Kırılan Gurur ve Sessiz Öfke

Kız kardeşinin odasından kovulduktan sonra Masachika, eve dönüş yolunda babasının yanındaki koltukta otururken üzerindeki o dalgın hali bir türlü atamadı. Eve vardığında ne ev işlerine elini sürdü ne de derslerin başına oturdu. İnternette öylesine gezinmek bile içinden gelmiyordu. Odasına çekilip güneşin ufukta yavaş yavaş kayboluşunu izledi; ta ki babası onu akşam yemeği için çağırana dek.

Nasıl olmuş? Bence fena bir iş çıkarmadım.

Evet, güzel olmuş.

Kyoutarou, meşhur bir İngiliz restoranının yemeklerini birebir kopyaladığını iddia ederek büyük bir özgüvenle sofrayı kurmuştu. Ancak Masachika, Yuki’nin sözleri zihninde durmaksızın dönüp dururken yemeğini adeta mekanik bir şekilde yiyor, babasına sadece kısa ve isteksiz cevaplar veriyordu. Gensei’nin öne sürdüğü o tek şart da dahil olmak üzere, daha önce zihnini meşgul eden her şey, kız kardeşinin o daha önce hiç görmediği öfkesinin ağırlığı altında ezilip yok olmuştu. Onun böylesine bir hiddete kapıldığına ilk kez şahit olmanın şoku, Masachika’yı tamamen sarsmıştı.

Yuki’yi daha önce hiç bu kadar sinirli görmemiştim. Onu bu yükü tek başına sırtlanmaya zorladığım için kendimi kötü hissediyorum, belli ki taşıyabileceğinden fazlası yüklenmiş omuzlarına. Daha dün gece kollarımda bir çocuk gibi ağlama krizine girmesi boşuna değildi. Kendi hayallerim için onun hayallerini feda ettiğim de su götürmez bir gerçek.

Söylediklerinin Yuki’nin gururunu incittiğinin farkındaydı. Suou ailesine sonraki varis olabilmek için yıllarca hizmet eden birinin, duydukları karşısında şaşkına dönmesi son derece doğaldı. Basitçe söylemek gerekirse Masachika ona, "İyi iş çıkardın, elinden geleni yaptın. Şimdi geri kalanını bana bırak," demiş oluyordu. Yine de kardeşinin neden kendisini odadan kovacak kadar büyük bir öfke duyduğunu bir türlü kavrayamıyordu. Hatta yeniden birlikte yaşayacakları fikrinin onu mutlu edeceğini sanmıştı.

Hatalı olduğum ortada. Yoksa bu kadar öfkelenmezdi. Ama tüm bunları gerçekten çok derinlemesine düşündüm, bu kararı vermek için kendimi ne kadar zorladığımdan haberi yok.

Zihninde bir taraftan kendini suçlarken diğer taraftan içten içe bir savunma mekanizması geliştiriyordu.

Hayırdır? Yuki’yle mi kavga ettiniz yoksa?

Oğlunun aklının başka yerlerde olduğunu fark eden Kyoutarou, yüzünde sıcak bir tebessümle sordu.

Masachika’nın kaşının seğirmesi, Kyoutarou’ya ihtiyacı olan tüm cevabı vermişti.

Kavga ettiniz demek? Bunda yanlış bir şey yok. Hatta kötü bir şey olduğunu bile düşünmüyorum. Birbirinizin her huyuna sessizce katlanmaktansa, bazen içindekileri döküp şöyle sağlam bir kavga etmek daha iyidir. İlişkiler böyle daha sağlıklı yürür.

Öyle mi dersin? Kavga etmeden çözmek daha iyi olmaz mıydı?

Masachika kuşkuyla sorsa da babası onu azarlamak yerine sakin tonunu koruyarak devam etti:

İki insan bir konuda çok güçlü duygular besliyorsa, bu duygular sevgiden kaynaklansa bile en küçük meselede çatışmaları gayet normaldir.

Gerçekten mi?

Gerçekten. Sevginin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır, öyle değil mi? Eğer umursamazsan ortada bir çatışma da olmaz. Dünyadaki en huzurlu insanlar, muhtemelen hiçbir şeyi umursamayan ve her şeye kayıtsız kalanlardır.

Evet, sanırım bu konuda haklısın.

Değil mi? Yani bir bakıma, kardeşler arasındaki kavga sevginin bir dışavurumudur. Sen de öyle düşünmüyor musun?

Yok artık, bence bu biraz zorlama bir yorum oldu.

Masachika, oyuncu bir tavırla omuz silken babasına bakıp hafifçe kıkırdayarak şaka yollu karşılık verdi.

Ama yine de, birbirine en yakın insanların en çok kavga edenler olduğunu söylerler.

Kesinlikle öyle. Bu da demek oluyor ki, Yuki senin için ne kadar değerliyse, sen de Yuki için en az o kadar değerlisin.

Oğlunun şaşkınlıkla açılan gözlerine bakan Kyoutarou, nazik bir ses tonuyla ekledi:

O yüzden endişelenme, her şey düzelecek.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.