Kutsal Alevlerin Gölgesinde

Zagan’ın şansına, Arındırma Alevleri hâlâ harıl harıl yanıyordu. Raphael’in yüzüne acı dolu bir ifade çökse de kılıcını kavrayışını hiç bozmadan hızla öne atıldı.

Kutsal Kılıç’ı başının üstüne kaldırıp doğrudan aşağı doğru savurdu. Fakat göz alan alevlerin parıltısı Zagan’ın gözlerini kamaştırmış, görüşüne apaçık beyaz bir iz kazımıştı. Adamın kılıçtaki katıksız becerisi ve büyüleri yakıp yok eden gücü tek başlarına bile yeterince belalıydı; Zagan görüşünü kaybetmenin ölümcül sonuçlar doğuracağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden arka bacağını hızla geri çekip gövdesini döndürdü. Beyaz bıçağın ucu neredeyse burnunu teğet geçerek yere saplandı. Bütün zemin gürültüyle sarsıldı.

Foll küçük bir çığlık attı.

Arındırma Alevleri taş zemine yayıldı. Raphael’in darbesi taşta derin bir yarık açmıştı. Bu yarık, Foll’un küçücük bedenini tamamen yutacak kadar genişti. Şunun kahrolası kaba gücüne de bak...

Meshedilmiş Zırhı ve Kutsal Kılıç’ı sayesinde güçlenen Raphael’in kaba kuvveti, doğrudan dövüş odaklı bir büyücü olan Zagan’ın seviyesine ulaşmıştı.

Sadece fiziksel güce dayalı bir kapışmada hiçbir İblis Lordu’nun Raphael ile boy ölçüşemeyeceği ortadaydı. Sıradan bir büyücünün onun karşısında kıyımdan geçmesi işten bile değildi. Fakat bu yıkıcı güce gözlerinin önünde tanık olmasına rağmen Zagan’ın yüzündeki soğukkanlı ifade bozulmadı.

"Buraya çok fazla zarar verirsen başım ağrır," diyen Zagan, aniden içeri süzüldü ve Cennet Sayacı yeteneğini aşağıdan Raphael’in suratına doğru sürdü. Ne var ki Raphael Kutsal Kılıç’ı hızla geri çekip saldırıyı kılıcın gövdesiyle karşıladı. İki güç çarpıştığında etrafa boğuk bir şok dalgası yayıldı.

"Ne kadar da aptalca, böyle geniş açılı bir darbe asla—" Raphael’in alaycı ifadesi ansızın donakaldı, lafı ağzında tıkandı. Kusursuz bir savunma yapmasına rağmen koca gövdesi havalanıp geriye fırlamıştı. Zagan’ın Cennet Sayacı bir şekilde Raphael’i Kutsal Kılıç’ıyla birlikte uçurmuştu.

"Tüh, gücünün dozunu ayarlamak da ne zormuş..."

Kutsal Kılıç, büyük kılıç kategorisindeydi ve geniş bir bıçağa sahipti. Övündüğü geniş menziline karşılık kıvraklıktan yoksundu; bu yüzden dibine girildiğinde yıkıcı potansiyeli yarı yarıya düşüyordu.

Aslında Zagan, ilk saldırıyı sadece Cennet Sayacı’nın gücünü kusursuz pozisyon almasıyla birleştirerek durdurabilmişti. Yine de indirdiği darbe Raphael’i tam da adamın ideal menziline geri savurmuştu.

Zagan sırtını büküp Cennet Sayacı’nı adeta toprağa kazır gibi öne atıldı. Düşmanına iyice yaklaştığında avucunu yukarı doğru itti.

Fakat Raphael bu kez hazırlıklıydı. Kutsal Kılıç’ı iki eliyle birden aşağı savurdu.

Zagan’ın Cennet Sayacı ile Raphael’in Kutsal Kılıç’ı büyük bir gürültüyle çarpıştı, etrafa kıvılcımlar saçıldı. Bir an sonra Cennet Sayacı parçalandı ve Arındırma Alevleri dağılıp yok oldu.

Görünüşe göre Cennet Sayacı ile Arındırma Alevleri başa baş gelmişti.

"İmkansız."

"Anlaşıldı. Sınırı üç darbeymiş demek?" diye mırıldandı Zagan. Hiç etkilenmişe benzemiyordu.

Bir Kutsal Kılıç ile göğüs göğüse üç darbe teatrisinde bulunmuştu. Muazzam bir güçtü ama hâlâ yetersizdi. Karşısında iki, hatta üç rakip olsa hiçbir işe yaramazdı.

İlk deneme için mükemmel bir performanstı ama tamamlanmaktan çok uzaktı. Zagan büyüsünün verimliliğini sakince tartarken Barbatos ona doğru bağırdı.

"Seni gidi aptal! Rahat davranmanın sırası mı şimdi, kahretsin!"

Raphael’in duruşu bozulmuştu ama Kutsal Kılıç’ı hâlâ elinden bırakmamıştı.

Zagan bunu görünce hafifçe içini çekti.

"Sana daha önce söylemiştim, değil mi? Bunlarla uğraşacak lüksüm var benim."

Duruşu bozulan Raphael’in karın bölgesi tamamen savunmasız kalmıştı. Üstelik Arındırma Alevleri ortadan kalktığı için artık başka büyüler de işlenebilirdi.

Raphael Kutsal Kılıç’ını aşağı savuramadan Zagan sol yumruğunu adamın böğrüne geçirdi. Kolunun etrafını sarmış birkaç büyü çemberi çoktan dönmeye başlamıştı bile. Bu, daha önce Barbatos’un işini bitiren büyünün ta kendisiydi. Cennet Sayacı gibi bir şey kullanmasa bile Zagan’ın yumruğu sıradan bir Meshedilmiş Zırh’ı zorlanmadan paramparça edebilirdi.

Kemiklerin çatırdayarak kırıldığını hissetti. Darbenin yarattığı şok dalgası adamın iç organlarına kadar işlemiş olmalıydı.

"GHA-AA!" Raphael kan kusarak geriye fırladı. İblis Lordu Sarayı’nın kapısına çarptıktan sonra giriş salonunun ortasına yığıldı.

İş bitmişti. Zagan zaferi kazanmıştı... Yine de merakla başını yana eğdi.

"Ne kadar da zayıf. Beş yüze yakın büyücüyü katleden Melek Şövalyesi gerçekten bu mu?"

En korkunç Başmelek bile Zagan’da tek bir yara açamamıştı. Bir başka deyle bu durum, Kilise’nin bir İblis Lordu’na karşı koyacak hiçbir çaresi olmadığını kanıtlıyordu.

Zagan ardından arkasındaki Foll’a kaçamak bir bakış attı. Küçük ejderhanın kafası karışmış gibiydi ama çok geçmeden kendine gelip aniden ellerini çırpmaya başladı.

Bu da ne böyle? Fena değilmiş... Hatta bir şekilde iyi hissettiriyor, öyle değil mi?

Zagan çaktırmadan ona el salladı. Foll bunu fark edince gözleri ışıldamaya başladı.

Yaptığı tek şey göze batan bir paraziti ezip yere sermekti; yine de Foll’un o katıksız, imrenen bakışları hoşuna gitmişti. Oysa şimdiye kadar ayak takımından biri ona böyle baktığında hiçbir şey hissetmezdi.

Zagan’ın yüzü kendi kendine gevşerken Barbatos alnından terler akarak inledi.

"...Seni gidi lanet canavar. Soluğun bile kesilmedi, değil mi?"

Pekala, bu kesinlikle normal bir tepkiciydi. Gerçekten de Raphael’in kılıç becerileri Barbatos seviyesindeki birini ezip geçecek kadar keskindi ama Melek Şövalyeleri büyücülerden farklıydı. Tek bir ölümcül yara aldıklarında her şey biterdi.

Zagan zamanında Barbatos’u patakladığında, ona aynı şekilde vurmasına rağmen adam bir süre sonra ayağa kalkabilmişti. Fakat aynı şey Raphael için geçerli değildi. Ya da en azından öyle olması gerekiyordu...

"Anlıyorum... Ne korkunç bir... güç." Raphael kan tükürmesine rağmen Kutsal Kılıç’ını baston gibi kullanarak ayağa kalktı.

Cidden, kimdi bu adam? Zagan yeniden gardını alarak iki elinde de mana topladı.

Kısa bir süre önce.

"Gitmeliyim..." Foll büyük ihtimalle Chastille yüzünden dışarı fırlamıştı. Doğru ya, Chastille yanlış bir şey yapmadığını biliyordu ama bu kadar küçük bir çocuktan kendisini affetmesini istemek haksızlıktı. Zagan’ın Chastille’i dışarı atması gerekirdi.

Elbette ona kucak açtığı için minnettardı ama sonu Foll’un incinmesine varacaksa bunun hiçbir anlamı olmadığını hissediyordu.

Zagan, Nephy’nin feryatlarını duyar duymaz Foll’un odasına koşmuştu. Chastille de peşinden gitmeye çalıştı ama...

Kutsal Kılıç’ımı kavramak için... fazla tereddüt eder oldum.

İşte bu yüzden geride kalmıştı. Foll’un odasına vardığında Zagan çoktan gözden kaybolmuştu.

"Nephy, Zagan nerede...?"

"Efendi Zagan... Foll’u geri getirmek için gitti." Kar beyazı elf kızı, yere yayılan tekinsiz gölgeye bakarak dudaklarını sıkıca kenetledi.

Bu manzara Chastille’e geçmişi hatırlattı. Barbatos adındaki büyücü tarafından kaçırıldıkları olayı anımsadı. O zaman da benzer tekinsiz bir gölge tarafından yutulmuşlardı. Görünüşe göre Zagan tam da bu büyü sayesinde Foll’a ulaşmıştı.

"Sen... gitmiyor musun?"

"Efendi Zagan burada beklememi... emretti." Geride kalmasının tek sebebi buydu.

"O zaman ben..." Chastille söze başladı ama adımları duraksadı.

Gidip de... tam olarak ne yapacağım?

Zehir vücudundan temizlenmiş olsa da Chastille kollarında ve bacaklarında güç bulamıyordu. Meshedilmiş Zırhı yatağının hemen yanında duruyordu ama gidip onu giyecek vakit yoktu. Üstelik bir Başmelek olmasına rağmen artık Kilise’nin hedefindeydi.

Bunun da ötesinde, eskiden düşman olduğu Zagan’ın koruması altında yaşamak zihnini kurcalıyordu.

Yine de... Kutsal Kılıç’ı taşımak için tek bir sebebim kaldı mı ki?

Kendi kendini sorguladı, zihninde hiçbir yanıt belirmeyince dizlerinin üstüne çöktü.

"İyi misiniz? Eğer kendinizi yine kötü hissediyorsanız..." Nephy hemen yanına koşup onu destekledi.

"Hayır, ben... iyiyim..."

"Emin misiniz...?"

Dışarıdan bakıldığında Chastille’in iyi olduğuna dair en ufak bir emare yoktu. Nephy her ne kadar ifadesiz görünse de onun için endişelendiğini belli edercesine kulaklarının uçları seğiriyordu.

Sonunda Chastille hafifçe içini çekti.

"Yeri ve zamanı değil belki ama... seni biraz kıskanıyorum."

Chastille farkında olmadan içini döktüğünde, Nephy şaşkınlıkla ona baktı. Sadece bu ifadedeki değişim bile Chastille’i şaşırtmaya yetti.

Ounla ilk karşılaştığımdaki haline kıyasla, duygularını dışa vurmakta çok daha başarılı.

Bu da kesinlikle Zagan sayesindeydi.

Aralarındaki ilişkiye pek aşina olmayan Chastille’in gözünde bile aralarındaki o uyum gün gibi ortadaydı.

Sevmek ve sevilmek... Böyle bir ilişkiye izin verilmesi... Beni kıskandırıyor.

Bir düşman hakkında böyle şeyler düşündüğü için Chastille’in zihninde bir sorun olmalıydı. Yine de, o adamın yalnızlığını iyileştiren kişi olmak istiyordu.

Ancak Nephy başını iki yana salladı.

"Öyle mi? Bana kalırsa, ben de sizi kıskanıyorum Chastille."

"...Haha. Benim neyimi kıskanıyorsun ki?" Chastille kendini aşağılarken, Nephy eteğini sıkıca kavrayıp devam etti.

"Yani... Siz Efendi Zagan’ın yanına koşamıyor musunuz, Chastille?" Nephy’den duymaya pek alışık olunmayan, yoğun duygularla yüklü sözlerdi bunlar.

"Benim elimden gelen tek şey burada onu beklemek. Zagan Usta inanılmaz derecede güçlü biri ama o bile canını yakacak şeylerle yüzleşmek zorunda kalabilir. En kötüsü de Foll'a hissettiklerimi bile söyleyemeden çekip gidebilir."

Aşka düştüğü insanları savaş meydanına uğurlayıp arkalarından beklemek zorunda kalanların yaşadığı o amansız endişeyi, cepheye bizzat koşanlar asla bilemezdi. Chastille de bekleyenler kervanında değildi.

Yine de... Oraya gitsem neyi değiştirebilirim ki?

Chastille tek kelime edemez halde öylece kalakalmışken Nephy konuşmayı sürdürdü.

"Yanına varıp ona bir parça huzur vermem, destek olmam bile imkansız."

Ben de aynı şeyleri yapabilmeyi ne çok isterdim... Yine de... Chastille nedense derin bir çaresizlikle başını iki yana salladı.

"Ne yani, gidip bunları benim mi yapmamı istiyorsun? Ben senin düşmanınım, bilmiyor musun? Zagan'ın emrini hiçe sayıp arkasından koşsan daha iyi olmaz mıydı?"

Chastille'in sesi yükseldiği anda, yüzünü yumuşacık ve bembeyaz bir sıcaklık sarmaladı.

"Yapamam." Bu ses Nephy'ye aitti. Chastille kendini bir anda Nephy'nin kollarında bulmuştu.

"Çünkü benim asıl görevim, Zagan Usta döndüğünde onu 'hoş geldin' diyerek karşılamak." Nephy bunları söylerken bir yandan da Chastille'in saçlarını okşuyordu.

"Üstelik Zagan Usta yokken kaleyi korumam gerekiyor."

Bunu savaşmak kastıyla söylemediği açıktı. Efendisi geri geldiğinde rahat bir nefes alabilsin diye ona huzurlu bir yuva kurmaktan bahsediyordu.

O sıcacık kucaklamanın ve başını okşayan ellerin etkisinde kalan Chastille'in bütün direnci kırıldı. Asla dışarı vurmaması gereken bütün sitemler, bir anda dudaklarından dökülüvermişti. Bastırmaya çalışsa da bir kere yolunu kaybetmişti işte, artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı.

"Ben de... Ben de kılıcımı ona doğrultmak istememiştim..."

"Biliyorum," dedi Nephy, Chastille'in başını okşamaya devam ederek sakince başını salladı.

"Ama ben bir kutsal şövalyeyim, anlıyor musun..."

"Biliyorum," diye tekrarladı Nephy. Kendi doğrularını savunmadan ya da karşı tarafı yargılamadan sadece başıyla onayladı.

O an Chastille, Nephy'nin göğsünde tarifsiz bir huzur buldu ve ona sıkıca sarıldı.

"Sırf Zagan'la dövüşmek istemediğimi dürüstçe söyledim diye başıma gelmeyen kalmadı..."

"Biliyorum."

Kutsal kılıcı elinden alınmış, kendisinden çok daha güçlü bir başmeleğin ölümcül bakışlarına maruz kalmış, üzerine bir de zehirlenip ölümün eşiğine gelmişti. Bütün bu yaşadıkları zihninde canlanınca gözyaşları ip gibi boşanmaya başladı; Nephy'nin o güzelim geceliğini sırılsıklam etti. Buna rağmen Nephy en ufak bir huzursuzluk belirtisi göstermeden onun ruhunu teselli etmeyi sürdürdü. Bu şefkat karşısında ezilen Chastille, en sonunda içindeki hırsı dışarı vurdu.

"Onu yenmek falan istemiyordum ki! Ben sadece onun yanında, onunla birlikte savaşmak istiyordum!" Chastille'in bu sözleri, bir başmelek olarak bulunduğu konum düşünüldüğünde tam anlamıyla bir sapkınlıktı. Sıradan biri, bir büyücüye karşı böyle bencilce hisler beslediği için onu aşağılardı. Oysa Nephy, sanki onu takdir etmek istercesine başını salladı.

"Demek sonunda ne istediğini anladın."

Chastille başını kaldırıp Nephy'nin gözlerinin içine baktığında, Nephy de her zamanki o dingin ifadesiyle ona karşılık verdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.