Bifrons, genç kızın tepkisini görünce tatmin olmuş bir halde başını salladı.
"Fufufu, yüzün bana bu sözleri daha önce de duyduğunu söylüyor. O sefil elfler için beyaz saçların ve mistisizmin kuşkusuz bir lanet gibi görünmüştür. Ne de olsa bu kadar büyük bir güç, o aşağılık ırk için fazlasıyla fazla."
Belki de geçmişte, elf köyünde Nephy gibilerin sahip olduğu türden güce tutunan başka çocuklar da vardı. Bilinmeyen bir güce hükmeden çocuklar... Bu kesinlikle korkulacak bir şeydi ama Zagan, o elflerin aynı zamanda kaybettikleri gücü kıskandıklarına da inanıyordu. İşte bu yüzden beyaz saçlı çocuklara lanetli deyip onları hor görmüşlerdi. İnsanlar saldırdığında Nephy'ye nasıl sığındıkları da bunun kanıtıydı. Elfler doğaları gereği gururluydu, bu yüzden kendilerini değersiz kılan hiçbir şeye tahammül edemezlerdi. Bu açıdan bakılınca Nephteros'un kişiliği tam bir elf gibiydi.
Bu acı gerçekle nasıl baş edeceğini bilemeyen Nephy'nin yüzü kireç gibi kesildi, omuzları titremeye başladı. Bifrons ise hafifçe kıkırdayarak kızın önünde eğildi.
"Hadi ama, kaderine ağıt yakmana gerek yok. Sen gururlu yüksek elf ırkının bir soyundansın. Ustalarının izinden gidip biraz daha kibirli davransan iyi edersin."
"Bu seni hiç ilgilendirmez."
Bifrons'un kızın zihnine garip düşünceler sokmaya çalıştığını gören Zagan, aralarına girerek Nephy'yi arkasına aldı.
"Nephy'nin soyuna çekmiş olması muhabbetini bir kenara bırakırsak, onun bir yüksek elf olduğuna dair dayanağın ne? O ırkın soyunun tükenmiş olması gerekmiyor muydu?"
Nephy'nin görünüşü sıradan elflerden tamamen farklı değildi. Bifrons'un onun soyu tükenmiş bir ırktan olduğuna bu kadar emin olmasının bir sebebi olmalıydı. Zagan'ın sorusunu duyan Bifrons'un dudakları yukarı kıvrıldı. Sanki tam da bu anı bekliyor gibiydi.
"Elbette bir sebebi var. Celestian diline olan hakimiyetini saymazsak, en büyük kanıt o kendine has beyaz saçları. Bütün yüksek elflerin kar beyazı saçlara ve gök mavisi gözlere sahip olduğu söylenir."
Bu tanım Nephy'nin dış görünüşüne tamamen uyuyordu...
"Ve hepsinden önemlisi, sadece dileyerek doğayı yönlendirme ve ölülerin bile yaralarını iyileştirme gücüne sahiptiler."
Nephy bu yetenekleri Zagan'ın önünde defalarca sergilemişti. Başından beri hepsini izleyen Bifrons'un bunu bilmemesine imkan yoktu. Yine de Zagan hıhlayarak karşılık verdi.
"Epey abartılı bir efsaneymiş. Nephy'nin Kutsal Kılıç'ın açtığı yaraları iyileştirebildiği doğru ama ölüleri diriltecek hali yok."
Zagan bunu dile getirince Bifrons, sanki hiç beklemediği bir cevap almış gibi hayretle gözlerini ona dikti.
"Ooo? Fark etmedin mi yani?"
"...Neyi?"
"Kufufu, ilahi çocuk, hiç şüphe yok. Senin şu elf, ölüleri bile canlandırabiliyor. Dinle bak, ölümün bile aşamaları vardır. Kemikleşmiş bir ceset muhtemelen diriltilemez, doğru ama ölümün eşiğindeki birinin bedenini hayata döndürebilir."
"...O-Olamaz!" Nephy bu sözler üzerine gözlerini fal taşı gibi açtı.
"Bir şey mi hatırladın?"
"...Evet. Kianoides'te saldırıya uğradığımda kasaba da bunun ortasında kalmıştı. Usta Zagan'ın büyüsünün herkesi kurtardığını sanmıştım."
Zagan kasabayı korumak için gerçekten bir bariyer kurmuştu, bu yüzden Nephy yaşananları onun başarısı sanıp rapor etme gereği duymamıştı.
"Şimdi, bu sana da garip gelmiyor mu? Yani, büyücüler ölmüş olanları hortlağa çevirebilir ama onları gerçekten canlandıramazlar. Büyü sanatının en azından böyle sınırları vardır. Dolayısıyla, bizim erimimizin tamamen ötesinde bir şeyi başarabilmiş olması, onun bir yüksek elf olduğunun kanıtıdır."
Bu kadar çok kanıt üst üste binince Zagan kendini Bifrons'a karşı çıkamayacak durumda buldu. İblis Lordu ise tatmin olmuş bir halde başını salladı.
"Büyücü olalı üç yüz yıl kadar oluyor ama ilk kez bir yüksek elfle karşılaşıyorum. Onu ele geçirememiş olmam gerçekten çok sinir bozucu."
Bu kısa açıklama Zagan'ın içinde garip bir huzursuzluk uyandırdı. Yüzüne vurulan yıkıcı gerçek yüzünden beti bereketi atan Nephy'ye göz ucuyla baktı. Konuşmayı biraz daha sürdürürlerse kızın düşüp bayılacağını düşündü, bu yüzden zihnini kurcalayan şüpheleri dile getirmekte tereddüt etti. Yine de içindeki kötü hisse engel olamayarak sordu:
"...Yani kısacası, Nephy'nin köyüne yapılan saldırıyı kışkırtan o piç... sensin, öyle mi?"
Nephy duyduklarına inanamıyormuş gibi gözlerini açtı. Bifrons ise sanki önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi rahatça onayladı.
"Evet, doğru ama ne olmuş yani? Bir yüksek elfi kendi mülküme katmak için o kadar uğraşmama rağmen Marchosias onu elimden kaptı. O bunak da hemen ölünce izini tamamen kaybettim. Üstüne üstlük kız en sonunda senin eline düştü."
"Demek... öyle..." diye mırıldandı Nephy, sanki başkası hakkında konuşuluyormuş gibi.
Nasıl yani? Pek umursamıyor gibi mi duruyordu?
Hayır, umursamadığından değil, aksine bu gerçeği henüz tam olarak sindiremediğindendi. Zagan şimdilik Nephy'nin elini sıkıca tuttu.
"İyi misin?"
"Evet." Beklentilerin aksine Nephy, iç rahatlatan bir ifadeyle başını salladı.
"Köyüm benim yüzümden saldırıya uğramış olabilir. Eğer bu doğruysa sonuçlarıyla yüzleşmeliyim ama ümitsizliğe kapılmayacağım."
"Anlıyorum... Nephy, gerçekten güçlenmişsin."
Zagan'ın övgüsünden sonra Nephy, başını kaldırıp ona bakarken yanaklarını şişirdi.
"Usta Zagan, bana güçlü kalmamı söyleyen siz değil miydiniz?" dedi gülümseyerek. "Sizin sözleriniz sayesinde kurtuldum, Usta Zagan. Bu yüzden böyle karamsar düşüncelere bir daha asla boyun eğmeyeceğim."
Zagan o zaman kıza ne söylediğini hatırladı. 'Öldülerse öldüler, unut gitsin. Bu saatten sonra şikayet edecek halleri yok ya.'
Köyünün kaderini öğrendiğinde Zagan'ın ona söylediği şey tam olarak buydu. Görünüşe göre Nephy bu sözleri kalbine kazımış, tüm varlığıyla inanmıştı.
Bifrons, kızın bu tepkisini son derece sıkıcı bulmuş gibi yüzünü ekşitti.
"Tch... Ben de biraz daha şaşırırsın sanmıştım. Neyse, her neyse. Ahaha."
Bir çocuğun masum bir şakasının boşa çıkmasına üzülmesine benziyordu bu tepki. Ama bunda şaşılacak bir şey yoktu. Büyücülerin gerçek doğası buydu ve Zagan'ın İblis Lordlarıyla ilk karşılaştığında tereddüt etmesine neden olan şey de tam olarak bu gaddarlıktı.
Nephy'nin bu mahluklarla muhatap olmasını istemiyorum, bu yüzden o lanet İblis Lordlarının işini bir an önce bitirmeliyim. Evet, İblis Lordları, sevdiği kadının güneş ışığı altında huzurla yaşamasını engelleyen birer pürüzden başka bir şey değildi.
"Onun bir yüksek elf olduğuna ikna oldun mu bari? Olduysan asıl konuma geçmek istiyorum, çünkü buradaki temel amacım bu değildi," diye devam etti Bifrons.
"Celestian hakkında konuşmak istiyordun, değil mi?" diye üsteledi Zagan. Karşılığında Bifrons onaylarcasına başını salladı.
"İblis Lordu olduğumdan beri Celestian ile ilgili her şeyi inceliyorum," dedi ve bir an duraksayıp sol kolundaki simgeyi işaret etti. "Yaptığım tüm araştırmaların sonunda, İblis Lordu Mührü denen bu şeyin Celestian formülleriyle dokunmuş bir yapı olduğuna karar verdim."
Bifrons'un sadede geldiğini duyan Zagan'ın kaşları havalandı.
"Demek hislerimde haklıymışım."
Tek sorun, Nephy'nin bile mührün üzerindeki yazıları okuyamamasıydı. Zagan'ın ne düşündüğünü tahmin eden Bifrons, kibirli bir edayla onayladı.
"Düşündüğün şey doğru. Yine de üç yüz yıllık araştırmama rağmen henüz çözemediğim bir sorun var. Baş etmesi pek de kolay bir şey olmadığı için bunca zamandır kafamı kurcalıyor."
Bifrons tekinsiz bir büyücüydü ama bir İblis Lordu olarak gücü gerçekti. Görünüşe göre bu İblis Lordu bile mührün gizemlerini çözmeyi başaramamıştı. Bu yol epey uzun süreceğe benziyordu.
Bifrons işaret parmağını göğe doğru kaldırarak konuşmasını sürdürdü.
"O zamanlar, Nephteros sana gücünü gösterdiğinde bunu anlamış olmalıydın ama—"
Zagan, Bifrons'un sözünü keserek şaşkınlıkla başını yana eğdi.
"Ben bir şey görmedim, bunu da ilk kez duyuyorum."
Sözü acımasızca kesilen Bifrons'un ağzı açık kaldı.
"Bekle, duymadın mı? Cidden mi?"
"Evet. Hiçbir şey bilmiyorum."
"İlahi çocuk, benimle dalga geçmesen olmaz mı... Ne yani, ciddi değil misin...? Dur bir dakika, gerçekten bilmiyor musun?"
Şaşkınlığa uğrayan Bifrons dönüp Nephy'ye baktı.
"Şey, şaka yapıyor, değil mi? Gerçekten... ustana hiçbir şey söylemedin mi?"
"Yaşananları nasıl açıklayacağımı bilemedim..."
Bifrons inanamayarak kıza doğru yaklaştı. Nephy ise Zagan'ın arkasına çekilip sadece hafifçe başını sallamakla yetindi.
"Ne? Bu neden zor olsun ki? Nephteros, bahsetmeye değmeyecek kadar az şey mi yaptı yani?"
"...Savaşa girmem yönünde bir emir almamıştım."
"Senin kişiliğindeki biri, bir yüksek elfe sataşma fırsatını asla kaçırmaz!" diye kükredi Bifrons, ardından kafasını kaşımaya başladı. Planlarındaki bir şeylerin pek de yolunda gitmediği anlaşılıyordu. Bu durum Zagan'ı keyiflendirdi ve ödül olarak Nephy'nin başını okşamaya başladı.
"İyi dayandın, Nephy. Sayende Bifrons'un planlarını altüst edebildik."
"...Y-Yararlı olabildiysem ne mutlu!"
En nihayetinde kız tüm bu olan biten yüzünden epey bunalmış olmalıydı. Yine de Zagan, uzun zamandır ilk kez onun sesinin bu kadar neşeli geldiğini hissetti.
Son derece hevesi kaçan minik İblis Lordu, bıkkın bir tonla konuşmaya devam etti.
"Şimdi, bak... Üç yüz yıllık Celestian araştırmalarımın meyvesini kullanarak büyü benzeri bir şey geliştirdim. Bir düşünün, mistisizm korkunç derecede kararsızdır, değil mi? Ama Celestian kullanırsak, onu kontrol edebilir ve daha güçlü bir şeye dönüştürebiliriz."
Zagan, Nephy’ye büyü öğretirken asıl amacı kendisini koruyabilmesiydi ama bir yandan da içindeki mistisizmi özgürce yönlendirmesine yardımcı olmak istiyordu. Gelgelelim Bifrons, bu araştırmayı bir adım öteye taşımış gibi görünüyordu.
“İşte bu yüzden Nephteros’un bunu Nephy’nin üzerinde denemesini sağladım. Yani, bilirsin ya, seninle açıkça bir savaş halinde değilim, o yüzden doğrudan bir emir falan vermedim. Sadece seni biraz kışkırtmak istemiştim... Ya da dur, nasıl desem...”
“Seni aşağılık mahluk,” diye karşılık verdi Zagan.
Foll da nefrat dolu bir bakış atarak onu takip etti. “Evet... Çok aşağılıksın. Nephy çok üzüldü.”
Bu sözlerle birlikte Bifrons’un bütün hevesi kaçtı, iyice çöktü.
“Sizden nefret ediyorum. Bir İblis Lordu’nun karşısında dururken biraz daha saygı göstermeniz gerekmez mi?”
“...Eve dönebilir miyiz artık?” Zagan bu konuşmayı gittikçe daha çekilmez bulmaya başlamıştı. Bifrons ise yüzü aşağılanmanın getirdiği utançla bükülse de anlatmaya devam etmekte ısrarcıydı. Belli ki Zagan’ın duymasını canıpahasına istediği bir şeyler vardı.
“Her neyse, Celestian doğuştan gelen bir güce sahip sözcüklerden oluşur. Dolayısıyla bu dille büyü geliştirdiğinde ortaya göksel mistisizm çıkar!”
“Yani ne, o kıza bunu mu yaptırttın?” Zagan soruyu sorarken Nephteros’a doğru baktı. Bifrons başını sallayarak onayladı.
“Aynen öyle! Ama Nephy bunu ustasına rapor etmedi bile... Söylesene, bu güç fazlasıyla dikkat çekici değil mi?”
Bifrons, yüzyıllardır sürdürdüğü araştırmanın meyvesinin böyle tek bir hamleyle bir kenara itilmesinden son derece rahatsız olmuş gibiydi. Zagan’ın yüzündeki bıkkın ifadeyi görünce biraz sakinleşip boğazını temizledi.
“Esasen, bu İblis Lordu Mührü de Celestian ile örülmüş durumda ve benim kendi yarattıklarımdan kıyaslanamayacak kadar yüksek bir seviyede. Vardığım sonuç bu,” dedi Bifrons. Ardından bakışlarını Nephteros’a çevirerek devam etti: “Gördüğün gibi Nephteros da bir yüksek elf ve göksel mistisizm eğitimi aldı. Onun vasıtasıyla senin elfini gaza getirmeye çalıştım ama görünüşe göre umduğum sonucu alamadım.”
Gözlerinin rengi altındı ve kar beyazı saçlar yerine daha çok gümüş rengi lülelere sahipti ama Nephteros gerçekten de bir yüksek elfi andıran hatlara sahipti. Araştırma sonuçlarını test etmek büyücülerin doğasında vardı ve görünüşe bakılırsa bu durum İblis Lordları için de geçerliydi. Yine de Zagan’ın zihninde bu noktayla ilgili bir şüphe belirdi.
Bifrons’un üç yüz yıldır Nephy gibi bir yüksek elfle ilk kez karşılaştığını söylediğini sanıyordum...? O zaman bu Nephteros tam olarak nereden çıkmıştı? Bifrons Nephy’yi bulmadan önce ona hizmet ediyor olması mümkündü fakat birebir aynı olan yüzleri gerçekten sadece bir tesadüf olabilir miydi? Zagan’ın içinde tarif edilemez bir rahatsızlık hissi büyümeye başladı. Bifrons onun zihnindeki şüpheleri fark etti mi bilinmez, bakışlarını bu kez Nephy’ye çevirdi.
“Merakımı bağışla ama göksel mistisizmi kullanabiliyor musun?”
“...Emin değilim. Üzerinde çalışırsam belki yapabilirim ama daha önce hiç denemedim.”
“Hmm, sanırım sonunda duymak istediğim cevabı aldım. Demek yüksek elflerde bile kayıp geleneklerin teknikleri nesilden nesile aktarılmamış.”
Bifrons yepyeni bir bilgi edinmenin verdiği heyecanla açıkça keyiflenmişti ancak sesi daha çok övünür gibi çıkıyordu. Nedeni tahmin eden Zagan derin bir iç çekerek konuştu.
“Yani hepimizi buraya sadece araştırmanın sonuçlarını caka satarak sergilemek için mi çağırdın?”
“Fufufu, kısmen evet. Ama lafım henüz bitmedi. Bu kadar acele etme,” dedi Bifrons, kasıntı tavırlarını sürdürerek. “Bu İblis Lordu Mührü’nün göksel mistisizm kullanılarak örüldüğünü söylemiştim, değil mi? O halde şu soru ortaya çıkıyor: Bunun tam olarak amacı ne? Ve tam da düşündüğüm gibi, bu konuyu tartışmaya uygun tek kişi, yanında bir yüksek elf barındıran başka bir İblis Lordu’dur. Zagan, bu dünyadaki iblislerin varlığından haberdarsın, değil mi?”
“...Yani, evet,” diye itiraf etti Zagan. Doğaldı da, zira onlara karşı koyacak bir yol arıyordu.
“Bu iblislerin arasında, bekleneceği üzere, hepsinin üzerinde yer alan sonsuz bir varlık mevcut. Öyle olsa da ona İblis Lordu demek kafa karıştırıcı olurdu, bu yüzden ben sadece İblis Kralı diyeceğim. Kilise de bu konuda benimle hemfikir, yani yalnız değilim. Tabii onlara göre o yaratığın dehşet saltanatına son verenler On İki Kutsal Kılıç kullanıcısıydı.”
Bifrons’un dikkati Chastille ve Raphael’e kaydı. Onları gözetlediği düşünülürse bu son derece doğaldı ama görünen o ki Valefor’un zırhını giyen kişinin Raphael olduğunu çoktan anlamıştı.
Zagan omuzlarını silkerek araya girdi.
“Kutsal Kılıçlar şüphesiz çok güçlü ama bunun doğru olduğundan ciddi anlamda şüpheliyim.”
En azından Zagan, bir zamanlar yüz yüze geldiği iblisi o kılıçlarla yenebileceklerini hiç sanmıyordu. Aralarındaki o kral, lord ya da tanrı her neyse, onunla baş etmek muhtemelen çok daha zor olmalıydı. Buna emindi ama Bifrons cık cıklayarak parmağını iki yana salladı.
“Kendi adıma bunun illa ki bir yalan olduğunu düşünmüyorum. Eğer on iki Kutsal Kılıç tarafından parça parça edildiyse, geriye kalan kalıntılar on üç parça olmaz mıydı?”
On üç İblis Lordu Mührü vardı. Bu gerçek zihnine bir balyoz gibi inince Zagan gözlerini kendi mührüne indirdi.
“Yani Kutsal Kılıçlar tarafından parçalanan şey her neyse, mühürlerimizin içine mi yerleştirildi?”
“Fufufu, hadi ama, daha açık olmakta sakınca yok,” dedi Bifrons sol kolunu öne uzatarak. “İblis Lordu Mührü’nün, İblis Kralı’nın kabuğunu mühürleyen şey olduğuna inanıyorum.”
Zagan sağ elini yumruk yapıp sıktı. Belirsizce de olsa zaten farkında olduğu bir şeydi bu. İblis neden İblis Lordu Mührü’ne boyun eğiyordu? O muazzam miktardaki mana tam olarak nereden geliyordu? Ve neden bu mühürler birbiriyle yankılanıyordu?
İblis Lordu Mührü, İblis Kralı’nı mühürlüyor.
Hatta on üç İblis Lordu, belki de mührün muhafızları olarak hizmet etmesi gereken büyücülerden başkası değildi. Şimdilerde ise halkın gözünde aşağılık canavarlardan başka bir şey olarak görülmüyorlardı.
Zagan ardından Chastille ve Raphael’e baktı.
Yani temel olarak, o mührü yaratan şey Kutsal Kılıçlar’ın kendisi miydi...? Doğru olmasa bile Bifrons buna inanıyor gibiydi. Ve eğer durum buysa, mevcut Kutsal Kılıçlar ya orijinal güçlerini kaybetmişti ya da onları kullanmanın farklı bir yolu vardı.
Bifrons “Ancak,” diyerek söze girdi.
“Savaşları nerede gerçekleşti? Norden’in keşfedilmemiş bölgelerinde miydi, yoksa Kilise’nin kutsal şehirlerini kurduğu alanda mı? Benim teorim, bunun tek bir dövüşle bitmediği yönünde, dolayısıyla birden fazla ihtimal olmalı.”
Zagan bunu duyunca gözlerini kıstı.
“Bekle, sakın bana...”
“Fufufu, sonunda neden burada olduğumuzu anladın, ha?” dedi Bifrons. İki kolunu da gösterişli bir şekilde açarak ilan etti: “Evet, İblis Kralı’na karşı yapılan savaşlardan biri zamanında Suflaghida’da gerçekleşti.”
Zagan tam o anda, Bifrons’la olan ağız kavgası sırasında gücü mühürlenen sağ elindeki mührün, sanki içinde bir ateş yanıyormuşçasına zonkladığını fark etti.
Olamaz... Mühür Bifrons’a değil, gölün kendisine mi tepki veriyor?
Zagan bunun farkına vardığı an, Bifrons’un mührü de mananın ışığıyla dolmaya başladı. İşte o zaman hatırladı. Bifrons, Zagan ile olan çatışmasını sadece bir yan gösteri olarak adlandırmıştı. O halde asıl gösteri neydi?
“Şimdi, İblis Kralı’nın bir zamanlar savaştığı bu topraklarda iki İblis Lordu Mührü bir araya geldiğinde neler olacağını hep birlikte görelim!”
İblis Lordu Mühürleri gittikçe daha parlak bir ışık saçmaya başladı. Bu sefer Zagan bile bunu durduramadı... Nihayetinde, az önce huzur dolu olan göl, cehennemin renklerine büründü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.