Günün sonunda Lutz’u bu işe ben mi sürüklemiştim, yoksa o mu beni peşinden sürüklemişti bilmiyordum; ama Lutz benim yapamadıklarımı göğüslemeye hazırsa, ben de onun tıkandığı yerlerde elimi taşın altına koymaya hazırdım. Hem onun aksine, iş mülakatları konusunda epey tecrübeliydim.
Hâlâ Benno’ya bakarken yüzüme parlak bir gülümseme yerleştirdim. Derin bir nefes alıp yavaşça bıraktım ve konuşmaya başladım. “Hayvan derisinden yapılmayan bir kâğıt üretip satmak istiyorum. Üretimi parşömene kıyasla çok daha ucuza mal olacağı için son derece kârlı bir iş olacağını düşünüyorum.”
Benno bunu duyunca yüzünü ekşitti. Bana, az önce Lutz’a baktığından çok daha sert ve keskin bir şekilde öfkeyle bakarak alçak, pürüzlü bir sesle konuştu. “...Sen de mi tüccar olmak istiyorsun küçük kız?”
“Evet. Bu benim ikinci tercihim.” Gülümseyerek başımı salladım. Otto kafa karışıklığı içinde gözlerini kırpıştırdı.
“İlk tercihin kapı tarafında evrak işleriyle uğraşmak mı yoksa?”
“Hayır, kütüphaneci olmak istiyorum.”
Üçünün de yüzünde aynı şaşkın ifade belirdi. Tahmin ettiğim gibi, ne demek istediğimi anlamamışlardı.
“...Daha önce böyle bir şey duyduğumu sanmıyorum.”
“Çok sayıda kitabı çekip çevireceğim, onların yönetiminden sorumlu olacağım bir işte çalışmak istiyorum.”
Kütüphanecinin ne olduğunu basit terimlerle açıkladıktan sonra Benno kahkahayı bastı. “Pff... Haha, kusura bakma ama o iş sadece soyluların yapabileceği bir şey.”
“...Biliyordum zaten.” Soyluların canı cehenneme. Eğer kitaplar sadece soylularda varsa, onları idare edenlerin de soylu olacağını tahmin etmeliydim. Bu statü ayrımcılığı canımı fena halde sıkıyordu.
“Bir dakika bekle. Parşömen olmayan kâğıt mı dedin? Yanında örneği var mı?” Gözlerini üzerime dikmişti, açıkça tetikteydi. Parşömen dışında bir kâğıdın piyasaya girmesinin yaratacağı etkileri ve getireceği muhtemel kârı şimdiden hesapladığını görebiliyordum.
“Henüz yok.”
“O zaman burada işimiz bitti.”
Bitti diyordu ama kesinlikle ilgisini çekmişti. Onu kısa sürede bir orta yola ikna edebilirdim. Gülümsememi biraz daha genişlettim. “Sadece somut bir örnek görmek istiyorsanız, bir tane yapabilirim. Vaftiz törenimiz önümüzdeki yılın yazında. Bahara kadar kâğıdımın prototiplerini hazırlamış olurum. İşinize yarayıp yaramayacağına o zaman karar verirsiniz.”
“...Pekâlâ.” Benno aslında bizi geri çevirmeye niyetliydi ama sonunda kararını erteletmeyi başarmıştım. Bu kesin ve görkemli bir zaferdi.
“Çok teşekkür ederim Bay Benno.”
“Daha evet demedim.”
“Yine de bize deneme şansı verdiniz ya, bu da bir şey.” Artık Lutz ve benim tek yapmamız gereken elimizden gelenin en iyisini yapmaktı. Çocuğun işi ve geleceği buna bağlıydı, bu yüzden muhtemelen canını dişine takıp çalışacaktı. Hiç hesapta yokken nihayet kâğıda kavuşma fırsatı yakaladığımı fark edince dişlerimi göstererek gülümsemeden edemedim.
“Haydi, sıkı çalışalım Lutz.”
“Tamamdır.”
“Bay Otto, bizi Bay Benno ile tanıştırdığınız için size de çok teşekkür ederiz.” Bize bakıp genişçe sırıtan Otto’ya şükranlarımı sundum. Onun çabaları sayesinde Lutz, gezgin tüccar olma sevdasından akıllıca bir kararla vazgeçmiş ve çırak bir tüccar olma yolunda ilk adımını atmıştı. Bu görüşme için hayal ettiğim en iyi sonuç buydu.
“Boş günüm epey eğlenceli geçti. Bir dahaki sefere kapıya uğramanızı bekliyorum.”
“Ben de beklerim.” Görünüşe göre Otto da bize geçer not vermişti. Büyük bir rahatlama ile içimi çektim. Otto’nun görüşmeyi burada bitirmemizi ima eden ufak hareketlerini fark edince Lutz ile birlikte yürümeye koyuldum. Ah... Bir saniye. Unutmuştum.
“Şey! Aklıma gelmişken size bir şey sormak istiyorum Bay Otto, Bay Benno!” Durup arkama döndüğümde Otto ve Benno’nun da yürümeye başladığını gördüm. İkisi de aynı anda arkasına baktı.
“Evet? Ne oldu?” dedi Otto.
“İçinizde aniden büyüyüp küçülen bir ısı varmış gibi hissettiren bir hastalık biliyor musunuz?” Otto dünyayı gezmişti, Benno’nun da her yerde bağlantıları olan bir adam olduğu belliydi; yani ikisinden birinin içimdeki bu kavurucu sıcaklık hakkında bir şeyler bilme ihtimali vardı. “Sanki o sıcaklık benliğinizi yiyip bitiriyormuş gibi geliyor, sonra can havliyle bastırınca küçülüyor. Kusura bakmayın, biraz kişisel bir tarif oldu ama...”
“Hiçbir fikrim yok. Böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum.” Otto gayet rahat bir tavırla omuz silkti.
Gözlerimi Benno’ya çevirdim. Bir an için bakışlarını yere indirdi, sonra yavaşça başını salladı. “...Ben de hiç duymadım.”
Eğer ikisi de buna aşina değilse, çevremdeki hiç kimsenin ne olduğunu bilmediğini varsaymak yanlış olmazdı. Anlaşılan epey nadir görülen bir şeye yakalanmıştım.
“...Peki. Teşekkür ederim.”
Lutz ve ben el ele tutuşup yeniden yürümeye başladık. Hastalığım hakkında yeni bir şey öğrenememiştim ama şartlı bir iş teklifi almış ve kâğıt yapmak için kendime bir yardımcı bulmuştum. Bu, ileriye doğru atılmış bir adımdı.
“Birlikte kâğıt yapalım Lutz.”
“Yapalım!” Ailesinin yardımı olmadan hayatta kendine bir yol açmayı başaran Lutz, bana umut ve heyecan dolu bir gülümseme sundu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.