"Ayyy, yandım! Bırak!" Selphy acı içinde çığlığı bastı. Bu çocuğun neden bir anda sinirlendiğini anlamamıştı ama sahip olduğu güç akıl almazdı. Raphael, Selphy'nin bu gidişle bilincini yitireceğini fark edince araya girip çocuğu durdurdu.
"Efendim. Böyle devam ederseniz ölecek. Bunu gerçekten istiyor musunuz?"
"Ah... Kusura bakma, gücümü tam ayarlayamamışım. İyi misin Selphy?"
Çocuk, neyse ki Selphy'nin kafasını gerçekten ezmeden önce onu serbest bıraktı.
"Efendi Zagan. Bu haliniz de ne? Tahmin ettiğim gibi... Bayan Gremory yine bir işler mi çevirdi?" diye sordu Kimaris.
"Hayır, onun da payı var ama tam olarak onun suçu sayılmaz... Hey, iyi misin? İstersen Nephy seni tedavi etsin?"
Selphy acıdan bir türlü kendine gelemiyor gibi görününce, çocuk endişeyle yüzüne eğilip ona baktı.
Bayağı saldırgan biri ama belki de o kadar kötü değildir... Selphy bir çocuğu kendisi için endişelendirmemesi gerektiğini düşünerek zoraki bir gülümsemeyle ayağa kalktı. Gerçi gözleri yaş içindeydi ama bu kadarı herhalde görmezden gelinebilirdi.
"İyiyim ben! Karşında çelik gibi bir ablan var, unutma!"
"Sana diyorum ki..."
Çocuk sıkıntılı bir ses tonuyla lafa başlayacakken Kimaris araya girip bu manzarayı böldü.
"Bayan Selphy, bu çocuk bizzat Efendi Zagan. Bayan Gremory bile çocuk ya da yaşlı bir kadına dönüşebiliyor, değil mi?"
"Ha? Şey, Bayan Gremory'nin torunu falan olmadığına emin miyiz?"
"..."
Gruptakilerin hepsi Selphy'nin bu aptallığı karşısında nutku tutulmuş halde bakakaldı. Sonraki bir saati, yaş değiştirme büyüsünün var olduğunu ve karşılarındaki çocuğun gerçekten de Zagan olduğunu açıklayarak geçirdiler.
"İmkansız! Büyü denilen şey bu kadar çılgınca bir şey miydi!?"
"Şimdiye kadar ne olduğunu sanıyordun ki?" Zagan, Selphy'ye bıkkın bir ifadeyle ters ters bakarak cevap verdi.
"Sana güveniyorum Selphy. Eski halime dönmem için bana yardım edebilecek tek kişi sensin. Beni konferansa götür," diye rica etti Zagan.
"Ama yani, senin o küçük Zagan olduğuna inanmak hala çok zor. Hem ailemin yüzüne bakmak çok tuhaf olur, o yüzden pek istemiyorum," diyerek söylenmeye ve mızmızlanmaya başladı Selphy.
"Bana yardım etmeyecek misin...?" Zagan, yenilmiş bir edayla omuzlarını düşürdü.
"Ama yani, beni o gemiden kurtaran sendin, üstelik bana çalışacak bir yer de verdin. Şimdi sıra bende, seni ben kurtaracağım. Tamamdır! Seni o konferansa götüreceğim!" Selphy göğsünü gururla kabartarak ilan etti bunu.
"Gerçekten mi!? Teşekkürler!" Zagan sevinçle ellerini havaya kaldırıp kutlama yaptı.
Düşününce, galiba ilk defa birisi bana bu kadar bel bağlıyor... Selphy hala büyüden korkuyordu ama şatodaki hayatı gayet rahattı ve bu huzurlu yuvayı korumak için elinden geleni yapmak istiyordu.
"Pekala! Bu mesele çözüldüğüne göre hazırlanalım. Bu sefer Nephy'yi de yanımda götürmem gerekiyor, o yüzden yolculuk için sıkı bir hazırlık yapmalıyız!" Zagan bu sözleri aşırı hevesli bir tonda söyledi.
"Ooo! Dur bir dakika, bekler misin!?" Selphy, mutfaktan fırlayıp gitmek üzere olan Zagan'ı durdurmak için seslendi.
"Bir sorun mu var?"
"Bir süre şatoya dönmeyeceksin, değil mi? Öyleyse gitmeden önce Bay Raphael'in diyeceklerini bir dinle derim."
"Kes sesini Selphy," Raphael biraz öfkeli bir tonda sesini yükseltti ama zaten çoktan geç kalmıştı.
"...Ne demek istiyorsun? Bir şey mi oldu?" diye sordu Zagan.
"Hayır, sizin endişelenmenizi gerektirecek bir durum yok," diye cevap verdi Raphael inatçı bir tavırla. Aslında bunu kendine saklamaya niyetliydi ama Selphy her şeyi berbat etmişti.
"Bay Raphael son zamanlarda çok tuhaf rüyalar görüyor, o yüzden sana danışmak istiyordu... Biiik!" Selphy onun dertlerini bir bir dökerken, Raphael ona ölümcül bir bakış fırlattı. Selphy korkudan bir top gibi büzüldü ama Zagan yine de ona doğru döndü.
"Raphael. Anlat."
"Iıı..." Raphael yüzünü ekşitti ama Zagan'ın isteğini geri çeviremedi. Gönülsüzce de olsa gördüğü rüyaları tüm detaylarıyla anlattı.
"Orobas'ın anıları mı?"
"Evet. Muhtemelen yanımda savaştığı son muharebeyle ilgili. Ancak beni asıl endişelendiren, iblisten farklı görünen bir şeye karşı savaşıyor olmasıydı."
"Bu ne demek şimdi? Savaştığınız o iblis, şu an İblis Lordu Sarayı'nda kimera olan değil miydi?"
"Parçalara ayırdığım iblis oydu. Fakat o savaş meydanında tek şey o değildi. Görünüşe göre Orobas, basit bir iblisten çok daha güçlü bir şeyle çarpışmış..."
"İmkansız. O kadar güçlü olabilecek tek kişi İblis Lordu olabilir. Ama..." Zagan sağ elini havaya kaldırdı ve elinin üzerinde ışık saçan bir mühür belirdi. "İblis Lordu burada mühürlü. On üç mührün kırıldığına dair hiçbir şey duymadım."
En azından Zagan, baş iblis mührünü ilk devraldığında, on üçün hepsi bir aradaydı.
"İşte bu yüzden ben de bunun imkansız olduğuna inanıyorum."
"...O zaman bu, başka bir büyük tehdidin var olduğu anlamına mı geliyor? Hayır, olamaz..." Zagan başını önüne eğip bir şeyler mırıldandı, sonra kafasını iki yana salladı. Eğer bu kadar güçlü varlıklar bu kadar sık ortaya çıksaydı, dünya çoktan yok olup giderdi. Yine de efsaneler çağından sağ çıkan Bilge Ejder Orobas'ın bile o düşmana diş geçiremediği doğruysa, o şey aşırı güçlü olmalıydı.
"Anladım. Rüyalarının gerçek mahiyetini bilmiyorum ama bunu aklımda tutacağım. Tek endişen bu muydu?"
"Hayır, bilmeniz gereken bir şey daha var," dedi Raphael ve bakışlarını Zagan'ın sağ eline odaklayarak devam etti: "Görünüşe göre Bilge Ejder Orobas ve Baş İblis Marchosias eski dostlarmış. Üstelik bu dostluk bin yıla yayılan bir geçmişe sahip olabilir."
"...Bunu bir tesadüf eseri Orias'tan duymuştum. Ama bin yıllık bir geçmişi olduğunu ilk kez duyuyorum," dedi Zagan, bu ani açıklama karşısında gözleri büyüyerek. Geriye dönüp baktığında, Zagan, Marchosias'ın mirasını devralmış olsa da selefi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Evet, aniden yaşlılıktan ölmüştü ama Zagan, ölmeden önce hazırlık mahiyetinde biraz daha bilgi bırakmış olmasını dilerdi.
Bir dakika... Yaşlılıktan mı? Olamaz... Zagan şoke olmuştu.
"Raphael. Orobas'ın yanında ne zaman savaştın? Bu önemli, iyi düşün."
"Şey... Yaklaşık yarım yıl oldu, yani sizinle tanışmadan iki ay önce efendim."
Diğer bir deyişle, Zagan'ın Nephy ile tanışmasından yaklaşık bir ay öncesine denk geliyordu. Kimaris, Zagan'ın aklından geçenleri kesinlikle fark etmişti.
"Ah... Efendi Zagan, yoksa bu şu anlama mı geliyor...?"
"...Evet," diye cevap verdi Zagan ve kendi cehaleti karşısında hayrete düşerek dişlerini sıktı.
"Bu, tam da Baş İblis Marchosias'ın hayata gözlerini yumduğu dönem."
Aptal mıyım ben? Neden hiçbir şeyden şüphelenmedim?
"O zaman... Baş İblis Marchosias'ın da o savaşta hayatını kaybettiğini mi söylüyorsunuz?" diye sordu Raphael, yaşadığı şokla gözleri irileşerek.
"Mantıklı bir tahmin olurdu. Nephy, o kadar ani öldüğü için onu satın aldığım o açık artırmaya düşmüştü."
Aslında Nephy'nin Marchosias'a satılması planlanmıştı. Ömrünü daha da uzatmak için onu kullanmayı amaçlamış olması ihtimaller dahilindeydi, ama durum buysa bile kızın hala hayatta olması daha da garipti. Kalan yılları o kadar kısaysa, ister iblisler ister İblis Lordu gelsin umurunda olmaz, kendi hayatını uzatmaya öncelik verirdi. Sonuçta çoğu insan her şeyden önce kendi canını düşünürdü.
"Şimdi hatırladım da, rüyamda bir konuşma duymuştum. Çok net hatırlamıyorum ama sanki Marchosias birini korumaya almaktan bahsediyordu," dedi Raphael, her şeye hayret ederek.
"Korumaya almak mı? Kaçırmak değil de korumaya almak öyle mi? Bir Baş İblis mi söyledi bunu?"
"Bana da oldukça tuhaf geliyor ama Leydi Nephy'den bahsettiğini varsaymak yanlış olmaz herhalde?"
Neden bir Baş İblis onu korumak istesin ki? Tamam, o bir asil elf ama bu yeterli bir sebep değil. Irkı göz önüne alındığında, onu kurban olarak kullanmayı planladığı fikri çok daha ikna edici görünüyor...
Belki de Marchosias hakkında bildiğim her şeyi gözden geçirmem gerekiyordur... Kendi aralarında tartışarak öğrenebileceklerinin sınırına gelmişlerdi, artık yola koyulma vaktiydi. Üstelik Zagan'ın bedenini normale döndürmesi gerekiyordu, yani kaybedecek vakti yoktu.
"Anladım. Her neyse, o rüyaların sadece bir tesadüf olduğundan ciddi şüphelerim var. Belki de bir çeşit uyarıdır. Yolculuk boyunca tetikte olacağım, o yüzden bu durumun muhakemenizi bulandırmasına izin vermeyin."
"Nasıl isterseniz," diye yanıtladı Raphael. Sonra Zagan, Selphy'ye döndü.
"Sana gelince... Şey, iyi iş çıkardın."
"Ha? Bir şey mi yaptım ki?"
"...Önemli bir şey değil. Sadece etrafımızda senin kadar vurdumduymaz birinin olmasının iyi bir şey olduğunu düşünüyordum."
"Ahahah, dur ya, böyle iltifatlarla beni kızartacaksın!"
"Bu gerçekten bir iltifat mıydı?" diye sordu Raphael, Selphy'ye bakarak. Ancak Selphy onun sözlerine kulak asmadı.
"Ha, bu arada. Madem bu kadar vurdumduymazım, bir şey daha söyleyebilir miyim?"
"Vurdumduymaz olduğunun farkında mısın yani...? Neyse, madem öyle, dök içindekileri."
"Şey, Bayan Selphy, biraz daha ölçülü olsanız iyi olur," dedi Kimaris, diken üstünde otururken ama Selphy onun uyarısını duymazdan gelerek göğsünü kabarttı.
"Bay Zagan, etrafındakilere daha çok güvenmelisin! Bu insanları inanılmaz mutlu eder!"
"...Anladım. Bunu aklımda tutacağım," Zagan şaşkınlıkla gözlerini kırptı, sonra zoraki bir gülümsemeyle başını salladı.
"Oooo... Biliyor musun, bu minicik halinle böyle dürüst ve tatlı davrandığında kalbim küt küt atıyor! Bayan Nephy ile de böyle konuşmayı denemelisin!"
"...Yüzünü tekrar ezmemi ister misin?"
Zagan küçülmüş olabilirdi ama özünde hala aynı kişiydi. Selphy'nin suratı kireç gibi bembeyaz oldu ve can havliyle kafasını iki yana salladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.