Geçmişten Gelen Boşluk ve Kırılma Noktası

──Okul çıkışı, herkesin toplandığı kulüp odasında.

Denize düşen yılana sarılır misali, geçen yılın günlüğünü kontrol ediyordum.

Ancak── sayfaları ne kadar çevirirsem çevireyim.

Ne kadar yeni defter açarsam açayım, karşıma çıkan tek şey günlük hayata dair önemsiz karalamalardı.

—Olmayacak.

Kendi kendime mırıldanıp iç çekerek defteri kapattım.

—Geçen yıl harbi hiçbir şey yapmamışlar. Ne bir sunum ne bir turnuva katılımı...

Hâlâ bir umut ışığı kalmış gibi hissetmiştim.

Etkinlik başarımı gerektiren süre, geçen yılın nisan ayından günümüze kadardı.

Durum böyle olunca, bu sürenin on iki ayı boyunca biz zaten burada değildik... Belki Senpai'ler bir şeyler yapmıştır diye düşünmüştüm. Sunum ya da turnuva katılımı sayılabilecek bir şeyler yapmış olabilirlerdi.

Fakat── bu umudum paramparça oldu.

En azından geçen bir yıl boyunca, bu lisenin Astronomi Topluluğu başarım olarak sayılabilecek tek bir faaliyet bile yürütmemişti.

Tabii, ben de okula başladığımdan beri aynı tavır içindeydim, o yüzden şikayet etmeye hakkım yoktu ama...

—Kahretsin, ne yapacağız...!?

Yine de kapıldığım telaşla saçlarımı hırsla karıştırdım.

—Şu saatten sonra nasıl bir etkinlik başarımı yaratabiliriz? Dahası millet özür dilerim, her şeyi boşladığım için benim yüzümden oldu...

Doğru── bunların hepsi benim suçumdu.

Bu topluluğu yaşatmak istedim. Bunun için herkesi işin içine sürükledim.

Buna rağmen şartları düzgünce kontrol etmemiş miydim? Bu kadarı harbi imkansız.

Gerçekten de, zaman çizelgesi değişmeden önceki lise hayatımda, üye sayısı dışındaki şartlara kafa yoracak yerim yoktu. Yeni üye toplamakla bile uğraşmıyordum, aklımda sadece "dört kişi olmazsak kapatılır" gibi yüzeysel bir bilgi vardı.

Ama── hayır, tam da bu yüzden.

Bu konuda yarım yamalak bir bilgiye sahip olduğumun farkında olduğum için, bu ikinci şansımda ilk önce orayı kontrol etmeliydim.

"Bunun için özür dilemene gerek yok Meguru."

Her zamanki yeri olan piyanonun başında oturan Nito, endişeli bir sesle bana seslendi.

"Daha yeni okula başladık, normalde kimse bunu bilmez. Hem, ben de hep sana güvendim, kendim kontrol etmedim ki..."

"...Kusura bakmayın, faaliyet başarımı gerektiğini biliyordum."

Rokuyo-senpai, herkesten çok kendini suçlayan bir ifadeyle söze girdi.

"Bir arkadaşım topluluk kurmaya çalışmıştı. Şartları o zaman öğrenmiştim. Ama hiç aklıma gelmedi. Kesin bir başarımları vardır diye varsayıyordum..."

"Elden bir şey gelmez ki. Senpai, sen de geleli daha çok az oldu. ...Peki, şimdi ne yapacağız?"

Igarashi-san dudaklarını ısırarak herkese baktı.

"Şu andan itibaren ne yapabiliriz...?"

"Şimdilik, en hızlı yoldan bu gece bir gökyüzü gözlemi mi yapsak?"

Rokuyo-senpai sandalyesinden kalkıp teleskobun yanına gitti.

"Bu alet çalışıyor, değil mi? O zaman bu gece yıldızları gözlemleyip bir deftere not tutsak ve öyle teslim etsek?"

"Hayır, o şekilde kabul etmezler..."

Hâlâ pes edemediğim için topluluğun malzeme dolabını karıştırırken cevap verdim.

"Bu tarz araştırma sonuçlarının dışarıya yönelik bir sunum olarak sergilenmesi gerekiyormuş..."

"O, o zaman!"

Igarashi-san akıllı telefonunu cebinden çıkardı.

"Hemen bakalım, bu gece düzenlenecek bir turnuva falan var mı diye! Astronomi turnuvası diye bir şey var mı bilmiyorum ama belki bir ihtimal..."

"Onu da bir kontrol ettim ama yoktu. Zaten astronomi üzerine turnuva tarzı şeyler pek olmuyor..."

Bu arada── geçen yıldan önceki zamanlarda.

Geçen yıldan daha eskisine baktığımda, Astronomi Topluluğu'nun birkaç kez sunum yaptığına dair izler bulmuştum.

Mesela Kültür Festivali'nde.

Mesela kulüp tanıtım dönemlerinde.

Hatta Spor Festivali'nde bile.

Astronomi Topluluğu sunum yapabileceği bir fırsat bulduğunda, kulüp odasında sergiler açmış ya da odayı tamamen bir planetaryuma dönüştürmüşlerdi. Duruma göre Spor Festivali'ndeki destek panolarının hazırlanmasına bile yardım etmişlerdi.

Senpai'ler bu kulüp odasını, bu topluluğu işte böyle korumuşlardı.

Fakat── o gelenek geçen yıl kopmuştu. Ve şimdi, nasıl faaliyet yürüteceğine dair hiçbir fikri olmayan biz dört kişi, burada baş başa kalmıştık.

"...Bok, ne yapacağız."

Dolabın önüne çömelip var gücümle düşünmeye başladım.

"Şu andan itibaren nasıl bir başarım yaratabiliriz..."

Zihnimde her türlü senaryoyu tartıyordum.

Baskın yapar gibi ani bir sunum yapmak ya da kendi turnuvamızı düzenlemek. Hatta işi uç noktaya taşıyıp, faaliyet başarımı belgesinde sahtecilik yapmaya kadar her şeyi düşündüm.

Ancak── hiçbirinin kesinliği yoktu.

Başarısız olursak Sensei'ye teslim edemezdik, usulsüzlük ortaya çıkarsa da uzaklaştırma gibi cezalar alabilirdik.

Bu yüzden sessizliğe bürünen kulüp odasında, bundan sonra ne yapmam gerektiğini düşünmeye devam ettim.

Kulüp odasına boğucu bir sessizlik çöktü. Bu odada çok uzun zaman geçirmiştim ama sanırım ilk defa böyle bir şey oluyordu.

Gevşek ve tembel bir atmosfer. Gerginlikten uzak, sanki bir futonun içindeymişsin gibi hissettiren bir alan.

Astronomi Topluluğu odası işte böyle bir yerdi.

Fakat şimdi── içerisi gergin bir havayla doluydu.

Nefes almak bile güçleşmişti, zihnimi zorlamaya devam ediyordum.

Ancak── ne kadar süre o sessizlik sürdü bilmiyorum.

Ya oksijensizlikten ya da çok fazla düşünmekten.

Tam gözlerimin önünde ışıklar çakmaya başladığı anda──

"...Pekala, artık elden bir şey gelmez değil mi?"

──Böyle bir ses yükseldi.

"Evet, elden bir şey gelmez. Herkes elinden geleni fazlasıyla yaptı."

Sesin sahibi── Nito'ydu. Bir yanı hüzünlü bir ifadeyle.

Aynı zamanda her şeyi geride bırakmışçasına huzurlu bir yüzle bana bakıyordu.

"...Ne demek istiyorsun?"

Korkuyla ona sordum.

"Yani... pes mi edelim diyorsun?"

"...Yani, öyle sayılır."

Nito başıyla onaylayıp acı acı gülümsedi.

"Artık burada 'elden bir şey gelmez' desek olmaz mı?"

"Hayır, hâlâ yapılabilecek bir şeyler olabilir..."

"Öyle mi? Kalan zamanı düşününce, açıkçası çok zor görünüyor."

Nito, günlük bir havada, sanki sıradan bir havadan sudan konuşuyormuş gibi bir ses tonuyla söylüyordu bunları.

──İnanılmaz sözlerdi bunlar.

Hafızamdaki Nito, asla pes etmeyen bir kız gibi görünürdü.

Beste yaparken işler yolunda gitmediğinde de, internette tuhaf eleştirilere maruz kaldığında da, o metanetini koruyup üretmeye devam etmişti. Röportajlarında, defalarca pes etme noktasına geldiğini ama yine de kendini zorlayıp piyanonun başına oturduğunu anlatmıştı.

Böyle bir Nito mu "zor" diyordu?

Ciddi miydi...?

Hafifçe boğazını temizleyip;

"Ben... çok minnettarım."

Diye devam etti.

"Mone'ye de, Rokuyo-senpai'ye de. Ama en çok Meguru'ya."

Önümde diz çöküp, beni süzmek istercesine başını yana eğdi.

"Hep çok çabaladın. Topluluğu korumak için en önde gidip bir sürü şey düşündün. Tabii, işlerin yolunda gitmediği çok oldu, hatalar da yapıldı. Ama Meguru... Sen normalde bu kadar çok çabalayan biri değilsin, değil mi? Her günü gevşek bir şekilde geçirmeyi seviyordun aslında, değil mi?"

"...Yani, öyle sayılır."

Bunu bile mi fark etmişti...?

Öyle taraflarımı göstermemeye çalışıyordum oysa.

Nito'nun insan sarraflığı da sahiden yabana atılır gibi değildi.

"Böyle bir Meguru, bizim için elinden geleni yaptı. Mone'nin ve Rokuyo-senpai'nin kulübe katılması bile senin sayendeydi, değil mi? Sen çabalamasaydın, bu şekilde umut etmeyi bile beceremezdik. Bu yüzden gerçekten çok mutlu oldum. Bizim için bu kadar ileri gittiğin için."

Dedi ve gözlerimin içine baktı.

"Üstelik, bunca çaban kesinlikle..."

Sonsuz bir derinlik barındıran gözleri, dosdoğru beni delip geçti.

"...Benim içindi de, değil mi?"

Nito, açıkça sordu.

"Tabii ki kendin için de çabalamışsındır ama beni düşünerek gayret ettiğin kısımlar da vardı, değil mi?"

—Nasıl anladı acaba?

Nito, nasıl oldu da buna kadar fark edebildi?

Onun bunu sezmiş olması gerçeğinde, küçücük bir teselli bulur gibi oldum.

Öyle olduğunu söylemek istedim. Seni kurtarmak istedim demek istedim.

Ama ben— cevap vermedim.

Böylesine basit bir hata yapan, herkesin beklentilerini boşa çıkarmak üzere olan benim, buna kafa sallamaya hakkım yok.

"Bu yüzden, bu kadarı bile yeterli... Diyorum ki, artık pes edelim. Kalan zamanımızda, mümkün olduğunca dört kişi eğlenerek vakit geçirsek daha iyi olur diye düşündüm."

—Bir an için, dediğini yaptığımı hayal ettim.

Artık topluluğu yaşatmaktan vazgeçtiğimi.

Faaliyet başarımı falan unutup, kalan günlerimizi dört kişi bu odada geçirdiğimizi.

Bu kesinlikle kötü bir seçenek sayılmazdı.

Topluluğun kapatılması kesinleşse bile bu yıl boyunca faaliyet göstermemiz mümkündü. Dahası, normalde ondan sonraki süreçte de ben ve Makoto bu kulüp odasını kafamıza göre kullanmaya devam etmiştik. Üyeler arasında böyle bir dostluk yeşermişken, belki de bundan sonraki gidişat biraz olsun değişebilirdi.

Nito'yu kurtaramayacağım kesinleşmiş falan da değildi.

"Bu yüzden Meguru,"

Nito bir kez daha gülümsedi.

"Artık tamam. Topluluktan vazgeçelim, geri kalan vaktimizi özgürce geçirelim."

"—Vazgeçmeyeceğim."

Bunu söyleyen neredeyse bilincimin dışındaki benliğimdi.

"Kusura bakma ama yine de vazgeçmek istemiyorum. Buraya kadar çabalamışken, benim hatam yüzünden her şeyin böyle bitmesi... Asla istemiyorum."

"Senin hatan değil diyorum!"

Nito hızla ayağa kalktı.

"Dört kişiydik ama hiçbirimiz bunu kontrol etmedik! Hepimizin hatası!"

"Öyle olsa bile!"

Refleks olarak sesim yükseldi.

Nito'ya ilk kez böyle karşılık veriyordum.

"Ben henüz pes edemem! Son ana kadar yapılabilecek bir şey var mı diye düşünmek istiyorum!"

—Her şeyin bu hale gelmesine sebep olan o ilk anı hatırladım.

Yazılmamış geçmişteki lise hayatımın, mezuniyet gününü...

Ortadan kaybolan Nito. O an hissettiğim pişmanlık ve dehliz gibi bir umutsuzluk.

O gelecek— benim vazgeçtiğim noktanın sonunda bekliyor.

Eski üç yılımda, hiçbir kararlılık göstermeden her şeyden vazgeçtiğim o yolun sonunda...

Çaba sarf etmek için yetenek gerektiğini sanırdım. Hala da öyle olduğunu düşündüğüm anlar oluyor.

Ama— bu hiç umurumda değil.

Burada pes edersem, Nito bir kez daha ortadan kaybolabilir.

Bu ihtimali yüzde bir bile olsa azaltabileceksem, son saniyeye kadar çırpınmak istiyorum.

—Çırpınmam gerektiğini biliyorum.

"O yüzden kusura bakma... Ben biraz daha düşüneceğim."

"...Meguru."

Fark ettiğimde... Nito'nun bana şaşkın şaşkın baktığını gördüm.

Ne geçmişteki üç yılda ne de her şeyin üzerine yazdığımız bu seferde, daha önce hiç görmediğim bir ifade.

Ağzı bir karış açık kaldı. Ama her zamanki dalgın halinden farklı, tuhaf bir yüz ifadesiydi...

"...Eee, ne oldu?"

İster istemez endişelenerek sordum.

"Garip bir şey mi söyledim? Yüzümde bir şey mi var?"

Bende bu durum sık sık yaşanır aslında... Ciddi bir şey konuşurken burnum akabilir ya da derin düşüncelere daldığımda bento'nun yağı yüzünden dudaklarım parıl parıl parlayabilir.

Gerçi artık bunları dert edecek lüksüm yoktu.

Bu raddeye gelmişken dış görünüş falan artık vız gelirdi ama...

"...H-hiç, bir şey yok."

Nito, geçiştirmek ister gibi boğazını temizleyerek cevap verdi.

"Sadece, biraz şaşırdım..."

"...Ö-öyle mi?"

Biz böyle konuşurken, okul binasında zilin sesi yankılandı.

Bu... Okuldan ayrılma vaktini haber veren zildi.

Bu zil çaldığında, öğrencilerin artık binada kalmasına izin verilmezdi—

"—Elden bir şey gelmez, bugünlük dönelim."

Ayağa kalkıp diğerlerine seslendim.

"Bu gece bir kez daha fikir düşüneceğim. Yarın hep beraber onu uygularız, öbür gün de okula teslim edersek yetişmesi lazım. O yüzden..."

Ardından çantamı omzuma astım.

Sırasıyla Igarashi-san, Rokuyo-senpai ve Nito'nun gözlerine bakarak,

"—Bana yardımcı olursanız minnettar kalırım."

"—İyi de aslında ne yapacağız ki..."

Eve giden yolda yürürken.

Alacakaranlık gökyüzünün altında, yerleşim bölgesinde ağır adımlarla ilerlerken, iç çekerek mırıldandım.

"Harbiden hiç fikrim yok... Bu saatten sonra nasıl faaliyet başarımı yaratabiliriz ki..."

Başımı kaldırdığımda, batıdaki evlerin üzerinden güneşin batmakta olduğunu gördüm.

Son zamanlarda günlerin yavaş yavaş uzadığını hissedebiliyordum.

İlkokuldayken bir yıllık zaman, sonsuzluk gibi bitmek bilmez gelirdi ama liseli olduğum şu anlarda —daha doğrusu liseyi bir kez bitirmiş biri olarak— üç yüz altmış beş gün sahiden bir an gibi geçiyordu.

Bunun üç katı olan üç koca yıl.

Sadece bu kadar sürede geleceği kökten değiştirmenin ne kadar zor olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.

"...Acaba, geleceğe dönüp orada mı düşünsem?"

Aniden böyle bir fikir aklıma geldi.

"Bir süreliğine üç yıl sonrasına gidersem, buradaki zaman durur... Orada rahat rahat düşünür müyüm?"

Evet, teoride bu mümkün olmalıydı.

Fikir çıkmıyorsa, çıkana kadar orada kafa patlatabilirdim. Belki Makoto'nun da fikrini alabilirdim.

İyi bir fikir bulur bulmaz buraya dönersem, zaman kaybı sıfır olurdu. Kalan sürenin bir gün olması değişmezdi ama fikir üretemeden sürenin dolması gibi bir durum yaşanmazdı.

Ancak,

"...Yok ama, okul çoktan kapandı."

Bugün artık geleceğe dönmem imkansızdı.

"Piyano çalacaksam, yarın sabah erkenden olmalı. Her şey çok ucu ucuna gelecek gibi ama..."

Bunları düşünürken eve vardım.

Ogikubo İstasyonu'ndan yürüyerek on beş dakika mesafedeki, eski, müstakil bir ev.

Giriş kapısını açıp "Ben geldim!" diye seslendiğimde, salondan bir cevap geldi.

"Aa, hoş geldin."

Bu ses Mizuki'ydi. Bu yıl ortaokul son sınıfa gidiyor. Benden bir yaş küçük kız kardeşim.

Dalgın ve geniş biridir; abisi olarak baktığımda oldukça savunmasız ve paspal bir kız olduğunu görebiliyorum. Bir an, bugünkü durumu ona mı danışsam diye düşündüm. Faaliyet başarımı nasıl yaratılır diye fikir mi alsaydım... Ama muhtemelen dişe dokunur bir şey söylemezdi.

Elden bir şey gelmez. Planladığım gibi, bu gece kendi başıma kafa patlatacaktım.

Bunları düşünerek ayakkabılarımı çıkardım, koridorda ilerleyip salonun önüne geldim.

Ve her zamanki gibi sürgülü kapıyı açarken,

"Ah, çok yoruldum..."

Gibi yaşlı adamları andıran bir ses çıkardım.

"—Rahatsızlık veriyorum."

Öyle bir ses duyuldu.

Aileden birine ait olmayan, pürüzsüz ve duru bir ses.

Bir de baktım ki— 'O' koltukta oturuyordu.

Olgun ve düzgün yüz hatları. Küçük tefek, ince bir vücut.

Rengi altın sarısı değil de siyahtı ama zevkli bir şekilde şekillendirilmiş kısa saçları vardı.

İlk lise hayatımdaki ortağım—

"Makoto!?"

Akutagawa Makoto— oradaydı.

"Ha? E-evet... benim ama."

"Ne? Se-senin ne işin var burada!?"

Sorum üzerine Makoto şüpheci, biraz da ürkmüş gözlerle bana bakıp,

"Şey, Mizuki ile oynamaya gelmiştim ama... Siz benim ismimi nereden biliyorsunuz...?"

Sessizlik

Ah, aaaaah! Doğru ya, kahretsin! Yine çuvalladım!

Dediği gibi, Makoto aslen kız kardeşim Mizuki'nin arkadaşıydı.

Bu yüzden eve oynamaya gelir, aileyle tanışır... Benim olduğum liseye girer girmez de Astronomi Topluluğu'na çöreklenirdi.

Hem... Öyle ya.

Onun bize ilk kez oynamaya geldiği zamanlar, tam da bu zamanlardı...

Topluluk işlerine gömüldüğüm için tamamen unutmuşum...

"Ah, o şey... Mizuki! Mizuki senden çok bahsetmişti, ismini oradan biliyorum!"

Bir şekilde bir bahane uydurmaya çalıştım.

"Bir de şey işte, akıllı telefondan fotoğraflarını falan göstermişti... O yüzden görünce bir an şaşırdım. Ahaha, kusura bakma! Birden isminle seslenince..."

"He, öyle mi..."

Ağzıyla öyle dese de Makoto'nun yüzünde hala şüphe dolu bir ifade vardı.

Üstelik Mizuki bile,

"Yoo, ben abime Makoto'dan bahsetmiş miydim ki...?"

Her zamanki dalgın tonuyla konuşurken kafasını yana eğmişti.

"Fotoğraf falan da gösterdiğimi hiç sanmıyorum ama..."

"Yok canım, demiştin ya! Hani geçen gün bir şeyler söylemiştin! Galiba, şeydi..."

"Öyle miydi acaba..."

Özür dilerim. Abin şu an yalan söylüyor. Ama acil durum söz konusu, lütfen beni affet...

"Şey, saat de epey geç olmuş."

Saate bakan Makoto bir şey fark etmiş gibi oldu.

"Ben artık yavaş yavaş eve döneyim."

"Ah evet, o zaman seni oraya kadar geçireyim—"

"A, o zaman ben de geleyim. Hava da kararmaya başladı zaten."

Makoto'nun evi buradan yürüyerek on dakikalık bir mesafedeydi.

Uzak sayılmazdı ama güneş battığına göre, iki ortaokullu kızın gitmesi biraz tehlikeli olabilirdi.

Makoto şaşkınlıkla bana baktıktan sonra,

"Teşekkür ederim," diye fısıldar gibi söyledi.

"—İşte öyle, Shimamura hep mıy mıy edip duruyor—"

"Bir an önce açılsa keşke. O ikisi kesin birbirini seviyor."

Kendi aralarında cıvıl cıvıl konuşan ikiliyi izleyerek, loş yerleşim bölgesinde yürüyorduk.

Çevredeki evlerden televizyon ve yemek sesleri sızıyordu; bu seslerin karışımı ve bahar kokusuyla, nedense kendi ortaokul günlerimi hatırladım.

"Ama işte o öyle oyalanırken, Makino da diğer çocuklarla takılmaya başladı. Artık gerçekten izleyemiyorum onu—"

"Kavga gürültü çıkmasa bari. Sınıfça aramız aslında bayağı iyi."

Mizuki ve Makoto'nun sohbetinde roller netleşmiş gibiydi.

Mizuki son zamanlardaki şikayetlerini Makoto'ya anlatıyor, Makoto da bunlara yorum yapıyordu.

Daha doğrusu, açılmak falan derken bu tür mevzular mı dönüyor? Ortaokul seviyesinde hem de...?

Ben ortaokuldayken çevremde hiç böyle muhabbetler yoktu... Yoksa herkes benim görmediğim yerlerde sevgili olup öpüşüp koklaşıyor muydu...?

...Yine de.

"Sahi, sınıf demişken bu seferki sıra değişikliği hakkında ne düşünüyorsun Makoto?"

"Hımm, bence şanslıyız."

Mizuki'nin neden Makoto'ya böyle şeyler anlatmak istediğini çok iyi anlıyordum.

Makoto'da insana 'can sıkan' veya 'pişmanlık duyulan' şeyleri anlatma isteği uyandıran bir hava vardı. Elbette 'iyi giden' veya 'mutlu eden' şeyleri de paylaşmak istersiniz ama canınız yandığında veya başınız sıkıştığında, Makoto'nun 'O da zormuş gerçekten' diyerek danışan kişinin tarafında durup acı acı gülümseyebilecek bir olgunluğu vardı.

Bu huyu ortaokul yıllarından beri değişmemiş olmalıydı.

Şu an bile Mizuki'ye karşı mahcup bir gülümseme takınıyordu.

"Zaten sen de eskisinden daha çok pencere tarafına geçtin. Nishiki'ye de yakınsın. Öyle bakarsan, hiç de fena değil bence?"

"Ah, öyle deyince haklı olabilirsin. Gerçekten de sanıldığı kadar kötü değil galiba..."

Makoto'nun sözleriyle Mizuki'nin yüzüne bir ikna olmuşluk ifadesi yerleşti.

Bu arada Makoto, kusura bakma. Uzun bir süre boyunca Sakamoto kardeşlerin dertlerini dinlemek zorunda kalacaksın.

Mizuki ile lisede yollarınız ayrılacak ama ondan sonraki iki yıl boyunca benim dertlerimi dinleyeceksin. Gelecekte de Sakamoto ailesine yardımlarını esirgeme lütfen...

Tam o sırada,

"Hatırladım," dedim.

Aniden aklıma bir şey gelmişti.

"Hey, Makoto."

"E-efendim?"

Birden ona seslenince Makoto irkilerek bana döndü.

Doğru ya, bu dünyada ben onun için sadece arkadaşının abisiyim. Korkuttuğum için üzgünüm.

"Birazcık ben de sana danışabilir miyim?"

Konuşmak istemiştim.

İçinde bulunduğum durumu, yaşadığım sıkıntıları bu Makoto'ya anlatmak.

Elbette "İşte budur!" dedirtecek bir çözüm bulur mu bilemezdim. Hatta bir ortaokul öğrencisinin her şeyi tersine çevirecek bir fikir bulması biraz zordu.

Yine de— nedense kendi kafamı toparlayabilecekmişim gibi hissettim.

Eskiden onca saat, yüzlerce saat konuştuğum Makoto. Sadece onunla konuşmak bile, durumun daha net görünmesini sağlayacakmış gibi geliyordu.

"Şey, olur tabii ama..."

Hala şaşkın görünse de Makoto yine de başıyla onayladı.

Şüpheci ve olaylara mesafeli yaklaşan bir tip olsa da, özünde böyle yardımsever biriydi işte.

"Sağ ol. Şey, ben şu an Astronomi Topluluğu'ndayım. Ama topluluk yakında kapatılacak gibi duruyor, ben de devam etmesi için uğraşıyorum."

"Ha, topluluk..."

"Aslında öbür güne kadar bir başarım elde edip okula sunmamız gerekiyor. Ya bir yarışmaya katılacağız ya da dışarıya bir araştırma sunumu yapacağız. Ama ikisi için de hiçbir hazırlığımız yok."

"Ne, ikisi de mi? Hem de öbür gün teslim etmeniz gerekirken?"

"Aynen öyle..."

Onaylarken omuzlarım çöktü.

Gözlerini hafifçe açan Makoto, "Demek ki dışarıdan bakınca da durum buymuş", "Belli ki imkansızmış" dedirtti bana.

"Ama... Bir şekilde topluluğu korumak istiyorum."

Duruşumu dikleştirip konuşmaya devam ettim.

"Bu yüzden bir yol bulmak istiyorum. Makoto... Aklına bir şey geliyor mu?"

"Hımm, bakayım..."

Kollarını kavuşturup düşünceli bir ifadeye büründü.

"Yarışma ya da sunum demiştiniz. Bu arada sunum dediğiniz şey, yaptığınız çalışmaları dış dünyaya göstermek gibi bir şey mi?"

"Evet, sanırım öyle."

"Anladım, o zaman—"

—Makoto hiç istifini bozmadan.

Sanki "Bunu akıl etmek normal değil mi zaten?" dermiş gibi bir tonla— bana bir fikir önerdi.

"Nasıl dersiniz? Ah ama bunu çoktan değerlendirmişsinizdir herhalde?"

Pek de emin olamayarak yanağını kaşıdı.

"Eğer öyleyse başka ne yapılabilir... Yapılacak bir şeyler daha vardır elbet ama—"

"—Makoto!"

Farkında bile olmadan... Ellerine sımsıkı yapışmıştım.

İki elini birden kendi ellerimle sıkıca kavramıştım.

"İşte bu! Eğer böyle yaparsak başarabiliriz!"

"Ha?! Şey... Evet..."

Makoto, bir anlık irkilmenin ardından bakışlarını şaşkınlıkla etrafta gezdirdi.

Kusura bakma, seni yine korkuttum! Ama içimdeki bu sevinci gizlemem imkansız!

"Sana danıştığım için çok iyi yapmışım! Beklendiği gibi, Makoto tam bir can simidisin!"

"Ö-öyle mi... Sevindim o zaman..."

Neredeyse heyecandan ona sarılacak raddeye gelmiştim.

Yok canım, yapmam öyle bir şey. Yaparsam ya Makoto ya da Mizuki beni kesin polise şikayet eder.

Ama... O kadar minnettardım işte.

Makoto’nun fikri tüm sorunlarımızı kökten çözüyordu.

Ve bir bakıma, biz Astronomi Gönüllüleri Grubu'nun kesinlikle hayata geçirebileceği bir fikirdi bu...

"Tamam! Hemen yarın bunu herkese rapor edeceğim!"

Tekrar Makoto’nun evine doğru yürümeye başlarken, kendi kendimi ikna edercesine konuştum.

"Zamanımız dar, bugün elimden geldiğince hazırlık yapmalıyım... Yarın tek kurşunumuz var!"

"...Hey, Makoto. Abimle önceden tanışıyor muydunuz?"

"Hayır, bugün ilk defa görüyorum..."

Mizuki ve Makoto’nun kendi aralarında fısıldaştıklarını duydum.

"Buna rağmen amma da samimisiniz..."

"Neden acaba..."

Çünkü ben zaten iki yılımı seninle geçirdim.

Liseli olduğun, bir yıl sonraki halinle.

Bu yüzden bu sefer de... Bir yıl sonraki astronomi kulübü odasında tekrar birlikte vakit geçirebileceğimiz günü bekliyor olacağım.

—İşte durum bu, yarına kadar bunu tamamlamak istiyorum!

Ve... Ertesi gün okul çıkışı.

Nito, Igarashi-san ve Rokuyo-senpai'nin toplandığı kulüp odasında.

Yazı tahtasına Makoto’dan aldığım fikri not alarak herkese ilanımı yaptım.

"Eğer bunu yaparsak, dış dünyaya kendimizi duyurabiliriz! Bu, bir faaliyet başarımı olarak kabul edilecektir!"

Karşımda duran arkadaşlarıma baktım.

Öne sürdüğüm o "parlak fikir" karşısında...

"He... 'Video' demek."

Nito, etkilenmiş bir tavırla mırıldandı.

Igarashi-san ve Rokuyo-senpai de onu takip etti.

"'Bir Küçük Gezegen Keşfine Giden Yol'. Bunu video sitelerinde yayınlamak..."

"Doğru, bu şekilde mühlete kadar bir şeyler yetiştirebiliriz sanırım."

— "Bir video hazırlasanız olmaz mı?"

Bu, dün Makoto’nun bana önerdiği fikirdi.

— "Gönüllü grubun faaliyetlerini ve gelecek hedeflerini video haline getirip kendi kanalınızda düzenli olarak yayınlarsınız."

Gerçekten de... Duyduğum an hayran kalmıştım.

Bu sayede "dış dünyaya" yönelik bir faaliyet olarak kimsenin itiraz edemeyeceği bir şey ortaya çıkardı. Eğer işleri doğru yürütürsek, çok zaman harcamadan sadece kendi imkanlarımızla işe başlayabilirdik.

Elbette, en baştan devasa bir video hazırlamak zordu.

Bu yüzden ilk aşama sadece bir giriş niteliğinde olacaktı. Kanalın amacını, kendimizi tanıtmayı ve gelecek faaliyet planlarımızı özetleyen basit bir video.

Yine de... Orada düzgünce bir hedef koyarsak.

Bu kanalla nihayetinde nereye ulaşmak istediğimizi netleştirirsek, bu süreklilik arz eden bir yayınlama iradesi olarak görülecek ve kabul edilme ihtimali yükselecekti.

Üstelik bu astronomi grubunda Nito vardı.

Hali hazırda kendi kanalına sahip olan, videolar yükleyen ve ciddi izlenme sayılarına ulaşan Nito.

Videolarının çekiminden kurgusuna kadar her şeyi kendisinin yaptığını söylemişti. Yeterince teknik bilgiye sahip olmalıydı. Eğer bir yerde takılırsak... En kötü ihtimalle minase-san'dan tavsiye isteyebilirdik. Tanıştığımız gün, "Bir şey olursa bana ulaş," diyerek "en küçük şeyde bile çekinme" diye kartvizitini vermişti.

—İşte bu yüzden.

Makoto’nun verdiği bu öneri, tam olarak bize uyan öldürücü bir fikirdi.

"Bu arada..." dedi Nito, gözlerini yazı tahtasına dikerek.

"'Küçük gezegen keşfi' bence harika bir hedef, ben de bir tane bulmak isterim ama... Bu gerçekten bir lise öğrencisinin yapabileceği bir şey mi? Yani, neden hedef olarak bunu seçtin?"

"...A-ah, o konuya gelirsek."

Haklıydı, bu kısmı açıklamam gerekiyordu.

Bütün gece kafa patlatıp sonunda seçtiğim bu hedefi...

"...Aslında, eskiden beri bir yıldıza isim vermeyi çok istemiştim."

Çocukluk anılarımı hatırlayarak konuşmaya başladım.

"Gökyüzünde parlayan her yıldızın bir adı var. Bunları keşfedenlerin belirleyebildiğini çocukken öğrendiğimde... Bunun muazzam bir şey olduğunu düşünmüştüm. Gökyüzündeki bir ışığa isim vermek. Ben bu dünyadan göçüp gittikten sonra bile o yıldız benim verdiğim isimle anılmaya devam edecek. Çocuk aklımla buna çok etkilenmiştim..."

Yanılmıyorsam, ailece çıktığımız bir seyahat dönüşüydü.

İstasyondan eve doğru yürüdüğümüz yolda, babam gökyüzüne bakarak bana bunları anlatmıştı.

Buradan görünen her ışığın, ya da şu an görünmese bile varlığı kanıtlanmış her yıldızın bir hikayesi olduğunu; bunların insanlık tarihiyle çok uzun süreler boyunca bağ kurduğunu...

Tokyo'da yıldız görünmez derler ama bu koca bir yalan.

Ogikubo'nun gece semasında, sanki bir şeker kavanozu devrilmiş gibi ışıklar saçılmıştı ve o küçük halimle, milyonlarca ışık yılı uzaktan süzülüp gelen o ışıkları tüm bedenimle karşılamıştım.

Tüylerimin diken diken olduğunu hissetmiştim. Dizlerim titriyor, neredeyse ağlayacak gibi oluyordum.

Hayatımda ilk kez böyle bir şey hissetmiştim.

"Ondan sonra yıldıza olan merakım bir anda arttı. Araştırırken lise öğrencilerinin küçük gezegenler keşfettiğine dair haberlere sık sık rastladım. Astronomi kulübüne üye olan liselilerin, daha önce keşfedilmemiş gezegenleri bulabildiğini gördüm."

"Hadi canım, ciddi misin?"

Rokuyo-senpai ilgiyle öne doğru eğildi.

"Bak bu kulağa gerçekten epik geliyor."

"Değil mi? Tabii bulur bulmaz isim veremiyorsunuz, en az dört yıllık bir gözlem süreci gerekiyor."

Acı acı gülümseyerek Rokuyo-senpai'ye ek bilgi verdim.

"Yörüngesini tam olarak saptamanız lazım, o yüzden mezun olmadan isim vermek imkansız. Ama bu şartları yerine getirirseniz, keşfeden kişi o yıldıza isim verebilir. Bu yüzden, eğer siz de isterseniz... Bunu kanalımızın nihai hedefi olarak belirleyelim diyorum. Ve gerçekten bir tane bulduğumuzda... O yıldıza hep birlikte bir isim veririz."

...Pekala, dürüst olmak gerekirse bu yarı yarıya bir hayal ürünüydü.

Japonya'da bir lise öğrencisinin küçük gezegen bulması, on yılda bir ancak gerçekleşen devasa bir olaydı. Haberlere çıkacak seviyede bir başarıydı.

Böylesine büyük bir işi, bu ölçekteki bir gönüllü grubun başarması gerçekte çok zordu.

...Yine de, şu an böyle bir hedef koymak istiyordum.

İlk seferindeki gibi "nasılsa ulaşamam" diyerek hiçbir şey yapmadan durmaktansa, bir gün ulaşacağıma inanarak elimi uzatmak istiyordum.

Çünkü eminim ki... Gelecekteki Nito, o yolun sonunda beni bekliyor.

"Pekala... Yapalım o zaman."

Nito, kararını vermiş bir şekilde çantasından bilgisayarını çıkarıp konuştu.

"Videoyu çekmek istiyorum. Hep birlikte yapalım şunu. Ekipman bende var, o yüzden sorun çıkmaz."

"Tamamdır, o zaman elimizden geleni yapalım!"

Igarashi-san, nazikçe gülümseyerek ona katıldı.

"Ben de yıldızları izlemeyi falan epey severim. Video hazırlamak da eğlenceli olur gibi."

"Güzel, ben de kabul ediyorum."

Rokuyo-senpai de kararlı bir şekilde başıyla onayladı.

"Aksine, fena gaza geldim. Köşeye sıkıştıktan sonra gelen o tek hamlelik geri dönüş gibisi yoktur."

"……Teşekkürler."

Söyledikleri her kelimeyi tüm samimiyetimle göğüsleyerek başımla onayladım.

Ardından── derin bir saygıyla eğilerek tekrar söze başladım.

"Biraz acele bir çalışma olacak ama…… şimdiden ellerinize sağlık!"

İlk olarak videonun kurgusunu açıklamakla işe başladım.

Genel akış, verilmesi gereken bilgiler ve sahne geçişlerinin taslağı kafamda netleşmişti.

"──Başlangıçta, şu şekilde başlıktan gireceğiz. Arka planda kulüp odasının fotoğrafı varken başlığın ekranda belirmesini hayal ediyorum──"

Kulüp odasının ortasına bir masa çekip üyelerle sırayla konuşmaya başladım.

"Hemen sonrasında malum hedefimizi küt diye ekrana veriyoruz. Bu konuda kısa bir konuşma yaptıktan sonra da faaliyet planlarımızı hızlıca özetlemenin iyi olacağını düşünüyorum. Yani, sonrasında da devam edeceğimizi net bir şekilde göstermeliyiz……"

Herkesin açıklamalarımı can kulağıyla dinlemesi bana güç veriyordu.

Şimdiye kadar videoları hep izleyen taraftaydım, bu yüzden yapıp yapamayacağımdan emin değildim, endişeliydim doğrusu……

Ama bu ekipten fikir alırsam, ortaya kesinlikle iyi bir şey çıkacağı aşikârdı.

"Daha sonra kulüp odasının ve ekipmanların tanıtımını yapıp kapanış konuşmasına geçeriz. İlk video olduğu için çok uzun tutmayıp toplamda beş dakikanın altında kalsın diyorum ama…… siz ne dersiniz?"

Başımı kaldırıp herkese sordum.

"Şimdilik böyle düşünüyorum, sizin bir öneriniz var mı──"

──Videonun kurgusuna karar verdikten sonra.

Kısa bir görüşme sonucunda herkesin rolü belirlendi.

Video Düzenleme: Chika Nito

Seslendirme: Haruki Rokuyo

Çekim: Moene Igarashi

Senaryo: Meguru Sakamoto

İnternet İşleri: Haruki Rokuyo

Yapım Sorumlusu: Meguru Sakamoto

Her birimizin uzmanlık alanları farklı olduğu için görev dağılımı hemencecik tamamlanmıştı.

Kendi adıma, içime sinen bir yerleşim olduğunu hissediyordum.

Bu arada, bu sadece temel görev dağılımıydı. Aslında biraz daha esnek hareket edebileceğimizi konuşmuştuk. Eli boş kalan biri olursa, yoğun olan üyelere yardım edecekti.

"──Pekala, başlayalım mı?"

"──Çekim için benim akıllı telefonum uygun olur mu?"

"──Ben şimdilik ses denemelerine başlayayım bari."

Herkes kendi görev yerinin başına geçti.

Bu manzarayı görmek bana güven verirken, ben de akıllı telefonumdan senaryoyu yazmaya koyuldum──.

"──Tamamdır, hesap açıldı, kanal da kuruldu!"

Rokuyo-senpai, Nito'dan ödünç aldığı bilgisayardan başını kaldırdı.

"Şöyle bir şeye ne dersiniz? Kapak fotoğrafı için kulüp odasının fotoğrafı ile eskiden senpailerin çektiği o yıldızlı gökyüzü görüntüsünü birleştirdim."

"……Ooo, harika olmuş!"

Kulüp odasının içini çeken Igarashi-san ekrana bakıp gülümsedi.

"Bayağı şık duruyor!"

"Vay, harbiden!"

Ben de hemen ekranın başına üşüştüm.

Sıkça kullanılan o video sitesinde "Amanuma Lisesi Astronomi Topluluğu Kanalı" oluşturulmuştu.

Dahası, kapakta senpainin dediği gibi o tanıdık kulüp odası ve yıldızlı gökyüzü resmi vardı……

"Bu…… cidden havalı olmuş."

Nedense acayip stil duruyordu. Neredeyse hiç süsleme yoktu, sadece materyaller sade bir şekilde birleştirilmişti. Yine de yapan kişinin tasarım zevki bir şekilde hissediliyordu.

Ayrıca içimi tuhaf bir duygu kapladı……

Sürekli girdiğim video sitesinde kendi kanalımızın olması garip bir histi.

Sanki insan olarak bir basamak atlamışım gibi……

"Evet, bence de güzel!"

Benden sonra Nito da neşeyle onayladı.

Sonra kapak fotoğrafına dikkatle bakarak sordu:

"Bunu nasıl birleştirdiniz? Düzenleme yaparak hazırlamışsınız, değil mi?"

"Ha, o mu? Bu bilgisayarda bir görsel düzenleme yazılımı vardı ya, onu bir kurcalayayım dedim, bir şeyler çıktı işte."

"Anladım, demek öyle oldu."

Bir şeyler çıktıymış. O, Nito'nun kullandığı profesyonel yazılım değil mi? Öyle kurcalayarak yapılacak bir şey olmasa gerek. Hem Nito, sen de hemen ikna olma şuna……

"Fuu……"

Senaryo yazımında bir aşamayı bitirip hafifçe iç çektim.

Pencereden dışarı baktığımda güneşin batmak üzere olduğunu gördüm.

Yapım sorumlusu olarak çalışma durumunu ve saati karşılaştırdığımda…… Evet, ucu ucuna yetişiyordu.

Okuldan çıkış saatine kadar tüm materyalleri toplayıp toplayamayacağımız bıçak sırtındaydı.

Eğer bunu halledebilirsek bugünkü kotayı doldurmuş olacaktık.

"……Pekala, devam!"

Öyle yayılacak vaktimiz yoktu.

Hâlâ yazmam gereken kısımlar duruyordu.

Akıllı telefonumun not defterini açıp kendimizi ve kulüp odasını tanıtacağımız seslendirme metinlerini eklemeye başladım.

"──Böylelikle bugünkü çekim işi bitti!"

Okulda ziller yankılanıyordu.

Öğrencilere okuldan çıkış vaktinin geldiğini haber veren o zil.

"Harbiden ucu ucuna yetti ama…… evet, bence gerekli her şeyi topladık."

Listeyi kontrol edip emin bir şekilde başımla onayladım.

Şüphe yoktu, video için gereken tüm materyaller hazırdı artık.

Geriye sadece kurgulayıp yüklemek kalıyordu.

Bu da bittiğinde faaliyet başarımı elde etmiş olacaktık. Bu astronomi topluluğunu feshedilmekten kurtarabilecektik──.

"……Nito, bundan sonrası için yine sana yükleneceğiz ama."

……Evet, sadece burası içimi biraz sızlatıyordu.

"Gece yarısına kadar kurguyla uğraşman gerekecek…… üzgünüm, sana zahmet olacak."

Şu ana kadar sadece materyal toplayabilmiştik.

İster istemez bundan sonraki düzenleme işi eve taşınmak zorundaydı.

Ve── gerekli ekipmana ve beceriye sahip olan tek kişi Nito'ydu. Bu yüzden, çok mahcup hissetsem de buradan taslak yükleme aşamasına kadar olan kısmı Nito'ya emanet etmiştik.

Yarın sabah erkenden okulda toplanıp hep birlikte videoyu kontrol edecek ve yayına verecektik.

"Tamam, merak etme."

Nito, doğal olarak biraz yorgun görünse de başıyla onayladı.

"Yarın sabaha kadar dört dörtlük hazır ederim!"

"Eyvallah, sağ ol."

Onayladıktan sonra tekrar diğerlerine döndüm.

"O zaman bugünlük bu kadar."

Igarashi-san ve Rokuyo-senpai de onayladı.

"Buradan sonrası asıl son düzlük, sonuna kadar gayret arkadaşlar!"

O gece yatağıma uzanmış, akıllı telefonumdan "bizim kanalımıza" bakıyordum.

Henüz video yüklenmemişti, tek bir takipçisi bile yoktu. İçi boş, sadece şeklen var olan bir kanal.

Fakat── sanki görebiliyor gibiydim.

Oranın yavaş yavaş yeni videolarla güncellendiğini.

Her bir günümüzün tek tek şekil alıp orada yan yana dizildiğini.

……Nito şu an evinde harıl harıl video kurguluyor olmalıydı. Bu saate kadar çalıştırdığım için ona gerçekten minnettardım. Onu kurtarmayı planlarken, resmen o beni kurtarıyordu……

Her şey biter de kulüp odasının kalıcı olduğu kesinleşirse, teşekkür niyetine ona bir şeyler ısmarlamalıydım. En sevdiği yemekleri iyi biliyordum. Fromage mı olur yoksa mont blanc mı, canı ne isterse ona ziyafet çektirmek istiyordum.

"……Oh be."

Yatakta dönüp telefonun ekranına bir kez daha dik dik baktım.

……Üç yıl sonra bu kanal acaba ne halde olacaktı?

Yeniden yazılan bu gelecekte, buralara nasıl manzaralar sığdırılacaktı?

Önümde uzanan manzarayı hayal edince içimi garip bir his kaplıyordu; hem mutlu hem huzursuz, bir yandan da sanki... bir yerlerden tanıdık gelen, tuhaf bir duygu.

—Tam o sırada.

Akıllı telefonumun ekranı otomatik olarak değişti. Bir arama bildirimi geliyordu.

Arayan kişi— "Nito Chika".

"Selam, ne oldu?"

Rahat bir tavırla cevapla tuşuna basıp telefonu kulağıma dayadım.

Acaba kurguyla ilgili bir şey mi danışacaktı? Ya da belki de işinin bittiğine dair bir rapor vermek için aramıştı. Onu az çok tanıyorsam, işi planladığımızdan daha erken bitirmiş olması bile muhtemeldi...

Ancak telefonun ucundan gelen Nito'nun sesi—,

'Özür dilerim...'

Hattın diğer ucunda yankılanan sesi, daha önce hiç olmadığı kadar kaskatıydı.

"N-Ne oldu?"

Hayırdır inşallah, Nito'nun sesini hiç böyle duymamıştım.

Neler oluyordu böyle...?

Bu duruma anlam veremezken, o o kaskatı sesiyle durumu kestirip attı:

'Bilgisayar...'

Kısa ve öz bir şekilde acı gerçeği bildirdi—:

'Bilgisayarım bozuldu.'

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.