Kutsal Kılıç’ın Gölgesindeki İnfaz

“Büyücü öldürmenin hobin olduğunu duymuştum, o yüzden bugünü es geçsek olur mu? Zira şu an tam karşında iki büyücü duruyor.”

Kız artık büyük oranda iyi göründüğünden, Zagan bu sevimsiz arkadaşının hemen toz olmasını engellemek için Raphael’e bu soruyu yöneltti. Elini kapıya atmak üzere olan Barbatos, asık bir suratla arkasına baktı.

Raphael kadehindeki sert içkiyi tek dikişte bitirdikten sonra gür bir kahkaha patlattı.

“Değersiz işler. Ben sadece önüme düşen kıvılcımları silkeledim ama etrafımdakiler bunu büyük bir mesele haline getirmeyi uygun gördü.”

Zagan merakla başını yana eğdi.

Bir şekilde, Barbatos’un anlattığından farklı biri bu. Dedikodulara bakılırsa 500’e yakın büyücüyü katleden bir caniydi. Bu yüzden Zagan, onun neşeyle kılıcına sarılmasını bekliyordu ama beklenmedik bir şekilde gayet sıradan bir sohbet ediyorlardı.

Belki de Zagan’ın kapasitesini ölçmeye gelmişti? Zagan bu düşünceyle kadehinden bir yudum daha alırken, sessizliği bozan Raphael oldu.

“Görünüşe bakılırsa Chastille ile bir münakaşanız olmuş, değil mi? Onu neden öldürmedin?”

Kutsal şövalye’nin sözlerindeki o tuhaf huzursuzluğu sezen Zagan kaşlarını çattı.

“Sanki hiç kazanma şansı yokmuş gibi konuşuyorsun, ha?”

Chastille onun için dişli bir rakip olmayabilirdi ama yine de Kutsal Kılıç taşıyıcılarının gururu, bir büyücüye karşı kazanamayacaklarmış gibi konuşmalarına izin vermemeliydi. Üstelik o zamanlar Zagan henüz bir kadim iblis bile değildi.

Ancak Raphael sadece hıhlayarak burnundan soludu.

“O zaman ben de sana sorayım, senin gibi bir piçe kafa tutacak kadar güçlü müydü?”

“Kim bilir... Yine de şimdiye kadar karşılaştığım insanlar arasında en güçlüsüydü. En azından bundan eminim.”

Evet, Barbatos bile onu yakalamayı başarmıştı ama Zagan henüz Chastille’in kılıcını gerçekten ciddiyetle savurduğunu görmemişti. Zagan her ikisiyle de yüzleşmiş biri olarak, Barbatos’un kafa kafaya bir çarpışmada galip geleceğinden şüpheliydi.

Bu cevabı alan Raphael, gözlerini bir bıçak ağzı gibi kıstı.

“Anlıyorum. Demek kilise için yeterince büyük bir tehdit haline gelmiş, öyle mi?”

“Ha...? Ne demek istediğini anlamıyorum... Neden bahsediyorsun sen?”

Zagan’ın kulağına sanki Chastille kilisenin düşmanıymış gibi gelmişti. Zagan’ın kafa karışıklığını gören Raphael’in taştan farksız yüzü, çarpık bir gülümsemeyle yeniden şekil değiştirdi.

“Bir kadim iblis’in boyun eğdirme operasyonuna itiraz etti. Bu, kilisenin onun hakkında idam kararı alması için fazlasıyla yeterli bir sebep. Hatta bir süreliğine Kutsal Kılıç’ını elinden alacak kadar ileri gittiler... Aptalca bir karar, orası kesin. Bir Kutsal Kılıç taşıyıcısı hayatta kaldığı sürece, bir sonraki kutsal şövalye onun yerini alamaz.”

Bunu duymak Zagan’ın gözlerinin fal taşı gibi açılmasına neden oldu.

Bu kız gereğinden fazla dürüst! Etrafındakilere ayak uydurup geçse hiçbir sorun olmayacaktı ama o, aptalca bir cesaretle isyan etmişti. Sadece bu da değil, Zagan’ı korumuştu.

Zagan başını ellerinin arasına alarak derin bir iç çekti.

“...Zaten pek uzun yaşayacak bir tip olmadığını düşünmüştüm.”

“Evet, gerçekten de öyle. Ben bile gidip onu uyardım ama sanırım dinlemedi.”

Raphael sanki kıza acıyormuş gibi konuşuyordu. Buna karşılık, Zagan’ın zihninden geçen beklenmedik bir düşünceyle gözleri yeniden açıldı.

Bu adam Chastille’i öldürmeyi mi planlıyor? Eğer hobisinin büyücü öldürmek olduğu söyleniyorsa, büyücüleri koruyan kutsal şövalyeleri idam etmekten de zevk alacağı aşikârdı.

Zagan, adamdan neden hiç kan susamışlığı sezmediğini nihayet anladığını hissetti.

Yani buraya benimle Chastille arasındaki bağlantıyı doğrulamaya mı geldi? Diğer bir deyişle, Chastille’i öldürmek için bir gerekçe arıyordu.

Kızla asıl bağlantısı olan Zagan değil, Nephy idi. Ancak az önceki sözleri sanki kendisiymiş gibi yorumlaması hiç de işten değildi.

Beni faka bastırdı. Zagan bir kukla gibi oynatıldığını fark edince dişlerinin arasından bir ses çıkardı. Tam o anda Raphael ayağa kalktı.

“Pekâlâ, artık seninle işim kalmadı. Ben gidiyorum.”

“...Bekle,” diye mırıldandı Zagan, sesinin buz kestiğinin farkındaydı.

“Bir şey mi istiyorsun?” Raphael arkasına döndüğünde, bakışları eğer Zagan yanlış bir kelime seçerse onu oracıkta biçeceğini açıkça belli ediyordu.

“Chastille bu kasabada oldukça seviliyor gibi görünüyor. Burada pek çok arkadaşı da var. Ölümünün yasını tutacak kişi sayısı azımsanmayacak kadar çoktur, emin olabilirsin.”

Nephy ve Manuela kesinlikle derin bir umutsuzluğun içine düşerdi. Zagan bu yüzden bu gerçeği baskın bir tavırla dile getirdi.

“Bu kasaba benim bölgem. Keyfine göre hareket edip ileri gidersen, seni ezip yerle bir ederim, anladın mı?”

Kilisenin bir parçası ya da bir kutsal şövalye olması umurunda değildi. Chastille, Kianoides’te yaşadığı sürece Zagan’ın mülküydü. Ve eğer bu adam onu keyfi yere öldüreceğini söylüyorsa, Zagan onu ezip geçerdi. Bu kadar basitti. Zagan’ın koruması altında olmanın anlamı buydu.

İşi orada bitirmemesinin iki nedeni vardı; birincisi etraflarında ‘kalkan olarak kullanılabilecek vatandaş’ yığınlarının olması, ikincisi ise hâlâ içkisinin tadını çıkarıyor olmasıydı. Eğer bar yıkılırsa büyüyle onarabilirdi ama insanları onarmanın zor olduğunu biliyordu.

Yine de bu sadece savaşmak istememesi için bir nedendi, savaşmayacağı anlamına gelmiyordu.

Ona yumruğu çakarken kalkanlardan kaçınmak da tam bir zahmet olacak ama...

Zagan’ın ne demek istediğini anlayan Raphael, bu hareketi oldukça beklenmedik bulmuşçasına gözlerini fal taşı gibi açtı.

“Bu bir kadim iblis’in söyleyeceği bir şeye benzemiyor, değil mi?”

“Tam olarak bir kadim iblis olduğum için bu kadar küstahım.”

Bu kibirli cevabın ardından Raphael gür bir kahkahaya boğuldu.

“Hahaha, tam da tahmin ettiğim gibi, olmanı umduğum adamın ta kendisisin. İşte bu. Kilisenin kökünü kazıması gereken o ‘kötülük’.”

Raphael’den sezdiği şey kan susamışlığı değil, bir tür coşkuluydu.

Yani büyücüleri insan olarak bile görmüyor, ha?

Bu, onun gözünde avlanmaktan farksızdı. Sonuçta vahşi bir hayvanı avlarken ne kan susamışlığı duyulurdu ne de düşmanlık. Sadece öldürme eyleminin kendisinden heyecan duyarlardı.

Ve Raphael, Zagan’a meydan okurcasına bir gülümseme yerleştirerek bardan ayrıldı.

Gerginliğin ortadan kalkmasıyla bardaki müşterilerin hepsi rahat bir nefes aldı. Zagan, sandalyesine geri çöken Barbatos’a göz ucuyla bakarken bir şeyler mırıldandı.

“...Hiç hoşuma gitmedi.”

“Bir büyücünün kutsal şövalye ile ilgili herhangi bir şeyi sevmesine imkân yok, değil mi? Gidip şu piçi hemen şuracıkta öldürsen daha iyi olmaz mı?”

Zagan, Barbatos’un sızlanışını izlerken hafifçe içini çekti.

“...Sanırım haklısın. Öyleyse git, Barbatos.”

Barbatos bu sözleri duyunca şaşkınlıkla ağzını açtı.

“Hey, az önce bana git ve öl dedin, değil mi?”

“Tam olarak değil. Ölmeni istediğim doğru ama yanlış anlama.”

“Yani harbiden ölmemi istiyorsun?”

Bu gözü yaşlı, çekilmez arkadaşını izlerken zahmetli bir iş olduğunu düşünen Zagan başını salladı.

“Sana yanlış anlama demedim mi? Chastille’in durumunu kontrol etmeni istiyorum.”

Barbatos’un ikinci adı Araf’tı.

Araf, cennet ile cehennem arasındaki boyutu temsil ederdi ancak aynı zamanda büyüyle hayat bulan tuhaf boşluklar üzerinde kontrol sahibi olan, boyutlar arasındaki bir vadi gibiydi.

Ve ikinci adı, bu boşluğa özgürce girip çıkabilmesinden geliyordu.

İster Nephy ve Chastille’i kaçırırken kullandığı yetenek olsun, ister Zagan’ın ışınlanma çemberini kolayca ele geçirmesini sağlayan güç; bu adam ışınlanma ve çağırma konularında uzmanlaşmış bir büyücüydü. Chastille’i saklayıp koruması onun için çocuk oyuncağı olurdu.

Muhtemelen bir iblis çağırmayı da bu sayede başardı, ha?

Aralarında uçurum yoktu ama Zagan şu anki haliyle Barbatos’u taklit etmekte zorlanırdı. Belki Kadim İblis Mührü’nün gücünü ödünç alarak halledebilirdi ama bu yeterli değildi.

Zagan isteğini dile getirdi ancak Barbatos açıkça bu işin bir parçası olmak istemiyormuş gibi bir yüz ifadesi takındı.

“Ne? Neden yapacakmışım?”

“Bahşişine biraz daha ekleme yaparım. Her neyse, hadi git artık.”

Barbatos olayların bu şekilde gelişmesini oldukça beklenmedik bulmuş gibi bir ifade takındı.

“Cidden lanet olası bir kutsal şövalyeyi kurtarmayı mı planlıyorsun?”

“Düşmanımın düşmanı dostumdur... derler ya hani. Ayrıca, bir Kutsal Kılıç taşıyıcısını kendime borçlu çıkarmanın eğlenceli olacağını düşünmüyor musun?”

“Dostum, bence bundan kesinlikle köpekler gibi pişman olacaksın, benden söylemesi.” Barbatos, Zagan’a küfürler savursa da teklifi reddetmedi.

Ve öylece, Barbatos kendi gölgesinin içine gömüldü. Muhtemelen adaşı olan o Araf boyutuna geçti. Oradan Chastille’in durumunu rahatça inceleyebilecekti.

Zagan ise öylece kalakaldı.

“...Piç herif hesabı ödemeden çekip gitti.”

Ona gitmesini söyleyen Zagan’dı ama bir şekilde kandırılmış gibi hissediyordu.

Zagan kaleye döndüğünde yeni günün başlamasına az bir zaman kalmıştı.

Nephy ve Foll acaba çoktan uyumuşlar mıdır? Nephy sabahları erken uyanırdı. Eğer bu saate kadar hâlâ ayaktaysa ertesi günü kötü geçerdi ama yine de eve dönüp onun sesini duymamak Zagan için biraz yalnız hissettiriyordu.

Sırf yüzünü görebilmek için yatak odasına bir göz atmak yeterli olurdu ama Nephy’nin odası en üst kattaydı. Merdivenleri çıkarken çıkaracağı en ufak ses bile onu uyandırmaya yeterdi. Bu yüzden, mümkün olduğunca sessiz hareket ederek taht odasına geri döndü ancak...

“Hoş geldiniz, Usta Zagan.” Nephy, üzerinde geceliğiyle taht odasının önünde onu bekliyordu.

“Nephy, hâlâ ayakta mısın?”

Zagan şaşkınlıkla ona bakarken, Nephy parmağını dudaklarına götürüp “Şşş,” dedi.

Zagan yakından bakınca, Nephy’nin oturduğunu ve dizlerinde mışıl mışıl uyuyan Foll’u fark etti. Anlaşılan ikisi de Zagan’ın dönmesini beklemişti.

“Beni beklemeden uyumanızı söylememiş miydim?” Zagan bunu söylerken, Nephy’nin yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.

“Ben sadece Foll sizin dönüşünüzü beklemek için ısrar ettiği için buradayım, Usta Zagan.” Gerçi bahsi geçen kişi yolun yarısında kütük gibi uyuyakalmış gibi görünüyordu.

Bu manzarayı görünce Zagan’ın yüz hatları ister istemez yumuşadı.

“Aslında o, sadece İblis Lordu’nun gücünü istediği için bana saldıran bir davetsiz misafirdi, değil mi?”

“Peki bu çocuğu yanı başınıza yerleştiren siz değil miydiniz, Usta Zagan?” Nephy bunu söylerken Foll’un başını usulca okşadı; küçük çocuk huylanmış gibi hafifçe seğirdi.

Zagan rahat bir tavırla yanlarına gidip oturdu.

“Ah... Bir de, bugün akşam yemeğinde ne vardı?” Zagan, eve döner dönmez sorduğu ilk şeyin bu olmasına hayıflanarak yüzünü kapatmak istedi ama Nephy sadece sessizce başını salladı.

“Kuzu çorbası ve salatadan oluşan basit bir yemeğimiz vardı.”

“Ah, o çorba mı? Yazık olmuş.”

“Hâlâ biraz arttı. Sizin için ısıtmamı ister misiniz?”

“Hmm... Yok, şimdilik iyiyim. Foll çoktan uyudu sonuçta.” Foll’un huzurlu uyuyan yüzüne baktıktan sonra, sırf kendisine çorba koysun diye Nephy’yi yerinden kaldırmaya kıyamadı. Zagan, çorbayı daha sonra kendi başına ısıtıp içmeye karar verdi.

Nephy, onun bu kararını garipsemiş gibi ağzını kapattı. Yüzündeki ifade her zamanki gibi kısıtlı olsa da, kulaklarının hafifçe titremesi oldukça neşeli olduğunu gösteriyordu.

“Ayrıca, Foll da elinden geleni yaptı. Getirdiğimiz tüm kitapları arşive taşıdı.”

“Bayağı çok kitap vardı, değil mi?”

“Evet. Ama onları bir an önce kendi de okumak istediği için, siz döndüğünüzde hemen okuyabilmeniz için hazır etmek istedi, Usta Zagan.”

Zagan, o küçük kızın sırf kendisi için arşivin içinde bir oraya bir buraya koşturduğunu hayal etti. Bunu düşününce ağzından hayranlık dolu bir iç çekiş döküldü.

Acaba... bir aileye sahip olmak böyle bir his miydi? Eğer işler böyle gitmeye devam ederse, kötü ruhlu bir büyücü olduğunu unutacak gibi hissediyordu.

Ardından Nephy, masmavi gözlerini ona dikti.

“Usta Zagan, acaba Foll ile aranızda bir şey mi geçti?”

“Ha? Yok, pek özel bir şey olduğunu sanmıyorum?” Foll da duygularını ifade etmekte pek iyi değildi ama onu kızdıracak veya üzecek bir şey yaptığını düşünmüyordu.

Zagan başını yana eğerken, Nephy şefkatle Foll’un uyuyan yüzüne baktı.

“Bugün Foll özellikle mutlu görünüyordu. Usta Zagan, siz bunun farkında olmayabilirsiniz ama muhtemelen onun gününü güzelleştiren bir şey yaptınız.”

Foll’u mutlu eden bir şey... Bunun ne olabileceğini bulamayan Zagan, onunla daha önce yaptığı konuşmayı zihninde tarttı. Bir süre başı yana eğik bir halde düşünürken, Foll’un tuhaf bir şekilde mutlu olduğu o anı hatırladı.

“Ah, yoksa o mu?”

“Bir fikriniz mi var?”

“Aslında pek de büyük bir şey değildi. Sadece ona, eğer bin yılımızı beraber geçirirsek, sadece birbirimizin yüzüne bakarak neye ihtiyacımız olduğunu anlayabileceğimizi söyledim.”

Nephy gözlerini kocaman açarak göz kırptı ve bastırılmış bir şekilde kıkırdadı.

“Böyle bir şey söylerseniz, herkesin keyfi yerine gelir.”

“Neden ki?” Zagan, omzuna yaslanan Nephy’nin sözlerinin arkasındaki anlamı çözemiyordu.

“Foll’un bu kadar mutlu olmasının sebebinin ‘eğer bin yılımızı beraber geçirirsek’ demeniz olduğuna inanıyorum. Demek istediğim, ejderhaların insanlardan çok daha uzun yaşaması gerekmiyor mu? Sadece bu da değil, birbirinizi anlayacağınızı söylemeniz...”

Bunların söylenmesi Zagan’ın zihninde sonunda şimşeklerin çakmasına neden oldu.

Efsanevi sınıf bir ejderha, on bin yıldan fazla yaşadığı söylenen bir ırktı. Bir insanın orijinal ömrüyle, zamanı beraber geçirmek muhtemelen imkansızdı. Sonuçta, genç bir ejderhanın çocukluk dönemini atlatacak kadar bile uzun yaşamıyorlardı. Bu yüzden, sonsuz zamanları boyunca birlikte yaşayabilecekleri bir varlık bulmaları zordu.

Belki de bu yüzden, öldürülen ebeveyn ejderha için beslediği kin bu kadar derindi.

Eğer çocukluk çağını geçmiş olgun bir ejderha olsaydı durum farklı olabilirdi. Ancak, hâlâ ebeveynlerine ihtiyaç duyan genç bir ejderha için, bunun elinden alınmasından duyduğu ıstırap muhtemelen insanlarla aynı, hatta belki de çok daha büyüktü.

Sanırım sonunda, Raphael’in işini en kısa sürede bitirmezsem bu iş zahmetli bir hal alacak.

Eğer Foll ve o adam karşılaşırsa, en kötü ihtimalle Kilise ile topyekûn bir savaşa girilmesi işten bile değildi. Eğer bu gerçekleşirse, Nephy’nin gün ışığı altında yaşayabilmesi hedefinde büyük bir geri adım atılmış olurdu.

Zagan ne yapacağı konusunda kafa yorarken, Nephy biraz yalnız bir tavırla mırıldandı.

“Çok güzel olurdu... Ben de sizinle o kadar çok zaman geçirebilseydim...”

Bu sefer Zagan şaşkınlıkla ona bakma sırasındaydı.

“Sen ne diyorsun? Bizimle birlikte olacağın zaten belli değil mi, Nephy?” Elfler de, ejderhalar kadar olmasa da uzun ömürlü bir ırktı. Eğer buna büyücülük gücü de eklenirse, en az bin yıl yaşamak muhtemelen çocuk oyuncağı olurdu.

Bu anlamda, uzun yaşamak için en çok çaba sarf etmesi gereken kişi Zagan’ın kendisiydi.

Nephy’nin masmavi gözleri bu cevap karşısında titrerken, büyük bir onaylama ile başını salladı.

“Evet! Nereye giderseniz gidin size eşlik edeceğim, Usta Zagan.”

Bu kez Zagan afalladı ve farkına varmadan Nephy ile yüzleri, burunları neredeyse birbirine değecek kadar yakınlaştı.

Öğğ... Nephy’nin kirpikleri bu kadar uzun muydu? Daha doğrusu, ne kadar güzel kokuyor!

Düşününce, gecelik giyiyor olması banyodan yeni çıktığını gösteriyordu; bu da Zagan’ın muhtemelen sabun kokusunu aldığı anlamına geliyordu. Tüm bunları fark edince, onun açık bıraktığı saçlarına dokundu. Hâlâ biraz ıslak, soğuk ve yumuşaktı.

Aynı sıralarda Nephy de aralarındaki mesafenin farkına vardı. Sivri kulaklarının uçlarından yanaklarının tepesine kadar kıpkırmızı olmuştu.

“Nephy...” İsmini fısıldadı ve Nephy’nin gözleri buğulandı. Bakışları onun pembe dudaklarına hapsolurken, Zagan usulca yanağına dokundu.

“Ah...” Nefesi kesilir gibi o nidayı çıkardı; bu da sadece Zagan’ın yüzünün daha da alev almasına yaradı.

Eğer şimdi olursa, buna izin verecekmiş gibi hissediyordu. Evet, onun bembeyaz tenine dokunmanın ve sonrasında daha ileri gitmenin sorun olmayacağından emindi.

Ve tam dudakları birleşmek üzereyken...

“Hey, Zagan! Bu durum kötü!” Odanın ortasında bir büyü çemberi parladı ve atmosferi okumaktan aciz o istenmeyen arkadaşının sesi yankılandı.

Zagan ve Nephy irkilerek birbirlerinden uzaklaştılar. Ardından, Barbatos’un yüzü aniden büyü çemberinin merkezinde belirdi.

“Hey, en azından bir cevap ver. Ne yapıyorsun... ha?”

Zagan yavaşça ayağa kalktı ve Barbatos’un karşısına dikildi. Bakışlarında en ufak bir merhamet kırıntısı bile bulmak mümkün değildi.

“Yeryüzüne çık, Barbatos. Seni kıyma yapacağım.”

“Neden bu kadar sinirlisin?”

Zagan’ın niyeti Barbatos’u gerçekten öldürmekti ama büyü çemberinin içinde taşıdığı ‘diğer kişiyi’ görünce duraksadı.

“Chastille?”

“Ona bir göz atmamı söylememiş miydin...?”

Evet, Barbatos, kutsal bir şövalye olan o genç kızı taşıyordu. Ancak Zagan’ın öğleden sonra onunla karşılaştığından farklı olarak, üzerinde kutsanmış zırhı vardı. Sırtında ise kutsal kılıç asılıydı.

Maalesef yüzü solgundu ve nefes alışverişi düzensizdi. Herhangi bir dış yara göremiyordu ama durumu hiç de iyi görünmüyordu. Durumu daha iyi kavrayabilmek için Zagan, Chastille’in boynuna ve alnına dokunarak onu muayene etti.

Nabzı yüksek. Yine de vücut ısısı tuhaf bir şekilde düşük. Bu durumdan anomalisinin sebebini hemen anladı.

“Zehir mi?”

“Muhtemelen. İçmesi için bir şeyler verilmiş.”

Zagan hemen Nephy’ye döndü.

“Nephy, onu tedavi edeceğim. Bana yardım et.”

“E-Evet.” Durumu henüz tam olarak kavrayamamış olsa da Nephy hemen onayladı ve ayağa kalkarken Foll’u usulca yere bıraktı.

Ve beklendiği gibi, Foll uyandı.

“...Zagan, çok gürültü yapıyorsun.”

“Bunun için üzgünüm. Sen uyumana bak.”

Foll mırıldanarak gözlerini ovuştururken Zagan ona kayıtsız bir cevap verdi. Fakat tam o sırada Foll havayı koklamaya başladı.

“Ha...? Bu koku...” Ve Foll’un odağını çevirdiği şey... Chastille’in sırtındaki kutsal kılıçtı.

Ah, olamaz. Zagan durumun ne kadar kötü olduğunu fark ettiğinde, Foll’un altın rengi gözleri gazapla parlıyordu.

“Bir kutsal şövalye!” Foll’un kolu bir ejderhanınkine dönüştü. Sadece bir yavru olsa bile, pençeleri çeliği kolayca yırtabilirdi. Muhtemelen bir büyücü olarak kendi gücünü kullandığındaki yumruklarıyla yarışacak kadar yıkıcı bir güce sahipti.

“Neler oluyor? H-Hey, Zagan!”

Barbatos panik içinde sesini yükseltene kadar, Foll çoktan pençeleriyle saldırıya geçmişti.

“Dur bakalım, Foll!”

Zagan bir şekilde kızı kolundan yakalayıp saldırısını kesti. O korkunç pençeyi, tam Chastille’in alnına değmek üzereyken durdurmayı başarmıştı.

Foll’un yüzü öfkeden asılmıştı.

“Neden engel oluyorsun?”

“O benim misafirim. Kendi başına öldürmeye kalkma.”

Bu sözleri duymak, Foll’un gözlerinin hayal kırıklığıyla buğulanmasına yetti.

“...Anladım.” Sanki ihanete uğramış gibi bir hali vardı.

Zagan, kendisini bekleyen küçük bir kızı böyle bir ifadeye büründürdüğü için göğsünde bir sızı hissetti.

Chastille’in durumu zamanla yarışıyordu ancak Foll’u da bu halde bırakıp gidemezdi.

Bir büyücü olarak Zagan’ın lügatinde başkalarını kurtarmak diye bir şey yoktu. Yine de Foll, onun koruması gereken kişilerden biriydi. Bu yüzden kıza sessizce sordu:

“Kutsal şövalyelerden... nefret mi ediyorsun?”

“...Zagan, zaten fark etmiş olmalıydın. Ben kutsal şövalyelerden intikam almak için büyücü oldum.”

Zagan onu nasıl izlediyse, Foll da Zagan’ı aynı şekilde izlemişti.

Bunu öylece geçiştiremem, değil mi? diye düşündü Zagan. Kabullenerek başını salladı.

“Peki, intikamının hedefi bu kız mı?”

“Babamı bir kutsal kılıç kullanıcısı öldürdü.”

“Anlıyorum. Ama o kişi bu kız olamaz.” Zagan, Foll’un elini tutarak içtenlikle ona seslendi.

“Bak Foll, eline geçen her birini öldürerek intikam almaya çalışmak, sadece amatörlerin düştüğü bir hatadır. Bunu öldürsen bile asıl intikam almak istediğin kişinin umurunda bile olmaz. Aksine, sadece düşmanlarının sayısını artırırsın. Ve o düşmanlar muhtemelen intikam yolunda karşına dikilecek yeni engellere dönüşür.”

“Zagan, sen benim hakkımda ne biliyorsun ki?” Foll’un sesi öfke ve huzursuzlukla titriyordu. Zagan ise başını iki yana salladı.

“İşte bu yüzden amatör olduğunu söylüyorum. Gerçek intikam... böyle olmaz.” Zagan, ardından şefkatli bir babayı andıran ama aynı zamanda sert ve ılık bir bakışı kıza dikerek devam etti: “Gerçek intikam, hedefini ele geçirmek, onu canından bezdirene kadar hırpalamak, korku ve çaresizliğin en dibine sürüklemek ve sonunda ölmek için sana yalvartmaktır. Anladın mı?”

Bu sözleri duymak sadece Barbatos’u değil, Foll’u bile tamamen şaşkına çevirmişti. Ancak Zagan, gayet kayıtsız bir tavırla konuşmayı sürdürdü.

“Ancak tatmin olduğun zaman canını alırsın ve işte o an intikamın gerçekten alınmış olur. Onları tek nefeste öldürmek seni asla rahatlatmaz. Böylesine basit bir intikam... seni hiçbir zaman kurtarmaz.”

Zagan’ın sözleri kızı o kadar etkilemişti ki, muhtemelen her bir kelimeyi son derece ciddiye alıyordu; Foll’un yanağından aşağı bir ter damlası süzüldü.

“Zagan, sen de... daha önce intikam aldın mı?”

“Evet. Ama ben onları tek nefeste öldürdüm, bu yüzden hiç rahatlamış hissetmedim... İşte bu yüzden sana bunun doğru yolunu öğreteceğim.”

Zagan, bu kalenin eski sahibinden, kendisini kurban olarak kullanmaya çalışan büyücüden bahsediyordu. Kaçırıldıktan sonra, bir kurban olarak "tazeliği" artsın diye işkence görmüştü. O sırada bir boşluk bulup adamı haklamıştı. Fakat elinde kalan ne hayatta kalmanın rahatlığı ne de zaferin başarısıydı; sadece derin bir boşluktu.

O herife ölmesi için yalvartana kadar işkence etmeliydim...

Şu anki haliyle Zagan, çok daha etkili bir yöntem biliyordu. Ne de olsa bu kalede emrine amade pek çok işkence aleti vardı. Ve bunları Foll’un intikam susuzluğunu tamamen dindirmek için kullanacaktı.

Belki de Zagan’ın bu kararlılığından etkilenen Foll, başını hızla sallayarak onayladı.

“A-Anladım,” dedi ve ejderha kolu tekrar insan formuna büründü.

“...Yahu, sen gerçekten bunu evlatlık kızına öğretme konusunda ciddi misin?” Barbatos hayretler içinde sordu ama Zagan’ın bunu kafaya takacak vakti yoktu.

“Ha...?” Chastille gözlerini açtığında karşısında yabancı bir tavan gördü. Eski görünümlü ve taştan yapılmıştı. Yine de hiçbir şekilde kirli değildi; aksine, özenle bakıldığı her halinden belliydi. Pencereden süzülen renkten dışarıda gecenin hüküm sürdüğünü anlıyordu; odayı sadece titrek mum ışıkları yetersizce aydınlatıyordu.

Neredeyim ben...? Chastille tam bir kafa karışıklığı içinde otururken, aniden yan taraftan sessiz bir ses duydu.

“Demek uyandın.”

“Za...gan...?”

Karşısında, o habis çehresine rağmen bir şekilde bezgin bakan büyücüyü gördü. Zihni bulanık olsa da, adamın bakışlarının son karşılaşmalarına göre çok daha yumuşak olduğuna emindi.

Zagan bakışlarını Chastille’den çekip kalın bir kitaba dikti.

“Nephy’ye teşekkür et. Seninle o ilgilendi.”

“İlgilenmek...” Chastille’in kafası hâlâ dumanlıydı, bu yüzden sağlıklı düşünemiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.