Bu adamlar İblis Lordu olsaydı, dünya çok daha huzurlu bir yer olmaz mıydı? Zagan hiçbir plan yapmasa bile, bu ikisinin Nephy ve Foll’u canları pahasına koruyacağını hissedebiliyordu. O sırada Chastille, sanki o da benzer bir hayal kırıklığı yaşıyormuş gibi söze girdi.
“Nasıl desem... Büyücüler arasında bile böyle iyi hissettiren tipler varmış, ha?”
“Çok teşekkür ederim. Fakat buradaki diğer büyücülere zarar vermeye kalkışırsanız Küçük Hanım, ben de sizinle dövüşmek için canımı dişime takarım.”
“Ayy, niye yine ihale bana kaldı ki?!”
Aslanın altın sarısı gözlerindeki kan arzusuyla parladığını gören Chastille bir kez daha çığlık attı.
Ne de olsa Kutsal Şövalyeler, büyücülerin doğal düşmanıydı.
Zagan, başka çaresi kalmadığı için arabuluculuk yapmak adına açıklamaya başladı.
“Gremory, Kimaris; fark ettiğiniz üzere bu kız kilisenin Kutsal Şövalyelerinden Chastille. Meleklerden biri... Yani, Kutsal Kılıç kullanıcısı.”
Zagan onu bu şekilde tanıtır tanıtmaz, ikisi de Chastille’e karşı açık bir düşmanlık beslediklerini belli ettiler. Ancak Zagan, istifini bozmadan devam etti.
“Görünüşte sulu gözün teki gibi dursa da büyücülerle iş birliği yapmak istiyor gibi görünüyor.”
“Dürüst olmak gerekirse, bunu söyleyiş tarzın durumu daha da beter etti gibi hissediyorum.” Chastille memnuniyetsiz bir ses çıkardı; Gremory ve Kimaris ise sanki karşılarında düzenbaz bir dolandırıcı varmış gibi yüzlerini ekşittiler.
“Yani kiliseye sırtını dönüp büyücülere yaranmaya mı çalışıyor?” diye karşılık verdi Gremory.
“Tahmin edileceği üzere, bu hikaye benim için bile fazla masalsı kaçıyor,” diyerek onu onayladı Kimaris.
İkisi de sanki en doğal şeyi söylüyorlarmış gibi reddeden kelimeler savurdular ama Zagan kadehini hafifçe eğerek sanki önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi konuştu.
“Bunun bir önemi yok. Eğer bir Kutsal Kılıç kullanıcısı bana itaat ediyorsa, başım ağrımaz. Eğer bana ihanet etmeye kalkarsa, kafasını koparıp bir kenara fırlatıveririm.”
“S-Sana ihanet etmem falan imkansız, tamam mı?!”
Omurgası tamamen alınmış gibi duran Chastille’in zerre kadar saygınlığı kalmamıştı.
Yine de sanırım önünde duran şu ikisini en azından ikiye bölecek güce sahip... Gremory ve Kimaris, isimleri İblis Lordu adayları arasına girmiş büyücülerdi ama Chastille, Kutsal Zırhı olmadan bile Kutsal Kılıcı’nı ciddiyetle savursa, muhtemelen ona karşı koyamazlardı bile. Kimaris bir süre kızı süzdükten sonra altın sarısı gözlerini keskin bir şekilde kıstı ve yumuşak bir sesle konuştu.
“Şuradaki Küçük Hanım için de endişeliyim ama lütfen dikkatli olun Efendi Zagan. Nazik birine benziyorsunuz, bu yüzden bu durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalışacak insanlar çıkacaktır.”
Ve Kimaris bunu söylerken dik dik Nero’ya bakıyordu. Nero’nun beti benzi o kadar atmıştı ve öyle şiddetli titriyordu ki her an altına kaçıracakmış gibi duruyordu. Ancak Zagan kaşlarını çattı.
“Nazik mi? Bunun, bırakın İblis Lordlarını, büyücülerle bile alakası olmayan bir kelime olduğuna inanıyorum.”
“Bir başkasına karşı sevgi hissetme yürekliliğine insanlar ‘nezaket’ der. Efendi Zagan, bu tam da takipçilerinizin her birine karşı hissettiğiniz duygunun ta kendisi değil mi?”
Bu kadar açık sözlü ifadelerle karşılaşınca Zagan itiraz edemedi.
Böylesine kusursuz bir dürüstlükle söylenmesi ne kadar utanç verici bir şeydi. Soğukkanlılığını daha fazla koruyamayan Zagan, yanağını kaşıyarak bakışlarını kaçırdı.
“Ah, şey... Şey, uyarın için teşekkürler. Dikkatli olmak için elimden geleni yapacağım.”
“Pekala. O halde biz müsaadenizi isteyelim,” dedi Kimaris ve Gremory’yi hala ensesinden tutarak ağır adımlarla uzaklaştı. Görüntüleri bir şekilde yalnız yaşlı bir kadınla sevgili köpeğine benziyordu.
Bu adam... Buraya Gremory’yi korumak için mi gelmişti acaba?
O yaşlı kadına karşı beslediği duygular, Zagan’ın Nephy ve Foll için hissettiklerine benziyordu. Zagan, Kimaris’in onca yolu tepip gelme sebebinin, bir İblis Lordu karşısında sivri dilli konuşan Gremory’nin güvenliğinden endişe etmesi olduğunu hissetti.
Büyücüler kötü adamlardır ama sanırım herkesin kişiliği benimki gibi bozuk değil... Eğer bu yanlarını dışarıya yansıtırlarsa kullanılıp atılırlardı, bu yüzden belki de herkes bu yönünü gizlice saklıyordu.
Zagan sessizlik içinde dururken bu fikri ciddi ciddi düşündü.
Kimaris ve Gremory’yi uğurladıktan sonra Chastille’in omuzları çöktü, yüzü asıldı.
“...Tüm bu hakaretlere kendimi hazırladığımı sanıyordum ama gerçekten çok zalimce muamele görüyorum.”
“Durup dururken Kutsal Şövalye olduğunu belli etmek senin hatan.”
“Ağzımdan ‘Kutsal Şövalye’ lafı çıkmadı bile, değil mi?” Chastille bunu söylerken Raphael’e sitemkar bir şekilde baktı ama dev adam sadece umursamaz bir tavırla omuz silkti.
Bundan sonra Zagan odağını Nero’ya çevirdi. Belki de Kimaris tarafından tamamen sindirildiği için, Nero yine merdivenlerin oraya saklanmış, Zagan ve diğerlerini dikizliyordu. Diğer büyücüler bakışlarını üzerlerine dikmiş olsalar da muhtemelen Gremory ve Kimaris yüzünden hevesleri kırılmıştı. Kimsenin Zagan’la konuşmaya niyeti var gibi görünmüyordu. Bu yüzden yakındaki bir sandalyeyi çekti ve Nephy’ye işaret etti.
“Pekala, görünüşe göre tüm engeller ortadan kalktı. Oturabilirsin Nephy.”
“Ne...? Ben ayakta da durabilirim.”
“O zaman... Bu koltuğa Chastille mi otursun?”
“...Oturuyorum.”
Yanaklarını şişirip oflayarak Zagan’ın yanına oturdu Nephy. O sırada Foll, hala Raphael’in omzunda tünerken uykulu gözlerini açtı ve güverte binasının yanındaki yemeklerin dizili olduğu masaya baktı.
“Acıktım. Zagan, onlardan yiyebilir miyim?”
Zagan başıyla onaylayınca Foll çevik bir hareketle güverteye atlayıp oraya doğru koştu. Ardından Raphael öne çıktı.
“O halde, kendi başıma hareket etmeme izin vermeni talep ediyorum. Bu lanet olası büyücülerin kalibresini ölçmek için iyi bir fırsat.”
Bir ricadan ziyade emri andıran, heybetli ve tok bir sesle konuşuyordu; muhtemelen gemideki tüm büyücülerin yetkinliğini tartmak istediğini söylüyordu.
“İzin veriyorum. Dilediğini yap.”
“Efendim izin verdi. Sen de geliyorsun Chastille.”
“H-Hayır, b-ben burada biraz daha kalacağım...!” Chastille bu ani davet karşısında histerik bir sesle bağırdı.
“Şu lanet olası ortamın havasını okuma tekniğini öğrensen iyi edersin. Biraz daha bilge olsaydın, zaten hayatını burada tehlikeye atmazdın.”
Muhtemelen ‘Eğer burada biraz daha ortamın havasını koklamazsan, Zagan seni azarlar,’ demek istiyordu. Chastille karşılık olarak surat astı.
“...Bunu senden duymak oldukça utanç verici...”
Yanlış anlaşılmaya müsait konuşmaları ve davranışları yüzünden yaklaşık beş yüz büyücüyü öldüren Raphael’di. Chastille’in şikayet etmesi hiç de haksız sayılmazdı. Bu yüzden, son derece hoşnutsuz bir ifadeyle, gözyaşları içinde Zagan ve Nephy’nin yanından ayrıldı.
Masanın etrafındaki herkes gidince, çevrelerine bir sessizlik çöktü. Sanki bir müzik parçası az önce bitmişti ve bir sonrakinin başlamasından önceki o birkaç saniyelik sessizlik yaşanıyordu.
Akşam gölünden gelen dalgaların sesi yumuşak bir şekilde yankılanıyordu. Denizin insanın tenine yapışan tuzlu esintisinin aksine, gölün üzerinden esen rüzgar pürüzsüz ve keyifliydi. Gökyüzüne bakınca, ay bulutların arasındaki bir boşluktan süzülüyordu.
Dolunay vardı galiba. Soluk bir ışık kasvetli güverteyi aydınlatıyor, büyü kullanmadan bile tüm gemiyi görebilmek mümkün hale geliyordu.
Nephy ile ilk tanıştığım günün akşamında hilal vardı, değil mi? Zagan, onun incecik aya doğru ellerini uzattığı o görüntüyü şimdi bile net bir şekilde hatırlıyordu. Bunu düşünerek Nephy’ye seslendi.
“Şey, ee, Nephy.”
“Evet?”
“Şöyle oturmak ister misin?” diye sordu Zagan, kendini çıkmazda hissederek.
Ne saçmalıyorum ben?!
Tek istediği ona biraz daha yakın olmaktı... Ancak Zagan kendi dizine vururken, Nephy’nin kulak uçları bu tekliften rahatsız olmuşçasına kızardı.
“Bu... Burada bunu yapmak utanç verici.”
Şu an için yanlarına yaklaşan bir büyücü olmasa da tüm bakışların Zagan’a yönelik olduğu gerçeği değişmemişti. Zagan panik içinde başıyla onayladı.
“A-Ah. Biliyorum.”
Umursamaz bir yüz ifadesi takınmaya çalışırken Nephy bir kez daha yanaklarını şişirdi.
“Efendi Zagan, son zamanlarda biraz kötüsünüz.”
“Şey, çünkü son zamanlarda bana her türlü yeni yüzünü gösteriyorsun Nephy.”
Bu sözler doğrudan kalbinden gelmişti. Bu sürpriz saldırı karşısında Nephy kıpkırmızı kesildi ve gözlerini yere indirdi.
“...Efendi Zagan, bu haksızlık.”
Pek memnuniyetsiz gibi görünmüyordu ama yine de garip bir şekilde bunu kabul edemiyordu. Kızarmış kulaklarının uçları hafifçe seğirmeye başladı.
Şimdi düşününce, acaba Nephy’nin kulakları şu an nasıl hissettiriyor... Geçen sefer yanağını onununkine sürttüğünde oldukça sertlerdi. Ancak rahatladığında yumuşak olduklarını hissetmişti. Merakını daha fazla gizleyemeyen Zagan, nazikçe Nephy’nin kulağına dokunmayı denedi.
“Hyaaa?” Nephy’nin vücudu titredi ve ağzından sevimli bir çığlık kaçtı. Kulağa gelince, beklediğinden bile daha yumuşaktı. Yine de alev alev ve sıcaktı.
Aklı başından gitmemişken beklenmedik derecede yumuşakmış, ha?
Geçen sefer sadece aklı başından gitmekle kalmamış olmalıydı. O zamanki gerginlik, kulaklarının sertliğiyle bir ilgili olabilirdi. Zagan bu gözlemleri yaparken Nephy’nin gözleri yuvalarında fır dönmeye başladı.
“Şey, ee, Efendi Zagan?”
Zagan, Nephy’nin bu kadar şaşkın bir ses çıkardığını duymayalı uzun zaman olmuştu. Mistisizm konusunda ona içini ilk açtığı günden beri böyle bir ses duymamış olabilirdi. Bu sayede Zagan anında kendine geldi.
“Ah, şey... Üzgünüm. Sadece merak etmiştim, anlarsın ya.”
Merak mı ediyorsun... kulaklarımı mı? dedi Nephy ve ardından merakla kendi sivri kulaklarına dokundu. Cevap olarak Zagan hararetle başını salladı.
Bir bakıma Nephy’nin en şirin yanı burasıydı, nasıl merak etmezdi ki?
Zagan, Nephy’nin ne hissettiğini anlamak istediğinde ilk olarak kulaklarına bakardı. Bu yüzden, o zengin ifade yüklü tepkilerini gördüğünde, genç kızın güzelliğinin katlanması son derece doğaldı. Belki de bu hisler karşı tarafa geçmişti ki, Nephy gözlerini dikmiş bir halde bakışlarını yukarı kaldırarak Zagan’a baktı.
...Eğer sizi memnun edecekse, lütfen çekinmeyin. diye ilan etti Nephy. Sonra yüzünü ona yaklaştırarak kulaklarını savunmasızca sundu.
Bu gerçekten sorun olmaz mıydı? Elbette bu konudaki düşüncelerini dile getiren Zagan’dı ama kızın onlara dokunmasına izin vereceğini hiç düşünmemişti. Sinirlerini yatıştırmak için derin bir nefes alan Zagan, kararlı bir şekilde bir kez daha Nephy’ye döndü.
O-O zaman, dokunuyorum, tamam mı?
Evet.
Zagan, sanki aşağıdan kavrıyormuş gibi, büyük bir çekingenlikle Nephy’nin her iki kulağına da dokunmaya yeltendi. Ateş kırmızısına boyanmış o kulaklar, az öncesine göre çok daha sıcaktı. Parmaklarının ucundaki o yumuşak hissi teyit etti.
Nabız gibi bir şey hissetmiyorum, yani orada hiç ana damar yok, değil mi?
Nephy’nin kıpkırmızı kesilmiş yüzü ve elleriyle göğsüne bastırış şekli, kalbinin bir balyoz gibi çarptığını gün gibi açığa çıkarıyordu ancak bu nabız kulaklarına kadar ulaşmıyordu. Zagan merakla onları uyardığında, avucunun içindeki kulaklar hafifçe seğirdi.
Yumuşacık kulakları yavaş yavaş sertleşmeye başladı. Nephy’nin içindeki gerginliğin giderek tırmandığını anlayabiliyordu.
Haaah... Haaa...
Nephy’nin dudaklarından bir nefes döküldü. Yoksa huylanıyor muydu? Nephy dayanmak istercesine kendi parmağını ısırdı ve gözlerini sıkıca yumdu ama bu hali onu sadece daha da büyüleyici kılıyordu.
Neler oluyor? Şu an aşırı müstehcen bir şey yapıyormuşum gibi hissediyorum... Yine de Zagan, Nephy’den bu tarz tepkileri daha fazla görmek istedi ve parmaklarını kulak diplerinden o sivri uçlara doğru kaydırdı.
Hyaaafuuu? Nephy’nin gözleri faltaşı gibi açıldı ve vücudu geriye doğru yayı gibi gerildi. Gözlerinde yaşlar biriktiğini gören Zagan panik içinde ellerini çekti.
Ü-Üzgünüm. Acıdı mı?
Zagan’ın eli ayağı birbirine dolanmışken, Nephy başını iki yana salladı.
Hayır, sorun değil. Şey, sadece... İlk defa böyle bir yerime dokunuluyor, o yüzden...
A-Anlıyorum...
Görünen o ki Nephy, ilk kez tattığı bir hissin şaşkınlığı içerisindeydi.
Dikkatli düşününce, kulaklar insanlar için bile hassas yerlerdir, değil mi?
Ha? Ve sonunda her ikisi de, aralarındaki bu küçük etkileşimin güvertedeki herkes tarafından izlendiğini fark etti. Müzik grubunun sireni şarkı söylemeyi bile unutmuş, ağzı bir karış açık kalmıştı. Chastille yiyecek bir şeyler almaya çalışıyordu ama boş çatalı havada öylece asılı kalmıştı. Raphael iri cüssesini kullanarak Foll’un görüş açısını kapatıyordu. Foll ise sanki bu durumdan inanılmaz derecede hoşnutsuzmuş gibi hırsla yere vuruyordu. Kimaris ve Gremory ise sanki bu sergilenen manzaraya daha fazla bakmaya dayanamıyorlarmış gibi gözlerini kaçırdılar.
Zagan ve Nephy büyük bir hızla birbirlerinden ayrıldılar. Nephy, eliyle yüzüne hararetle yelpaze yaparken kısık bir sesle fısıldadı.
...Bir dahaki sefere, şey, lütfen... yalnız olduğumuz zamana saklayın...
Zagan bu sözleri, tekrar dokunabileceğini söylemekten ziyade, bunu tekrar yapmasını istediği şeklinde yorumladı.
Fuwah?
Zagan refleks icabı arkasına döndüğünde, Nephy yüzünü başka yöne çevirmiş kulaklarını kapatıyordu; ancak parmaklarının arasından görünen kısımlar parlak bir kırmızıya boyanmıştı.
Yani, bundan gerçekten nefret etmedi mi...?
Ancak Zagan, böyle bir tepkiye şahit olduktan sonra normal soğukkanlılığını gerçekten koruyabilecek miydi? Kulaklarına dokunulmasından pek de şikayetçi değil gibiydi ama bu, bundan sonraki adımları kabul edip etmeyeceği konusunda bambaşka bir meseleyi doğuruyordu.
...Bir dakika, şu ana kadar ona hiç seni seviyorum demedim, değil mi?
Beklendiği üzere, olayların sırası epey tersine dönmüştü. Zagan yaptığı hatalar hakkında sonsuz bir endişeye kapılmışken, Nero ellerini birbirine sürterek ona doğru sokuldu.
Eheh, eheheh, usta Zagan ve hanımefendi Nephy gerçekten de çok uyumlu bir ilişkiye sahipmiş, görüyorum. Ah, kadehiniz boşalmış biliyorsunuz değil mi? Sizin için tekrar doldurmamı ister misiniz?
Görünen o ki Nero henüz pes etmemişti. Masadan bir şişe şarap kapan Nero, kendi bildiği gibi Zagan’ın kadehini doldurmaya başladı.
Ancak Zagan, buna karşılık sadece memnuniyetsizliğini belli eden bir surat ifadesi takındı.
İstemez. İkile artık.
H-Hadi ama. Tüm istediğim siz ikinize biraz hizmet etmekti. Evet, beni sadece bir korkuluk falanmışım gibi düşünebilirsiniz!
...Ne kadar da yüzsüz. Şuna bir tane patlatsam mı acaba?
Yine de Nephy ile yakaladığı bu huzurlu havayı bozup böylesine kaba bir şey yapmak istemiyordu. Zagan bu durum karşısında homurdanırken, Nephy çekingen bir tavırla başını geri çevirdi.
Bir anlığına Nero’ya baktı ve belki de onu öylece kovmanın acınası bir durum olduğunu düşünerek, kararlı bir şekilde konuşmak üzere ağzını açtı.
Şey, usta Zagan. Sizinle... konuşmak istediğim bir konu var.
Bunu duyar duymaz Zagan, konunun geçen gün Kianoides’te yaşananlarla ilgili olduğunu anladı. Nephy sessiz kalmış ve Zagan’a bu konuda tek kelime etmemişti ama sonunda içini açmaya karar vermiş gibi görünüyordu.
Devam et. Seni dinliyorum.
Zagan başıyla onay verdiğinde, Nephy sanki bir şekilde rahatlamış gibi içini çekti. Ardından kararlı bir ifadeyle konuşmaya başladı.
Usta Zagan, geçen günkü olayla ilgili. Foll ile Kianoides’e gittiğimizde, bir kişi tarafından saldırıya uğradık.
...Bifrons’un adamlarından biri miydi?
Gerçekten... bilmiyorum. Ama bir büyücüden biraz daha farklı olduklarına inanıyorum.
Büyücü değil miydi?
Ancak Nephy’nin bunu ifade ediş şekline bakılırsa, bu bir kilise şövalyesinin işine de benzemiyordu.
Ve tam bir sonraki sözlerini beklediği sırada...
Ha...? Bu da ne? Sis mi?
Zagan’ın ayaklarının dibinden beyaz bir sis dalgası geçti ve etrafı sardı. Parlak ay ışığını bile geri püskürten bu sisin hareketleri devasa bir canavarı andırıyordu. Sis bir anda kabardı ve daha Zagan nefesini veremeden, gözlerinin önündeki her şey tamamen beyaza boyandı.
Zagan, Nephy’nin anlatacaklarını sonuna kadar dinleyemeden, gizemli bir olay aniden patlak vermişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.