücudumu saran yorgunluk ve başarmanın verdiği hazla birlikte, ekranda akan görüntüleri zihnime kazıdım.
Ve nihayet, videonun sonuna kadar yapılan kontrol bittiğinde;
"Tamamdır. Evet, bence kusursuz olmuş!"
Nito bana doğru döndü ve gülümsedi.
"Harika bir iş çıkarmışsın, ilk denemende bu kadarını yapabilmen inanılmaz..."
"Öyle mi? Sevindim. Bir şekilde vaktine yetiştirebildik desene!"
"Gerçekten özür dilerim. Seni de zahmete soktum..."
"Yok canım, lafı bile olmaz."
Güzel... Böylece bugünkü işimiz tamamlanmış oldu.
Bundan sonra eve gidip biraz kestirecek, sonra kulüp odasında videoyu herkese izletecektim.
Dosyayı siteye yüklediğim an Başarım tamamlanmış olacaktı. Böylece Gökbilim Kulübü'nün varlığını sürdürmesini sağlayabilecektik.
"Oh be."
İçimi kaplayan huzurla kendimi çalışma masasına bıraktım.
Bunu gören Nito kısık sesle güldü.
"Teşekkür ederim, Meguru."
Sesi, mutluluk doluydu.
Ardından derin bir nefes aldı ve...
Tıpkı o günkü itirafın cevabıymış gibi, bana şöyle dedi:
"Bundan sonrası için de... Şimdiden teşekkürler."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.