Lutz’u istememesine rağmen pırıl pırıl temizlemekte ve mülakatın nasıl geçeceği konusunda eğitmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım. Otto ve arkadaşı, meydandan geçen insanların büyük çoğunluğuna kıyasla oldukça şık giyinmişlerdi ve bakımlıydılar.
Keşke Lutz, abisi Ralph’in o güzel kıyafetini bir şekilde alabilseydi. Üstlerindekiler biraz tuhaf görünüyordu... Daha doğrusu ben bu tarza pek alışık değildim. Geniş kıvrımlar oluşturan bolca kumaş kullanılmıştı ve alışık olduğum kıyafetlerin aksine üzerlerinde ne tek bir leke ne de bir yama izi vardı. Sadece kıyafetlerine bakarak bile Otto’nun arkadaşının iyi para kazandığını tahmin edebiliyordum. Giysileri, duruşu ve keskin bakışları; pazarda gördüğüm tüccarlardan fersah fersah üstündü.
Başarılı bir tüccar olmasına rağmen, ununu elemiş ipliğini asmış emekli bir şirket başkanı gibi değildi. Daha çok risk sermayesi yöneten hırslı bir CEO’nun sertliğine sahipti. Kıvırcık, sütlü çay rengindeki saçları ilk bakışta yumuşak bir izlenim verse de, kızıl-kahverengi gözleri özgüvenle doluydu ve bir etoburun keskin yırtıcılığıyla parlıyordu.
“Selam Myne. Sanırım yanındaki Lutz?”
“Günaydın Otto. Bu arkadaşım Lutz. Bugün bize vakit ayırdığınız için teşekkürler.” Burada nasıl bir selamlamanın uygun olacağını bilemediğimden, her zamanki gibi elimi göğsüme vurarak selam verdim. Otto da aynı şekilde karşılık verince pek de yanlış bir şey yapmadığımı anladım.
“Merhaba, ben Lutz. Tanıştığımıza memnun oldum.” Lutz gergin görünüyordu ama bu iki yetişkinin yoğun bakışları altında ezilmedi. Ona öğrettiğim selamı kekelemeden veya sesi titremeden bitirmeyi başardı. Birinci aşama tamamdı.
“Benno, bu Myne; yardımcım ve yüzbaşının kızı. Myne, bu da Benno. Gezgin tüccarlık yaptığım günlerden bir iş ortağım.”
“Tanıştığımıza memnun oldum, ben Myne.” Bu dünyada baş eğerek selam vermek pek adet değildi, bu yüzden gülümseyerek selam verirken başımı dik tutmaya özen gösterdim.
“Ne kadar da nazik. Ben Benno. Ben de tanıştığımıza memnun oldum. Hmm... Göründüğünden çok daha terbiyeli bir küçük hanımmışsın.”
“Göründüğü kadar küçük değil aslında. Altı yaşında.” Otto, muhtemelen dört yaşında gibi durduğum için yaşımı Benno’ya açıklama gereği duydu. Benno gözlerini fal taşı gibi açıp Otto’ya eğlenerek baktı, ardından dudakları genişçe sırıtmak için kıvrıldı.
“...Yardımcın henüz vaftiz bile edilmedi mi?”
“Aa, şey, aslında. Bana asistanlık yapabilmesi için ona okuma yazma öğretme aşamasındayım.”
“Ama anlatırken sanki sana şimdiden epey yardım ediyormuş gibi bahsetmiştin.”
“...Kurcalama be adam.”
Konuşmalarının alt metni sırtımdan aşağı bir ürperti gönderdi. Acaba Lutz ve ben, bu ikisinin kabul edeceği bir mülakat gerçekleştirebilecek miydik? Bir nedenden dolayı... Henüz vaftiz edilmemiş çocuklar olmamıza rağmen, ikisinin de bize hiç acımayacağı hissine kapıldım.
Benno şüpheyle bana tepeden baktı ve konuşmaya başladı. “Gerçekten merak ettiğim bir şey var. Bir soruyla başlasam sorun olur mu?”
“Tabii ki, buyurun.”
“Kafana sapladığın o çubuk da ne?”
Hmm... Anlıyorum. Bizi reddettikten sonra havadan sudan konuşmak tuhaf olacağı için bunu şimdi soruyorsun, değil mi? Mülakat daha başlamadan bizi reddetmenin eşiğinde misin yoksa?
Yüzüme sahte bir gülümleme yapıştırarak saç çubuğunu saçımdan çıkardım. Tepkisinden bir şeyler çıkarabilmek için gözlerimi onunkilere dikerek çubuğu Benno’ya doğru uzattım. “Bu bir saç çubuğu. Saçları toplu tutmak için kullanılır.”
Hem Otto hem de Benno merakla incelediklerine göre Otto da bunu merak etmiş olmalıydı. Çubuğu havaya kaldırıp evirip çevirdiler, pürdikkat incelediler. Şey... Sadece bir çubuk işte. İçinde bir numara falan yok.
“Bayağı düz bir çubuğa benziyor.”
“Öyle zaten. Babamın benim için bir daldan oyduğu tahta bir çubuk.”
“Saçını sadece bununla mı toplayabiliyorsun?”
“Evet.” Çubuğu geri verdiğinde saçımı her zamanki stilinde topladım. Saçımın bir kısmını kavradım, çubuğun etrafına doladım, döndürdüm ve yerine sabitlemek için ileri doğru ittim. Bunu her gün yaptığım için elim zaten alışıktı.
“Oho... Etkileyici.” Saçımı yaparken beni ilk kez gördükleri için hem Lutz hem de Otto şaşkınlıkla baktılar.
Benno aniden uzanıp saçıma dokundu, sonra kaşlarını çattı. “Hey. Saçların da epey etkileyiciymiş. Bunun üzerine ne sürüyorsun sen?” Değerini ölçercesine saçıma nazikçe dokunan parmaklarının aksine, bakışları o kadar kesti ki neredeyse şaşkınlıktan nefesim kesilecekti.
Gözlerinden, kar getirecek bir şey bulduğunu anlayabiliyordum. Tuuli’nin vaftiz töreninde yaşlı kadınların şampuana nasıl saldırdığını düşününce, basit "hepsi bir arada" şampuanımın oldukça değerli olabileceğini tahmin edebiliyordum.
“Sıradan şeylerin bir karışımı ama ayrıntılar bir sır.”
“Çocuk, senin saçında da aynı şeyden mi var?”
“Myne, bu görüşme için temiz görünmem gerektiğini söyleyip saçıma sürdü...”
Ah... Bay Benno. Az önce dilini mi tıkırdattın sen? Çocuk olduğum için her şeyi hemen yumurtlayacağımı sanıp beni hafife mi aldın? Yazık oldu. Lutz ile mülakatın henüz başlamadı bile. Bu ön çatışma sırasında elimdeki değerli bir kartı öylece kaptırmaya niyetim yok.
Otto iç çekip başını kaşıyana kadar Benno ve ben, aramızda kıvılcımlar çakarak birbirimize sahte gülücükler fırlattık.
“Ee, Lutz. Demek gezgin tüccar olmak istiyorsun?” Mülakat nihayet başlıyordu. Yanımdaki Lutz’un sertçe yutkunduğunu duydum. Dünden beri bunu düşünüyorsun, değil mi? Şimdi parlama zamanın. Onlara motivasyonunu anlat ve başarıyı yakala! Onu desteklediğimi hissettirmek için çaktırmadan elini sıktım.
“Ah. Şey. Ben...”
“Vazgeç bu sevdadan.” Daha kendini açıklamasına bile fırsat vermeden sözü kesildi. En azından o kadar uğraşıp düşündüğü şeyleri söylemesine izin verseydiniz ya! Otto, Lutz’a rahatsız ve acı bir ifadeyle bakarken içimden böyle haykırıyordum. “Sadece bir aptal şehir vatandaşlığından vazgeçer.”
“...Bay Otto, şehir vatandaşlığı da ne?” Soru ağzımdan kazara kaçıverdi. Bu tabiri daha önce hiç duymamıştım. Bir şehirde yaşayan bir vatandaş olma hakkı anlamına geldiğini tahmin edebiliyordum ama bunun, okulda öğrenene kadar haberiniz bile olmasa da Japonya’da doğan herkese verilen Japon vatandaşlığına benzeyip benzemediğini bilmiyordum.
“Bu şehirde yaşama hakkıdır. Aynı zamanda kimliğinin kanıtıdır. Yedi yaşına gelip tapınakta vaftiz edildiğinde, şehrin bir vatandaşı olarak kaydedilirsin. Vatandaşlık; iş bulmaktan evlenmeye, ev kiralamaya kadar her şeyi değiştirir. Bir yabancının tapınağa kaydolması, vatandaşlık alması ve şehrin içinde yaşama hakkı kazanması inanılmaz bir miktar para tutar.”
“Bay Otto, siz o parayı ödediniz mi?”
“Ödedim ya.” Otto, muhtemelen o günleri hatırlayarak kaşlarını çatıp onayladı.
Benno dişlerini göstererek güldü ve Otto’yu işaret etti. “Bu herif Corinna ile evlenebilmek için bütün birikimini sıfırladı.”
“Burada bir dükkan açmaya yetecek kadar param kalsın istiyordum ama vatandaşlık masrafı elimde avucumda ne varsa alıp götürdü.”
Gezgin bir tüccarın ne kadar birikimi olabileceği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama vatandaşlık, evlilik ve dükkan açma üçlüsüne hiçbir paranın yetmeyeceği hissine kapılmıştım.
“Ayrıca, bir şehirde yaşamakla yollarda yaşamak tamamen farklıdır. Bak Lutz. Hayatının çoğunu atlı bir arabada geçirmenin ne demek olduğunu biliyor musun?”
“...Hayır.” Lutz başını salladı. Şehrin bir ucundan diğerine yürümek en fazla iki saat sürüyordu, bu yüzden şehir çocukları temel olarak her yere yürüyerek giderdi. Lutz muhtemelen hayatı boyunca bir arabaya bile binmemişti, bu yüzden böyle bir hayatı hayal etmesi imkansızdı.
“Suyu ele alalım mesela. Suya ihtiyacın olduğunda ne yaparsın?”
“Kuyudan çekerim.”
“Doğru. Ama yollarda kuyu falan yoktur. Kendi su kaynağını kendin bulmak zorundasın.”
“Bir nehir olabilir...” Lutz hemen ormandaki gibi bir nehri su kaynağı olarak hayal etti. Ama sürekli bir nehir kenarında seyahat edecek değildi ya. Kağıdın ne kadar pahalı olduğunu düşününce, her gezgin tüccarın elinde iyi bir harita olduğunu da sanmıyordum.
“Gezgin bir tüccar kasabadan ilk ayrıldığında nehirlerin nerede olduğunu bilmez Lutz. Her zaman bir nehrin yanından gitmeyeceksin, bu yüzden...” diye araya girdim.
“Myne haklı. Bu yüzden genellikle hep aynı rotaları izlersin. Yıllar geçtikçe daha çok şey öğrenir, bilgi takası yapar ve yavaş yavaş hangi yolların güvenli, hangi su kaynaklarının kullanılabilir olduğunu ezberlersin. Bu bilgileri çocuklarına aktarırsın ve onlar da senin rotalarını devralır. Yaşadığın o daracık arabanın içinde başka insanlara yer yoktur. Ve şimdi en önemli kısım: Gezgin tüccarların yolun sonunda vardığı yer. Gezgin tüccarların her şeyden çok ne istediğini biliyor musun?”
Lutz sessizleşti ve başını iki yana salladı.
“Şehir vatandaşlığı.”
“Ne?!”
“Yollardaki o zorlu hayatlarına son verip bir gün bir şehirde yaşamak isterler. Bir şehirde dükkan sahibi olup güven içinde ticaret yapmayı dilerler. Biriktirdikleri para bunun içindir. Gezgin bir tüccarın hayali budur. Hiçbir gezgin tüccar, zaten vatandaşlığı olan bir çocuğu yanına almaz. Eğer bu yoldan gitmek istiyorsan, kendi başına başlamalısın. Gezgin tüccarlar için bir çıraklık sistemi yoktur.”
Eğer gezgin bir tüccarın hayali vatandaşlıksa, Otto hayaline çoktan ulaşmış demekti. Görünüşe göre istediği dükkanı açamamıştı ama yine de bir tüccarın neden asker olduğunu anlayamamıştım.
“Bay Otto, neden asker olmayı seçtiniz?”
“Bekle! Dur. Bunu sakın sorm— Mmmgh!” Benno bir şeyler söylemeye yeltendi ama Otto eliyle onun ağzını kapatıp gururla ilan etti.
“Corinna ile evlenmek için.”
“A-ayrıntıları bilmek istiyorum!”
“Bak küçük kız, ben o ayrıntıları duymak istemiyorum. Bir başladı mı susturamazsın bunu.” Benno aceleyle beni durdurmaya çalıştı ama Otto’nun gözleri çoktan parlamaya başlamıştı bile.
Kesinlikle öyle. Her şey yetişkinliğe adım atmamdan kısa bir süre sonra başladı. Bu şehre geldim ve Corinna'yı görür görmez ona vuruldum. Sanki kalbime bir ok saplanmış ya da gökyüzü sadece bizim üzerimize ışıldamaya başlamış gibiydi. O andan sonra gözüm Corinna'dan başkasını görmez oldu. Kalbimde onun, evlenmek isteyeceğim tek kadın olduğunu biliyordum ve hiç vakit kaybetmeden peşine düştüm.
Sizin bu kadar tutkulu biri olduğunuzu tahmin etmezdim, Otto Bey. Görünüşe bakılırsa, sıcak gülümsemesinin ardında kapkara fikirler besleyen, hesap kitap adamı eski bir tüccar bile aşkın pençesinde çılgına dönebiliyordu. Kahverengi gözleri ve koyu kahve saçlarıyla sergilediği ağırbaşlı ve ayakları yere basan aura yüzünden, onun aşk sarhoşluğuna kapıldığını hayal etmek benim için oldukça güçtü.
İşte Corinna öyle muazzam bir kadın. Doğrusu, epey etkileyici bir kuşatma başlattım ama ilk başta beni reddetti. Kendisi şehirde tanınan, maharetli bir terzidir ve burada kurduğu iş bağlantılarını korumak istiyordu. Bana, benim gibi sürekli seyahat ederek bir hayat süremeyeceğini söylediğini hatırlıyorum.
Daimi müşterilere değer vermesi gerektiği bir gerçekti; eğer işinde bu kadar ustaysa, muhtemelen tatmin edici bir hayat sürecek kadar para da kazanıyordu. Kurulu düzenini bırakıp bir gezgin olmadığı için onu suçlayamazdım. Kaldı ki onun gözünden bakınca, Otto'nun bir anda ortaya çıkıp ona kur yapmaya çalışması epey şüpheli görünmüş olmalıydı. Adamın onu kandırmaya çalıştığından şüphelenmiş olabileceğini tahmin edebiliyordum.
İlgiyle dinlerken başımı salladım; bu sırada Otto'nun aşk hikâyeleri giderek hararetleniyor ve dozu artıyordu. Daha yüksek sesle, daha coşkulu konuşmaya başladı ve kollarını iki yana sallayarak anlatmaya devam etti.
Corinna bu şehirden bir adamla evlenmeyi planladığını söylediğinde, başımdan aşağı kaynar sular döküldü, sanki yıldırım çarpmışa döndüm. Başka bir adamın Corinna ile evlendiğini hayal bile edemezdim. Çaresizce bir çözüm ararken doğruca tapınağa gidip vatandaşlık hakkımı satın aldım.
Ne? Bir dakika. Bu biraz fazla ani olmadı mı? Otto'nun bu tavrının bu dünya için normal olup olmadığını anlamak için Benno'ya baktım; adamın yorgun bir ifadeyle şakaklarını ovduğunu gördüm.
Evet, bir çocuk bile bunun farkına varır. Üstelik hepsi bu da değil. Otto'nun buradaki vatandaşlık için harcadığı para, ailesinin vatandaşlık aldığı şehirde dükkân açmak için biriktirdiği paraydı.
Neee?! Bir şehirde vatandaşlık alma bedeli, eğer ebeveynlerinizin orada vatandaşlığı varsa yarı yarıya düşüyordu ve Benno’nun dediğine göre Otto, paranın geri kalanıyla dükkân açmayı planlıyordu. Birikimlerini dükkân açmak yerine, henüz yeni tanıştığı bir kızla şansını denemek için harcamak, hesapçı bir tüccarın yapacağı iş değildi. Bu ancak gözü hedefinden başka hiçbir şeyi görmeyen, kontrolden çıkmış bir boğanın yapacağı türden bir hareketti.
Bu şehirde dükkân açmak istiyordum ama o zamanlar ne param vardı ne de bağlantılarım. Asker olursam, Corinna'ya tüccar hayatımdan vazgeçip burada onunla yeni bir hayata başlama konusundaki kararlılığımı kanıtlayabileceğimi biliyordum. Bu yüzden kapıdan gelip geçerken tanıştığım babana rica ettim, o da beni evrak işleriyle ilgilenen bir asker olarak işe aldı. Ahh... Şimdi düşününce, vatandaşlığı alıp asker olduktan sonra ona evlenme teklif ettiğimde Corinna bayağı şaşırmıştı.
Yani... Bir zahmet şaşırsın. Dünyada, sadece kendisiyle evlenebilmek için birikimlerini çöpe atan ve hayatını kökten değiştiren birini görüp de şaşırmayacak genç bir kadın yoktur herhalde. Corinna’ya da sormak isterdim. Acaba Otto'yu kontrol altında tutmak zorunda hissettiği için mi evet demişti, yoksa bu aşkın şiddeti karşısında kalbi gerçekten mi çarpmıştı? Onun anlatacağı hikâyenin Otto'nunkinden tamamen farklı olacağını hissediyordum.
Günlerce ona kur yaptım ve sonunda o benim aileme değil, ben onun ailesine iç güveyi girdim. Bana gülümseyip şimdiye kadar gördüğü en ısrarcı adam olduğumu söylediğinde ne kadar tatlı göründüğünü bilemezsin! Ve şimdi de...
Otto, karısının ne kadar tatlı olduğu üzerine uzun uzadıya konuşmaya başladı. Durmak bilmiyordu. Keşke yılların tüccarı olarak edindiği o mükemmel iletişim becerilerini sadece karısıyla övünmek için kullanmasaydı. Öte yandan Lutz, bu bitmek bilmeyen övgü seli karşısında ne yapacağını bilemez halde öylece oturuyordu. Otto'nun karısına tapacak derecede düşkün olduğunu duymuştum ama babamın abarttığını sanıyordum. Abartmıyormuş.
...Ne yapmalıydım? Otto’nun böyle bir tip olduğunu hiç düşünmemiştim. Yardım istemek için Benno'ya baktım; göz göze geldiğimizde hafifçe omuz silkti. Belli ki bu duruma alışıktı.
Otto, buraya neden geldiğimizi unutma. Karınla ilgili konuşmayı bırak da asıl konuya dön.
Öhöm! Kusura bakmayın. Her neyse, durum bu işte. Gezgin tüccar olma sevdasından vazgeç.
Ne demek durum bu işte? Onunla biraz dalga geçmek istedim ama bu dürtümü bastırdım. Konudan epey sapsa da gezgin tüccarların bir çıraklık sisteminin olmadığını, bu işin ne kadar zorlu olduğunu, sahip olduğumuz vatandaşlığın önemini ve körkütük aşık olmanın ne kadar korkutucu bir şey olduğunu öğrenmiştik.
Hayalleri suya düşen Lutz’un başı, insanın içini burkacak derecede öne eğildi. Motivasyonları üzerine ne kadar çok düşünmüştü ama daha onları dile bile getiremeden reddedilmiş; yetmezmiş gibi gezgin tüccarlığın acı gerçekleri ve bitmek bilmeyen övgülerle yüzleşmişti. Kim olsa depresyona girerdi zaten.
...Lutz, bak bu Myne'ın önerisi; neden normal bir tüccar çırağı olmayı denemiyorsun? En azından mal almak için şehirden dışarı çıkma şansın olur.
Myne mı?! Lutz başını kaldırıp hızla bana baktı. Gözlerinden yansıyan öfke, "Gezgin tüccar olamayacağımı zaten biliyor muydun?" diye düşündüğünü açıkça belli ediyordu.
Bunu bizzat eski bir gezgin tüccardan duymanın senin için daha iyi olacağını düşündüm. Otto'ya, bana inanacağından daha çabuk inanırsın, değil mi? Sonuçta aynı şartlarda büyüdük.
...Ah. Lutz bakışlarını mahcup bir şekilde kaçırınca tam üstüne bastığımı anladım.
Gezgin tüccar olmanın zorluğunu Otto'dan biliyordum, bu yüzden hem şehir dışına çıkabileceğin hem de ailen tarafından reddedilmeyeceğin bir işe başlamanın senin için daha iyi olabileceğini düşündüm. Ayrıca, ben de şimdiye kadar bilmiyordum ama bence şehir vatandaşlığını kaybetmene neden olacak bir işe girmemelisin.
...Haklısın. Otto'nun anlattıkları kesinlikle Lutz'u düşünmeye sevk etmişti. Otto'nun bizzat yaşadığı tecrübeleri dinlemek, onun üzerinde benim söyleyebileceğim her şeyden çok daha etkili olmuştu.
Babam bana Otto Bey'in bu şehirdeki tüccarlarla bazı bağlantıları olduğunu söylemişti, ben de eğer istersen seni onlardan biriyle tanıştırmasını rica etmiştim. İstemiyorsan reddedebilirsin, Lutz.
...Vay canına. Gerçekten her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüşsün. Lutz bir iç çekerek bakışlarını Benno'ya çevirdi. Ben de ona baktım. Eğer Lutz tüccar çırağı olmak istiyorsa, Otto'yla değil, Benno'yla muhatap olmak zorundaydık.
Ben de işte bu yüzden buradayım. Tüccar olmak istiyor musun evlat?
Evet. Lutz başıyla onayladı, Benno ise kırmızı gözlerini kıstı. Az önce Otto'nun karısıyla ilgili övgülerini dinlerken takındığı o rahat tavırdan eser kalmamıştı. Şimdi Lutz'a, ele geçireceği bir avı süzen bir yırtıcı gibi kısık gözlerle tepeden bakıyordu.
Hımm. Peki, satacak neyin var? Bir tüccar olarak ne satmak istersin?
Ne? İş görüşmelerinde adaya neden orada çalışmak istediğinin sorulması normaldi ama Lutz hep gezgin tüccar olma nedenleri üzerine kafa yormuştu. Bir anda normal bir tüccar olmak için yeni bir neden bulması o kadar kolay değildi.
Sana tüccar olarak ne yapmak istediğini ve neler yapabileceğini soruyorum.
Ben...
Yaaa! Bu mülakat altı yaşındaki bir çocuk için çok fazla ağır! Benno'ya biraz yumuşamasını söylemek istedim ama tüccarlar için her bir çırak, harcanacak ciddi zaman ve para demekti. "Otto'nun asistanının arkadaşı" gibi zayıf bir bağ uğruna zarar etmeyi göze alıp Lutz'u kanatları altına alması için hiçbir nedeni yoktu. Eğer Lutz’un elinde Benno için faydalı olacak bir şey; yani gerçek bir kararlılık, motivasyon ya da para edecek bir ürün bilgisi yoksa, anında kapının önüne konması şaşırtıcı olmazdı. Aslında bizimle görüşmeyi kabul ettiği için bile minnettar olmalıydık.
Eğer bir cevabın yoksa, burada işimiz bitti demektir.
Lutz'un gözlerini yere indirdiğini ve hırsla dudaklarını ısırdığını görebiliyordum. Birazdan söyleyeceğim şeyin Lutz'a yardım mı edeceği, yoksa onu gereksiz bir zorlukla dolu bir yola mı sürükleyeceği meçhul idi. Gerisi ona kalmıştı.
Sadece Lutz’un duyabileceği şekilde sessizce fısıldadım. "...Kağıdımı yapacak mısın, Lutz?"
Yapacağım. Lutz başını aniden kaldırdı. Elimi sıkıca tuttu. Titrediğini hissedebiliyordum ama Lutz, Benno'ya hırçın bir ifadeyle dik dik bakıyordu. "Evet, yapmak istediğim bir şey var! Myne'ın aklına gelen her şeyi üretmek istiyorum!"
Hadi ya. Demek uzun zamandır yaptığınız şey buydu.
Myne benden başkası yanında olmazsa kendini çok fazla zorlar, o yüzden onun için her şeyi ben yapacağım.
Lutz... Seninle gurur duyuyorum. Söylemen gerekeni söyledin. Benno şu an gerçekten şaşırmış görünüyor.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.