Gözyaşları ve Gerçekler

Kurduğu her cümle bir öncekinden tamamen kopuk görünse de Selphy’nin arkadaşı olduğu her halinden belliydi. Selphy, gözleri yuvalarında dönerek havada süzülüyordu ama çok geçmeden bilinci yerine geldi ve sesinde en ufak bir çekingenlik olmadan gülmeye başladı.

“Ahahaha, kusura bakma ya. Ama bak, eğer haber verseydim o moruklar kesin yerimi bulurdu. Gerçekten çok üzgünüm, o yüzden ağlama artık Lilith.”

“B-Ben ağlamıyorum seni aptal! Dışarıda ne halt yediğin beni hiç ilgilendirmez!”

Daha ne olduğunu anlayamadan, Selphy’e tokadı basan kız gözyaşları içinde ona sarıldı. Görünüşe göre, o sivri dilinin aksine aslında içi temiz, iyi biriydi.

“Gremory bunu görseydi sevinçten havalara uçardı,” dedi Zagan düz bir ses tonuyla.

“Haklısın. Onu getirmemekle iyi etmişiz,” diyerek Foll da hemen ona katıldı.

Tam o sırada kız, nihayet varlıklarını fark ederek gözlerini Zagan’ın grubuna dikti.

Selphy ile hemen hemen aynı yaşlarda, on beş on altı gösteren bir kızdı. Canlı kızıl saçları yüzünün iki yanından toplanmıştı ve kafasından iki boynuz çıkıyordu. Neredeyse tıpatıp Gremory’e benziyordu ama sırtındaki yarasa benzeri kanatlar aralarındaki bariz farkı ortaya koyuyordu.

Bir succubus demek? Rüya aleminde gezinebilen bir ırktılar. Zagan ilk kez bu ırktan biriyle karşılaşıyordu ve kızın fırfırlı, tek parça elbisesi ile sırtından aşağı süzülen şık fuları, onun yüksek mevkiden biri olduğunu gösteriyordu.

“Peki siz kimsiniz? Şımarık bir velet falan mı?” Lilith gözyaşlarını silip soruyu sorarken Zagan’a öfkeyle baktı.

Herhalde burası Selphy’nin memleketi olduğundan, etrafta onun gibi birileriyle karşılaşmak pek şaşılacak bir durum değildi.

“Ah, kendisi benim ustam, Bay Zagan. Arkasındakiler de şey... karısı mı desem, nişanlısı mı? Yani, Bayan Nephy ve kızları Foll. Millet, bu kız da benim çocukluk arkadaşım Lilith.”

“Şey, kızı mı? Bu da ne demek şimdi? Hem bu yaşta nasıl nişanlısı olabilir ki? Önemli biri falan mı?”

“Bunu anlatmak çok ama çok uzun sürer! Sonra her şeyi detaylıca anlatırım.”

“Zaten ne zaman böyle deyip de düzgünce bir şey açıkladın ki?”

Öğğ, bu gerçekten çok sinir bozucu. Sadece şu lanet hakkında bir şeyler sorup hemen buradan gitmek istiyorum... Zagan’ın bu huzursuzluğunu fark etmiş olacak ki Nephy onun elini bırakıp Lilith’e döndü.

“Sizinle tanışmak bir şeref. Ben Nephelia. Usta Zagan’ın öğrencisi, hizmetçisi ve yakın zamanda da sevgilisi oldum.”

“Ha? Dur bir dakika... Sanki... Zagan ismini daha önce duymuş gibiyim?” Lilith kafası karışmış bir halde başını yana eğerek mırıldandı.

“Siz de kendinizi tanıtsanız nasıl olur?” diye sordu Nephy, yüzünde yapay bir gülümsemeyle. Sesindeki o hafif soğuk ton, succubus kızının gayriihtiyari yutkunmasına neden oldu.

“Şey, doğru... Adım, değil mi? Pekala. Kulaklarını iyice aç da beni dinle. Ben Lilithiera Fauna Hypnoel, succubusların ilk prensesi ve gururlu Gümüş Gözlü Kral’ın soyundan gelen biriyim. Üç büyük kraliyet ailesinden birinin üyesiyim, o yüzden bana saygı duymayı unutma!”

“Öyle mi? Pekala, Bayan Lilithiera, bunu söylemek bana düşmez ama müsaadenizle size tek bir tavsiye vereyim,” dedi Nephy. Kızın omzunu küt diye kavradı, ardından yüzüne taze bir gülümseme yerleştirip devam etti: “Birileri benim ustamla alay ederken öylece gülümsemeye devam edecek kadar kibar biri değilim.”

Ortam bir anda buz kesti.

Kahretsin, bu kötü oldu. Nephy gerçekten öfkelendi... Normalde öfkesini asla dışarı yansıtmayan bir kızdı ama Zagan’ın bu çocuksu haline dönüşmesinden dolayı hassas bir dönemindeydi herhalde.

“Ö-Ö-Özür dilerim...” Lilith titremeye başlayıp gözleri yaşlarla dolarken kekeleyerek özür diledi. Her an bayılacak kadar korkmuştu, öyle ki Zagan bile onun bu haline acıdı.

“Sorun yok Nephy. Bu kadar öfkelenme. Bir velet ancak anne babası tarafından terbiye edilir, değil mi?” Zagan konuyu kapatmasını isteyince Nephy memnuniyetsiz bir ifadeyle geri adım attı. Bu ağır baskıdan kurtulan Lilith, halsizce dizlerinin üzerine çöktü.

“Nephy, çok fazla öfkelendin. Yaramaz çocukları azarlamak gerekir, canlarını yakmak değil,” dedi Foll, gözlerinde Lilith’e karşı acıyan bir ifadeyle Nephy’e dönerek.

“Ah... Haklısın. Kusura bakmayın Bayan Lilithiera, biraz ileri gittim,” dedi Nephy ve nihayet sakinleşerek hafifçe eğildi.

“İyi misin?” diye sordu Foll, Lilith’e elini uzatırken.

“H-Hıh! Bir şeyim yok benim... Dur, ne!?” Lilith bir çığlık attı.

“Ne oldu?”

“N-Ne mi oldu? N-Ne... Sen neyin nesisin? Dünyada nasıl böyle bir şey var olabilir...?”

Şimdi de Foll’un bir ejderha olduğunu mu fark etti? Succubuslar nadir bir türdü ama ejderhalarla kıyaslandıklarında neredeyse hiç güçleri yoktu. Bu yüzden kızın böyle bir tepki vermesi son derece...

“Ooo Lilith, senin memeler de hala hiç büyümemiş ha?” Selphy’nin bu acımasız sözleri öylesine, sıradan bir şeymiş gibi söylemesi üzerine Lilith acı acı gülümseyerek tahta göğsünü elleriyle kapattı. Tam da Nephy’den azar yemişken üstüne bu lafı duymak, ergenlik çağındaki bir kız için çok fazlaydı. Lilith, uğradığı bu aşağılanmanın acısıyla yüzünü buruşturup çıtını çıkarmadan bir kez daha dizlerinin üzerine çöktü.

“Neden bu kadar öfkelendin? Normalde yaramaz bir çocuğa daha iyi davranmayı öğretmeye çalışırdın,” diye sordu Foll. İçinde yükselen o büyük acıma duygusuyla Nephy’e bakıyordu.

“Şey... Usta Zagan da tıpkı benim gibi zorlu bir çocukluk geçirdi ama benden farklı olarak, o günleri geride bırakmak için çok çabalıyor. Bu yüzden onunla alay edilmesini kendime yapılmış bir hakaret olarak gördüm, çünkü bu beni daha da kötü hissettirirdi...”

“Anlıyorum. Seni çileden çıkaran şey buydu demek,” dedi Zagan, durumu kavrayarak saçlarını karıştırırken. Nephy her ne kadar aksini iddia etse de gösterdiği bu tepki, sevdiği birinin gözleri önünde aşağılanmasına dayanamadığını açıkça ortaya koyuyordu.

Belki de Nephy’nin anıları artık yeni bir anlam kazanmıştır... Yüzündeki bu ifade değişimleri ve duygularını bu kadar açık yaşaması, gizli elf köyünden döndükten sonra kazandığı şeylerdi. İlk başta bunun sadece bir çocuğa dönüştüğü için olduğunu düşünmüştü ama belki de eski evini ziyaret etmek onda böyle bir değişimi tetiklemişti...

“Beni dinle Nephy. Gerçekten güçlü olanlar, böyle önemsiz sataşmalardan etkilenmezler. Kendini onun seviyesine düşürme,” diye emretti Zagan.

“Usta Zagan...” diye mırıldandı Nephy, Zagan’ın önünde diz çökerken. Ardından vakur bir sesle cevap verdi: “İnsanlar düşüncesizce söylenen sözlerle incinirler. Bunlar karşısında hiçbir şey hissetmemek, kalbinizin buz tuttuğunun göstergesidir. Bu yüzden size hakaret edildiğinde öfkelenmek en doğrusudur.”

Zagan bu kadar basit bir şeyi nasıl unuttuğuna inanamadı. Bu yüzden, Nephy’nin kendisini azarlamasından onu sorumlu tutarak Lilith’e ters ters baktı.

“Anlıyorum... Demek ki buradaki tek suçlu gerçekten de sensin!”

“Bu velet de neyin nesi be!?” Lilith, yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla bu sözleri haykırırken Foll ve Selphy şaşkınlık içinde kalmıştı.

“Bu yaptığın çok sinsice, Zagan...”

“Bay Zagan’ı ilk defa bu kadar büyük bir pislik gibi davranırken görüyorum...”

Nephy’nin önünde normalde asla böyle zavallıca bir bahanenin arkasına sığınmayacağım doğruydu... Zagan, onların sitemkar bakışları karşısında içinden homurdanarak düşündü. Ancak neyse ki Nephy’nin yüzünde hoş bir tebessüm belirdi ve bu durum onun da keyfini yerine getirdi.

“Usta Zagan çocuksu davrandığında çok sevimli oluyor,” dedi Nephy. Onun bu tepkisi kızı tatmin etmiş gibi görünüyordu. Nephy’nin nadiren görülen bu mutlu ifadesini izlerken Zagan’ın dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Ancak Foll’un bu konuda kendi fikirleri vardı.

“Zagan’ın bu hali yetişkin halinden farklı mı yani? Bir çocukla yetişkin arasındaki tek fark güçleri değil midir?” Bedeni büyümüş olsa da zihni henüz buna yetişemeyen Foll, yetişkinlerle çocuklar arasındaki farkı anlayamamış gibi görünerek sordu. Zagan onun bu haline acıyarak elini Foll’un kafasına doğru uzattı.

“...Zagan, ne yapıyorsun?”

Kızının kafasını okşamak için elini uzatıyordu ama şu anki cüce haliyle ona ulaşması imkansızdı.

“Yetişemiyorum. Kafanı eğ.”

“Böyle mi?” Foll çekinerek başını eğdi, böylece Zagan nihayet onun saçlarını okşayabildi.

“Beni dinle Foll. İnsanlar büyüdükçe zeka biriktirirler. Ve bence zeka sadece kuru bilgiden ibaret değildir, anlama yeteneğidir.”

“Anlama yeteneği mi...?”

“Öyle. Bak Foll, bir yetişkinin bedenine kavuşmuş olabilirsin ama henüz o zekayı biriktiremedin. Görünüşün ötesine bakmayı öğrenene kadar, bir yetişkin ile çocuk arasındaki gerçek farkı asla anlayamazsın.”

“Bunu anlamak çok zor,” diyen Foll, kollarını kavuşturup bir süre bu düşünce üzerine kafa yordu.

“Şu an küçük görünebilirim ama hala senin babanım. Gerektiğinde sana karşı sert olmasını da bilirim.”

“Yani Lilith’in hala bir çocuk olduğunu mu söylüyorsun?” diye sordu Foll, bakışlarını Lilith’e çevirerek.

“...En azından bu kadarını anlayabilmiş olman güzel.”

“Hey, siz ikiniz! Succubusların gelecek liderini böyle maskara ettikten sonra yanınıza kalacağını mı sanıyorsunuz!? Sizi kiliseye resmen şikayet edeceğim!” Lilith, Zagan ve Foll’un konuşmaları yüzünden kıpkırmızı kesilerek kükredi. Ancak kilise kelimesini duyan herkes, onun dışındakiler de dahil olmak üzere şaşkınlıkla kafasını yana eğdi.

“Kilisenin bu işle ne alakası var?”

“Ne? Yani siz... kiliseden değil misiniz? Ha? Bir dakika, siz kimsiniz o zaman?” diye sordu Lilith. Görünüşe göre o ana kadar karşısındakileri tamamen yanlış anlamıştı.

“Ha? Lilith, sen bizi karşılamaya gelmedin mi yani?”

“Gelmedim tabii ki. Burası senin evin zaten, sana rehberlik etmeme ne gerek var? Ben buraya—” Lilith, birinin onlara doğru yaklaştığını hissederek sözünü yarıda kesti.

“Merhaba. Kıta Irklar Arası Kıdemliler Konferansı burada mı yapılıyor acaba?”

Gelen, Başmelek Chastille Lillqvist’ten başkası değildi.

Chastille'in burada ne işi vardı? Zagan, o tanıdık sesi duyar duymaz kaskatı kesildi. Kızın arkasına baktığında, Nephteros ve Kuroka'nın da ona eşlik ettiğini fark etti. Yanlarında birkaç Melek Şövalye daha vardı ama neyse ki o üç aptal aralarında görünmüyordu.

Onun neden burada olduğunu merak ederken, Raphael'in az önce söyledikleri aklına geldi. İnsanların temsilcisi nihayetinde kiliseden seçilecekti.

Chastille'in en güçlü aday olduğunu belirtmişti ama Zagan onu burada görmeyi gerçekten beklemiyordu. Bu yüzden telaşla Nephy'nin arkasına saklandı.

Chastille şaşkınlıkla gözlerini açarak, "Nephy? Bir dakika, senin burada ne işin var?" diye sordu.

"Chastille? Şey, aslında bunu açıklamak biraz zor..." Nephy, bir bahane uydurmaya çalışırken duraksadı. Zagan durumunun sır olarak kalmasını istemişti ama yalan söyleme konusunda hiç iyi olmadığından, başını yana eğerek sıkıntılı bir ifadeyle öylece kalakaldı.

Chastille iyice kafası karışmış bir halde Foll'a bakarak, "Ha...? Dur bir saniye... Şey, pek ihtimal vermiyorum ama oradaki... Foll mu?" diye sordu.

Foll, "Evet, benim. Büyücü olmamana rağmen hemen anladın. Aferin sana, At Kafası," diye karşılık verdi.

Chastille şakağını ovalamaya başladı, sanki başına bir ağrı giriyordu. "Neler oldu böyle? Ayrıca sadece ikiniz misiniz? Zagan hiçbir yerde görünmüyor... Buraya geldiğinizden haberi var mı?"

"Şey, o..."

Kahretsin. Chastille iş moduna girdi... Normalde tam bir sulugöz ve tam anlamıyla bir enkazdı ama görev başındayken tamamen değişirdi. Bu hali onu son derece güvenilir bir müttefik yapsa da, Zagan'ın şu anda ihtiyacı olan son şey buydu.

Kuroka, üçgen kulaklarını merakla oynatarak doğrudan Zagan'ı işaret etti. "Neler söylüyorsunuz, Leydi Chastille? Tam orada duruyor ya işte."

"Ha?"

Doğru ya. İnsanları kokularından ve varlıklarından ayırt ediyordu, değil mi? Zagan küçülmüş olabilirdi ama bunun dışında pek bir şeyi değişmemişti. Görünüşe göre Kuroka'nın algısı bu durumdan etkilenmemişti.

Nephteros şaşkın bir halde, "Bir dakika... Neler oluyor burada?" diye sordu.

"D-Durun bir dakika... Bu çocuk kim? Neden Zagan'a bu kadar çok benziyor? Sakın bana...!" Chastille gerçeği yeni fark etmiş gibi gözlerini fal taşı gibi açtı. "Yoksa bu Nephy ile Zagan'ın gayrimeşru çocuğu mu?!"

Anlaşılan yine her zamanki haline döndü... İş modunda olmasına rağmen, yaşadığı şok onu eski haline döndürmeye yetmişti. Sessiz kalmaya devam etmenin işleri daha da karıştıracağını sezen Zagan, istemeyerek de olsa öne çıktı.

"Foll'u ilk gördüğünde de tam olarak aynı tepkiyi vermiştin."

"Ha?! Bunu bildiğine göre... Olamaz, sen gerçekten Zagan mısın?"

"Gülmek istiyorsan durma, gül. Bir büyü denemesinde başarısız olunca bu hale geldim işte."

Chastille, "Gülmeyeceğim. Senin seviyendeki bir büyücü nasıl bu hale gelebildi?" diye sordu, bir cevap almayı umuyordu ama...

"HAHAHAHAHAHA! Ciddi misin sen? Gerçekten o Zagan mı?!"

Kahretsin. Nasıl da unuttum? Eğer Chastille buradaysa, o aptal da buralardadır... Zagan elini yüzüne koyup içini çekti. Chastille'in gölgesinden sinsice uğursuz bir adam süzüldü. Bu Barbatos'tan başkası değildi.

"HAHAHAHAHAHA! İnanamıyorum! Bu velet gerçekten Zagan mı? Demek intikam alma vakti geldi. Seni burada gebertip yeni bir İblis Hükümdar olac—"

Zagan'ın yumruğu, Barbatos daha sözünü bitiremeden yanağına indi. Anında azı dişlerini kırıp onu denizin taş zeminine çarptı. Kaya tabakası çöktü ve Barbatos'un yüzü taşların arasında kayboldu.

Chastille utanmış bir halde elini başına götürürken, Kuroka durumdan son derece etkilenmiş gibi ellerini çırpıyordu. Foll ve Nephteros ise bunu hiç umursamıyor gibiydi. Nephy, sanki her gün gördüğü sıradan bir manzaraymış gibi acı acı gülümsedi. Duruma tamamen yabancı olan Selphy ve Lilith ise titreyerek birbirlerine sarılmışlardı.

Barbatos'u yumrukladığı eline bakan Zagan, "Hıh... Aslında onu bununla öldürmeyi planlıyordum ama görünüşe göre bu beden beni sınırlandırıyor," diye mırıldandı. Aynı anda oluşturabileceği büyü devrelerinin sayısı azalmamıştı ama gücünü ne kadar artırabileceğinin bir sınırı var gibiydi. Gerçek gücünün yüzde yirmisini bile ortaya çıkaramıyordu.

Bu çok büyük bir sorun... Başları belaya girmeden önce bunu çözmesi gerekiyordu. Bu sırada Kuroka da bir şeylerin ters gittiğini fark etmiş olacak ki kaşlarını çatarak öne doğru bir adım attı.

"Şey... Efendim, yoksa... eğiliyor musunuz?" diye sordu. Muhtemelen Zagan'ın boyunu, sesinin geldiği yüksekliğe göre tahmin etmeye çalışıyordu. Ancak henüz onun bir çocuğa dönüştüğünü tam olarak kavrayamamış gibiydi.

Madem sır ortaya çıktı, onu bunun dışında bırakmanın bir anlamı yok... Zagan, Kuroka'nın elini tutup kendi yüzüne yerleştirdi. Görme engellilerin, insanların yüzlerine dokunarak onların şeklini kavrayabildiklerini daha önce duymuştu.

Kuroka şaşkınlıkla titremeye başladı. "Ş-Şey... Hayır, bir dakika, nasıl?"

Zagan, "Şimdi anladın mı? Şu anki halim bu," dedi.

"Ah... Demek öyle..." diye mırıldandı Kuroka. Birinin yüzüne dokunmaktan hoşlanmıyor olmalıydı ki eli hâlâ titriyordu.

Zagan, "Kusura bakma, benim hatam," diyerek kızın elini bıraktı. Elini çeker çekmez Kuroka hızla geriye doğru çekildi.

Nephteros arkadaşının yanına sokularak, "Kuroka, ne oldu?" diye sordu.

"Ah, şey... ellerim... kirliydi de... birinin yüzüne dokunmak biraz..." Kuroka sözünü yarıda kesti ama oldukça utandığı her halinden belliydi. Nephteros ve Kuroka'nın kilisede yaşarken bu kadar yakınlaşmış olmaları Zagan'ı fazlasıyla memnun etti.

Lilith duyulur şekilde yutkunarak, "Ha... Kuroka mı? Az önce... Kuroka mı dedin?" diye sordu.

Nephteros, Lilith'e hiç aldırış etmeden, "Hmm? Bana hiç de kirli gelmedi. Yakın zamanda pis bir şeye mi dokundun?" diye sordu.

"Şey, ııı, evet! Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama yumuşacıktı!"

"Ciddi misin...? Hey, siren, buralı mısın? Şunun ellerini yıkayabileceği bir yer var mı?"

Ancak Selphy cevap veremeden Lilith çaresizce sesini yükseltti.

"Hey! Sen... Kuroka mısın? Adelhide hanedanından olan o Kuroka mı?!"

Kuroka kafası karışmış olsa da onaylayarak, "Ha...? Evet. Benim," dedi.

Lilith'in gözleri dolmaya başladı. "Benim! Succubus Lilithiera! Eskiden benimle ve Selphy ile çok oynardın, hatırlamadın mı?!"

Kuroka'nın şaşkınlıktan gözleri büyüdü. "Sen... Lilith misin?" diye mırıldandı. Bunu duyar duymaz Lilith kollarını Kuroka'nın boynuna doladı.

"HÜÜÜÜÜĞĞĞ! Seni o kadar çok merak ettim ki! En azından hayatta olduğunu haber verebilirdin, seni aptal!"

"Üzgünüm. Şey... pek çok şey geldi başıma."

Demek birbirlerini tanıyorlardı... Kuroka, Liucaon'lu bir yarı hayvandı; Lilith orada bir soyluydu ve Selphy de orayı kıtaya bağlayan okyanusun bir sakiniydi. Bir şekilde yollarının kesişmiş olması hiç de garip değildi. Üstelik yaşları da birbirine yakın olduğundan, çocukluk arkadaşı olmaları son derece doğaldı.

Selphy de sarılmaya katılarak, "Vay canına! Ne büyük tesadüf! Kuroka, benim kim olduğumu anlayabildin mi?" diye sordu.

Kuroka, "Her zamanki gibisin işte. Seni hatırlıyorum," diye yanıtladı. Bu hareketli ikili arasında hırpalanıyordu ama yine de son derece mutlu görünüyordu.

Selphy, "Eee, teyzemle eniştem nasıllar?" diye sordu. Ne yazık ki ortamdaki havayı koklamayı becerememiş gibiydi.

Lilith'in yüzü asıldı. "Anlıyorum. Şimdi düşününce, sen o olay yaşanmadan önce evden kaçmıştın..." diye mırıldandı.

Selphy başını yana eğerek sordu. "Ha? Ne demek istiyorsun?"

Ancak bunu Kuroka'nın kendisine açıklatmak biraz acımasızca olacağından, Zagan öne çıktı.

"Kuroka'nın halkı yok edildi. Şu anda kilisenin himayesinde yaşıyor. Değil mi, Chastille?"

Chastille'in yaşadığı şoku atlatma vakti gelmişti. Zagan odağı ona kaydırdığında, Chastille kararlı bir şekilde başını salladı.

"Evet. Rahibe Kuroka kilisede harika işler çıkarıyor ve şu anda benim danışmanım olarak görev yapıyor. Bana çok yardımı dokunuyor."

Selphy'nin o neşeli havası sönerken, "Demek gözlerinin bu hale gelmesinin nedeni de bu...?" diye sordu.

Kuroka hüzünlü bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Evet. Dediğim gibi... çok şey oldu..." Selphy omuzlarını düşürüp başını öne eğdi.

"Hiç haberim yoktu... Üzgünüm..."

"Özür dilemeni gerektirecek bir durum yok. Hem, biri beni kurtardı, o yüzden hiç pişmanlığım yok," diyen Kuroka gözlerini Zagan'a çevirdi.

Zagan omuzlarını silkerek, "Ne demek istediğini anlamıyorum. Dürüst olmak gerekirse Raphael'e teşekkür etmelisin. Benimle hiçbir ilgisi yoktu," dedi.

"Anlıyorum... Demek sen bile utanabiliyormuşsun, ufaklık?"

"B-B-Biliyorum herhalde."

Sonunda buraya neden geldiğini hatırlayan Lilith, kıpkırmızı kesilerek geri çekildi. Gözleri hâlâ kırmızı ve şiş olsa da, succubus fırfırlı eteğinin uçlarından tutup önlerinde saygıyla eğildi.

"Kendimi tanıtmakta geciktiğim için özür dilerim. Benim adım Lilithiera Fauna Hypnoel. Kilise temsilcilerine rehberlik etmek üzere görevlendirildim. Elçilerin sizler olduğunu varsayıyorum, doğru mudur?"

Görünüşe göre Lilith, Chastille'in grubuna rehberlik etmek için gönderilmişti. Bu açıklaması üzerine kilise grubu hazır ola geçti.

"Başmelek Chastille Lillqvist. Rahibe Kuroka'nın kendini tanıtmasına gerek yok sanırım, bu yanımdaki ise yakın dostum Nephteros. Diğerleri de maiyetimdeki şövalyeler. Size emanetiz."

Lilith, kafası hâlâ yerde gömülü olan Barbatos'u işaret ederek, "Peki ya... şu kim?" diye sordu.

Chastille tereddütle, "Bir müttefik... herhalde?" diye yanıtladı. Böyle şirret bir büyücüye dost demek fikrinden hâlâ hoşlanmıyordu, ki bu da son derece doğaldı ama...

Bir şey mi olmuştu? Zagan, Chastille'in kelimelerinde basit bir tiksintiden daha fazlasını hissetti. Kafasındaki taşları yerine oturtmaya çalışarak öylece dururken, Chastille, Lilith'e doğru yürüdü.

"Nasılsa eninde sonunda bize katılacaktır, şimdilik onu kendi haline bırakalım."

Demek öyle... Neyse, her neyse. Deniz başkenti denizkızlarının Kutsal Hazinesi sayesinde korunuyor, yani sıradan bir büyücü burası için pek de tehdit oluşturamaz.

Selphy daha önce bahsetmişti ama görünüşe göre burada gerçekten bir Kutsal Hazine vardı. Üstelik Kutsal Kılıçlar ile aşık atabilecek güçte bir silahtı bu.

Kutsal Hazinelerden bahsetmişken, acaba Liucaon’da muhafaza edilene benziyor mu? Bir Kutsal Kılıç kullanıcısı olarak bu konu ilgimi çekiyor.

O sadece bir taklit, bu yüzden pek gücü olduğunu sanmıyorum. Aslına gelecek olursak... Lilith göz ucuyla Kuroka’ya baktı. Kuroka da belki bu bakışı fark ettiğinden, başını sallayarak onu onayladı.

Liucaon’un Kutsal Hazinesi, Ay Olmayan Gökyüzü olarak bilinir. Birbirine zıt iki kılıçtan oluşur.

Nasıl yani, çift kılıç mı? Yoksa kastettiğin... Chastille’in sözleri yarıda kesilirken yüzü kaskatı kesildi.

Evet. Ay Olmayan Gökyüzü’nü muhafaza altına alanlar benim halkımdı, diyen Kuroka kılıçlarını kınından çıkardı. Bu durum Zagan ve Nephteros’u gerçekten şaşırtmıştı.

Demek bu yüzden o kısa kılıçlar göksel gizeme tepki veriyordu? Eğer öyleyse, Kutsal Hazineler muhtemelen Kutsal Kılıçlar ve elflerle bağlantılıydı.

Selphy’nin hanedanı Neptuna, Kuroka’nın hanedanı Adelhide ve benim hanedanım Hypnoel, Liucaon’un Kutsal Hazinelerini miras alan üç büyük kraliyet ailesidir, diyerek gururla göğsünü kabarttı Lilith.

Başka bir deyişle, sadece üç Kutsal Hazine var... Kuroka’nın kısa kılıçları en az bir Kutsal Kılıç kadar güçlüydü. Liucaon gibi küçük bir ada ülkesinin elinde bu tarz üç eserin bulunması fikri ürkütücüydü. Yine de bu durum, içlerinden birinin onu iyileştirme ihtimali olduğu anlamına geliyordu.

Pekala sevgili misafirler. Son davetlilerin gelip gelmeyeceğini bile bilmiyoruz, bu yüzden muhtemelen son gelenler sizlersiniz, diyen Lilith tapınağı işaret etti.

Geciktiğimiz için kusura bakmayın... Bir saniye, kim eksik ki?

Yeni İblis Lordu. Hiç cevap göndermedi, bu yüzden muhtemelen gelmeyecektir.

Ha? İblis Lordu derken... Chastille gözlerini Zagan’a çevirdi ancak Zagan parmağını dudaklarına götürerek ona sessiz kalmasını işaret etti.

Bu konferans zerre umurumda değil. Ben sadece gerçek bedenime kavuşmanın bir yolunu bulmak için buradayım... Yabancılarla laf yetiştirecek vakti kesinlikle yoktu.

Sen de bizimle geliyorsun değil mi Kuroka? Konuşacak vaktin var mı?

Evet. Hadi arayı kapatalım Lilith.

Selphy, çocukluk arkadaşı olan bu ikilinin uzaklaşmasını izlerken tek kelime etmedi. Kısa bir süre sonra Zagan elini sertçe onun sırtına vurdu.

Acıdı ama Bay Zagan...

Umurumda sanki. Bak, çok gürültü yapıyorsun ve dikkat çekmemize sebep oluyorsun. Kaybol şuradan.

Yani gitmeli miyim... Lilith ve diğerlerinin yanına mı yani? Selphy şaşkınlıkla Zagan’a bakarak sordu.

Nereye gittiğin umurumda değil. Ne istiyorsan onu yap.

Teşekkürler! Bu iyiliğini ve Kuroka için yaptıklarını kesinlikle asla unutmayacağım! Selphy gözlerinde parıltılarla bunu söylerken Zagan’ın kafasını okşadı.

Her neyse. Hadi git artık, seni sinir bozucu velet.

Zagan onu kabaca kendinden uzaklaştırdıktan sonra, Selphy neredeyse kopacakmış gibi elini havada çılgınca sallayarak arkadaşlarının peşinden koştu.

Neden her şeyi bu kadar abartmak zorundalar ki, diyerek burnundan soludu Zagan.

Durumun pek öyle olduğunu düşünmüyorum, diyerek ona karşı çıktı Nephy ve devam etti: Önemli bir şey olmadığını iddia etseniz bile, o kızların hepsini kurtardınız. Bu yüzden onların minnettarlığını dürüstçe kabul etmeniz gerektiğine inanıyorum.

Şey...

Nedense Nephy, Zagan bu formdayken çok daha katı görünüyordu. Ya da dur, şefkatli demek daha mı doğru olurdu? Her halükarda tepkileri her zamankinden çok farklıydı ve bu durum Zagan’ın kafasını karıştırıyordu.

Minnettarlık demek? Teşekkür edilmesini pek umursamazdı ama kendisinin de teşekkür etme konusunda son derece beceriksiz olduğunu biliyordu. Dürüst olmak gerekirse, bunu neredeyse hiç yapmamıştı.

Bu kötü oldu... diye düşündü Zagan ve boğazını temizlemek için hafifçe öksürdü.

O zaman, Nephy... Zagan elini uzattı ama şu anki boyuyla Nephy’nin kafasına ulaşamıyordu. Yine de parmak uçlarında yükselerek Nephy’nin perçemlerine dokunmayı başardı. O bunu yaparken Nephy ne yapmaya çalıştığını sezdi ve başını hafifçe eğdi.

Böyle iyi mi?

Ü-Üzgünüm, yani evet, dedi Zagan ve beceriksizce Nephy’nin saçlarını okşamaya başladı.

Nephy, az önce benim adıma öfkelendiğin için teşekkür ederim. Yine de kendini zorlamana gerek yok. Ben... senin her zamanki halini tercih ederim.

Zagan hislerini düzgünce aktarabilmiş miydi? Bunu anlamak hiç de zor değildi zira Nephy’nin kulaklarının uçları kıpkırmızı kesilmişti.

Bu hiç adil değil, Usta Zagan. Böyle bir zamanda böyle şeyler söylemeniz... Nephy sözlerini yarıda kesti, ardından kendi elini Zagan’ın elinin üzerine koydu. Daha fazla bir şey söylemedi ama onun elini de bırakmadı. Foll araya girene kadar bir süre öylece kaldılar.

Zagan, Nephteros geri geliyor.

Ne!? Zagan ve Nephy telaşla birbirlerinden uzaklaşarak aynı anda ünlediler. Şanslarına görüş mesafesi oldukça düşüktü, bu yüzden Nephteros Zagan’ın grubuna doğru yürürken pek bir şeyden şüphelenmiş gibi görünmüyordu. Arkasından genç bir Melek Şövalye geliyordu ama yüzü hiç de tanıdık değildi.

Lütfen bekleyin, Leydi Nephteros. Tek başınıza dolaşmanız tehlikeli.

Chastille’e eşlik etmen gerekmiyor mu? Beni takip etmene gerek yok.

Siz de korumaya yemin ettiğim kişilerden birisiniz. Yanınızda kalacağım.

Görünüşe göre Nephteros’a göz kulak olmak ya da onu korumak için oradaydı.

Gücü... zirveye yakın bir yerlerde olmalı, değil mi? En azından o üç aptalla baş edebilecek düzeydeydi. Yine de Chastille veya Kuroka’nın yanına bile yaklaşamazdı.

Ne oldu? Chastille’in yanında olman gerekmiyor muydu?

Şey, Kuroka ve diğerleri orada, bu yüzden güvende olmalılar. Daha da önemlisi... Nephteros sözünü bitiremedi ve bakışlarını kaçırdı. Sivri kulaklarının uçları titrerken cesaretini topladı ve şöyle dedi: Bu gelişmeler seni rahatsız ediyor, değil mi? Sana yardım edeceğim.

Bunu söylerken esmer teni bile kıpkırmızı olmuştu.

Anlıyorum... Muhtemelen tüm bu süre boyunca bu repliklere çalışıyordu, değil mi? Zagan bu durum karşısında etkilenmişti ve gözlerini hafifçe kıstı. Baldızı bu kadar çabalarken onu geri çevirmenin bir anlamı yoktu. Bu yüzden onun teklifini kabul etmeye karar verdi.

Tabii. Teşekkürler. Şu an tam olarak neye ihtiyacım olduğunu ben bile bilmiyorum ama sana güveneceğim.

Bu-Bu kadarı biraz fazla. Üzerimde böyle bir baskı kurmamalısın! Nephteros öfkeyle yüzünü başka yöne çevirdi, ancak Zagan onun yüzünde beliren o hafif tebessümü gözden kaçırmadı.

Çok tatlısın Nephteros! diye bağırdı Foll.

Ne...? Bir dakika, sen... Foll’sun, değil mi? Büyümüş olmanın bununla bir ilgisi var mı?

Evet. Ama ondan önce... hoş geldin Nephteros, dedi Foll ve ona sıkıca sarıldı.

Foll gerçekten de Nephteros için çok endişelenmişti...

...Geri döndüm, diye yanıtladı Nephteros içten bir tonla. Ardından bakışları doğal olarak Nephy’ye kaydı.

Sessizlik

Üzerlerine ağır bir sessizlik çöktü.

Bu kötü oldu... Gerçek şu ki, Bifrons’un gemisindeki olaydan beri ilk kez gerçekten karşı karşıya geliyorlardı. Gizli elf köyünde karşılaşmışlardı ancak Nephteros o zamanlar pek sakin bir ruh halinde olmadığından sadece birkaç kısa ve resmi kelime paylaşmışlardı. Gece olduğunda ise Nephy zaten bir çocuğa dönüşmüştü.

Üstelik Zagan ona kimin kol kanat gerdiğinden bahsetmiş olsa da, Nephy’nin büyümesiyle doğrudan bağlantılı olan onu baldızı olarak kabul ettiği gerçeğini Nephy’ye hiçbir zaman söylememişti. Bu yüzden iki elfi de endişeyle izlemeye devam etti. Ne yapacağını kara kara düşünürken, içlerinden biri sessizliği bozdu.

Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Bayan Nephteros. Şu anda Chastille ile kaldığınızı duydum. Sizin için herhangi bir zorluk yaratıyor mu?

...Pek sayılmaz. O kız sinir bozucu derecede ilgili, kilise insanları da çok nazik.

Bunu duyduğuma sevindim. Yine de bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen bana haber verin. Elimden gelen her şeyi yaparım.

Nephy aralarındaki mesafeyi ölçmeye çalışıyor... Zagan bu gerçek karşısında tamamen hayrete düşmüştü. Eğer fazla samimi davranırsa Nephteros onu tersleyebilirdi. Ancak fazla mesafeli davranıp soğuk yaparsa da aralarındaki uçurum daha da büyüyecekti. Nephy bu ince çizgiye rağmen bir şekilde o ipte yürümeyi başarıyordu.

Bana karşı hiç... kin beslemiyor musunuz? diye sordu Nephteros başını öne eğerek.

Efendim? Neden besleyeyim ki? Nephy yüzünde şaşkın bir ifadeyle öylece kalakaldı.

Neden mi? Yani, nefretinizi hak ediyorum, değil mi? Şey, size saldırdım, sizin yerinize geçmeye çalıştım... Yaptığım... o kadar çok şey var ki...

Anlıyorum. Nephteros son derece suçlu hissediyor olmalı... Bunu tahmin etmemişti. Yaptıklarından pişman olması mantıklıydı ama Zagan onun suçu üstlenmek yerine kendini savunmaya çalışacağını varsaymıştı.

Görünüşe göre Chastille bu kızı gerçekten kurtarmış... Zagan onun bu karakter değişimine dürüstçe hayran kaldı.

Sonsuza kadar öfkeli kalamam ya, diye yanıtladı Nephy yüzünde hafif acı bir tebessümle. Bu sözler Nephteros’u tetiklemiş gibi göründü, zira ifadesi bir anda öfkeye büründü.

Bu da ne demek şimdi? Büyüklük taslamayı kes!

Hayır, öyle bir niyetim yoktu... diye mırıldandı Nephy. Alışılmadık bir şekilde kollarını kavuşturdu ve bir süre düşündükten sonra nihayet yanıtladı: Gözlerimin önünde yıllardır dostum olan küçük bir kuşu ezmediniz, aynı evde yaşamamıza rağmen tam on altı yıl boyunca beni görmezden gelmediniz ya da 'Yaşamaya bile hakkın yok,' demediniz, değil mi? Bu da demek oluyor ki benden gerçekten nefret etmemi sağlayacak kadar kötü bir şey yapmadınız.

Nephy tüm bunları söyledikten sonra yüzünde yine acı bir tebessüm belirdi.

Kendi adıma, acı verici olarak nitelendirdiğim anılar bunlardır. Yaptığınız şeylerden hoşlanmadım Bayan Nephteros, ama size kin gütmeme sebep olacak kadar da kötü değildiler...

Sizin... hayatınız benimkinden çok mu daha zordu? diye sordu Nephteros, konuşmakta zorlanarak.

Acaba öyle mi? Bana göre acı verici anılar kişiden kişiye değişir. Örneğin, Usta Zagan benden çok daha acı verici zorluklar yaşadı ama o bunları önemsiz birer ayrıntıymış gibi görüyor.

Yok canım, benim durumum o kadar da büyütülecek bir şey değildi. İlk anımın ev niyetine sığındığım lağım fareleriyle dolu bir kanalizasyon olması ya da karın doyurmak için üç beş kuruş çalmaya çalışırken ölesiye dayak yediğim zamanlar işte. Dürüst olmak gerekirse halime şükrediyordum.

Zagan, sohbet ucu kendisine dokununca telaşlanarak cevap verdi. Ekmeğini onunla paylaşan o delikanlı, ona resimli kitap okuyan o küçük kız ve arkadaşı saydığı daha pek çok insan vardı hayatında. Bu da demek oluyordu ki aslında öyle pek de büyük acılar çekmemişti.

Ona göre asıl acı, yalnız kalmaktı. Sıcaklığı bir kez tatmış olanlar için yalnızlık katlanılmaz bir azaptı; hiç tatmamış olanların ise insani duygularını kemiren zehirli bir kurttu. En azından Zagan üzerinde böyle bir etki bırakmıştı. Ne yaparsa yapsın hayatta hiçbir anlam bulamıyor, zerre bir şey hissetmiyordu. Yine de sefil bir şekilde can vermekten her şeyden çok nefret ettiği için sadece gücüne güç katmaya devam etmişti.

Foll, acı acı inleyerek, "Çok zor zamanlar geçirmişsiniz..." dedi.

Kutsal Şövalyeler arasına katıldığından beri ilk kez bu kadar çaresiz hissettiğini söyleyen genç şövalye Richard’ın gözleri dolmaya başladı. Belki de bu keder bulaşıcı olduğundan, Nephteros da hüzünlü bir şekilde içini çekti.

Saçlarını geriye doğru tarayan Nephteros, fısıldar gibi konuştu:

"Sizinle aşık atmaya çalışmak bile aptallık olur. Sana yine Nephelia demeye devam edeceğim. Benim ablam olduğunu söylediler ama bunu hemen kabullenmek kolay değil."

"Evet, benim için sorun de— Ne? Abla mı...?"

Nephy’nin sivri kulakları dikleşti, düşünceleri bir anda dağıldı. Şaşkın bakışlarını Zagan’a çevirdi.

"Şey... Şey, aslında durum tam olarak öyle. Nephteros senin kız kardeşin. Bu yüzden... Ben de onu baldızım olarak kabul etmeye karar verdim."

"Nasıl yani? Ona söylemedin mi?"

Nephteros kulaklarına inanamıyormuş gibi bakınca Zagan gözlerini kaçırdı.

Aklım randevumuzu planlamaya o kadar meşguldü ki tamamen unuttuğumu ona nasıl söylerim... Elbette Nephteros’un geçmişini öylece ulu orta anlatamazdı ama en azından çıtlatabilirdi.

Nephy şaşkınlık içinde, "L-Lütfen bekleyin bir saniye. O köyde benden başka beyaz saçlı elf yoktu. Eğer olsaydı, o da benim gibi acı çekerdi. Bu yüzden bir kız kardeş..." dedi.

"Ş-Şey. Bunu da sana söyleyecektim. Aslında Nephteros o köyde doğmadı, sen de öyle. Anneniz, diğer ulu elflerin arasında kalırsanız hedef olacağınızdan korktuğu için sizi onlara emanet etmiş."

Bu sarsıcı gerçeği duyan Nephy’nin ayakları birbirine dolandı.

"Nephelia!" diye haykıran Nephteros, onu tutmak için ileri atıldı. Ne yazık ki Zagan’ın çocuk bedenindeki kolları ona yetişemeyecek kadar kısaydı.

Neden bedenim sözümü dinlemiyor!

Zagan, çaresizliği karşısında öfkeyle dudağını ısırdı.

"Hadi ama. Kendine gel. Bu senin için çocuk oyuncağı olmalı. Az önce yaptığım hiçbir şeyin seni sarsmadığını söylüyordun, unuttun mu?"

Nephteros’un sesi mesafeli ve neredeyse küçümser gibi çıksa da Zagan bunun onun insanları cesaretlendirme şekli olduğunu anlamıştı. Nephy de bunu fark etmiş olacak ki çok geçmeden kendi ayakları üzerinde doğruldu.

Nephy, Nephteros’un elini sıkıca tutarak, "Özür dilerim. Sadece... biraz şaşırdım," dedi. "Aslında... hiçbir zaman yalnız değilmişim. Bu hissettiğim şey muhtemelen... mutluluk... sanırım?"

Kulakları titreyen Nephteros, "A-Anlıyorum," diye mırıldandı.

"Peki, Nephteros Hanım, annemiz hakkında bir şey biliyor musun?"

"Şey, onunla sadece bir kez karşılaştım, yani pek sayılmaz... Ama hayatta."

"Demek öyle..."

Nephy’nin ses tonunda hem derin bir rahatlama hem de içten gelen bir kırgınlık vardı.

"Mutlu musun? Yoksa ona kızgın mısın?"

"Bilmem ki... Her şey o kadar ani oldu ki ne hissettiğimi ben de tam olarak bilemiyorum..."

"...Pekâlâ, bu çok normal."

Nephteros bile hâlâ duygularını düzene sokmaya çalışırken, Nephy’nin kafasının karışması son derece doğaldı.

"Ayrıca bana Nephteros Hanım demeyi bırak. Ben en başından beri sana adınla hitap ediyorum."

"Öyle yapıyordun, değil mi? Tamam... Nephteros."

Bu tarif edilemez derecede tuhaf an, ikisinin nihayet birbirlerini kız kardeş olarak kabul ettikleri an oldu.

Nephteros da aralarına katıldıktan sonra Zagan durumu tekrar gözden geçirdi.

"Yani buraya, derdine çare olacak büyü dışı bir şey bulmaya geldin, öyle mi?"

"Bunu itiraf etmek utanç verici ama evet."

Nephteros kollarını kavuşturarak, "Kadim İblis Orias bile havlu attığına göre utanacak bir durum yok," dedi. "Durumu anlıyorum ama o zaman doğrudan konferansa katılmak daha iyi olmaz mı? En iyi seçeneğin kıdemliler olacaktır."

"Yabancıların kaderini tartıştıkları bir yere neden gideyim ki? Hiçbiri umurumda değil. Ayrıca gidip yardım istersem karşılığında başımı ağrıtacak şartlar koşarlar."

Nephteros gözlerini devirerek, "Evet, kesinlikle hiç umurunda değil..." dedi.

Zagan, "Ne demek istiyorsun?" diye sordu.

"Kuroka ile bana sadece bir iki kez konuştuktan sonra yardım ettiğini düşünürsek, buna inanmak biraz güç."

Zagan bu sözler üzerine başını yana eğip yaptıklarını tarttı.

Nephy yüzünde tatlı bir tebessümle, "Zagan Usta onlarla karşılaşsaydı, kesinlikle tüm yüklerini kendi omuzlarına almaya çalışırdı. Bir şey yapmadan önce konferansın bitmesini beklemeliyiz," dedi.

Nephy bile mi böyle düşünüyor?

Müstakbel eşinin de Nephteros’un sözlerini onayladığını duyan Zagan, olduğu yere çöküp yüzünü elleriyle kapattı. Kibirli bir Kadim İblis rolünü oynamakta bu kadar başarısız olması onu derinden sarsmıştı.

Barbatos araya girerek, "O zaman gidip birini kaçıramaz mıyız?" diye sordu.

Zagan, "Bu bir seçenek ama burası onların çöplüğü. Şu anki halimle bu çok tehlikeli olur, o yüzden bunu son çare olarak saklayalım," diye yanıt verdi. Kutsal Kılıçlar ile aşık atabilecek hazinelere ve ne büyüye ne de gizemciliğe benzeyen bir güce sahiptiler; bu da onları gerçekten büyük bir tehdit yapıyordu.

"Hadi ya? Tch... Haklısın. Gölgelerim düzgün açılmıyor."

Oradakiler bu sesi duyunca şaşkınlıkla başlarını çevirdi. Barbatos’un kendine gelip sohbete dahil olduğunu ancak o zaman fark etmişlerdi.

"Sen ne ara uyandın be?"

"Ha? Sanırım 'Sıradan halini tercih ederim' kısmında falan?"

Zagan, Barbatos’un işini bitirmek üzereyken Foll hızla araya girip onu kucağına aldı. "Bekle Zagan. Bu herif ayak işlerinde bayağı becerikli. Şimdi öldürmek israf olur," dedi. Ardından Barbatos’a döndü: "Hey, laflarına dikkat et. Zagan’ın şu sıralar hiç tahammülü yok."

"Hadi oradan. Beni kaç kez öldürmeye kalkıştığını biliyor musun?" diye gevşekçe cevap verdi Barbatos. Bunca şeye rağmen tavrını değiştirmemesi bir bakıma takdire şayandı. Ancak yaşananlara anlam veremeyen Nephteros şaşkınlıkla başını yana eğdi.

"Neden bu kadar öfkelisiniz? Konuşmanızı gizlice dinlediği için mi? Ama bunda ne kötülük var ki? Nephelia’nın başını okşarken ikiniz de çok eğleniyor gibi görünüyordunuz..."

Bu sözler üzerine Zagan ve Nephy utançtan yüzlerini kapatarak oldukları yere yığıldılar.

Genç şövalye Richard araya girerek durumu düzeltmeye çalıştı: "Nephteros Hanım, muhataplarının yanında böyle şeylerden bahsetmemeniz daha iyi olur."

"Ha? Neden? Ahlaka aykırı bir şey mi?"

"Şey, hayır, tam olarak öyle değil ama, şey..." Richard kelimeleri toparlayamadı. Kötü birine benzemiyordu ama ejderhalar, elfler ve büyücüler söz konusu olduğunda mantığı devre dışı kalıyordu. Durumu sezen Foll olaya el attı.

"Zagan ve Nephy çok utangaçtır. Başkalarının onları öyle görmesinden çekiniyorlar, o yüzden bunu yüzlerine vurmamalısın."

"Hmm... Anlıyorum. Dikkat ederim."

Ne yazık ki kızlarının durumu bu kadar açık ve net bir şekilde açıklaması, ikisinin ruhunda daha da derin yaralar açmaktan başka bir işe yaramadı.

Foll, "Onların yaptıkları ilgini mi çekiyor?" diye sordu.

Nephteros, gözlerini Zagan ve Nephy’ye dikerek dürüstçe başını salladı. "Biraz. Nasıl bir his olduğunu merak ediyorum."

Yeter artık!

Zagan o an sadece bir köşeye büzüşüp yerin dibine girmek istiyordu.

Nephteros, Foll’u süzerek, "Sen de artık daha çok bir yetişkin gibi konuşmaya çalışıyorsun, değil mi?" diye sordu.

Foll gururla göğsünü kabartarak, "Hıhım! Artık abla oldum, o yüzden öyle yapmalıyım!" dedi. Zagan, kızının bu gururlu tavrını son derece çocuksu bulsa da Nephteros bunu hiç sorgulamadı. Bunun yerine ellerini önünde birleştirip düşünceli bir tavır takındı.

"Yani beden büyüdükçe zihin de mi olgunlaşıyor? Ama bende durum pek öyle görünmüyor..."

"Hayır, yanlış biliyorsun. Zagan, yetişkinlerin olaylara farklı açılardan baktığını söylemişti. Yani sanırım bizim de başkalarının gözünden bakmamız gerekiyor. Zagan şu an bunu yapacak durumda değil, baksana Nephy ile güpegündüz o işe kalkıştı. O yüzden onun yerine ipleri benim elime almam gerek."

"Öğğ..."

Foll’un ardı arkası kesilmeyen acımasız sözleri karşısında Zagan’ın bilinci kapanacak gibi oldu. Kızının kötü bir niyeti olmadığını biliyordu ama yine de bu sözleri sindirmek çok zordu.

Nephteros çaresizce, "Anlıyorum. Gerçekten de öğrenmem gereken daha çok şey varmış," diye mırıldandı.

Zagan, "H-Her neyse! Eğer Selphy’nin söyledikleri doğruysa, burada yaşayan insanlar olmalı. Etrafa sorarak başlayalım," diyerek konuyu değiştirdi. Görüşünü netleştirmek için büyü kullanarak tapınağın yakınlarında birkaç yapı tespit etti. Sirenler muhtemelen orada yaşıyordu.

Foll, "Zagan, çok dikkat çekiyoruz. Şüpheli görüneceğiz," diye uyardı.

Zagan kendinden emin bir tavırla başını salladı. "Endişelenmene gerek yok. Konferans harika bir kılıf. Etrafta bir sürü yabancı olmalı, bu yüzden dolanmamız göze batmayacaktır."

Foll omuzlarını düşürerek, "Şu başkalarının gözünden bakma işi... gerçekten çok zormuş," diye yakındı.

"Hayır, olası tehlikeleri düşünmek de bir o kadar önemlidir. İyi bir noktaya değindin."

"Gerçekten mi?"

Zagan'ın patavatsız sözlerine rağmen Foll'un yanakları kızarmıştı.

"Evet, gerçekten," diye karşılık verdi Zagan. Ardından ekledi: "Öyleyse karar verilmiştir. Buraları keşfedelim biraz. Senin için de uygun mu, Nephteros?"

Nephteros onun emrinde biri değildi, baldızıydı; bu yüzden ona emir vermeye hakkı yoktu.

"Anlaşıldı, Zag..."

"Ne?"

"Şey, düşündüm de... Sana nasıl hitap etmeliyim?" Nephteros'un kafası iyice karışmış gibiydi. Onun gözünde Zagan hem üst kademeden bir büyücü hem eski bir düşman hem mevcut koruyucusu hem de eniştesiydi. Tüm bu çelişkili unvanlar zihnini çorbaya çevirmiş olmalıydı.

"Nasıl istersen öyle çağır. Ama daha önce de dediğim gibi, o resmiyet kokan lafları bırak."

"O zaman... Ağabey."

Bu kelime döküldüğü an, ortamdaki herkes donakaldı. Nephteros'un zihninden neler geçtiğini çözmeye çalışırcasına, hepsi şaşkın gözlerle kızın yüzüne baktı.

"...Ne?"

"Yok, şey... Neyse. Böyle iyi sanırım."

Bu da nesi? Foll bana babacık dediğinde hissettiğim o tuhaf duygunun birebir aynısı... Yine de bu durum Zagan'ın hoşuna gitmemiş değildi. Yaşadığı utangaçlığa rağmen kıza onaylarcasına başını salladı.

"Peki... Sen niye peşimize takıldın, Barbatos?"

Siren kasabasına doğru yola koyulduklarında Barbatos da arkalarından gelmişti. Şu anki grupta Zagan, Nephy, Foll, Nephteros, onun eşlikçisi Richard ve Barbatos vardı.

Nephy ile randevuma çıkmadan önce kendi bedenime dönmem lazım... Barbatos'un bir işe yarayacağına zerre inanmadığı için adamın başlarından defolup gitmesini istiyordu Zagan. Üstelik o araya kaynamasa bu gezintiyi tatlı bir aile yürüyüşüne dönüştürebilirdi, bu yüzden adama olan gıcıklığı katlanmıştı.

"Şu kedi kadın da orada, o yüzden sorun çıkmaz," diyen Barbatos, dağılmış saçlarını geriye yatırıp kahkahayı bastı. "Kuroka yanındayken Chastille'e yaklaşamıyorum bile. Mecbur sizinle vakit öldüreceğim."

"Hmm...? Her neyse."

Barbatos'un sesinde huzursuz bir ton vardı fakat Zagan adamın sırf Kuroka'dan nefret ettiği için mi yoksa Chastille'in yanında olamadığı için mi öfkelendiğini pek anlayamadı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.